ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Asrı Saadette İslam > Muhakeme usulü
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Muhakeme usulü  (Okunma Sayısı 1984 defa)
02 Ekim 2010, 21:34:40
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 02 Ekim 2010, 21:34:40 »



Dördüncü Bölüm


MUHAKEME USULÜ


Hz. Peygamber muhakeme esnasında tatbik ettiği kaide ve şekilleri, çeşitli vesilelerle nazari olarak ortaya koyuyor, dolayı­sıyla tarafların ve hakimlerin her zaman uymaya mecbur olacak­ları kaideleri gösteriyordu.[301] Resûlullah'm tatbik ettiği muhake­me usulüne göre mahkemelerde davayı ispat etmek davacıya düş­mektedir.[302] Hakimler davacının getireceği delillere bağlı kalarak hüküm vermek mecburiyetindedir.[303] Ayrıca islâm muhakeme usulünde tek taraflı olarak icra-i kaza yasaklanarak davalıya da müdafaa hakkı tanınmıştır.[304]

 

A- Dava

 

Ceza davalarında, davanın açılması ve takip edilmesi hukuk-davalanndan farklı bir manzara arzeder. Ceza davalarında, hak­kı ihlal edilen fert veya onun varisleri dava açabileceği gibi bir ih­bar üzerine hakimler de amme davası açabilirler ve mahkemeyi faaliyete geçirebilirler.[305] Hz. Ömer,[306] bir ölüm haberinin kendi­sine gelmesi üzerine, katili bulmak ve gereken cezaya çarptırmak için hukuku amme davası açarak mahkemeyi harekete geçirdi. Bu davanın tahkikatı tam bir sene devam etti.

Basra valisi Mugire b. Şu'be'nin zina ettiği haberi Hz. Ömer'e gelince, hemen onun hakkında hukuki amme davası açtı ve mah­kemeyi faaliyete geçirerek zanlı hakkında gerekli soruşturmayı

yaptırdı.[307]

Hz. Osman'a Küfe valisi Velid b. Ukbe'nin şarap içtiği ihbar edildi. Hz. Osman bu ihbar üzerine hukuku amme davası açarak zanlı hakkında gerekli soruşturma ve tahkikatı yaptırdı.[308]

Amme hukukunu ilgilendiren davalarda, kadılar gibi her müslüman da taraf olabilir ve hukuku ammeye tecavüz durumun­da, ihbar haberini götüren şahıs hukuku amme davası açmış sayı­lır ve o davayı taraf olarak takib eder.[309]

 

B- Müdafaa

 

Muhakeme usulüne göre davacının mücenred iddiasıyla isteği hemen yerine getirilmez, iddia edilen şey (müddeabih) hakkında davalının görüşü sorulur. Bu onun en tabii hakkıdır. Çünkü hak­lar davacının mücerred iddiasıyla tek taraflı verilmiş olsa çok za­man haklar kaybolur ve hak sahipleri mağdur olurdu. Resülul-lah'm bir hadisi bize bu hususta yol göstermektedir: O,

«Şayet hakimler insanlara tek taraflı beyan ve iddialara meb-ni hak tevzi edecek olsalar, karı (ceza mahkemeleri) ve şahısların mallan (hukuk mahkemeleri) üzerinde doğru ve adil olmayan hü­kümler verilirdi» diyor.[310] Hz. Peygamber Ali b. Ebi Talib'i Yemen'e kadı olarak tayin ederken tek taraflı hüküm vermekten sakınmasını,

«iki taraf senin karşında yerlerini alınca; birini olduğu gibi diğer tarafı da dinlemeden aralarında hükmetme. Bu alınması gerekli karan tayin etmede sana daha elverişlidir.» sözüyle ifade etmişlerdir.»[311]

 

C- Davaya Son Veren Taraf Muameleleri
 


1. Feragat Ve Af
 

Feragat ve af daha ziyade hukuk davalarında bahis konusu olabilir. Bir kimse kişisel hakkından feragat ederek davaya son verebilir. Peygamberimize sunulan bir davada,taraflardan biri hakkından feragat etti ve böylece dava son buldu.[312]

Gerçekten Hz. Peygamber devrinden itibaren kısas ve diyet davalarında af ve hakdan feragat kabul edilmiş olduğu halde,[313] hudud davalarında hiçbir zaman af ve feragat kabul edilmemiştir.

Mekke fethedildiği gün, asil aileye mensup bir kadın hırsızlık yapmış ve dava Hz.Peygamber'e götürülmüştü. Hz. Peygamber de deliller muvacehesinde hırsızlık suçunun işlendiğini tesbit etti ve hırsızı el kesme cezasına çarptırdı. Birisi Hz. Peygambere müra­caatla hırsızın elinin kesilmemesini istedi. Hz. Peygamber bu tek­life müthiş kızdı ve böyle davalarda affın bahis konusu edilemeye­ceğini bildirdi.[314]

Safvan b. Umeyye'nin elbisesini çalan hırsız yakalanarak Hz. Peygamber'e götürüldü. Hz. Peygamber, hrısızı el kesme cezasına çarptırdı. SafVan, hırsızı affettiğini ve hakkından feragat ettiğini söylemesi üzerine, Hz. Peygamber:

«Mahkemeye gelmiş bir hırsızlık davası neticesi cezaya çarp­tırılmış bir suçluyu ben affetsem bile Allah affetmez» diyerek Saf-van'm af isteğini reddetmiştir.[315] Çünkü bu gibi cezalar cemiyetin selameti amme (kamu) menfaati ve sosyal adalet düşünceleriyle konulmuştur. Bunlar mağdurun veya onun varislerinin affetme-siyle yahut haklarından feragat etmeleriyle düşmez.

Hz. Peygamber (s.a.v.):

«Taraflar, ihtilafları mahkemeye intikal ettirmeden önce ceza (hudud) davalarında haklarından vaz geçebilirler, birbirlerini affedebilirler.Ancak dava mahkemeye geldikten sonra af bahis konusu olamaz, gereken cezalar verilir ve verilen ceza tenfiz (in­faz) edilir» diyerek ceza davalarında (hudud) af ve feragatin ne zaman kabul edileceğini, ne zaman kabul edilmeyeceğini seraha-ten belirtmiştir.[316]

Burada hatırlatalım ki, Hz. Peygamber, ispat edilemeyen ve­ya ispatı mümkün olamayan ceza davalarında;

«Elinizden ne kadar imkan gelirse müslümanların cezalarını kaldırmaya çalışınız, şayet elinizde beraati için bir yol, bir delil varsa, maznunu serbest bırakınız, zira başkanın afta yanılması cezalandırmasında yanılmasından daha evladır»[317] ve «şüpheli hal sebebiyle cezaları kaldırınız»[318] hadisleriyle maznunun lehi­ne olarak af cihetine gidilmesini tavsiye edilmiştir.

Burada siyasi suçluların cezalarının umumi bir surette affe­dilip affedilemeceği bahis konusu olabilir. Hz. Peygamber Mek­ke'nin fethinde müşriklerin cezalarını affedip umumi af ilan et­mişti.[319] Bu tatbikatın umumi bir af için delil kabuledilip edilme­mesi münakaşa konusu olabilir. [320]

 

2. Sulh
 

Taraflar, gerek duruşmadan evvel ve gerekse muhakeme es­nasında, aralarında niza ve ihtilafı sulh ve anlaşma suretiyle çö­züme kavuşturabilirler.

Hz. Peygamber'den rivayet edilen bir hadisde, «müslüman-lar arasında helali haram, haramı helal etmemek şartıyla sulh makbuldür» diyor.[321]

Hz. Peygamber, kendisine gelen bazı davalarda sulh olmala-rı,uyuşmaları için taraftan bu yola sevketmiştir.[322]

 

D- Deliller Ve İspat Yükü
 

1. Şahitlik (Şehadet)
 

a) Kavram:
 

Şehadet delili, islâm hukukunda en önemli delillerden biri­dir. Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde bu delile temas edilmekte­dir.[323] Hatta Kur'an bazı davaların ispatının şahadet deliliyle mümkün olabileceğini ifade etmiştir.[324] Hz.Peygamber de kendi­sine dava geldiği zaman taraflardan önce şahit getirmelerim isti­yordu.[325] Yine O, nazari olarak da islâm adliye teşkilatında onla­rın Önemli bir yeri olduğunu «şahitlere ikram ve hürmet ediniz. Çünki, Allah onlar sayesinde hakları yaşatır, korur» sözüyle ifade etmişlerdir.[326]

Kur'an adaletle şahitlik etmeyi[327] ve bir kimsenin şahit ola­rak gösterildiğinde şehadetten kaçınmayarak gördüklerini ve bil­diklerini anlatması mecburiyeti (farz-ı ayn ve farz-ı kifaye) üzerinde[328] İsrar eder. [329]

 

b) Şehadet-İ Hisbe:
 

Amme hukukunu ilgilendiren davalarda her müslüman ha­sım olabileceğinden ihbar anında dava hükmen açılmış kabul edi­lir ve o şahsın şehadeti dinlenir. Bu şehadete Şehadet-i Hisbe denir. [330]Hz. Peygamber «şahitlerin en iyisi kendisinden şehadet et­mesi istenmediği halde şehadet eden,kimsedir» diyerek şehadet-i hisbeye temas etmiştir.[331]

Ehl-i zimmilerin biribirleri arasında yapacakları şehadet kabul edilir. Bir hadiste, «Her şahıs, kendi dinine mensup şahıs aleyhinde şahadet edebilir. Yahudi, Hristiyan'ın aleyhinde şahadette bulunamaz, Hristiyan da Yahudinin aleyhinde şahadette bulunamaz. Sadece müslümanlar diğer dinlere mensup şahıslar aleyhinde yapacakları şahadet kabul edilir» diye rivayet edil­mektedir.[332] Hz. Peygamber, yahudilere mensup iki şahıs zina edince onlardan dört şahit istemişti.[333]

Hz. Aişe'den rivayet olunan bir hadisten akrabalığın şahade­tin kabul edilmesine engel olan bir durum olduğu anlaşılıyor.[334]

 

c) Şahadette Nisab:
 

Kur'an ceza davalarında iki adil ve namuslu erkek şahit getir­me mecburiyeti üzerinde ısrarla durur[335] ve hatta gayri meşru münasebetler (zina) gibi en ciddi vak'a ve durumlarda ise dört er­kek şahit şart koşar.[336]

Beyhaki de, «kadınların ceza (hudud) ve talak davalarında şahadetlerinin kabul edilmediğini» zikrediyor.[337] Zühri de aynı şekilde «kadınların Peygamber (s.a.v.) ve ondan sonraki halife (Ebu Bekir ve Ömer) zamanlarında, ceza davalarında şahid kabul edilmediğini» rivayet ediyor.[338]

Yukarıda vermiş olduğumuz izahatten anlaşılacağı üzere ceza dav...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Muhakeme usulü
« Posted on: 18 Eylül 2019, 14:33:18 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Muhakeme usulü rüya tabiri,Muhakeme usulü mekke canlı, Muhakeme usulü kabe canlı yayın, Muhakeme usulü Üç boyutlu kuran oku Muhakeme usulü kuran ı kerim, Muhakeme usulü peygamber kıssaları,Muhakeme usulü ilitam ders soruları, Muhakeme usulüönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &