ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Fiillerinde İnsanın Rolü
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fiillerinde İnsanın Rolü  (Okunma Sayısı 356 defa)
06 Eylül 2010, 16:30:04
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 06 Eylül 2010, 16:30:04 »



Fiillerinde İnsanın Rolü

Prof Dr. Muhit Mert





Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda, karar verme gücü veya “eğilim” diye tarif edeceğimiz “irade muhtariyeti” insan olmanın şiarı ve ahlâkın biricik esasıdır. O olmadan ne faziletten ne de insanlıktan bahsetmeye imkân yoktur.


İnsan fiillerinin meydana gelişi İslâm düşünürlerini eskiden beri meşgul etmiş bir mevzudur. Bu konunun esasını; insanın irâde ve seçme hürriyeti var mıdır? Varsa bunun sınırları nedir? Yoksa tabiattaki mutlak determinizme tâbi olup fiilleri ondan zorunlu olarak mı sudur etmektedir? İnsan gücünün mahiyeti ve fiile tesiri nedir? İrâde ve ihtiyardan başka insanın fiile katkısı var mıdır?.. sorularına verilecek cevaplar oluşturmaktadır. Bu konu incelenirken cüz'î irâde (insan irâdesi), istitâa (insan gücü) ve kesb (fiilin insana nispeti) olmak üzere üç terim karşımıza çıkmaktadır. Burada detaylı bir araştırmayla bu kavramların tahlil ve tenkidine girmeden, ana hatlarıyla Cebriyye, Mutezile ve Ehl-i Sünnet'in görüşlerini arz edeceğiz.

1- Cebriyye'ye Göre İnsan Fiili
Cebriyye'nin önde gelen ismi Cehm b. Safvan insanın iradî fiilleri olmadığını, fiillerinde zorunlu olduğunu (Bağdâdî, el-Fark beyne'l-firak, s.211), yine insanın istitâa ile vasıflanamayacağını (Şehristânî, Milel, I, 87), onun hiçbir şey yapmaya veya kesbetmeye kâdir olmadığını (İbn-i Asakir, Tebyin, s.149) iddia etmiştir. Bu meseleye kazâ-kader hakkındaki genel görüşleri açısından bakan Cebriyye icbarî bir kader anlayışına sahip olduğu için insanın ne irâdesini, ne gücünü ve ne de kesbini kabul eder. Onlara göre insan irâde ve güç sahibi değildir. İrade ve güç sahibi olmayınca fiilini kendisi yapamaz. İnsanın fiilleri, Allah'ın yaratmasıyla meydana gelir. İnsan fiillerinde mecburdur, iradesi, kudreti ve ihtiyarı yoktur. Allah diğer cemadattan sudur eden fiilleri yarattığı gibi insanın fiillerini de yaratır. Nasıl ki; "ağaç meyve verdi", "su aktı", "taş hareket etti", "güneş doğdu ve battı", "gökyüzü bulutlandı ve yağmur yağdırdı", "yeryüzü harakete geçip kabardı ve ot bitirdi" gibi fiiller cemadata mecazen nispet ediliyorsa insana da fiilleri mecazen nispet edilmektedir. Bütün fiiller cebren olduğu gibi sevap ve ikab da cebrendir. (Eş'arî, Makalatü'l-İslâmiyyin, s.278; İsferâinî, et-Tabsir fi'd-din, s.107; Şehristânî, el-Milel ve'n-nihal, I, 87)

Cebriyye bu konuda yalnızca Allah'ın iradesinden bahseden, "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz." (İnsan Sûresi 30); "Sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidâyet eder." (Kasas Sûresi 55) ve "Ben size nasihat etmek istesem de, eğer Allah dalaletinizi murad etmişse benim nasihatim size fayda vermez." (Hud Sûresi 24) gibi âyetleri tek taraflı delil olarak aldığından –ki buna ifrad metodu denir- böyle bir sonuca gitmektedir. Ancak Kur'ân-ı Kerîm'de insan iradesini konu edinen âyetler de mevcuttur. Bu konuda isabetli bir neticeye ulaşmak, her iki gruptaki âyetleri beraberce mütalâa etmekle mümkündür ki, buna cem metodu denir.

Cebriyye'nin bu düşüncesini desteklemek için şu aklî delilleri ileri sürdüğü görülür: 1- Her şey ezelî ilim sahibi Allah'ın bilgisi dâhilinde meydana gelmektedir. Eğer insan, iradesiyle hareketini değiştirecek olsa bu, Allah'ın ezelî ilmine ters düşer. 2- İnsanı, iradesiyle iş yapan bir varlık olarak görmek, Allah'tan başka yaratıcı kabul etmek mânâsına gelir. Hâlbuki yaratma yalnızca Allah'a mahsustur. İşte Cebriyye'nin dane-i hakikati budur. Ancak her ne kadar Cebriyye ekolü, ileri sürdükleri bu iki itirazda haklı gibi görünseler de, İslâm inancına göre Allah'ın insanı yaptıklarından mesul tuttuğu da bir gerçektir. Cebrî anlayış kabul edilecek olursa, o zaman ya insanın yaptıklarından sorumlu olmaması gerekirdi veya Allah'ın, bir şeyi hem zorla yaptırmak hem de mesul tutmak suretiyle abes işlemiş ve zulmetmiş olması gerekirdi. Hâlbuki Allah, hem abes iş yapmaktan hem de zulmetmekten münezzehtir. İşte Cebriyye'nin yanıldığı nokta burasıdır.

Ayrıca insanın irâdesini pek çok yerde kullandığını anlamak için uzun araştırmalara gerek yoktur. Felçli bir elin irade dışı titremesiyle iradî olarak birine el sallamanın arasındaki farkı, herkes anlayabilir. Basit fiillerden tutun da en önemli meselelerimize varıncaya kadar her işte irademizi kullandığımızı ve kararlar verdiğimizi hayatımızın her cephesinde görmemiz mümkündür. Şunu da belirtmek gerekir ki, cebir görüşü, insanın içinde yaşadığı teşebbüs etme-çalışma-başarma dünyasının realiteleri ve insanın vicdanî kanaatleriyle de bağdaşmamaktadır.

2- Mu'tezile'ye Göre İnsan Fiili
"İnsanın fiillerini kendisinin meydana getirdiği" temel düşüncesinden hareket eden Mu'tezile kelâmcıları, fiillerinde müessir bir iradesi olduğunu da kabul ederler. (Kâdı, Şerh, s.431) Mutezilî âlim Kâdı Abdülcebbâr: "İnsanların fiilleri kendi istek ve kusurlarına dayalıdır, dilerse yaparlar, dilemezse yapmazlar. Dolayısıyla insanların fiilleri, Allah'ın mahlûku (yaratığı) değildir." diyerek insanda müessir bir irâdenin var olduğunu dile getirmiştir. (Kâdı, Şerh, s.771) Mutezilîler "Allah âlemlere zulmetmeyi irade etmez." (Mü'min Sûresi 31) ve "Allah kulların küfrüne razı olmaz, eğer şükrederseniz buna razı olur." (Zümer Sûresi 7) gibi âyetlerden hareketle Allah'ın (celle celâlühü) insanın küfür, şirk, fısk gibi kabih fiillerini irade etmeyeceğini söylemişlerdir. (Kâdı Abdülcebbar, el-Usulü'l-hamse, s. 80-81) Onlara göre insanın iyi fiillerini Allah irade etmektedir; ancak bu iradenin fiilin meydana gelmesinde bir tesiri yoktur.

Mu'tezile'ye göre insanın fiillerini meydana getirmeye istitaati (gücü) de vardır. O, bu gücü kullanarak fiillerini yapar. (Cüveynî, el-İrşad, s.173) Bu güç insanda fiilden önce bulunur. (Eş'arî, Makalat, s.230) Yani bu, insanda sürekli var olan potansiyel bir güçtür. Mu'tezile'nin ileri gelenleri bu gücün ne olduğu hakkında iki görüş ileri sürmüşlerdir. Bunlardan birincisi; Bişr b. Mutemir'e (ö.210/825) aittir. Ona göre insandaki bu güç, bedenin, azaların sağlam ve çalışır durumda olmasıdır. Bu hâliyle insan, kendi fiillerini işleme potansiyeline sahip bulunmaktadır. İkincisi ise; Ebu'l-Huzeyl el-Allâf'a (ö.236/850) aittir. Ona göre de istitâa bedenin sağlamlığından başka ona eklenen bir arazdır. Ancak bu araz kalıcıdır. (Eş'arî, Makalat, s.229; Hayyat, el-İntisar, s.131) Birinci görüşe göre fiilin oluşması için bedenin sağlamlığı ve organların çalışır durumda olması yeterli iken, ikinci görüşe göre fiilin meydana gelmesinde bunlar yeterli değildir, bir de bunlara bir gücün eklenmesi gerekir ki, bu güç kalıcı arazdır. Dolayısıyla her iki durumda da istitaa fiilden önce insanda mevcuttur.

Kesb terimine gelince Mutezilîler, Ehl-i Sünnet'in ortaya koyduğu kesb yaklaşımını kabul etmezler, bunun yerine insanın kendi fiilinin faili veya hâlikı olduğunu düşünürler. Kâdı Abdülcebbâr kesb terimini, tarif edilemez ve dolayısıyla bilinemez bir müşkil olarak telakki ediyor. Bu sebeple insan gücünün fiile doğrudan tesiri fikrinden hareketle kesbi kabul etmiyor. (Kâdı, Şerh, s.366-367) Zaten Mu'tezile'ye göre kul kendi fiilini kendisi meydana getirmektedir. Her ne kadar mütekaddimun mutezilîler, "Kul fiilinin yaratıcısıdır." demekten çekinmişlerse de, sonradan gelenler buna da cüret etmişlerdir. (Cüveynî, İrşad, s.173)

Mu'tezile ekolü; "İnsan, sorumluluğunu üzerine aldığı fiile tam olarak ve her yönüyle hâkim olmalıdır." anlayışı gereği kesb teorisine karşı çıkmıştır. Yalnız, İbn Kayyim el-Cevziyye (ö.751/1349) Mu'tezile'nin, kulun fiilini kendi iradesi doğrultusunda ihdâs ve icat etmesi anlayışlarını onların bir nevi kesb nazariyesi olarak değerlendirmektedir. (İbn-i Kayyim el-Cevziyye, Şifau'l-alil, s.254) Ancak onların düşünce sisteminde Ehl-i Sünnet'te olduğu gibi bir kesb anlayışı olmadığından bunu kesb olarak adlandırmak doğru olmasa gerektir. Zira onlar fiili irade etme, güç yetirme ve meydana getirme safhalarıyla insana nispet ederler.

Netice itibariyle Mu'tezile, fiillerinde insana, isteme, güç yetirme ve meydana getirme açısından tam bir yetki verildiği (tefviz) inancına sahiptir. Buna göre insan, fiillerini kendi serbest iradesi ve Allah'ın onu yaratırken kendisine verdiği güç ile meydana getirmektedir. Mu'tezile'ye göre insan, irade ve ihtiyar sahibidir. Bu iradesini kullanarak kendi kaderini kendisi tayin eder. Böyle bir düşünce, insana mesuliyet yüklemek ve yaptığı işlerden sorumlu tutmak maksadıyla ortaya konulmuştur. Yani bununla, Allah'ı, hem zorla yaptırma hem de mesul tutma gibi bir abesiyet ve zulümden takdis ve tenzih hedeflenmektedir. Mu'tezile'nin dane-i hakikati de budur. Ancak böyle bir düşünce şekli bazı problemleri de beraberinde getirir. Meselâ bu düşüncede, Allah'tan başka yaratıcı kabul etme gibi bir problem vardır. Çünkü yukarıda belirttiğimiz üzere Mu'tezile, "kul fiillerini kendi yaratır" inancını taşır. Fakat insanı fiillerinde tam yetkili görmek de, realite açısından isabetli olmasa gerektir. Zira insan her istediğini yapabilme imkânına sahip değildir. "İnsan gücünün mahiyetini ve etki alanını tespitte en önemli ölçü yaratmadır. Yaratma, yoktan var etmedir. Bu anlamda insanın gücünün ne olduğu ortadadır. O, asla yoktan var etme anlamında yaratıcı bir güce sahip değildir. Yaratma ancak Allah'a aittir ve ondan başka yaratıcı güce sahip olan yoktur." (Gölcük, İnsan ve Kaderi, SÜİFD II, 1986, s. 30.)

3- Eş'arîlere Göre İnsan Fiili
İmam Eş'arî, "Siz dileyemezsiniz ancak Allah diler." (İnsan Sûresi, 30) âyetine dayanarak "Biz ancak Allah'ın bizim istememizi istediği şeyi isteyebiliriz." (Eş'arî, Lüma', s. 108) demiştir. Bu sözlerinden anlaşılmaktadır ki o, insanda küllî (potansiyel) bir irade olduğunu değil, her bir fiil için ayrı ayrı yaratılan hâdis bir irade olduğunu varsaymaktadır.

"Eş'arîler'e göre Allah'ın iradesi her şeyin üstünde ve her şeyi ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Fiillerinde İnsanın Rolü
« Posted on: 23 Ağustos 2019, 01:01:02 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Fiillerinde İnsanın Rolü rüya tabiri,Fiillerinde İnsanın Rolü mekke canlı, Fiillerinde İnsanın Rolü kabe canlı yayın, Fiillerinde İnsanın Rolü Üç boyutlu kuran oku Fiillerinde İnsanın Rolü kuran ı kerim, Fiillerinde İnsanın Rolü peygamber kıssaları,Fiillerinde İnsanın Rolü ilitam ders soruları, Fiillerinde İnsanın Rolüönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &