ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Fıkhı Eseleri > Hanefi Fıkhı > Reddü´l Muhtar / Şuf´a
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Reddü´l Muhtar / Şuf´a  (Okunma Sayısı 2564 defa)
02 Şubat 2010, 20:16:29
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 02 Şubat 2010, 20:16:29 »



Reddü´l Muhtar / Şuf´a

ŞUF´A KİTABI  

ŞUF´A TALEB ETME BABI

ŞÜF´ANIN SABİT OLUP OLMADIĞI ŞEYLERİN AÇIKLAMASI BABI

ŞUF´AYI BÂTIL KILAN ŞEYLER BABI





ŞUF´A KİTABI

METİN


Şuf´anın gasbla ilgisi şudur: Her ikisi de başkasının malını, rızası olmaksızın mülk edinmektir.

Şuf´a sözlükte; bir şeyi bir şeye katmaktır. Bir terim olarak ise; şüf´a hakkı, sahibinin satılan malı,

müşterinin ödediği satış bedeli ile zorla kendi mülküne kalmasıdır. Malı eğer satış bedeli misli

yattan ise mislini, değilse kıymetini vererek, alır.

Şuf´anın sebebi, şuf´a hakkı taleb edenin satılan mülke ortaklık ve-ya komşuluk vasıtası ile bitişik

olmasıdır.

Şuf´anın şartı ise, şuf´a hakkı taleb edilen yerin akar olması ge-rekir. İster yukarıda, ister aşağıda

olsun. Yukarıda bulunanın yolu her-ne kadar aşağıda olmasa bile. Çünkü karar hakkı olan akara

bitişmiştir. Dürer.

Ben derim ki: İbni Kemal Şuf´a hakkı hangi mülkte olur babının baş tarafında. «Karar hakkı ile

satılırsa, o bina akara bitişir» demiştir. Şey-himiz Remlî, İbni Kemal´in bu kesin ifadesini

reddederek ve Bezzâziye ve diğer kitaplara uyarak onun akara bitişmeyeceği şeklinde fetva

ver-miştir. Hıfzedilsin.

Şuf´anın rüknü ise, sebeb ve şartın bulunduğu yerde iki akit yapa-nın birinden almasıdır.

Hükmü ise, sebeb tahakkuk ettiği zaman şuf´ayı taleb etmenin ca-iz olmasıdır. Velev ki bir kaç yıl

sonra olsun.

Vasfı ise, bir mülk şuf´a ile almak başlangıçta satın alma menzisindedir. Öyleyse, alışta sabit olan

görme ve ayıp muhayyerliği ile red-detme, şuf´ada da sabittir.

Şuf´a hakkı satıştan sonra bu hakka sahib olan için sabit olur, fa-kat üzerine vacip değildir. Satış

fasit bile olsa, ondan malikin hakkı kesilir. Nitekim ileride gelecektir. Müşteri muhayyerlik hakkına

sahip olsa bite şuf´a yine sabit olur. Şuf´a şefiin şahit tutmasıyla işhat meclisinde kararlaşır. Yani

muvasebe talebinden sonra. Ondan sonra da bâtıl olmaz.

Mülke, tarafların rızası ile almakla veya hâkimin hükmü ile hissele-rinin miktarına malik olurlar.

Çünkü itibar olunmaksızın, ortakların hep-si şefiin mülkiyeti almazdan önce yalnız hükümle de

sabittir. Burada Şâfii´ye hilaf vardır. Malını karıştıran ortağın mebiin kendisinde, sonra mebî karışık

olsun veya olmasın, hakkı vardır. Ki bu da, mebii bayi taksim etmiş, ona akarda ortaklık hakkı

kalmıştır. Özel yol ve sulama hakkı gibi.

Sonra musannıf bunları şu sözüyle tefsir etmiştir: «Gemilerin çalış-mayacağı küçük bir nehirdeki

sulama hakkı ve başkasının geçmeyeceği yol gibi şeylerde ona şuf´a hakkı sabit olur. Bu yol ile

nehir genel olsa, onlarda şuf´a olmaz.» Bunun açıklaması şöyledir: Bir topluluğun ortak-laşa

kullandıkları bir nehir olsa, onların arazilerinden bir parçası satıl-mış olsa, yine oradan arazisini

sulayanların hepsinin şuf´a hakkı var-dır Eğer nehir umumî olursa, o zaman şuf´a hakkı yalnız ona

bitişik olanındır.

Satılan binanın arkası bir kimsenin evinin arkasına bitişik olsa bu kimsenin evinin kapısı başka bir

binası bitişik olan adam sokağa açılsa bile zımmî, mezun veya mükâteb köle bile olsa, şuf´a hakkı

onundur. Eğer kapısı aynı sokağa açılıyorsa, yukarıda geçtiği gibi o zaman o mül-künü ona

karıştırmıştır.

Birisi direğini başkasının duvarına koysa, direğe ortak iseler o kom-şudur. Yok eğer duvarın

kendisine ortak iseler o zaman satılan binaya ortaktır. Mülteka.

Ben derim ki: Şu kadarı var ki musannıf şöyle demiştir: Eğer kom-şulardan birisi duvara ortak olsa,

diğer komşular üzerine şuf´a hakkın-da tercih yapılmaz, Çünkü ortaklık yerde değil, yalnız

duvardadır. Onun-la da şuf´a hakkı kazanılmaz.

Mecma şerhinde şöyle denilmektedir: «Çıkmaz bir sokakta karşı-sındaki komşu için de şuf´a hakkı

sabittir. Ama açık sokakta karşıdaki komşu bunun, aksinedir.»

Hükümden sonra ortaklardan bazısı şuf´adaki hakkını düşürse, ge-ri kalanlar hakkından vazgeçen

adamın hakkını alma hakkına sahip de-ğildirler. Ama eğer hükümden önce ise, geri kalan

kalabalığın zail ol-masıyla, geri kalanın hepsini alabilir. Çünkü hükümle her birisinin hak-kı,

diğerinin hakkından ayrılmıştır. Zeylaî.

Ortaklardan bazısı gaib olsa. o zaman hazır olanlar arasında mebi-in hepsinde şuf´a ile hüküm

verilir. Çünkü onun taleb etmeme ihtimali vardır. O takdirde de şüphe ile şuf´a tehir edilmez.


Mesela, iki ortaktan birisi gaib olsa, diğer ortak şuf´a hakkı taleb etse, satılan şeyin hepsin-deki

şuf´a hakkı ona hükmedilir. Sonra gaib olan kimse gelse, şuf´a hak-kı taleb etse, ona da hüküm

verilir. Eğer birincisinin hakkı kadar ortaksa, yarısı ile ona hükmedilir. Eğer onun üstünde ise, hepsi

ona hükme-dilir. Eğer ondan aşağı ise engel olunur. Hülâsa.

İZAH

«Gasbla münâsebeti ilh...» Musannif burada gasbın şüf´adan önce takdiminin sebebini

zikretmemiştir. Halbuki şuf´a gasbın aksine meşru-dur. Takdim şekli şudur: Gasb çok olmaktadır.

Bir de gasb hem akarda, hem de menkulde olmaktadır. Ama şuf´a bunun aksinedir. Zira Sadiye´de

şöyle denilmektedir: «Gasbın mezun kitabından sonra gelmesini be-yan etmesi, şuf´adan önce

gelmesinin açıklanmasına lüzum bırakmamış-tır.»

«Şuf´a sözlükte, bir şeyi bir şeye katmaktır ilh ..» Zeylâî şöyle de-mektedir: «Şuf´a kelimesi katma

anlamına gelen şefi kelimesinden alın-mıştır. Bu da tekin zıddı, yani çift etmektir. Peygamberin

günahkârlara şefaat etmesindeki şefaat de bundandır. Zira, Resulullah günahkârları şefaatiyte,

imanıyla kurtulup cennete gidenlerle birleştirmektedir. Şefi de satılanı kendi mülkü ile

birleştirmektedir. Bundan ötürü de satılan mülkü şefiin almasına şuf´a denilir.»

Kuhistânî de şöyle demektedir: «Şefi sözlükte, zamm ile meful ma-nasınadır. Bu da alınan mülk ile

çiftleşen mülke isim olmuştur.»

Muğrib´te de bu kelimenin iki manaya kullanıldığı ifade edilmiştir. Şuf´a kelimesinden fiil çekimi de

işitilmemiştir. Ama fakihlerin »O binaki onda şuf´a hakkı sabit olur» şeklindeki kullanımı istilahi

kullanımdır.

«Şeriatta ise bir mük parçasını temlik etmektir ilh...» Uygun olan, Kenz ve diğer kitaplarda olduğu

gibi «temellük» denilmesiydi. Çünkü temellük şefiin vasıflarındandır. Zira şefi, malik olandır,

başkasına mülk eden değildir. Belki bundan daha uygunu Gâyetü´l-Beyân´da olan, «Şuf´a temellük

hakkından ibarettir» ifadesidir. Zira buradaki hak kelimesi ol-mazsa, Kadızâde´nin de Fetih´in

tekmilesinde dediği gibi/ musannifin «Şefiin talebinden sonra şahit tutmasıyla kararlaşır» sözünün

doğru ol-maması gerekir. Çünkü mülk edinme hükümsüz veya rızasız olmaz.

Yine, şuf´anın hükmü talebin cevazıdır. Birşeyin hükmü de ya onun-la birlikte olur veya onu hemen

takip eder. Eğer temellük talebten evvel hasıl olursa, hasıl olan şeyin tahsil edilmesi gerekir. Mülk

parçasından maksat, mülk parçası veya parçanın bazısıdır. Böyle denilmelidir ki, şefiilerden

birisinin o parçayı satın alması da ifadenin içine girsin. Nitekim ileride gelecektir.

«Müşteri üzerine cebren ilh...» Bu, müşterinin rızası ile olandan ka-çınmak için değildir. Zira

ekseriyetle mülkü olan kimse şefiin almasına razı olmaz. Nitekim Kuhistanî de buna işaret

etmektedir. Ebussuud.

İbni Kemal de, «Bu sözden murad, ihtiyara itibar edilmemesidir. Yoksa ademi ihtiyara itibar olunur

demek değildir» demiştir.

Musannif «alınan şey» ile hibe, irs, sadaka veya maldan başka olan bir karşılıkla mehir, kira bedeli,

muhâlea, hulu bedeli, kasdi kan dök-mekteki sulh bedeli gibi karşılıksız şeylerle mülk edinmeden

kaçınmış-tır. Yani şuf´alı bir arazi birisine hibe edilse, onun bitişiğindeki şuf´a hak-kı olan kimse,

şuf´a hakkını kullanamaz. Bir karşılıkla yapılan hibe de bu tarife girmektedir. Çünkü o nihayetinde

alman birşeydir. Kuhistanî.

Kuhistanî´nin bu sözü ile zahir olmaktadır ki, evla olan satın alarak kelimesinin terk edilmemesidir.

Belki uygun olan «beyi» kelimesinin de eklenmesidir. Çünkü beyinin bey´i ikrar, müşterinin inkâr

etmesi halinde bazan müşteri de cebredilir.

Feteva-yı Suğra´da şöyle denilmektedir: «Şuf´a mülk satıcıdan ke-silmesine dayanır. Müşteriye

sübutu üzerine dayanmaz. Bundan dolayı muhayyerlik şartıyla sattığı takdirde şuf´a, müşteriye

sabit olur.»

«Mevcut olan bahası ile ilh...» Yani ister hakikaten, ister hükmen. Nitekim ileride, şarap ve

diğerlerinde geleceği gibi. Turî.

Burada üzerinde mevcut olandan maksat, müşteriye alışla gerekli olan masraflardır. Bu açıklama ile

Dürer sahibi gibi Aynî´nin sözündeki kusur anlaşılmaktadır. Zira Aynî, «Müşteri üzerine mevcut olan

semen-le» demiştir. Eğer metni böyle tefsir etmeyip umumu üzerine bıraksaydı daha uygun olurdu.

Ebussuud.

«Sebebi ilh...» Turî şöyle demektedir: «Şuf´anın meşruiyet sebebi, devamlı kötü komşuluktan doğan


zararı gidermektir. Ateş yakması, du-varını yükseltmesi ve toz kaldırıp dağıtması gibi zararların

defidir.»

Zahir odur ki Turî...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 02 Şubat 2010, 20:17:30 Gönderen: Neslinur »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Reddü´l Muhtar / Şuf´a
« Posted on: 07 Temmuz 2020, 02:32:02 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Reddü´l Muhtar / Şuf´a rüya tabiri,Reddü´l Muhtar / Şuf´a mekke canlı, Reddü´l Muhtar / Şuf´a kabe canlı yayın, Reddü´l Muhtar / Şuf´a Üç boyutlu kuran oku Reddü´l Muhtar / Şuf´a kuran ı kerim, Reddü´l Muhtar / Şuf´a peygamber kıssaları,Reddü´l Muhtar / Şuf´a ilitam ders soruları, Reddü´l Muhtar / Şuf´a önlisans arapça,
Logged
02 Şubat 2010, 20:18:01
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #1 : 02 Şubat 2010, 20:18:01 »

METİN

Şuf´a hakkı sahibi, bu hakkını satıştan önce düşürürse, geçerli ol-maz. Çünkü şuf´anın şartı olan

satım akdi yoktur.

Şüfa´ hakkı sahibi şuf´a talep ettiği malın bir bölümünü alıp kala-nını terketmek istese, bu hakka

sahip değildir. Müşteriye bu şekilde alış için zorlamaya malik değildir. Çünkü pazarlığın ayrılması

ile zarar gelir.

Şuf´a hakkı taleb edenlerden bazısı haklarını diğer birisine verse, sahih değildir. Ama kaçındığı için

hakkı düşer. Şuf´a, diğerleri arasında taksim edilir.

Ortaklardan birisi yalnız yarısı üzerinde hak sahibi olduğunu düşünerek yansını talep etse, şuf´ası

bâtıl olur. Çünkü şuf´anın sıhhat şartı, hepsini taleb etmektir. Nitekim Zeylaî bundan uzun uzun söz

etmiştir. Hatırda tutulsun.

Mekke´nin binalarının satılması geçerli, onlarda şuf´a da sabittir. Fetva da bu görüş üzerinedir.

Eşbâh.

Ben derim ki: Bu ifadenin anlamına göre kiraya verilmesi öncelikle sahihtir. Biz bunu yukarıda

zikrettik. Şu kadar var ki mekruhtur. Biz bu konuyu yasaklar bahsinde tahkik edeceğiz.

Eşbah´ta şöyle denilmektedir: «Alış için vekil olan kimseden şuf´a hakkı taleb etmek sahihtir, eğer

malı müvekkiline teslim etmemişse. Eğer teslim etmişse, sahih değildir. Şuf´ası da bâtıl olur.»

Tercih edilen de bu görüştür.

Vakıfta şuf´a yoktur. Vakıf için de civarından şuf´a talebi hakkı yok-tur. Nevazil, Şerhi Mecma ve

Haniye. Bezzâziye ve Hülâsa için burada hilaf vardır.

Öyle sanıyorum ki, onların nüshalarında «la» kelimesi düşmüştür. Bu yüzden ihtilaf ettikleri

sanılmaktadır.

Musannif diyor ki: Ben diyorum ki, şeyhimiz Remlî birincisini, vak-fın civarında olanı şuf´a ile

alamayacağına ikincisini de, bizzat satıldığı takdirde vakfın orayı alabileceğine hamletmiştir.

Feyz kitabında şöyle denilmektedir: «Şuf´a hakkı satım akdinin sıh-hati üzerine bina edilir.»

Bu şunu ifade ediyor ki, vakfın hiçbir şekilde mülk edilmeyen kıs-mında şuf´a yoktur. Ama herhangi

bir şekilde mülk edinilen vakıfta şuf´a vardır. Öyleyse, vakfın civarında bir mülk satılmış olsa veya

mebiin ba-zısı mülk, bazısı vakıf olsa, o mülk satılmış olsa, vakıf için şuf´a yoktur.

İZAH


«Şartı olan satım akdi yoktur ilh...» Yani herne kadar şuf´a hakkı sahibinin mülkünün ittisali şartı

mevcut ise de yine sahih değildir. Çün-kü o sebeb ancak şartın bulunduğu yerde sebebtir. Talik

olunan talak-ta olduğu gibi. Minah. Özetle.

«Bu hakka sahip değildir ilh...» Bu söz şuna işaret ediyor ki, bu taleble onun şuf´a hakkı bâtıl olmaz.

Mecma´da şöyle denilmektedir: «Ebû Yusuf, «yarısını almayı» tealin kabul etmemiştir. İmam

Muhammed buna muhalefet ederek teslim kabul etmiştir.»

Mecma sarihi diyor ki: «Muhit´te, «En sağlam Muhammed´in görü şudur» denilmiştir.» Muhit´te

olanın misli Gurerü´l-Efkâr ve şerhlerindi de mevcuttur.

Haniye´de de şöyle denilmektedir; «Şuf´a hakkı sahibi, şuf´a davı edilen binanın müşterisine, «Ben

hepsini alıyorum ama, bana yarısın teslim et» dese, müşteri de kaçınarak teslim etmese, onun


şuf´ası sağ lam görüşe göre bâtıl olmaz. Zira yarısının teslimini taleb etmek teslim değildir.» Yani

yarısının teslimini taleb etmek, diğer yarısını düşürmek demek değildir.

«Bazısı haklarını diğer birisine verse ilh...» Yani Şuf´aya hükmedilmezden önce. Ama hükümden

sonra verirse, onun şuf´a hakkı düşmez Nitekim yukarıdan da bu bilindi.

«Şuf´anın sıhhat şartı hepsini talep etmektir ilh...» Çünkü hepsin istihkak etmektedir. Taksimat hak

sahiplerinin çokluğu halindedir. Eğe şuf´a hakkı sahiplerinin ikisi hazır olsalar, her birisi satılan

malın yarı sini taleb etseler hüküm yine böyledir. Yani şuf´a bâtıl olur. Şefilerden birisi yarısını,

diğeri hepsini talep etse, yarısını taleb edenin şuf´a hakkı bâtıl olur. Hepsini taleb eden kimse ya

hepsini alır, ya tamamen bırakır Onun yarısını alma hakkı da yoktur. Zeylaî.

Ben derim ki: Açık olan şudur ki, burada talebten maksat, şuf´aya muvâsebe ve şahit tutma

talebidir. Anifen bizim Mecma´dan naklettiğimiz ise. bu iki talebten sonra yarısını alma talebine

hamledilir. O zaman iki söz arasında çelişki yoktur. Bunu teyid edecek görüş ileride gelecektir.

«Şuf´a da sabittir ilh...» Bu görüş ifade ediyor ki, şuf´anın Mekke binalarında vücubu İmameynin

müftabih olan görüşleri üzerine Mekke toprağının satışının cevazının fer´idir. Yoksa yalnız bina

şuf´ayı gerek-tirmez. Biz bunun açıklamasını zikrettik.

«Yasaklar konusunda tahkik edeceğiz İlh...» Musannıf yasaklar konusunda Vehbaniye ve

Tatarhaniye´nin icare bahsinden şunu nakletmiştir: Ebû Hanife, «Hac mevsiminde Mekke´deki

evlerin kiraya verilmesini mekruh görüyor.» Ebû Hanife; «hacıların Mekke´deki evlere, sahipleri ile

birlikte oturmaları.» üzerine fetva vermekteydi. Zira Allahu taala, «Yerli ve yolcu bütün insanlar için

eşit kılınan...» (Hacc: 25) buyurmuştur. Ebû Hanîfe, hac mevsiminin dışında Mekke´de kira

muamelelerine ruhsat vermiştir.»

Ben derim ki: Bu nakille Mekke için hac zamanı ile diğer zamanların arasındaki fark ortaya çıktığı

gibi ikisi arasında uyum da sağlanmıştır. Bunun yanında kirayı mekruh görenle keraheti

nefyedenler arasında da uzlaşma sağlanmış olmaktadır. T.

«Taleb etmek sahihtir ilh...» Velvaliciye´de şöyle denilmektedir: «Bi-nayı almakla vekil olan kimse

binayı alsa ve kabzetse, şüf´a hakkı sa-hibi de ondan şuf´a taleb etse, vekil eğer satın aldığı binayı

müvekkiline teslim etmemişse, talebi sahihtir. Eğer teslim etmişse, talebi sahih de-ğildir. Şuf´ası da

bâtıl olur. Tercih edilen görüş de ancak budur.»

Bunun benzeri Tatarhâniye ve Kınye´de de mevcuttur. Umulur ki, butlanın açıklaması şudur : Vekil

teslimden sonra artık şefiin hasmı de-ğildir. Burada ancak müvekkildir. O zaman şuf´a hakkı sahibi

talebi ge-ciktirmiş oluyor ki. hasımdan taleb etme kudreti varken, hasmı olmayan bir kimseden

taleb etmektedir. Bunun için de talebi bâtıldır. Düşünülsün.

«Vakıfta şuf´a yoktur ilh...» Yani satıldığı zaman.

Tecrîd adlı eserde şöyle denilmektedir: «Vakıf binaları gibi satım ak-di caiz olamayan akarlarda

şuf´a yoktur. Bu da vakfın akarının satışını caiz görene göredir.» Sonra da şöyle denilmiştir:

«Vakıfta ve vakfın ci-varından taleb etmede şuf´a yoktur.» Bunu Remlî nakletmiştir.

«Vakfı için de civarından şuf´a talebi hakkı yoktur ilh...» Musan-nifin bundan sonraki «vakfın

civarında şuf´a hakkı yoktur» sözü buna ihtiyaç bırakmamaktadır. Umulur ki sarih bunu şunun için

zikretmiştir ki, bu daha genel bir ifadedir. Zira bu, şunu da kapsamına alır ki vakıf satılan mülke

dahil olursa. Nitekim sarih de gelecekte böyle açıklamış-tır. O zaman sarihin bu sözü sırf bir tekrar

değildir.

«Ve Haniye ilh...» Minah´ta olduğu gibi Hâniye´nin ifadesi şöyledir: «Vakıfta ne vakfa bakan

mütevelli için ne de üzerlerine vakfedilen kim-seler için şuf´a hakkı yoktur.»

«Bezzâziye ve Hülâsa için burada hilaf vardır ilh...» Zira onların iki-si de «Şuf´a vakıf binasının

civarına sabit olur» demektedirler.

Ben derim ki: Bezzâziye´nin her iki nüshasında da «Şuf´a sabit ol-ma?» denilmiştir. Evet Den

Hülâsa´nın her iki nüshasında da sarihin dediği gibi gördüm.

«La kelimesi düşmüştür ilh...» Sarihin bu sözünü şu da teyid etmektedir: Hülasa ve Bezzâziye´de bu

konudan önce şöyle denilmektedir: «Akardan satım akdi caiz olmayan da şuf´a yoktur...» Teşbih de

bunu gerektirmektedir.

«Şeyhimiz Remlî ilh...» Yani Minah haşiyesinde. Remlî´nin açıkla-masının özeti şöyledir: Bir kısım

vakıflar hiçbir halde mülk edilemezler. Bunda da şuf´a yoktur. Çünkü satımı sahih değildir. Vakıf

için şuf´a ta-lebi yoktur. Yani onun civarında satılan bir mülkten vakıf mütevellisi veya üzerine


vakfedilen kimseler şuf´a talebinde bulunamazlar. Bir kı-sım vakıflar da mülk edilen cinstendir.

Meselâ vakfedilmiştir, ama vak-fına hükmedilmemiş mülkler böyledir. Bu vakıf bitişiğinde satılan

bina veya araziden şuf´a talebinde bulunamaz. Zira mâliki yoktur. Bu vakfın satımı caiz olduğundan,

satıldığı takdirde ondan şuf´a taleb edilir. O zaman birincisi, yani Şerh-i Mecma´da olan «Ne vakıfta

şuf´a vardır, ne de vakıf şuf´a taleb edebilir» ifadesi, hiçbir durumda mülk olmayan vak-fa

yorumlanır. Hülâsa ve Bezzâziye´de olan, «Onun civarının satışı ha-linde şuf´a vardır» sözü ise,

vakfın mülk edilebilen kısmına hamledilir. Şuf´anın onun civarında sübutundan maksat da, yani

bizzat vakıf satıl-dığı takdirde, onun civarında olana Şuf´anın sabit olmasıdır. Hâniye´de olan sözle

Bezzâziye´de olan söz ise, şöyle telif edilir: Birincisi, vakfın civarındaki binayı, satıldığı takdirde

alabilmesine hamledilir. İkincisi ise, bizzat kendi nefsini kendinin alabilmesine hamledilir. Eğer o

mülk edile-bilen vakıflardan ise. İşte Remlî´nin hâşiyesindeki sözü bu şekilde anlaşılır.

Bununla açık olmaktadır ki, Remlî yalnız ikinci tevfike ihtisar etmiştir. Zira Mecma şerhinde olanın

civarında satılan binanın vakıf tarafından alınmasına hamledilmesi mümkün değildir. Bu tesbiti

ganimet bil.

«Birincisi il...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
02 Şubat 2010, 20:21:40
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #2 : 02 Şubat 2010, 20:21:40 »

ŞUF´A TALEB ETME BABI

METİN


Şüf´a hakkı sahibi satışı öğrendiği mecliste şuf´ayı taleb eder. Bu-nu da ister müşteriden, ister

elçisinden, ister âdil bir kimseden, ister birkaç kişiden öğrensin sonu; değişmez. Meclis her ne

kadar uzasa da. Sesbest bırakılan bir kadın gibi. Sağlam olan da budur. Dürer.

Metinler de bu görüş üzerinedir. Ama burada Cevâhirü´l-Fetâvâ´ya hilaf vardır. Zira o «derhal

(fevren) taleb etmesi gerekir» demiştir. Fetva da bu görüş üzerinedir.

Şüf´a talebi anlaşılır bir sözle yapılmalıdır. Yani «Ben şuf´ayı taleb ediyorum» veya «Ben tâlibim»

veya «Ben onu taleb ederim» gibi sözler-le yapılmalıdır. Bu talebe, muvâsebe talebi denilir. Yani

mübaderet ta-lebi. Bunda şahit tutmak gerekli değildir. Şahit ancak inkârdan korkul-duğu takdirde

tutulur.

Sonra eğer akar satıcının elinde ise, şahit tutar. Veya müşteri üze-rine şahit tutar. Müşteri her ne

kadar zilyed olmasa da. Çünkü mâliktir. Veya akarın yanında şahit tutar. Meselâ şöyle der: «Falan

kimse bu evi almıştır. Ben onun şuf´a hakkı sahibiyim. Ben şuf´a talebi de yaptım. Şu anda da

şuf´ayı taleb ediyorum. Siz şahit olun.» İşte bu taleb şahit tutma talebidir. Buna tesbit talebi de

denir. Bu taleb gereklidir. Ta, mümkün olana kadar. Eğer bunu mektup veya elçi ile yaparsa, şuf´ası

bâtıl olur. Eğer gücü yetmezse, şuf´ası bâtıl,olmaz.

Bunlardan birisinin yanında muvâsebe talebinde şahit tutmuş olsa, yeterli olur. İki taleb yerine

mevcut olur.

Bu iki talebten sonra mahkeme önünde taleb eder. Şöyle der: «Fa-lan kimse bu binayı almıştır. Ben

de şu binam ile onun şuf´a hakkı sahibiyim.» Eğer «Ben şu sebepten dolayı onun şefiyim» dese,

Mülteka´ da olduğu gibi o zaman mebiin nefsindeki ortağa da şamil olur. Hâkime, «Ona emret, evi

teslim etsin» der. Şefi bu sözü eğer müşteri binayı teslim almışsa der. Husumet taleb etmek

müşterinin kabzına bağlı olmaz. İşte bu talebe temlik ve husumet talebi denir. Bunu mutlaka tehir

etmekle şüf´a hakkını diliyle düşürmedikçe yani özürlü veya özürsüz bir ay veya daha fazla tehir

etmekle şuf´a bâtıl olmaz. Fetva da bu görüş ile veri-lir. Çünkü ancak mezhebin acık görüşü budur.

Bazı âlimler de «Muhammet´in görüşü ile fetva verilir» demişlerdir. Yani eğer özürsüz olarak bir ay

tehir ederse, müşterinin zararına engel olmak için şuf´a bâtıl olur. Mülteka´da da böyledir,

Biz deriz ki: Müşteri zararını şüf´a hakkı sahibini hâkime götürmekle def eder. Ki, hâkim ona ya

almayı veya terketmeyi emreder.

Şefi şuf´a hakkını taleb ettiği zaman hâkim hasma şefinin şuf´a talebine vesile olan mülke malik

olup olmadığını sorar. Eğer mülkiyeti ile ikrar ederse, veya bilip bilmediğine dair yeminden

kaçınırsa, veya şefi kendi mülkü olduğuna delil getirirse, hâkim müşteriye mülkü alıp al-madığını

sorar. Eğer müşteri aldığını ikrar ederse, veya halit şuf´ası mevcut olduğu konusunda veya şuf´anın

sebebi üzerine yeminden kaçı-nırsa, -Burada Şâfiiye hilaf vardır. Nitekim dava kitabında geçti.- veya

şefi delil getirirse, eğer müşteri şuf´a talebini inkâr etmezse, şuf´anın ona olduğuna hükmedilir.

Müşteri şefiin şuf´a talebinde bulunduğunu inkâr ederse, o zaman makbul olan söz yemini ile

birlikte müşterinindir. İbni Kemal.

Şüf´a hakkı sahibi dava zamanında mülkün semeni olan parayı hazırlamamışsa, ona hükmedildiği

takdirde hemen hazırlaması gerekir. Müşteri de ödediği parayı almak için binayı elinde tutabilir.

Hükümden sonra şüf´a hakkı sahibine «Semeni de eda et» denilse, o da tehir etse, şuf´a bâtıl olmaz.

Ama hükümden önce denilirse, İmam Muhammed´e göre şuf´a bâtıl olur. Çünkü parayı hazırlamakla

şuf´a ta-lebini tekid etmemiştir.

Şefî için hasım mutlaka müşteridir. Mülkü teslim etmezden önce İse satıcıdır. Birincisi mülkiyeti ile,

ikincisi İse, elinde bulunduğu için ha-sımdır, İbni Kemal.

Şu kadar var ki hasım (müşteri) hazır olana kadar şüf´a hakkı sahibinin delili dinlenmez. Çünkü

mâlik odur. Müşteri hazır olduğunda satım akdi feshedilir. Eğer satıcı mülkü müşteriye teslim

etmişse, satıcının ha-zır olması gerekmez. Çünkü mülkiyeti de, eli de zail olmuştur. İbni Kemal.

Şu kadar var ki hasım (müşteri) hazır olana kadar şüf´a hakkı sahi-binin delili dinlenmez. Çünkü

mâlik odur. Müşteri hazır olduğunda satım akdi feshedilir. Eğer satıcı mülkü müşteriye teslim

etmişse, satıcının ha-zır olması gerekmez. Çünkü mülkiyeti de, eli de zail olmuştur. İbni Kemal.

Hâkim şüf´a ve uhde ile hükmeder. Çünkü şefîi istihkak ettiği takdir-de satıcıya ödemesi

gerekecektir. Ama eğer teslim etmişse, semen müş-terinindir. Çünkü yukarıda geçti. Şefî görme ve


ayıp muhayyerliğine sahiptir. Müşteri her ne kadar onlardan berâeti şart kılmış olsa da. Ama şart

muhayyerliği ile vade mu-hayyerliğine sahip değildir. İhtiyar.

Eşbah´ta şöyle denilmektedir: «Şüf´a bütün hükümlerde satım akdidir. Ancak aldatılma

tazminatında satım akdi gibi değildir. Çünkü şüf´a hakkı sahibi onu müşteriden zorla almıştır.»

ÖNEMLİ BİR KONU Arazinin öşri veya haracî olması mülkiyete engel teşkil etmez. O halde arazi

devlet arazisi olmadıkça onda şüf´a sabit olur.

BİR TAMLAMA: Yukarıda zikretiğimiz gibi devlet arazisinde şüf´a yoktur. Fetâvâ-yı Hayriyye´de şöyle

denilmektedir: «Arazinin öşrî veya haracî olması mülkiyete aykırı değildir.»

Kitapların çoğunda da şu vardır: «Haracî veya öşrî arazi memluk arazîdirler ki onun satımı ve

vakfedilmesi caizdir. Miras da bırakılabilir. O halde onda şüf´a sabittir. Ama bunun aksine devlet

arazisi ki, sultan onu ziraat ortaklığı için verir, o arazi satılmaz ve onda şuf´a da yoktur. O halde,

araziyi ekip biçen kimse onun mülkiyetini ve haracını verdiğini iddia etse, söz onundur. Ancak onun

mülkiyeti hakkında onunla münazaa eden kimsenin davası sahih ise, delil getirmesi lazımdır. Ben

bu mese-leyi memleketimizde çok vuku bulduğu için zikrettim.» Özetle.

Yine zikrettiğimiz gibi, ihtikar edilen arazide şuf´a yoktur. Onunla, vakıfta olduğu gibi, satılan civar

mülklerde şuf´a da taleb edilemez.

BİR KISMI MUHTEKİR OLAN BİNA SATILDIĞINDA KOMŞUSUNA ŞUF´A SABİT OLUR MU?


Ben derim ki: Dımaşk hâkimi naibinden şunu sordum: Bir parçası ihtikâr olan bir bina satılsa, o

binada şuf´a var mıdır? Bana şöyle cevap verdi: Ben bu konuda acık bir hüküm görmedim. Şu

kadar var ki acık olan o parçanın ve o parçanın üzerindeki kısım dışında kalan yeri bir kimse

alabilir. Şu şartla ki, şuf´a talebine vesile olan mülk, satılan bina-daki muhtekir parçaya bitişik

olmaması gerekir. Bu hükmü de fakihlerin «İki parça toprak bir pazarlıkla satılsa, edam bunlardan

birisinde şuf´a hakkına sahip olsa, yalnız onu alır» sözünden de hileler bahsinde gelen, «Adam bîr

çok satsa, ancak şuf´a hakkı sahibine bitişik olan bir metresini satmasa, şuf´a yoktur. Çünkü ittisal

yoktur» sözünden çıkar-dım. Allah daha iyisini bilir.

«İster müşteriden, ister elçisinden, ister âdil bir kimseden, ister bir-kaç kişiden öğrensin ilh...» Yani

haber veren fuzulî bir kimse de olsa. Burada birkaç kişiden maksat, şahitlerin sayısıdır ki, ya iki

erkek veya bir erkek, iki kadındır. Musannif bu sözüyle şahitlerde adaleti şart kıl-madığını ifade

etmektedir. Hüküm müşteride de böyledir. Çünkü müşteri hasımdır. Mahkemedeki hasımlarda da

adalet şart değildir. Müşterinin elcisi de müşteri gibidir. Tatarhâniye´de olduğu gibi.

Tatarhâniye´de şöyle denilmiştir: «Binanın satışını haber veren âdil olmise, şuf´a hakkı sahibi tasdik

ettiği takdirde satış sa-bit olur. Eğer yalanlarsa Ebû Hanife´ye, göre haberin doğruluğu ortaya çıksa

bile satın alma sabit olmaz.»

Dürer´de de şöyle denilmektedir : «İmameyne göre, haber doğru oldadam ister hüruğu tak, ister

köle, ister çocuk, ister kadın ol-sdirde bir un yeterli olur.»

«Meclis herne kadar uzasa da ilh...» Meclisin uzaması şuf´a talebi-ne engel değildir. Eğer şuf´a

hakkı sahibi vazgeçmeye delalet edece1 k´ ´´ birşeyle meşgul değilse. Dürrerü´l-Bihâr.

«Serbest bırakılan bir kadın gibi ilh...» Yani o kadının muhayyerliği ki, kocası ona talakını

istediğinde «senin işin senin elindedir» demiştir. Kadın ne zaman isterse, kendisini o zaman boşar.

Sağlam olan da budur ilh...» Kerhî de bunu tercih etmiştir.

«Metinler de bu görüş üzerinedir ilh...» Yani metinlerin açık şekli böyledir. Zira metin sahipleri

«meclis» kelimesini kullanmışlardır.

«Burada Cevâhirü´l-Fetâvâ´ya hilaf vardır ilh...» Sarih bu sözüyle Cevahirü´l-Fetâvâ´da olanı tercih

etmediğine işaret etmektedir. Çünkü Cevâhirü´l-Fetâvâ´da olan metinlerin zahirine muhaliftir. Şu

kadar var ki bu söz, musannifin muvasebe talebi ifadesine uygundur. Bunun gibi gelecek hadise de

münasibtir. Zahirine göre Hidâye sahibi de Cevâhi-rü´l-Fetâvâ´da olanı tercih ederek meşâyihin

umumuna nisbet etmiştir. Şurunbulâliye´de de Cevâhirü´l-Fetâvâ´da olan için, «Zahiri rivayet ancak

budur» denilmiştir. Hatta satışı duyduğu halde şüf´a hakkı sahibi rahat bir şekilde susarak şuf´a

taleb etmese veya lağv bir sözle konuşmuş ol-sa, şuf´ası bâtıl o...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
02 Şubat 2010, 20:23:05
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #3 : 02 Şubat 2010, 20:23:05 »

METİN

Müşteri almış olduğu akarda bina yapsa veya ağaç dikse, veya şüf´a sahibi müşteriye bina ile ağacı

kaldırmasını söylese, hüküm geçtiği gi-bidir. Ancak kaldırmak yere bir noksanlık getirirse, o

takdirde şüf´a sahibi o akarı bina ve ağacın sökülmüş şekildeki kıymetiyle birlikte alır. Ebû

Yûsuf´tan şefî dilerse akarı bahasıyla, yapılan bina ve dikilen ağacı da kıymetleriyle alacağı veya

terkedeceği rivayet edilmiştir. İmam Şafiî ve Mâlik de Ebû Yûsuf´un dediği gibi hükmetmişlerdir.

Biz Ebû Yûsuf ile Şafiî ve Mâlik´e cevaben deriz ki, müşteri başka-sının hakkının daha kuvvetli

olduğu yerde bina yapmıştır. Bundan ötürü de hakkı daha kuvvetli olan kimse müşteriye tekaddüm

eder ve binayı yıkar. Şüf´a sahibi müşterinin bütün tasarruflarını nasıl yıkarsa. Hatta müşteri aldığı

mülkü vakfetse, üzerinde mescid yapsa, kabir yeri yapsa veya hibe etse, şüf´a hakkı sahibi bunların

hepsini nakzeder. Zeylaî ve Zahidi.

Ekine gelince, müşteri aldığı tarlayı ekerse, şüf´a sahibi davasıyla tarlayı hak ettiği takdirde

istihsanen o ekin sökülmez. Çünkü ekinin bi-linen bir sonu vardır. Ekin ücret karşılığı tarlada kalır.

Şüf´a sahibi yalnız semenle rücu eder, eğer mülkü şüf´a ile almışsa. Sonra bina yapar veya ağaç

diker sonra da şüf´a ile aldığı yer başkasının istihkakı çıkar-sa, hiçkimseye bina ve ağacın kıymeti

ile rücu edemez. Çünkü aldatılmamıştır. Ama müşteri bunun aksinedir.

Bina kimsenin müdahalesi olmadan yıkılırsa, veya ağaç kurursa, şüf´a hakkı sahibi yine şüf´ayı

semenin hepsiyle alır. Çünkü asıl şudur: Semen asla tekabül eder, vasfa değil. Bina veya ağaç

vasıftırlar. Bu hü-küm, eğer binanın yıkılmasında veya ağacın kurumasında enkaz ve ağaçtan hiçbir

şey kalmamışsa, böyledir. Eğer yıkılan bina veya kuruyan ağaçtan birşey kalmışsa, müşteri de onu

almışsa, onun hissesi semen-den düşer. Çünkü o yerden ayrıldığından artık yere tabi değildir. O

za-man semen binanın akit günündeki kıymeti, enkazın da müşterinin aldığı günün kıymeti üzerine

taksim edilir. Zeylaî.

Ben derim ki: Eğer müşteri o enkazı veya kuruyan ağaçları almaz-sa, yani helak olurlarsa o zaman

semenden hiçbir şey düşmez. Çünkü müşteri onları hapsetmemiştir. Yine o enkaz ve ağaç

tabilerdendir. Tabi olanlara da semenden hiçbir şey tekabül etmez.


Şüf´a ile aldığından pazarlık şefiye dönmüştür. Aldığı şüf´aya teban dahil olan şey de kabızdan önce

helak olmuştur. Öyleyse onun misliyle hiçbir şey semenden düşmez. Bunu şeyhimiz demiştir.

Ama bunun aksine yerden bazısı helak olsa, meselâ su götürmüş olsa, onun hissesi kadar

semenden düşülür. Çünkü burada yok olan as-lın bazısıdır. Zeylaî.

Şüf´a hakkı sahibi eğer müşteri binayı yıkmış ise, arsaya düşen kıy-met hissesi ile arsayı alır.

Çünkü müşteri itlafı kasdetmiştir. Birincisinde ise afet semavidir. O zaman semen yer ile akit

günündeki binanın kıy-meti üzerine taksim edilir.

Ama bina kendiliğinden yıkılırsa, bunun aksinedir. Yukarıda geçtiği gibi o zaman o cinsi ile

kıymetlendirilir. Yabancının yıkması da müş-terinin yıkması gibidir. Yıkılan enkaz müşterinindir.

Şüf´a hakkı sahibinin onu alma hakkı yoktur. Çünkü yıkılıp yerden ayrılmakla onun yere tabi olması

son bulmuştur.

Şüf´a hakkı sahibi şüf´ayı istihsanen meyvesi ile alır. Çünkü meyve ağaca bitişiktir. Müşteri bir yeri

hurma ağaçlan ve meyveleriyle birlikte alsa veya ağaçlan aldıktan sonra elinde iken meyve verse,

şüf´a hakkı sahibi meyve ağaca tabi olduğundan ağacı meyvesiyle birlikte alır. Müşteri meyveleri

toplarsa şüf´a hakkı sahibi artık onu alamaz. Çünkü onlar ağaçtan ayrılmakla yukarıda geçtiği gibi.

tabiyeti yok olmuştur.

Veya müşterinin aldığı ağacın meyveleri semavî bir âfetle helak ol-sa, birincisinde meyvelerin

semenden olan hissesi düşer. İkincisinde ise semenin hepsi ile alır. Çünkü meyveler kabızdan

sonra meydana gelmiş-tir.

Şüf´a, şüf´a sahibine hükmedilse, şüf´a sahibi, şüf´ayı terketme hak-kına sahip değildir. Şerh-i

Vehbaniye. Çünkü pazarlık ona dönmüştür. Ama hükümden önce bunun aksine dilerse şüf´ayı

terkedebilir.

Fasit satım akdinde şüf´a talebi, ulemanın ittifakı ile satıcının hakkı akardan kesildiği vakit yapılır.

Karşılık olarak birşeyin şart koşulduğu hibede, hibe ile karşılığında şüyu da olmasa, şüf´a taleb

etme vakti, her iki tarafın da kabz vaktidir.

Fuzulinin satım akdinde veya satıcının muhayyer satışı ile yaptığı satışla şüf´ayı taleb etme vakti

Ebû Yûsuf´a göre satış vaktidir. İmam Muhammed´e göre satıma icazet verdikleri vakittir. Müşterinin

muhay-yerliği ile satılan bir satım akdinde ise şüf´a taleb vakti, imamların itti-fakı ile satış vaktidir.

Müctebâ.

Komşuluk yoluyla şüf´ayı caiz görmeyen kimse, Şafiî gibi, şüf´aya inanan hâkimden şüf´ayı taleb

etse, hâkim ona şüf´anın vücubuna inanıp inanmadığını sorar. Eğer inandığını söylerse, hâkim ona

şüf´a ile hük-meder. Ama eğer inanmadığını söylerse, o zaman ona şüf´a ile hükme-dilmez. Minye ve

Bezzâziye.

PRATİK MESELELER:
Şüf´a sahibi hakim o görüşte olmadığı için şüf´anın icabını tehir etse,

mazurdur. Hüküm, eğer hakimden müşterinin hazır olmasını istese, hâkim de kaçınsa yine böyledir.

Ama Yahudilerin Cumartesi günleri bunun aksinedir. Nitekim gelecektir.

Birisi yüz liraya bir yer satın alsa, onun toprağını kaldırarak yüz li-raya satsa, sonra şüf´a ile onu

almış olsa, onu elli liraya alır. Çünkü onun semeni aldığı günün toprağı kaldırmadan önceki fiyatı ile

sattığı toprağın kıymeti üzerine taksim edilir. Bunların ikisi eşittir. O zaman onun yarısını verir.

Adam toprağını sattıktan sonra yeniden toprak ile doldurursa, bunun hükmü değişmez. Yine yarı

fiyatına alır. Müşteriye, doldurduğu toprağı kaldırıp götürmesi söylenebilir. Havi-i Zahidi.

Havi-i Zahidî´de şöyle denilmektedir. «Hasat vaktinde ödemek üze-re bir bina satın alsa, şüf´a sahibi

semeni acilen verip şüf´a yoluyla onu alamaz. Çünkü müşteri onu fasit satımla mülk edinmiştir.»

Ben derim ki: İleride geleceği gibi fasit satım akdi ile satılan yerde, kabızdan sonra da olsa, şüf´a

yoktur. Çünkü feshetme ihtimali vardır. Evet, eğer bina veya benzeri birşey yapmakla fesih hakkı

düşerse, o za-man şüf´a sabit olur.

Mebsut´ta şöyle denilmektedir: «Karşılık şartı ile yapılan hibede, mülk hibede, mülk hibe edilen

kişiye ancak semenin hepsinin kabzı ile sabit olur. O halde birisi diğerine bin dirhem ivaz

karşılığında bir bina hibe etse, ivazlardan birisini kabzetse, sonra şüf´a hakkı sahibi şüf´ayı teslim

etse, bâtıl olur. Ta ki^/diğer ivaz kabzedilene kadar. Diğer ivaz da kabzedildiği zaman şüf´a sahibi

şüf´a ile binayı alır.

«Ancak kaldırmak... Ebû Yûsuf´tan rivayet edilmiştir ilh...» Bu ifa-de kitabın bazı nüshalarında

mevcuttur. T. diyor ki: «Bu görüş hazfedilen bir sözden istisna edilmiştir. İfadenin takdiri şöyledir:


Müşteri dikmiş olduğu ağaç ve binanın satışı üzerine zorlanmaz. Ancak onları sökmek bir noksanlık

getirirse, o zaman zorlanır.»

Ben derim ki: İtkanî´nin sözü de T. nin sözünü teyid etmektedir. Çünkü İtkanî şöyle demektedir:

«Hâkim müşteriye yapmış olduğu bina veya dikmiş olduğu ağacı kaldırmasını emreder. Ancak

kaldırmak yere nok-sanlık getirirse, o zaman emretmez...»

«Şüf´a sahibi alır ilh...» Yani şüf´a sahibi yeri müşteriyi zorlayarak alır.

«Bina ve ağacın kıymetiyle ilh.:.» Burada en açığı, Nihâye´nin «Bina ve diktiği ağaçların

kıymetiyle...» sözüdür.

«Sökülmüş şekildeki ilh...» Yani sökülmeye müstahık olmuş şekil-deki. Buna da musannifin «sabit

olmayan» sözü delâlet eder. T.

«Ebû Yûsuf´tan ilh...» Yani metindeki meselede. O zaman müşteriye sökme teklifi yapılmaz. Çünkü

sökme bina ve ağaçta adet değildir. Çünkü onda müşterinin mülkü satın alma ile sabittir. O zaman

düşmanlık hükmünden olan söktürmekle müşteriye muamele edilmez.

«Bina ve dikilen ağacı da kıymetleriyle ilh...» Yani bina ve ağacın sökülmemiş haldeki kıymetleriyle

onları alır. Nihâye, Şerh-i Tahavî´den.

«Bundan ötürü ilh...» Yani başkasının hakkı ki burada başkası şüf´a sahibidir. Daha kuvvetli

olduğundan müşteriye takdim edilir ve o söker.

«Ekin ücret karşılığı tarlada kalır ilh...» Yani hem şüf´a sahibi, hem de müşteri tarafına riayet edilir.

Nitekim Zeylaî de açıklamıştır.

Tahavî şerhinden naklen İtkanî´nin ifadesi de şöyledir: «İcma ile müşteriye ekini sökmek üzere

zorlanmaz. Belki ekinin yetişme vaktine kadar ona mühlet verilir, sonra tarlanın şüf´a sahibine şüf´a

olarak verilmesine hükmedilir.»

İtkanî´nin ifadesinin gereği, eğer yer müşterinin mülkiyetinden çıkmamışsa, ücret de vermez. Zira

henüz şüf´a ile hükmedilmemiştir. Dü-şünülsün.

Sâyıhanî de diyor ki: «Makdisî´de olan şudur: «Şüf´a taleb edilen tarlayı müşteri ekmişse, ücretsiz

olarak tarla onun elinde bırakılır. Ebû Yûsuf´tan da ücretle terkedileceği rivayet edilmiştir.»

Ben derim kî: Makdisî´de olanın misli Tatarhâniye´de de mevcuttur.

«Hiç kimseye bina ve ağacın kıymeti ile rücu edemez ilh...» Yani on-ların kıymetlerinin noksanı...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
02 Şubat 2010, 20:24:40
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #4 : 02 Şubat 2010, 20:24:40 »

ŞÜF´ANIN SABİT OLUP OLMADIĞI ŞEYLERİN AÇIKLAMASI BABI

METİN


Şüf´a kasden sabit olmaz. Ancak bir karşılıkla tamlik edilen akarda sabit olur. O zaman bu tariften

hibe çıkar. O karşılığın da mal olması gerekir. Bununla da tariften mehir çıkar. Karşılıkla temlik

edilen mülk taksim edilmese dahi, onda .şüf´a vardır. Bunda Şafiî´ye hilaf vardır. De-ğirmen gibi.

Yani değirmenin binası değirmenle birlikte. Nihaye. Hamam, kuyu, taksimi mümkün olmayan küçük

bir ev gibi şeylerde şüf´a sabittir. Ama arzda yani akar olmayan malda şüf´a yoktur. Gemide de şüf´a

yok-tur. İmam Malik buna muhalefet etmiştir.

Ama arsasız olarak binada ve hurma bahçesinde şüf´a yoktur. Ve-lev karar hakkı ile satılmış olsun.

Bunda İbni Kemal´in anladığına hilaf vardır. Çünkü o menkule muhalefet etmiştir. Nitekim şeyhimiz

Remlî de böyle ifade etmiştir.

Miras yoluyla intikal eden malda, sadaka edilen malda, bir karşılık şart koşulmayan hibede ve

taksim edilen binada veya ücret edilen bir akarda, hulu bedelinde, azat bedelinde veya kasten adam

öldürmede sulh bedeli olarak alınan şeyde, mehir olarak verilen binadan şüf´a yok-tur. Herne kadar

taksim edilen bu binanın bazısı mal ile de karşılansa, yine şüf´a yoktur. Çünkü bunda satım akdi

manâsı tabidir, imameyn o binanın bazısı karşılığında alınan malda şüf´a vardır demişlerdir.

Satıcının muhayerliği ile satılan binada, muhayyerliği düşene kadar şüf´a yoktur. Eğer muhayyerliği

düşerse, sağlam görüşe göre, muhay-yerliğin düştüğü vakitte taleb edilmesi halinde şüf´a sabit

olur. Bazı âlimler tarafından da, «satım akdi vaktinde taleb edilmesi halinde şüf´a sabit olur»

denilmiştir. Bu söz sahih görülmüştür.

Fasit satım ile satılan bir binada da, feshi düşmedikçe yine şüf´a yoktur. Ama eğer fesih hakkı

düşerse, meselâ müşteri o yerde bir bina yapsa, şüf´a sabit olur.

Görme, şart ve ayıp muhayyerliklerinde reddolunan bir binada da şüf´a yoktur. Bu ayıp

muhayyerliğinde reddolunan, yalnız hükümle reddolunmuşsa, böyledir. Bunda musannifin Dürer´e

uyarak inandığına mu-halefet vardır.

Bir bina satılsa, şüf´a teslim edilse, sonra mebi görme ve şart mu-hayyerliği sebebiyle satıcıya geri

verilse, veya ayıp muhayyerliği sebebiy-le hükümle satıcıya reddedilse, şüf´a yoktur. Çünkü

bunların üçü de sa-tım akdi değil, fesihtir. Ama kabızdan sonra bir ayıp sebebiyle hüküm-süz olarak

reddedilirse veya ikâle ile reddedilirse yukarıdakinin aksine o binada şüf´a vardır. Çünkü hâkimin

hükmü olmadan ayıpla reddetmek ve ikâle başlangıçtaki satım akdi menzîlesindedir.

Borca batık durumda olan mezun köleye de şüf´a olur. Borcunun rakabe ve kazancını ihata etmesi

şart değildir. İbni Kemal, Şüf´a mezuna efendisinin mebiinde sabit olur. Efendi için de mezun

kölesinin sattığı malda yine şüf´a sabittir. Zira şüf´a ile almak satın almak menzilesindedir. Mezun

kölenin efendisinden, efendisinin de ondan mal alması caiz-dir.

Şüf´a asaleten veya vekâleten alınan binada da hem vekil, hem mü-vekkil için sabit olur. Bu sözün

ifadesi, müşteri veya satın almaya vekil olan kimse binaya ortak olsa, o binanın üçüncü bir ortağı

da olsa, her ikisine de şüf´anın sabit olmasıdır. Ama böyle bir binaya kendisi ortak olsa, o binanın

bir de komşusu olsa, ortakla birlikte komşuya şüf´a hakkı yoktur.

Ama asaleten veya vekâleten bir binayı satmış olsa veya kendisine vekâleten satılmış olsa veya

istihkak anında semene zamin olsa, o adama şüf´a hakkı yoktur. Çünkü asıl kaide şudur: Şüf´a,

şüf´adaki yüz çevirmeyi taleb ettiği zaman bâtıl olur.

İZAH

«Kasden sabit olmaz ilh... Musannifin burada «kasden» ile kaydet-mesi, şüf´anın akarın başkasında

bina, ağaç dikme ve meyve gibi şeyler-de akara teb´an sabit olmasındandır. Yine çiftçilik âletinde

de tarlaya teb´an şüf´a sabit olur. Nitekim biz bunu Şarh-i Mecma´dan naklen zik-rettik.

«Karşılıklı temlik edilen akarda ilh...» Bunun muterizi satıcının mu-hayyerliği ile satılan şeyde

gelecektir.

«Hibe çıkar ilh... Yani ivazın şart kılınmadığı hibe çıkar. Musannifin hibeyi, mehri zikretmesi doğru

değildir. Uygun olan bunları hazfetmesiydi.

«Mülk taksim edilmese bile ilh...» Burada taksim edilmeden maksat, taksimi kabil olan şeyler

değildir. Burada kısmeti nefyetmekten maksat, geneldir.´ O mülk ister taksimi kabul etsin, ister

etmesin. Düşün.

«Bunda Şafiî´ye hilaf vardır ilh...» Zira İmam Şafiî´nin kaidesi şudur: Şüf´a ile alınmanın sebebi,


taksime harcanacak masrafların getireceği zararı def içindir. Bu da taksimi kabil olmayan mülkte

gerçekleşmez. Bize göre ise, devamlı kötü komşuluktan gelecek eziyeti def içindir. Kifâye.

«Hamam ilh...» Şüf´a hakkı sahibi satılan hamamda satılan kadar şüf´ayı alır. Çünkü o binadandır.

Çanak çömlek kısmından değildir. Zira çanak çömlek binaya bitişik değildir. Nihâye.

Turî´de Muhît adlı eserden naklen şöyle denilmiştir: «Değirmen bi-nasının* satışına alt taş dahil

olur, üst taş dahil olmaz. Çünkü alt taş yerin üstündedir.»

«Akar olmayan ilh...» Arzı akar olmayan şekilde tefsir etmek irade edilen bir tefsirdir.

Sahhâh´ta şöyle denilmektedir: «Arz, «r» harfinin sükûnuyla okunur-sa meta manasınadır. Öyleyse

dirhem ve dinarlardan başka olan herşey arzdır.»

Ebû Ubeyde´de şöyle der: «Uruz, tartılan ve ölçülen emtiaya denilir. Hayvan ve akar-olmayan

şeylere de denilir.»

«Karar hakkı ile satılmış olsun ilh...» Şüf´a onlarda akara tabiyetle sabit olur. Öyleyse birisi yeriyle

birlikte bir hurma bahçesi alsa, o hurma ağaçlarında yere teb´an şüf´a vardır. Ama bunun aksine

hurma ağaçları-nı yerinden sökmek üzere alsa, onlarda şüf´a olmaz. Çünkü menkuldür. Arsasız

bina ve ekin gibi. Muhit´te olduğu gibi. Kuhistanî.

«İrsen alınan malda ilh...» Zira varis ölen kimsenin mülkünün hükmü üzere ona mâlik olmaktadır.

Bundan dolayı miras olarak aldığı birşeyde bir ayıp çıkarsa, onu satıcısına geri verir. Bu duruma

göre sanki ölünün mülkü henüz sona ermemiştir.

«Tasadduk edilen malda, hibede ilh...» Çünkü tasadduk, bir malı bir inala ivaz yapmak değildir. O

zaman da o miras gibi olmaktadır. Minah.

«Taksim edilen binada ilh...» Yani ortaklar arasında taksim edilen bir binada. Çünkü onda taksimde

ifraz anlamı vardır. Bundan dolayı onda zorlama cari olur. Minah.

«Veya ücret edilen bir akarda ilh...» Zira şüf´a, kıyasın aksine eser-lerle malın mutlak mal

karşılığında muavezesinde sabit olur. O zaman da şüf´a yalnız onun üzerine ihtisar edilir. Minah.

«Kasten adam öldürmede sulh bedeli olarak alınan şeyde ilh...» Mu-sannifin burada «kasdî

cinayetle kaydetmesi, Mebsut´ta olan, «Eğer bir mal hataen işlenen cinayette sulh bedeli olarak

verilirse» onda şüf´a sa-bittir» hükmüne binâendir. Eğer akar birisi hataen, diğeri kasten iki

ci-nayetin sulh bedeli olarak´ verilirse, Ebû Hânife´ye göre o akarda şüf´a yoktur. İmameyne göre,

ise hataen cinayete has olan akarda şüf´a sa-bittir. Turî.

Eğer birisi diğeri üzerinde bir hak iddia etse, o da bir bina üzerine sulh yapmış olsa, şüf´a hakkı

sahibi o binayı alabilir. Bu sulh ister ikrar veya inkâr veya sükut yoluyla olsun. Çünkü davacı onu

kendi hakkının karşılığı olarak almaktadır. O zaman davacı kendi kanaati ile muaheze edilir.

Birisi, diğerinin üzerindeki binayı iddia etse, o kimse ile dirhem üze-rine sulh yapsalar, eğer sulh

ikrar yoluyla yapılan bir sulh ise, şüf´a sabittir. Çünkü o, binanın kendi mülkünden çıkmadığını

düşünmektedir. Sulh sükût ile olsa da hüküm yine böyledir. Zira o zannetmetekdir ki, ona verilen

kendisinin yemini ile verilmiştir. Dürerü´l-Bihâr´da olduğu gibi.

«Mehir olarak verilen binada ilh...» Yine bunda da şüf´a yoktur. Zi-ra eğer o bina mehr-i müsemma

veya mehr-i mislin akit zamanında veya akitten sonra bedeli kılınsa, onda şüf´a sabit olur. Zira o

malı mal ile mübadeledir. Çünkü o adam zimmetinde olan mehri bir binaya çevir-miştir. Nitekim

Tebyîn ve diğer kitaplarda da böyledir.

«Binanın bazısı mal ile de karşılansa ilh...» Yani bir kimse bin dir-hem geri vermesi şartıyla mehir

olarak bir bina vererek bir kadınla evlense, bunda şüf´a yoktur. Minah. Çünkü bunda satım akdinin

anlamı akitte tabidir. Zira o akit herne kadar nikâh ve satım üzerine içtima et-se de, şu kadar var ki

o akitten maksat yine nikâhtır. Zira nikâh sözüy-le bu akit bağlanmaktadır. Asıl olan nikâhta şüf´a

olmadığına göre tabi olanda da şüf´a yoktur.

«Satıcının muhayyerliği ile satılan binada ilh...» Eğer bina satıcı ve müşterinin her ikisinin

muhayyerliği ile satılırsa, hüküm yine böyledir. Çünkü satıcının muhayerliği ile satılan mebide

satılan mal satıcının mül-kiyetinden çıkmamaktadır. Ama müşterinin muhayyerliği bunun aksine-dir.

Bu hüküm, muhayyerliği kabul eden bina içindir.

Adamın binasının bitişiğinde bir bina satılsa, satıcı veya müşteriden birisine muhayyerlik varsa,

şüf´a sahibine şüf´a hakkı vardır. Muhayyer-lik eğer satıcının ise, şüf´a hakkı sakıt olur. Çünkü

devam ettirmeyi ira-de etmiştir. Muhayyerlik müşterinin de olsa yine böyledir. O zaman ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &