ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siret Ansiklopedisi > Müslümanın Milliyeti Ve İnancı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Müslümanın Milliyeti Ve İnancı  (Okunma Sayısı 535 defa)
14 Ağustos 2012, 13:07:41
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 14 Ağustos 2012, 13:07:41 »



MÜSLÜMANIN MİLLİYETİ VE İNANCI

İslâm, insanlığa ilişkiler, değerler, ölçüler ve bunların alındığı kaynağa dair yeni bir anlayış getirmiştir. İslâm insanı Rabb'ine döndürmek; varlığını, hayatını, ölçü ve değerlerini aldığı yeri en yüce otorite kılmak için gelmiştir. İn­san, O'nun iradesiyle dünyaya geldiği ve O'na döneceği için bütün ilişkilerini O'na götüre­cek şekilde kurmalıdır.

İslâm, insanlar arasında onları Allah'a bağla­yan tek bir ilişki ve bağlantı gerekçesi bulun­duğunu, bu bağ kalmayınca, insanlar arasında sevgi ve yakınlık kalmayacağını belirtmek için gelmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmakta­dır: "Allah'a ve âiret gününe imanını sürdüren hiçbir topluluğun, Allah'a ve Elçisine düş­manlık edenlerle dostluk ettiğini görmeyecek­sin." (58: 22)

Ortada tek bir hizip vardır, o da Allah'ın hiz­bidir. Diğer bütün hizipler şeytanın ve tağutun partileridir. "İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler de tağut yolunda sa­vaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır." (4: 76).

Allah'a ulaştıran yol tektir; diğer yolların hiç biri O'na ulaştırmaz: "İşte benim doğru yo­lum budur, ona uyun, (başka) yollara uyma­yın ki, sizi O'nun yolundan ayırmasın!" (6:153).

Ortada bir tek ilâhî nizam vardır; o da İslâm'dır. Diğer bütün sistemler câhiliyye dü­zenleridir: "Yoksa onlar câhiliyye devrine ait hükmü ve kanunu mu istiyorlar? Kesin inanca sahip olanlar için Allah'tan daha iyi hüküm veren kimdir?" (5: 50).

Takip edilecek tek bir şeriat vardır; o da Al­lah'ın Şeriatı'dır. Bunun dışındaki herşey hevâ ve hevese dayanan düzenlerdir: "Sonra Biz, seni ilâhî hükümlerden ibaret olan bir şeriat ile vazifelendirdik; sen ona uy, bilmeyenlerin

arzularına aldırma!" (45: 18).

Hakikat, bir ve bölünmezdir; ondan farklı herşey sapıklıktır: "Hakikatin dışında sapık­lıktan başka ne var? Öyleyse nasıl (hak'tan sapıklığa) çevriliyorsunuz?" {10: 32).

Üzerinde İslâm devletinin kurulu bulunduğu, Allah'ın şeriatının hâkim olduğu, hadlerinin uygulandığı, müslümanlann birbirlerinin veli­leri olduğu tek bir yurt (dâr) vardır; o da dârü'l-Islâmdır. Diğer yerler savaş alanıdır (dârü'î-harb). Müslümanın buralarla ilişkisi ya savaştır, ya da anlaşmaya dayalı barıştır. Buna rağmen orası İslâm yurdu olarak nite­lendirilemez ve müslümanlarla onlar arasında bir dostluk söz konusu değildir. "Onlar ki inandılar, hicret ettiler, Allah yolunda malla­rıyla, canlarıyla savaştılar ve onlar kî (yurtla­rına göçenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar, birbirlerinin velisi (dostu, koruyucusu)durlar. İnanıp da hicret etmeyen (müş­rikler arasında yaşayan)lara gelince, onlar hicret edinceye kadar, onların velayetinden size bir şey yoktur (onları korumakla yüküm­lü değilsiniz). Fakat dinde yardım isterlerse (onlara) yardım etmeniz gerekir. Yalnız, ara­nızda andlaşma bulunan bir topluma karşı (yardım etmeniz) olmaz. Allah, yaptıklarınızı görmektedir. Kâfirler birbirlerinin dostlarıdır. Siz bunu yapmaz, birbirinize yardımda bulun­mazsanız, yeryüzünde büyük fitne ve büyük bir fesat meydana gelir. İman edip hicret eden ve Allah yolunda savaşanlarla bu hicret eden­leri barındırıp onlara yardımda bulunanlar, iş­te gerçek müminler bunlardır. Bunları mağfi­ret ve bol rızık beklemektedir. Sonradan iman edip hicret eden ve sizinle birlikte savaşanlar, İşte onlar da sizdendir. Hısımlar ise, Allah'ın kitabına göre, birbirlerine daha yakındırlar. Şüphesiz Allah herşeyi hakkıyla bilendir." (8: 72-75).

İslâm işte bu yol gösterme ve kesin öğretiyle geldi. İnsanı yer ve toprak bağından kopar­mak ve onu bunların üstüne çıkarmak için geldi. Bir müslümanın, Allah'ın Şeriatının kurulu olduğu ve insan ilişkilerinin Allah ile ilişki temeline dayandığı bir yeryüzü parça­sından başka ülkesi yoktur; bir müslümanın kendisini dâr'ül-İslâm'da. müslüman cemiye­tin bir üyesi yapan inancından başka milliyeti yoktur; bir müslümanın, Allah'a olan inancını paylaşan kimselerden başka yakını yoktur, kendisi ve diğer İnananlar arasındaki bağı, ancak Allah ile olan ilişkileri sağlar.

Bîr müslümanın, annesi, babası, kardeşi, eşi ve diğer aile fertleriyle, Allah ile olan ilişkile­rinden başka bir ilişkisi yoktur. Onlar aynı za­manda kan ile bağlanmışlardır. "Ey İnsanlar, sizi bir tek nefisten (nefes alan candan) yara­tan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok er­kekler ve kadınlar üreten Rabb'inizden kor­kun; adına birbirinizden dilekte bulunduğu­nuz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını kır­maktan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzeri­nizde gözetleyicidir." (4: 1).

Bununla beraber, ilâhî ilişki bir müslümanı, İslâm düşmanlarının saflarına katılmadıkları sürece, ebeveynlerine merhamet ve anlayışla davranmaktan alıkoymaz. Yalnız, İslâm düş­manlarıyla olan İttifaklarını açıkça ifade eder­lerse, bir müslümanın onlarla olan bütün ak­rabalık İlişkileri kesilir, onlara karşı merha­metli ve anlayışlı olma yükümlülüğü kalkar. Abdullah b, Ubeyy'in oğlu Abdullah'ın tavrı, bu açıdan bizim için İbret verici bir misâli sergilemektedir.

İbni Cerîr, İbni Zİyad'a dayanarak, Hz. Pey­gamber'in Abdullah b. Ubeyy'in oğlu Ab­dullah'a şöyle dediğini nakletmektedir; "Gö­rüyor musun, baban ne diyor?' Abdullah sor­du, 'Anam ve babam sana feda olsun; babam ne diyor?' Rasûlullah buyurdu ki: "'(Savaş­tan) Medine'ye dönersek, kimin üstün, kimin alçak olacağını görürüz.1 Abdullah şöyle de­di, 'Vallahi o doğruyu söylemiş. Mutlak sen üstünsün, o da alçak. Ey Allah'ın rasûlü, bü­tün şehir halkı bilir ki, sen Medine'ye geldi­ğinde, benim kadar ana ve babasına hürmetkar kimse yoktu. Fakat şimdi, eğer Al­lah ve Rasûlü eğer babamın başını getirmemden razı olacaksa onu hemen getireyim.' Bu­nun üzerine Rasûlullah'Hayır!1 diye bu­yurdu. Medine'ye döndükleri zaman, Abdul­lah babasının kapısına dikildi ve kılıcını kı­nından çıkararak 'sen misin o Medine'ye var­dığımız zaman içimizde kimin alçak olacağı­nı gören diyen? Hayır, vallahi sen üstünlüğün sana mı yoksa Rasûlullah'a mı ait olduğunu öğreneceksin! Vallahi, Allah ve Rasûlü izin vermedikçe, ne Medine'ye girebilirsin, ne de yanımda barınabilirsin! İbn Ubeyy yüksek sesle bağırmaya başladı ve iki kere şöyle de­di, 'Ey Hazreçliler, oğlum beni evimden alı­koyuyor!' Fakat oğlu Abdullah, Rasûlullah müsaade etmedikçe onu Medine'ye sokmaya­cağını tekrarladı. Gürültü üzerine oraya topla­nanlar Abdullah'ı ikna etmeye çalıştılar, fakat o kıpırdamadı. Bazıları Hz. Peygamber'e gi­dip, durumu anlattılar. Hz. Peygamber on­lara şöyle dedi, 'Varın ona söyleyin, onu eviyle başbaşa bıraksın.' Adamlar geldiler ve söyleneni bildirdiler. Abdullah, "Peygamber­den emir geldiğine göre artık birşey demek düşmez bana!' dedi.

İnanç bağı kurulduğu zaman, kan bağı olsun veya olmasın, İnananlar kardeş gibi olurlar. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Ancak mü'minler kardeştir."

Bu âyet bir hüküm olduğu kadar, aynı zaman­da bir sınırlamadır. Bir başka âyetinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar ki iman edip yurtlarından hicret ettiler ve mallarıyla canlarıyla Allah yolunda savaştılar ve bir de onlar ki, bu hicret edenleri barındırıp yardım­da bulundular; işte bunların hepsi birbirinin dostu ve yakınıdır..." (8: 72).

Bu âyette İşaret edilen dostlar ve yardımcılar, sadece bir nesil ile sınırlı değildir; gelecek nesilleri de içermekte, gelecek nesilleri geç­miş nesile yıkılmaz bir muhabbet, sevgi, dost­luk ve merhamet bağıyla bağlamaktadır.

"Ve onlardan önce o yurda (Medine'ye) yerle­şen, imâna sarılanlar (yâni daha önce Medi­ne'yi yurt edinen Ensâr) kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilen (gani­metlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç (eğilimi) duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, (göç eden yoksul kardeşlerini) öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin hırs ve cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa ereceklerdir. Bunların arkasından gelenler ise: 'Ey Rabbimiz bizi bağışla, bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi de. İman edenlere karşı kalplerimizde bir kin bırakma! Rabbi­miz, şüphesiz ki sen çof şefkatli, çok merha­metlisin!' derler." (59: 9-10).

Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de, geçmiş pey­gamberlerin kıssalarını, mü'minlere birer ör­nek teşkil etmek üzere zikretmektedir. Deği­şik dönemlerde gelen peygamberler iman ate­şini yakmışlar ve mü'minlere rehberlik etmişlerdir.

"Nûh Rabbine dua edip yalvardı: 'Ey Rab-bim, oğlum benim âilemdendir. Senin vaadin de haktır ve Sen hâkimlerin hâkimisin!' (Al­lah): 'Ey Nuh, o asla senin ailenden değildir. O, kötü bir amelin ta kendisidir, şu halde hak­kında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme; sana câhillerden olmamanı tavsiye ederim!' Nûh: 'Ey Rabbim, hakkında bilgim olmayan bir şeyi istemekten Sana sığınırım; beni ba­ğışlamaz ve bana merhamet etmezsen, hüsra­na uğramış olanlardan olurum!' dedi." (11: 45-47).

"Ve hatırlayın o zamanı ki, Rabbi İbrahim'i birtakım emirlerle imtihan etmişti de, o bun­ları tamamen yerine getirdi. Rabbi: 'Seni in­sanlara rehber yapacağım.' dedi. İbrahim; 'Zürriyetimden de!' diye niyaz etti. Rabbi ise: 'Zâlimler ahdime, rahmet rehberliğime erişemez!' buyurdu." (2: 124).

"Onu da hatırlayın ki, İbrahim: Ey Rabbim, bu şehri güvenilir bir yer kıl ve halkından Allah'a ve âhiret gününe inananları ürünleriy­le rızıklandır!' demişti. Allah da: 'İnkar eden­leri de kısa bir zaman için, yaşadığı sürece faydalandıracağım, sonra onları cehennem azabına girmek zorunda bırakacağım. Orası ise vanlacak kötü bir yerdir!' buyurdu." (2: 126).

İbrahim peygamber babasının ve halkının sa­pıklıklarında ısrar ettiklerini görünce onlar­dan yüz çevirdi ve: "Sizden de, Allah'tan baş­ka yalvardıklannızdan da ayrılıyor ve yalnız Rabb'ime yalvarıyorum. Umarım ki Rabbime yaptığım duam yüzü...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 14 Ağustos 2012, 13:08:26 Gönderen: Saniyenur »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Müslümanın Milliyeti Ve İnancı
« Posted on: 21 Eylül 2019, 10:07:02 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Müslümanın Milliyeti Ve İnancı rüya tabiri,Müslümanın Milliyeti Ve İnancı mekke canlı, Müslümanın Milliyeti Ve İnancı kabe canlı yayın, Müslümanın Milliyeti Ve İnancı Üç boyutlu kuran oku Müslümanın Milliyeti Ve İnancı kuran ı kerim, Müslümanın Milliyeti Ve İnancı peygamber kıssaları,Müslümanın Milliyeti Ve İnancı ilitam ders soruları, Müslümanın Milliyeti Ve İnancıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &