ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siret Ansiklopedisi > Mezopotamya Dini
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mezopotamya Dini  (Okunma Sayısı 1359 defa)
02 Ağustos 2012, 16:37:49
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 02 Ağustos 2012, 16:37:49 »



ARABİSTAN'DA DİNLER

Mezopotamya Dini
 
Mahiyeti: Üç bin yıl süren tarihi boyunca Mezopotamya'nın dinî hayatının karakteristik özü beş temel ilkede belirlenebilir. îlki, ontolojik olarak ayrı varlıkların iki türünün birle­şerek meydana getirdikleri hakikatin idraki­dir. Biri, ilâhî, mutlak ve ebedî, mantıkla an­laşılamaz, yaratıcı ve bütün bunların üstünde, emredici; diğeri ise, maddî, insanî, yaratıl­mış, değişken ve geçici, ilâhî emirlere tâbidir. İkincisi, birincinin isteğinin diğerince yerine getirilmesi lâzım geldiği gerçeğidir. Bu İstek keşif ya da vahiy yoluyla bilinebilir. Üçüncü­sü, insanlar boş yere veya kendi arzulan için değil, yaratıcılarına hizmet maksadıyla yara­tılırlar ve hizmetlerinin kapsamı itaat etmek ve ilâhî emirleri yerine getirmektir. Dördün­cüsü, gerçekten bu itaati yerine getirebildik­leri ve itaat etmeleri gereken şeyler yapabile­cekleri şeyler olduğu için insanlar sorumlu­durlar. Sonuçta, eğer itaat ederlerse refah ve saadetle mükâfatlandırılacaklar, eğer itaat et­mezlerse azâb ve mahrumiyetle cezalandırıla­caktır. Beşincisi, ilâhî plan insanlığın organik bir bütün olarak hareket ettiği bir dünyayla il­gilenir. Yani gerçeği ortaya çıkaran birim, şa­hıs değil toplumdur. Yaratıcı açısından kâinat, düzeninin bir nesnesidir. Toplumun basamakları, kâinatın basamaklarıdır. Top­lumda üyelik ve işbirliği, insanlığın ve ahlâkın son sinindir.

Birinci ilke ontolojik dualizm olarak tarif edi­lebilir. Bu, iki uç varlığın birleşmesine karşı Mezopotamya'yı korumuş ve birleşerek tek olmalarına asla izin vermemiştir. Bununla birlikte; Mezopotamyalılar, Tanrı'nın tama­men mevcut "bir başkası" ya da üstünlüğü inancını korurken, tabiatın bir gücü veya fe-nomeniyle Tann'nın fonksiyonunu çiftleştirerek, iki varlığı birleştirmenin yollarını buldu­lar. Yaratıcı ve yaratılanın üstünlüğü dualiz-mi, Mezopotamya'yı gerçeğin esas görüşünün tam zıddı, yani monophysitism olduğu eski Mısır'dan ayırdetmiştir (J.A. Wilson, Before Philosophy: The Intellecîuaî Adventure of Ancient Man, sh. 75).) Orada, Firavun, etten ve kemikten tanrı idi; güneş, ışığı ve ısısıyla, tann Atum'du. Otların sivri yapraklan, yeşili ve tazeliğiyle suyun akışını izleyerek yeryü­zünde yetişen tanrı Osiris'di. Öncelik, içinde tanrının imajı bulunan, ilâhî emri tasarlayan ve ontolojik olarak eşitlenen tabiata aitti. Bu prensip naturalizmi sıradan anlamının üstüne çıkarttı ve onu teolojiye kattı.

Diğer taraftan, Mezopotamyalılar Enlil'e fırtı­na tanrısı, İnanna'ya da sazların ya da ayın tanrıçası olarak inandılar; fakat tanrıyı maddîleştirmediler. Fırtına , sazlar ve ay on­larla ilişkilendirilen tanrılar değillerdi. Tanrı­lar tabii karşılıklarının gözden kaybolmasıyla birlikte yok olmadılar. Yani tabiatın güçleri, tanrılarının varlığının bir işaretleriydi, onların güçlerinin âletleriydi. Ontolojik dualizm Tat Twam Asi ilkesinin Mısırlı karşılığı kadar genel ve mutlak olduğu Hindistan diniyle de eşit derecede karşıttır. Her ikisi de gerçeği tek olarak ele alırlar. Bununla birlikte, Hin­distan'da öncelik, Mısır'la ahlâkî olarak taban tabana zıt düşecek şekilde, tabii olan tarafın­da değil ilâhî olanın tarafında bulunur. Mısır ahlâkî hayatında en çok aranılan vasıf tabii olmaktı, "tabii olan" şeyleri yapmaktı, bir ki­şinin kendisini tabiatla aynı seviyeye getir­mesiydi. Ahlâkî hayatın Hindistan'daki ideali ise kendini tabiattan koparmak, hayattan kaç­mak ve kendisini Brahma'yla kaynaştırmaktı. Her ikisinin de tersine Mezopotamya Allah'ın ilâhî olduğu ve yaratığa yaratık olarak davranildığı dualizm doktrinini korudu. İlâhî olanı yaratıklarla birleştirmek için gösterilen bir­çok sapma ve baskılara rağmen Mezopotam­ya onların birbirlerinden ayrılığını tutarlı bir biçimde korumuştur.

Mezopotamya görüşünde, ilk prensip olarak belirlenen Yaratıcı ve yaratık arasındaki on­tolojik ayırım iki varlığın birbirinden tama­men izole edilmesi anlamına gelmedi. İlâhî güç, kendi yarattığı yaratılmış dünya ile ya­kından ilgilidir. Yaratıcı'nm isteği, yaratılışın olması gereken şeklidir. Emirleri ise yaratıl­mışların yapması gereken şeydir. Bu istek, yerleştirilmiş tabiattan, bir takım alâmetlerin okunması veya kehânette bulunma, ya da doğrudan doğruya, ilâhî varlık tarafından ya­sa şeklinde indirilenin okunması yoluyla his­sedilirdi. İsteğinin bilinmesi ve itaat edilmesi için bu beyanı, açıklama İşini Tanrı yürüttü. Tanrı'nın isteğinin yerine getirilmesi tabii olarak lüzumludur ve yaradılışı bir kaos ol­maktan kurtarıp kozmos haline getiren hiç şüphesiz bu kaçınılmaz durumdur. İnsan açı­sından ilâhî emir eğer onun ahlâkî mahiyeti yerine getirilecekse gönüllü bir şekilde yapıl­malıdır. İşte bu insanların yaratılış sebebidir, yani "tanrılara hizmet etmek". (T. Jacobsen, Before Philosophy, sh. 200). Tanrı, "onları [tanrıları] kurtarmak için dünyayı yarattı", yani dünyayı yeniden kurmaktan, onu verimli hâle getirmekten kurtarmak için. Mezopo­tamyalılar bu işin insana devredildiğini dü­şündüler. (A. Heidel, Babyionİan Genesis, sh. 55). Sonuçta insanlar her zaman Tanrı'ya şükretmek zorundaydılar (a.g.e.), "onların [tanrıların] devamlılığım sağlamakla ... ve mabetlerinin bakımıyla uğraşmakla . . . onun [Tanrı'nın] cennette yaptığının benzerini dün­yada yapmakla mükelleftiler (a.g.e.)." O hal­de Tanrı'ya hizmet ilham yoluyla aldıkları buyruklarını yerine getirmeyi ve bunları gö­nüllü olarak yapmayı ifade ediyordu.

Bu yerine getirme, yaratılışın bu ilâhî drama-sında insanlara önemli bir rol yükler. Bu iş­lem kâinat düzeninin korunması için lüzum­ludur, aksi hâlde bu düzen çöker. Şayet edâ ediyorlarsa bu ilâhî emrin geçmesi gereken kozmik köprüsünü insanlar oluştururlar. On­lar, ilâhî emirleri hür iradeleriyle ve gönüllü olarak yerine getirecek tek yaratıktırlar ve böylece sorumluluklarını yerine getirirler.

Onlarınki daha büyük bir mukadderattır.

Mezopotamya dininin esasını meydana geti­ren dördüncü prensip, insan kapasitesinin ilâhî emri kavrayıp anlayabileceğini, icapları­nı, kapsadığı hedef ve amaçlarını gerçekleş­tirmesi için yeterli olduğunu iddia eder. Arzu edilir, mecburî ve kaide tekidi eden bu hedef ve amaçlan anlayabilecek ehliyette olmala­rından, insanın sorumlu olduğu sonucu çıkar. Sorumluluk yani mükellefiyet, insanların ita­atleri ve hizmetleri için refah ve saadetle mükâfatlandmlmasını, itaatsizlikleri ve kural tanimamazlıkları için de azâb ve mahrumi­yetle cezalandırılmalarım gerektirir. Tanrılar itaatkârlara hoşnutlukla bakarlar, fakat diğer­leri gözlerinden düşer.

Asur harabeleri arasında bulunan ve M.Ö. 800 yıllarına ait kil tablet üzerine yazılmış bir Sümer yaratılış tasvirinde şair, Tanrı adı­na şöyle demektedir:

"İnsanlığı yaratalım. Her devirde tanrılara hizmet etsinler. Sınır hendeklerini korumak, ellerine çapa ve sepet tutuşturmak . . . dünya­nın dört bölgesini sulamak, bol bitkiler yetiş­tirmek . . . tahıl ambarlarını doldurmak . . . toprağın bereketini arttırmak . . . tanrıların bayramlarını kutlamak . . . öküz, koyun, sığır, balık, kümes hayvanları yetiştirmek . . . [Böylece Tanrı] onlar için büyük bir kader takdir etti." (a.g.e., sh. 70-71).

Beşinci ve son ilke sosyal düzenle ilgilidir ve bütün Mezopotamya dünya görüşünü özetler. Sosyal düzen, o yolla dünya görüşünün yöne­tildiği mutlak bir kategoridir. Tabiatın, saldı­rıda olduğu zamanda bile (yıllık Nil taşkını ve hergün yakan güneş ışığı) belirli bir inti­zam ve muhakkak bir yapıcılık sunduğu Mı­sır'ın tersine Mezopotamya'da her zaman kendince düzensiz ve tuhaf bir -yağmur ve kum firtmalanyla- şekil alır. İnsanlar daima bir araya gelmeli, işbirliği ve dayanışma için­de, nehrin yukarısında ve aşağısında suların akışını ve dağılımını sağlamak için kurulan kanallarda, suların yataklarını ve sulama kapaklarını ziraati mümkün hale getirmek ama­cıyla düzenlemek için herkese özel görevler vermeliydiler. Bir fırtınanın etkilerini gider­mek için seferber omalıydılar. Aksi halde, zi­raat yapılamayacak ve herhangi bir yoğun­lukta hayat imkânsız hâle gelecekti. İnsanın kendisine kazandırdığı disiplin onu bir vatan­daş, sosyal düzenin bir üyesi yapan şeydi. Toplum bazılarının kurallar koyduğu ve müş­terek hedefe ulaşabilmek için bazılarının da gönüllü olarak itaat ettikleri bir hayat tarzıy­dı. Mezopotamyalı, sosyal düzeni, yaratılış kadar eski ve hem kendisinin hem de mabu­dunun ona bağlı olduğunu gördüğünden refah ve hayatın kendisi için zaruri olduğunu kabul ediyordu. Organize olmuş toplumu -devlet-insan medeniyetinin o zaman elde edilmiş tüm gelişmelerinden sorumlu görüyordu. Ya­zının keşfi, yiyeceklerin saklandığı ve dağıtıl­dığı Ziggurat mabetleri, büyük şehirlerin ya­pılması, takvimin icadı, kutlamalar düzenlen­mesi ve büyük şehir nüfuslarını besleyebilen geniş ölçekli ziraatin başarısı... Mezopotam-yalılar, düzenli bir devleti olmayan insanların "çobansız koyunlar" gibi olduklarım düşünü­yorlardı (Jacobsen, sh. 218). İdeal bir sosyal düzen görünümü çöl insanlarını harekete ge­çirdi ve onları "dünyanın dört köşesine" göçe yöneltti. Oralarda geçici anlaşmalarla adalet ve refahı yerleştirdiler ve insanların mutlu bir hayata sahip olmalarını sağladılar.

Tanrılar: Mezopotamyalılar çok sayıda tan­rıya sahiptiler. Onların içinde en üst mevkide olanı göklerin tanrısı, hâkimiyeti manevî ve aynı zamanda en üstün olan, kutsal olsun ol­masın hiçbir varlığın kendisine karşı geleme­diği Anu'ydu, İnanca göre Anu, tatlı ve tuzlu suların tanrıları olan Apsu ve Tihamat'ın ço­cukları olan Anşar ve Kişar'ın çocuğuydu. İlâhî soyu yüksek olduğu için hiyerarşideki yeri de yüksekti. Anu, temsil ettiği gökyüzü gibi itaati altındakilere zarif varlığıyla hük­meden, büyük bir korku ve merak kaynağıy­dı. E...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Mezopotamya Dini
« Posted on: 31 Mart 2020, 11:57:31 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Mezopotamya Dini rüya tabiri,Mezopotamya Dini mekke canlı, Mezopotamya Dini kabe canlı yayın, Mezopotamya Dini Üç boyutlu kuran oku Mezopotamya Dini kuran ı kerim, Mezopotamya Dini peygamber kıssaları,Mezopotamya Dini ilitam ders soruları, Mezopotamya Diniönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &