ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siret Ansiklopedisi > İslamın Köleliğe Karşı Tavrı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslamın Köleliğe Karşı Tavrı  (Okunma Sayısı 511 defa)
20 Temmuz 2012, 18:50:22
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 20 Temmuz 2012, 18:50:22 »



İSLÂM'IN KÖLELİĞE KARŞI TAVRI

Kölelik, İslâm'ın doğuşunda, iyice yerleşmiş bir kurumdu ve dünyadaki tüm insanların top­lumsal ve ekonomik hayatlarının bir parçasıy­dı. Buna rağmen İslâm, sonunda onu tama­men ortadan kaldıracak gerekli adımları attı. Alınan İslâmî tedbirlerin önemini tam olarak kavrayabilmemiz için kölelik meselesini bü­tün boyutlarıyla tartışmamız yerinde olacak­tır.

Bu konuda sıklıkla sorulan sorulardan bazıla­rı şöyledir: İslâm niçin köleliğe izin vermişti. Bu dinin Allah tarafından gönderildiği konu­sunda herhangi bir şüphe yoktur. Bu din bü­tün zamanlarda yaşayan insanların tümü için bir rahmet olarak gönderilmişti. Bu hususta da bir tereddüt olamaz. O halde, İslâm'da kö­leliğe nasıl müsaade edilir? Temeli, insanlar arasındaki mükemmel bir eşitlik kavramına dayanan, onların ortak kökenini vurgulayan sonra da bu eşitlik kavramım başarılı bir şe­kilde toplumsal hayata geçiren bu din nasıl olur da köleliği toplumsal düzenin bir parçası kabul eder ve onun için hükümler koyar? Al­lah, "muhakkak Âdem oğullarım şerefli kıl­dık" buyurduğu hâlde, insanların bir kısmı­nın, kölelik olayında olduğu gibi, alınıp satı­lan bir meta halinde kalmalarını ister mi? Eğer, böyle bir durumu istemiyor veya bu olaydan razı değilse, Kitabında niçin açıkça yasaklamamış ve tamamen yürürlükten kal­dırmamıştır? Nitekim nefret ettiği içki, ku­mar, faiz gibi uygulamaları bu şekilde yasak­lamamış mıydı?..

îslâm'm hak bir din olduğu biliniyorken bu sorularla zihni karışan kimselerin hâli Kur'ân'ın şu ayetinde açıklanan Hz. İbrahim'inki gibiydi: "İbrahim de bir zaman: 'Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana gös­ter!' demişti. (Allah): 'İnanmadın mı?' dedi.  (ibrahim): 'Hayır (inandım), fakat kalbim kuvvet bulsun diye (görmek istiyorum)' de­di..." (2: 260).

Dolayısıyla kölelik meselesini tarihî, sosyal ve psikolojik seviyede bütün açıklığıyla tar­tışmamız gerekmektedir.

Kölelik meselesine 20. yüzyıl arka zeminiyle yaklaşan modern insan, köle ticareti süresince işlenen korkunç suçların ve (özellikle Roma İmparatorluğunda) kölelere reva görülen bar­barca davranışların ışığında, köleliği en tik­sindirici ve en iğrenç suç olarak mahkûm eder. O, şaşkınlık içerisindedir ve böyle bir şeyin bir din veya hayat düzeni tarafından tasvibini anlamakta aşırı derecede zorlanır. Sonra da şunu merak eder: Diğer bütün kanun ve esaslar köleliğin bütün çeşitlerinden ve bi­çerlerinden uzak olarak insanın hürriyetini hedeflerken, nasıl olur da İslâm köleliği izin verir? İşte bu, infial ve üzüntü içinde, keşke İslâm köleliği açık ve kesin hükümlerle yasak etse de akıl ve vicdanlar rahatlatılsaydı, diye temenni bile eder.

Burada dikkatlerimizi tarihî gerçeklerin bize anlattıklarına çevirmeliyiz. Roma İmparator­luğunda kölelere karşı işlenen iğrenç suçlar, İslâm tarihine tümüyle yabancıdır. Roma'daki kölelerin hayatına dair etraflı bilgilere sahi­biz. Bu bilgiler İslâm'ın, kölelerin kaderinde meydana getirdiği büyük değişikliği göster­memize yeterli olacaktır.

Roma dünyasında köle, bir insan olarak değil, yalnızca bir mal olarak görülürdü. Ağır görev ve mecburiyetleri olmasına rağmen, hiçbir hakkı yoktu. Peki, bu köleler nereden getiril­mişlerdi? Onlar savaşlarda esir edilen kimse­lerdi. Bu savaşlar da soylu ilkeler veya yük­sek ideallerden değil, yalmzca diğer insanları köleleştirme, kendi itibarlarını yükseltmek için onları sömürme arzusundan kaynaklan­mıştı. Bu savaşlar, Roma halkının, sapkın şehevî zevklere düşkünlüklerini ve refah için­deki hayatlarını devam ettirebilmelerini, sıcak ve soğuk banyolardan, pahalı giyeceklerden, her çeşit lezzetli ve zevkli yiyeceklerden fay­dalanabilmelerini ve -içki müsabakaları, fahi­şelik, dans, halk toplantıları ve festivaller gi­bi- şuh eğlencelerde eğlenebilmelerini sağla­mak amacıyla yapılmıştı. Bu zevkleri elde edebilmek için, onlar, diğer kavimleri boyun eğdirip, merhametsizce sömürmüşlerdi. Daha sonraları Roma hâkimiyetinden İslâm'ın kur­tardığı Mısır'a da daha az zâlimce davranıl-mamıştı. O Mısır ki, Roma İmparatorluğunun tahıl ambarı olmuş, bunun yanısıra, ülkedeki her çeşit maddî kaynak Roma'ya akıtılmıştı.

Köleler, Romalı sömürgecilerin bu açgözlü isteklerini karşılayabilmek için tarlalarda çalı­şırlardı. Daha önce de belirttiğimiz gibi, onla­rın herhangi bir haklan yoktu. Tarlalarda çalı­şırlarken kaçmalarını önlemek için ayaklarına ağır prangalar vurulurdu. Hiçbir zaman, gere­ğince beslenmezlerdi; verilen erzak, canlı ka­labilmelerine ve çalışabilmelerine ancak ye­terdi. Bunları bile iaşe teminini, en az hay­vanlar ve bitkilerin olduğu kadar kölelerin de haklan olarak düşündüklerinden dolayı yap­mazlardı. Çalışma süresince köleler, zâlim ve canavar ruhlu kimseler tarafından keyfî ola­rak kırbaçlanırlarken, sadist soylular ya da kâhyalan bundan büyük zevk alırlardı. Günün sonunda, onları, büyük gruplar halinde -bir grupta, ayakları yine prangalı olarak 10-50 kişi bulunurdu- karanlık, pis kokulu, fare ve haşerelerin istilâ ettiği küçücük yerlerde, uyu-malan için biraraya toplarlardı. Onlar, sürüle­rin faydalandıkları geniş ve ferah ağılların konforundan dâhi mahrumdular.

Romalılann kölelere reva gördükleri kötü ve iğrenç davranışların şekli, onların en çok sev­diği eğlencelerde görülebilir. Bu olay, aynı zamanda, Roma medeniyetinin barbarlığını ve zalimliğini de ortaya koyar. Bu medeniyeti, çağımızda, ellerindeki bütün emperyalist sömürü vasıtalarıyla birlikte modern Avrupa ve Amerika temsil etmektedir. Kılıçlar ve mızraklarla donatılmış köleler arenaya bırakı­lırlar, müsabakayı izlemeye gelmiş, yüksek sıralarda oturan efendilerinin (arasıra imparatorun) zevk ve eğlenceleri için öldüresiye çar­pışırlardı. Bir diğerini kılıç ve kargısıyla dü-şürebilen köle, onu parçalara ayırmakta bir an bile tereddüt etmezdi. Savaşçılardan biri köle­yi öldürüp, cansız ve soğuk cesedini yere attı­ğında eğlencenin zirvesine ulaşılırdı. İşte bu anda, kazanan, sevinç çığlıkları, kuvvetli el çırpmalar ve neşeli, gönülden gelen kahkaha­larla alkışlanırdı.

Roma dünyasında kölelerin içinde bulunduk­ları durum bu şekildeydi. Herhalde, böyle bir düzende onların hukukî konumlarından bah­setmeye pek gerek yoktur: Sahipler, mutlak bir şekilde öldürme, cezalandırma ve merhametsizce sömürme haklarına sahipken, köle­lerin, ne itiraz etme haklan ne de içinde bu­lundukları durumdan kurtulacaklarına dair manevî bir dayanakları vardı. Bu son bilgiler, yukarıdan beri tarif edegeldiğimiz durumu biraz daha aydınlatacaktır.

İran, Hindistan ve diğer ülkelerdeki kölelerin durumu, Roma'dan daha iyi değildi. Çok kü­çük farklılıklara rağmen, bu ülkelerde de kö­lelerin kaderi hep aynı idi. Hayatlarının bir değeri yoktu, katillerine kısas uygulanmazdı, Çok ağır görevler yüklenmesine rağmen karşı­lığında hiç bir menfaatleri olmazdı. Bu ülke­lerdeki hâkim düzenler ne düşünce olarak ne de uygulamadaki gerçekler açısından, kölele­re merhametli değillerdi. Sadece kölelere kar­şı işledikleri zulümlerin ve iğrençliklerin de­recelerine göre birbirlerinden ayrılıyorlardı.

İslâm sahneye çıktığında varolan hayatın şart­lan bunlardı. Onun gelişi, bu kölelere, insan­lık şerefinin tekrar iade edileceğini haber ver­di. Sahiplere, köleleri, hakkında şunlan söyle­di: "... hepiniz birbirinizdensinİz.." (4: 25). îslâm; "Kim kölesini öldürürse, biz de onu öl­dürürüz, kim kölesini hapseder veya yiyece­ğini keserse onu hapseder ve yiyeceğini kese­riz. Kim kölesini hadım ederse, biz de onları hadım ederiz" (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai) hükmünü ilân etmiştir. İslâm; "Siz Âdem oğullansmız, Âdem de top­raktandır." (Müslim, Ebû Davud) diyerek aslın, kökenin ve gidişin bir olduğunu takrir et­mek için geldi. Bilinmelidir ki, sadece birinin efendi, diğerinin köle olmaları sebebiyle hiç­bir efendinin köleye üstünlüğü yoktur. Üstün­lük ancak takva iledir: "Biliniz ki, hiçbir Arab'ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Araba, hiçbir beyazın siyaha, hiçbir siyahın da beyaza herhangi bir üstünlüğü yoktur. Üs­tünlük ancak takva iledir." (Buhari).

îslâm, köle sahiplerine, köleleriyle olan ilişki­lerinde âdil olmalarını emretmek için gelmiş­tir: "Allah'a ibadet edin, O'na hiçbir şeyi or­tak koşmayın, ana babaya, yalanlara, yetimle­re, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşu­ya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve ellerini­zin altında bulunanlara iyilik edin. Allah, kendini beğenip, övünenleri elbette sevmez." (4: 36). Yine, köle ile sahibi arasındaki ger­çek ilişkinin, bir köle-efendi ilişkisi veya bo­yun eğme-başkaldırma mücadelesi olmadığı­nı, ancak, akrabalık ve kardeşlik ilişkisi oldu­ğunu ifade eder. O kadar ki, efendilere, sahip oldukları cariyelerle evlenme izni verilir: "İçinizden, hür nıü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, elleriniz altında bulu­nan mü'min genç kızlarınız (olan cariyeleri-niz)den alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz (hepiniz Adem soyundansınız. insanlık bakımından aranızda bir fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tut-mamalan şartıyla, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, ücretlerini (mehirlerini) de güzelce verin..." (4: 25).

Böylece efendiler, kölelerinin kardeşleri ola­rak nitelendirilir: "Köleleriniz, sizin kardeşle­rimizdir. Eli altında böyle bir kardeşi bulunan, ona, yediğinden yedirsin, giydiğinden giydir­sin; ona yapamayacakları işler yüklemeyin. Eğer onlara zor işler buyurursanız yardım edin." (Buharî).

Kölelerin duygularma saygı gösterilmesinin bir işareti olarak Hz. Peygamber şunlan da eklemiştir: "Sizden hiçbiriniz, bu benim kölemdir, bu benim câriyemdir, demesin. Ancak benim kızım, oğlum veya kardeşim, desin." (Ebû Hureyre rivayet etmiştir). Ata binmiş bir adam ile arkasından güçlükle yürüyen kö...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İslamın Köleliğe Karşı Tavrı
« Posted on: 28 Mart 2020, 18:04:13 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İslamın Köleliğe Karşı Tavrı rüya tabiri,İslamın Köleliğe Karşı Tavrı mekke canlı, İslamın Köleliğe Karşı Tavrı kabe canlı yayın, İslamın Köleliğe Karşı Tavrı Üç boyutlu kuran oku İslamın Köleliğe Karşı Tavrı kuran ı kerim, İslamın Köleliğe Karşı Tavrı peygamber kıssaları,İslamın Köleliğe Karşı Tavrı ilitam ders soruları, İslamın Köleliğe Karşı Tavrıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &