ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Kutul Kulub > Rica Makamının Şerhi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Rica Makamının Şerhi  (Okunma Sayısı 2427 defa)
01 Ocak 2010, 18:12:35
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 01 Ocak 2010, 18:12:35 »



Rica Makamının Şerhi Ve Rica Ehlinin Sıfatları
Allah Teala buyurdu ki: "Allah kullarına karşı latiftir, dilediğine rızık verir" (Şura/19); "Ey nefisleri hakkında aşırıya kaçan kullarım, Allah´ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki Allah, bü­tün günahları affeder". (Zümer/53) Bize ulaşan bir rivayette Allah Resulü´nün (sav) bu ayetle ilgili olarak "Günahların çokluğunu önemsemez, çünkü O çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir" buyur­duğu bildirilmektedir.

Meşhur hadislerden birinde de Allah Resulü´nün (sav) şöyle bu­yurduğu nakledilir:
"Allah Teala kullarından bir topluluğu kabza-sıyia tuttu ve ´Bunlar cennettedir. (Günahlarının çokluğunu) Önem­semem´ buyurdu". Allah en iyi bilendir. Bize göre mana, Allah Tea-la´nın şu kudsi hadisteki buyruğu istikametindedir: "Rahmetim herşeyi kapsadı. Rahmetim o kullarıma dar gelmeyecektir. Onların da cennete girmesini büyüksemem". Dolayısıyla onlar da cennete girerler. Allah Teala onların bütün kötü fiillerini önemsemez.

O, takva ehlini vasfederken şöyle buyurmuştur: "Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman Allah´ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günah­ları da Allah´tan başka kim bağışlayabilir?". (Al-i İmran/135)

Yine O, tevekkül edenleri vasfederken şöyle buyurmuştur: "Yal­nız bazı küçük kusurlar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniş­tir". (Necm/32) Allah Teala arşının çevresinde dolanan melekleri haber verirken de şöyle buyurmuştur: "Ve melekler Rablerini hamd ile teşbih eder, yeryüzündekiler için bağışlama dilerler". (Şura/5)

O, cehennem ateşini düşmanları için hazırladığını, dostlarını ise onunla korkuttuğunu haber verirken de şöyle buyurmuştur
: "Onların üstlerinden ateşten gölgeler, altlarında da (ateşten) gölge­ler var. İşte Allah kullarını bundan korkutuyor". (Zümer/16) Yine O, Kur´an´ın başka yerlerinde şöyle buyurmaktadır: "Kafirler için hazırlanmış olan ateşten korkun". (Al-i İmran/131); "Ben sizi, alev saçan bir ateşe karşı uyardım. Ona ancak bedbaht kimse girer. O yalanladı ve yüz çevirdi". (Leyl/14-16)

Allah Teala, zulmeden kullarına karşı bağışlayıcılığı hakkında ise şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak ki Rabbin, zulümlerine rağ­men insanlar için bağış sahibidir". (Ra´d/6)

Rivayete göre Allah Resulü (sav) ümmetine ısrarla mağfiret di­lediği için kendisine "Sana şu ayeti indirdiğim halde hala razı ol­maz mısın: Muhakkak ki Rabbin, zulümlerine rağmen insanlar için bağış sahibidir" diye bir nida gelmiştir.

"Rabbin sana verecek ta ki razı olacaksın" (Duha/5) ayet-i keri­mesinin tefsirinde de şöyle denilmiştir
: Hazret-i Muhammed (sav) ümmetinden bir ferdin dahi cehenneme girmesine razı olmayacak­tır. Ebu Cafer Muhammed b. Ali (ra) şöyle derdi: "Siz Iraklılar, Kur´an-ı Kerim´de rica ile ilgili en açık ayetin "Ey nefisleri hakkın­da aşırıya giden kullarım, Allah´ın rahmetinden ümidinizi kesme­yin. Muhakkak ki Allah, bütün günahları affeder". (Zümer/53) aye­ti olduğunu söylüyorsunuz. Biz Ehl-i Beyt ise, Allah´ın Kitabı´nda rica ile ilgili en kuvvetli ayetin "Rabbin sana verecek ta ki razı ola­caksın" (Duha/5) ayeti olduğuna inanırız. Çünkü Allah Teala O´na, ümmeti konusunda kendisini razı etmeyi vaadetmiştir".

Ebu Bürde (ra) babası vasıtasıyla Ebu Musa el-Eş´ari´den (ra) şunu naklet mistir: "Ümmetim, merhamet olunmuş bir ümmettir. Ahirette ona azap edilmeyecektir. Allah onların azabını, dünyada­ki zelzele ve fitnelerde kılmıştır. Kıyamet günü geldiğinde ümme­timden her birine Kitab Ehli´nden bir adam verilecek ve ´İşte bu, cehenneme karşı senin fıdyendir  denilecektir".[27]

Aynı hadisin başka bir rivayetinde ise şu lafız yeralmaktadır:
"Bu ümmetten her adam, bir yahudi veya hıristiyan getirerek ´Bu, cehenneme karşı fidyemdir der ve o getirdiği ateşe atılır" lafzı yeralmaktadır. Bir hadiste ise şöyle buyrulmaktadır: "Ateş nöbeti, ce­hennemdendir ve müminlerin cehennem adına kısmetleri odur".

"Allah´ın, Peygamber"! ve onunla beraber iman edenleri utandır­mayacağı günde.." (Tahrim/8) ayet-i kerimesinin tefsiriyle ilgili ola­rak bize şöyle bir rivayet geldi: "Allah Teala vahyetti ki: Ey Mu­hammed, ümmetinin hesabını sana havale etmemi ister misin? O da şu cevabı verdi: Hayır ey Rabbim! Onlar için Sen benden daha hayırlısın. Bunun üzerine Allah Teala: Öyleyse onlar hakkında se­ni utandırmayacağız, buyurdu".

Süfyan-ı Sevri şöyle derdi:
Hesabımın kendi anne babama ha­vale edilmesini dahi istemem. Çünkü bilirim ki Allah Teala, bana karşı o ikisinden daha merhametlidir. Seleme b. Verdan vasıtasıy­la Enes b. Malik´ten (ra) şu hadis rivayet edilmiştir: "Allah Resulü (sav) ümmetinin günahlarının affedilmesi hususunda Rabbine ni­yazda bulunarak şöyle buyurdu: Ey Rabbim, kötülüklerine başka birinin muttali olmaması için onların hesabını bana havale et. Bu­nun üzerine Allah Teala ona şöyle vahyetti: Onlar senin ümmetin, Benim ise kullarım. Ben onlara karşı senden bile daha merhamet­liyim. Onların hesabını kendim görürüm. Ta ki kötülüklerine ne sen, ne de başkası vakıf olabilsin".

Başka bir hadiste ise Allah Resulü´nün (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Hayatım da ölümüm de sizler için hayırdır. Ha­yatta iken size sünnetleri açıklar, gerekli kuralları koyarım. Ölü­mümün hayır oluşuna gelince, o zaman da sizde gördüğüm güzel­likler için Allah´a hamdederim. Kötülüğünüzü gördüğümde ise, siz­ler için Allah Teala´dan mağfiret niyaz ederim". Bir diğer hadiste de şu ifade yeralmaktadır: "Kul günahlarından dolayı tevbe ettiği za­man, Allah Teala meleklerine ve yeryüzünün parçalarına onun gü­nahlarını unutturarak onları iyiliklere çevirir. Ta ki kıyamet günü geldiğinde aleyhinde şahitlik edecek hiçbir şey olmaz".

Denir ki: "Mümin bir günah işlediğinde, Allah Teala aleyhinde şahitlik edememeleri için onu meleklerin bakışlarından gizler". Al­lah Resulü (sav) bir gün "Ey affı kerim olan" diye seslendi. Bunun üzerine Cebrail (as) kendisine şöyle dedi: "Affı kerim olan"m tefsi­rini bilir misin? Onun anlamı şudur: O, günahları rahmetiyle ba­ğışlayarak keremiyle onları iyiliğe döndürür".

Allah Resulü (sav) bir adamın "Allahım, Sen´den nimetin tama­mını niyaz ederim" dediğini duydu ve ona şöyle dedi: "Nimetin ta­mamının ne olduğunu bilir misin?" Adam, "Hayır" deyince şöyle bu­yurdu: "Cennete girmektir".[28]Allah Teala, bizler için din olarak İs­lam´dan razı olmasıyla üzerimizdeki nimetini tamamlamış olduğu­nu haber vermektedir ki bu da cennete girmenin delilidir.

Allah Teala bu manada şöyle buyurmuştur: "Bugün dininizi ke­male erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizler için din olarak İslam´dan razı oldum". (Maide/3) Bu hususta Allah Re­sulü (sav) ile aynı konumu paylaşıyor ve biz de lütfuyla günahları­mızı bağışlaması için Allah´a niyazda bulunuyoruz.

Bir rivayette de şöyle denilmiştir: "Karşılaştığınızda ´Allah Tea­la gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlasın ve üzerindeki nime­tini tamamlasın´ diyenler ne kadar da azdır!" Ali´den (kv) şu söz nakledilmiştir: "Kim bir günah işler de Allah Teala onu dünya ha­yatında örterse, ahirette o Örtüyü kaldırmayacak kadar kerem sa­hibidir. Kim de bir günah işleyip dünya hayatında günahının ceza­sını çekerse, ahirette kulunun cezasını ikilemeyecek kadar adildir". Bu sözün başka bir lafzında ise şöyle denilmektedir: "Kul dünyada Allah Teala tarafından örtülen hiçbir günah işlemez ki, Allah onu ahirette bağışlamasın".

Selef-i Salih´ten bir zat da şöyle demiştir: "Günah işleyen her kul, Allah Teala´nm huzurunda (=kenf) günah işler. -İnsan için kenf, kucağı ve sinesidir-. Allah hangi kuluna ellerini uzatırsa, onun açı­ğını örtmüş olur. Kimden de çekerse rezil etmiş olur". Denir ki: İş­lediği günahtan dolayı dünyada rezil edilen kimse için bu hal kefa­ret olur ve ondan dolayı ahirette rezil edilmez. Bir hadiste ise şöyle buyrulmaktadır: "Bir kul günah işleyip de Allah´dan mağfiret dile­diği zaman Allah Teala meleklerine şöyle buyurur: ´Kuluma bakın! Bir günah işlediğinde onu bağışlayacak ve silecek bir Rabbinin ol­duğunu biliyor. Sizi şahit tutarım ki günahını bağışladım."

Muhammet! b. Mus´ab´dan şunu naklet mistirler:
"Esved b. Sa­lim bana kendi el yazısıyla şunu yazıp göndermişti: Kul nefsine karşı aşırı zorlayıcı olduğunda ellerini kaldırarak dua eder ve şöy­le der: ´Ey Rabbim!´ Melekler onun sesini perdelerler. O ikinci kez´Ey Rabbim!´ dediğinde yine perdelerler. Üçüncü kez ´Ey Rabbim? dediğinde yine perdelerler. Dördüncü kez yine dediğinde Allah Te­ala şöyle buyurur: ´Kulumun sesini duymamam için daha ne kadar perdeleyeceksiniz? Kulum, işlediği günahları Ben´den başka bağış­layacak bir Rabbi olmadığını iyi biliyor. Sizi şahit tutarım ki gü­nahlarını bağışladım".

Bir diğer kudsi hadiste ise Allah Teala´nm şöyle buyurduğu ri­vayet edilmektedir
: "Kul, günahları gökyüzüne varıncaya kadar günah işlediğinde bile istiğfar edip Ben´den ricada bulunduğu süre­ce günahlarım bağışlarım". Başka bir had...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Rica Makamının Şerhi
« Posted on: 17 Eylül 2019, 03:23:12 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Rica Makamının Şerhi rüya tabiri,Rica Makamının Şerhi mekke canlı, Rica Makamının Şerhi kabe canlı yayın, Rica Makamının Şerhi Üç boyutlu kuran oku Rica Makamının Şerhi kuran ı kerim, Rica Makamının Şerhi peygamber kıssaları,Rica Makamının Şerhi ilitam ders soruları, Rica Makamının Şerhiönlisans arapça,
Logged
01 Ocak 2010, 18:17:06
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #1 : 01 Ocak 2010, 18:17:06 »

"Kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayınız" (Bakara/195) ayet-i kerimesinin tefsirinde şöyle denilmiştir: Burada sözedilen kimse­ler büyük günah işledikten sonra kendilerini tehlikeye atarak tev-be etmeyen ve ´Biz zaten helak olduk, hiçbir amel bize fayda etmez´ diyenlerdir. Müslümanlar, bundan menedilmiştirler. Şu var ki rica makamı kıymetli bir makam ve çok değerli bir hal olup ancak ilim ve haya ehli arasındaki kerem sahiplerine nasip olur.

Bu hal, onlara korku makamından sonra gelen bir hal olup sı­kıntılar karşısında onunla ricacı ve ümitvâr olurlar. Israrla günah işlemeye düşmekten de onunla korunurlar. Korkuyu bilmeyen kim­se, rica ve ümidi bilemez. Korku makamında bulunmayan kimse de, arılık ve sıhhat üzere rica ehlinin makamlarına yükseltilmez. Her kulun rica ve ümidi, korkusunun cihetinden doğar. Ümit edi­len ahlaka dair mükaşefesi ise, kendisine keşfedilen korkutucu sı­fatlardan dolayıdır.

Eğer kul, günah, sebepler ve ayıplar gibi yaratılmış korkutucu­ların makamına konulmuşsa, vaadin gerçekleşmesi, günahlarının bağışlanması ve cennetin teşvikiyle korku makamlarından rica makamlarına yükseltilir. Tabii ki bunlarda birçok güzel sıfat mev­cuttur. İşte kitapları sağdan verilecek olanları bekleyen son budur. Eğer Zatın manalarının müşahedesi noktasında -misal olarak bil­gisizlik, kötü son, gizli tuzak, gizli istidrâc, kudretin ezmesi, kibir ve ceberut hükmü gibi sıfatlardan doğan korkuların makamına ko­nulmuşsa, bu makamlardan da muhabbet ve rıza makamına yük­seltilirler. Bu noktada ise ahlakın özünü, kerem, ihsan, lütuf, şef­kat ve minnet gibi sıfatları ricacı olur.

Rica ehlinin, rica makamlarmdaki şahitliğiyle ilgili olarak bil­diğimiz bütün hakikatleri zikretmemiz doğru olmaz. Bu herşeyden önce müslümanlarm avamı için münasip değildir. Ayrıca fesada karşı dayanma gücü verilmemiş olanları da ifsad edebilir. Dolayı­sıyla bu bilgiler, ancak müminlerin havassı için uygundur. Mümin­lerin havassı bunlara dayanıp sadece bunlara uymadığı için rica­nın hükmünü sadece muhabbetten çıkarır.

Muhabbet ise ancak kalbin korkuyla ıslah olmasından sonra or­taya çıkar. İnsanların çoğu için uygun olan yalnızca korkudur. Tıpki kötü köleler gibi ki onlar, ancak kırbaç ve değnekle yola gelir, ak­si halde kılıçlarla yüzleşirler.

Kulun ricasının sıhhat işareti, ricasında korkunun da gizli ol­masıdır. Çünkü kul, kaybetmekten korktuğu bir şeyi rica ettiği za­man, rica edilen şey onun kalbinde daha büyük bir yere sahip olur ve ona karşı özlemi büyür. Dolayısıyla da rica halinde bile, ricacı olduğu şeyin gerçekleşmemesi yönündeki korkusundan uzaklaşa-maz. Rica, korku sahiplerinin rahatlatılın asıdır. İşte bu nedenledir ki Araplar ricayı korku olarak adlandırmışlardır. Çünkü bu ikisi, birbirlerinden ayrılmayan bir bütün gibidirler.

Arap dilbilimcilerden bir mezhebe göre birşey başka bir şeyin ayrılmaz parçası, sıfatı veya sebebi olduğu zaman, onu onunla ifa­de etmek mümkündür. Örneğin ´Sana ne oluyor da ricacı olmuyor­sun?´ derler ki bu, ´Sana ne oluyor da korkmuyorsun?´ anlamında­dır. Allah Teala´nm "Size ne oluyor ki, Allah´tan bir vakarı ummu­yorsunuz?" (Nuh/13) buyruğu da bu anlamda değerlendirilmiştir. Müfessirler bu ayetin anlamının ´Size ne oluyor da Allah´ın azame­tinden korkmuyorsunuz?´ şeklinde olduğu üzerinde ittifak etmiş­lerdir. "Kim Rabbi ile karşılaşmayı umuyorsa" (Kehf/110) ayetinin iki tefsir şeklinden biri de böyle olup ´O´nunla karşılaşmaktan kor-karsa´ şeklinde anlaşılmaktadır.

Korkunun ricaya göre durumu, günün geceye göre durumuna benzer. Çünkü bu ikisi de sonuç itibarıyla birbirinden ayrılmayan kavramlardır. Dolayısıyla bir günlük sürenin her ikisiyle ifade edil­mesi de caizdir. Mesela üç günü ifade etmek için üç gece denilebil-diği gibi aksi de söylenebilir. Buna örnek olarak Allah Teala´ın şu buyruğunu zikredebiliriz: "Senin mucizen, insanlara üç tam gece konuşmamandır" (Meryem/10)

Allah Teala üç günü, ancak sembol olarak buyurmuştur. Gün, geceden ayrı olmadığı gibi gece de günden ayrı değildir. Allah Tea­la birini bildirerek diğerini de murad etmiş olmaktadır. Çünkü bi­ri diğerine benzetilmekte ve onun kapsamına girmektedir. Ama Al­lah Teala´nm hikmet ve kudreti gereği ve her biri için farklı hü­kümler konmuş olduğu için ayrı ayrı ortaya çıkmaktadırlar. Allah Teala´nm her ikisindeki nimetleri de farklı farklıdır. Gün belirdi­ğinde gece Allah´ın kudretiyle onun içinde kaybolur. Gece ortaya çıktığında ise gün yine O´nun hikmetiyle onun içinde kaybolur. Bu da Allah Teala´nm geceyi gündüze, gündüzü geceye katması ve bi­rini diğerinin üzerine dürmesinin hakikatidir.

Melekûtî manalarıyla korku ve ricanın hakikati de böyledir. Korku zahir olduğu zaman, kul korku sahibi olur ve hakkında kor­kutucu bir sıfatın tecellisini müşahede ettiği için korku hükümleri hakim olur. Bu durumdaki kul, üzerindeki etkisinden dolayı korku sahibi olarak adlandırılır.

Rica ise, korkusunun içine gizlenir. Rica zahir olduğunda ise, ru-bubiyetin ricaya davet eden bir sıfatla tecellisini müşahede ettiği için rica hükümleri hakim olur ve kul, rica ile vasfedilir. Çünkü o an­da kendisine hakim olan hal, rica hali olup korku hali bunun altına girmiş olmaktadır. Zira her ikisi de imanın ayrılmaz sıfatlarıdır.

Bu ikisini bir kuşun iki kanadına benzetmek doğru olur. Korku ile rica arasındaki mümin, iki kanadı arasındaki bir kuş, ya da te­razinin iki kefesi arasındaki dil gibidir. Bu meyanda Mutarrafm şu sözünü zikretmek yerinde olur: "Müminin korkusu ile ricası tartıl-saydı denk gelirlerdi". Ricanın hakikatini bilme ve rica edilen şey hakkındaki isteğin doğruluğu noktasında aslolan budur.

Müminler açısından korku ile ricanın denk oluşunda iki makam sözkonusudur. Bunların üstte olanı, mukarrebun zümresinin ma­kamı olup korkutucu sıfatlarla rica ve ümit edilen ahlakın müşahe­de edilmesi makamıdır, ikincisi ise, kitapları sağ taraflarından ve­rilecek ashab-ı yeminin makamı olup eşsiz hükümlerden ve farklı kısımlardan öğrendikleri makamdır.

Onlar Allah Teala´nm kullarını lütfuyla nimetlendirdiğini ve bunun cebren olmayıp tercihen olduğunu bilirler. Bunu bildikleri için de, nimetin başladığı gibi tamamlanmasını rica ve ümit eder­ler. Firavun´un huzurundaki sihirbazların, iman ettikleri anda Al­lah Teala´nm mağfiretini arzu etmeleri de bu bağlamda ele alınma­lıdır. Onlar Kur´an´da yazılı olduğu gibi şöyle demişlerdi: "Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim ha­talarımızı bağışlayacağını ummaktayız". (Şuara/51) Yani, Allah Te­ala bizi bu mekanda ilk iman edenler kıldığı için, bizi kendisine iman eden kılması sebebiyle günahlarımızı bağışlamasını rica edi­yoruz. Onlar Allah Teala´dan bu affı ümit etmişlerdir.

Allah Teala kendisine nimet verip geri aldıktan sonra bu nime­tin kendisine dönmesinden ümidim kesen kulu kötüleyerek şöyle buyurmuştur:
"Andolsun biz insana tarafımızdan bir rahmet tattı­rıp sonra bunu kendisinden çekip alsak, kuşkusuz o, (artık) umu­dunu kesmiş bir nankördür". (Hud/9) Allah Teala daha sonra bu duruma sabrederek kendisine bağlı kalan kullarını bundan müs­tesna tutarak şöyle buyurmuştur: "Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka". (Hud/11)

Lokman´m (as) oğluna şöyle dediği rivayet edilir: "Allah´tan öy­le bir korkuyla kork ki, O´nun tuzağından emin olma. O´ndan öyle bir ricayla ricacı ol ki, korkun daha fazla olsun. Oğlu şöyle demiş­ti: Bunu nasıl başarabilirim? Benim sadece bir kalbim var.

Lokman (as) şu cevabı verdi: Bilmez misin ki mümin iki kalpli gibidir. Biriyle korkarken diğeriyle ümit eder?" Bundan çıkarılan anlam, korku ve ricanın müminin iki sıfatı olduğu ve hiçbir mümi­nin kalbinin bunlardan hali kalamayacağıdır. Bu şekildeki mümin de iki kalpli olacaktır.

Ayrıca şunu da bilmek gerekir ki insanlar dört tabaka üzere ya­ratılmışlardır. Bu tabakalardan her birinde bir zümre yaşar. Bun­lardan biri mümin olarak yaşar ve mümin olarak ölür. Bunların ri­ca ve ümitleri hem kendileri, hem de diğer müminler içindir. Çün­kü Allah Teala onlara lütufta bulunduğu zaman, üzerlerindeki ni­metini tamamlamasını ve nimetini çekip almamasını rica ederler.

İnsanlardan bir zümre de mümin olarak yaşayıp kafir olarak Ölürler. Bunlar hem kendileri hem de başkaları için korku duyar­lar. Çünkü Allah Teala´nın kendileri hakkındaki sabık ilmi gereği olan gaybi hükmünü bilirler.

İnsanların diğer iki zümresi ise, kafir olarak yaşayıp mümin olarak ölenler ve kafir olarak yaşayıp kafir olarak ölenlerdir. Bu iki hüküm, müşrikler için ikinci ricalarını gerektirir. Çünkü onu gör­düklerinde, zahiri görünüme bakarak ümitsizliğe kapılmazlar. Bu ümidin korkusu, kişinin bu hal üzere ölmesi olarak görülen ikinci bir korkudur. Bunun, Allah katında hakikat olması mümkündür.

Müminin bu dört hükmü de bilmesi, ona korku ve rica hallerini birlikte kazandırır. Böylelikle durumu da dengelenmiş olur. Çünkü onun imanı, bu bilgiyle dengelenmiştir. O, insanlar hakkında zahire göre hüküm verirken, insanların vicdanlarını gaybları bilici olan Allah´a havale eder. Hiçbir kul hakkında, zahirine bakarak kesin kötü hükmü vermeyerek, Allah Teala nezdinde onun için gizli olan hayrı rica ve ümit eder. Ne kendisi, ne de başkası için zahire baka­rak iyiliğe hükmetmez. Bilakis Allah katında bir kötülüğün gizlen­miş olmasından korku duyar.

Mükemmel olan hal, kulun kendisi için korku duyarken başka­ları için ümitvâr ve ricacı olmasıdır. Çünkü bu, müminlerin hüsnü zan sahibi olarak ibadet etmelerinden önceki vecdidir. Onlar bu şe­kilde bütün insanlara karşı hüsnü zan besler, kaplerinin selim ol­duğuna hükmederek on...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
01 Ocak 2010, 18:21:02
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #2 : 01 Ocak 2010, 18:21:02 »

Allah Resulü (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Dua eden hiç kimse yoktur ki, günaha götüren ve aile bağını kopa­ran bir konu olmadıkça kabulüne yakinen inandığı bir dua etmesin de Allah Teala kendisine şu üçünden birini takdir etmesin: Ya iste­diği hususla ilgili duasını kabul eder. Ya onu bir kötülükten uzak tu­tar. Veya ahirette kendisi için daha hayırlı bir şey hazırlar".[32]

Musa (as) ile ilgili nakledilen haberler arasında onun şu sözü geçmektedir:
"Ey Rabbim, yarattıklarından hangisine karşı daha gazaplısmdır? Allah Teala buyurdu ki: Takdirime rıza göstermeyen ve bir işte Bana istihare edip işini görecek kararı ilham etmeme rağmen bundan hoşlanmayandır".

Başka bir haberde ise şu ifade yeralmaktadır:
"Ey Rabbim, Sa­na ne en sevimli ve ne de en kızdırıcı gelen nedir? Allah Teala bu­yurdu ki: Benim takdirime rıza göstermek Bana en sevimli gelen­dir. Beni en çok kızdıran ise, kendini övmendir".

Bir hadis-i şerifte Allah Resulü´nün (sav) kendinden öğüt iste­yen bir adama şöyle buyurduğu rivayet edilir
: "Allah Teala´yı senin için takdir ettiği bir şeyle ilgili olarak suçlama"[33]Bir başka hadis-i şerifte ise şu olay nakledilmiştir: "Allah Resulü (sav) gökyüzüne baktı ve gülümsedi. Kendisine bunun sebebi sorulduğu zaman şöy­le buyurdu: Allah Teala´mn mümin için takdir ettiği herşeyde onun için hayır bulunmasına şaştım. Yararlı bir şey takdir ettiğinde mü­min buna rıza gösterir ve bu kendisi için hayır olur. Mümin için za­rarlı bir şey takdir ettiğinde de yine rıza gösterir ve bu kendisi için hayır olur". Allah Teala´ya karşı hüsnüzan içinde olmanın bir şekli de, O´na karşı daima zillet içinde olmaktır. Bu, Allah Teala´ya yöne­lik arzunun gücünü gösterir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmakta­dır: "Allah Teala´ya karşı hüsnüzan sahibi olmak, O´na kulluğun güzelliğindendir".[34]

Allah Teala´nm "Adem, Rabbinden kelimeleri aldı ve Allah da onun tevbesini kabul etti" (Bakara/37) buyruğunun tefsiriyle ilgili olarak da şu nakledilir: "Adem (as) dedi ki: Ey Rabbim, şu işledi­ğim günah kendimden kaynaklanan bir şey miydi, yoksa beni ya­ratmazdan önce Senin ilminde varolup da gerçekleştirdiğin bir şey miydi? Allah Teala buyurdu ki: Benim ilmimde varolup senin için yazdığım bir şeydi. Bunun üzerine Adem (as), ´Öyleyse bana onu takdir ettiğin gibi ondan dolayı da beni bağışla´ dedi. Tefsirde Adem´e (as) verilen kelimelerin işte bunlar olduğu söylenmiştir.

Allah Resulü´nün (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Allah Teala Kıyamet günü kuluna şöyle buyuracaktır: Çirkin olan nıün-keri gördüğünde onu çirkin görmekten seni meneden nedir? Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: Eğer Allah Teala kuluna delilini telkin etmişse kul şöyle der: Ey Rabbim, ben Sen´den ricacı oldum ve in­sanlardan korktum. Bu cevap üzerine Allah Teala, ´Öyleyse seni ba­ğışladım´ buyurur". Meşhur bir rivayette şu olaya yer verilmiştir: "Bir adam insanlara borç verir, onlara karşı hoşgörülü davranarak zorda olanları bağışlardı. Bu adam hiç bir hayır işlemeden Allah Teala´mn huzuruna çıktı. Allah Teala ona ´Senin dünyada yaptığı­nı Biz daha iyi yaparız´buyurdu ve gerek ricacı oluşu, gerekse Ken­di hakkındaki hüsnüzanm sebebiyle günahlarım bağışladı"[35]

Rica ehli, ricanın faziletleri noktasında farklı derecelere sahip­tirler. Onlar arasında mukarrebun zümresinde bulunanlar, bildik­leri ve marifetleri ona erdiği için, sıfatların manalarının tecellisi, mücalese ve yakınlıkta nasibibin en büyüğünü rica ve ümit ederler. Ashab-ı yeminden olan rica ehli de, O´nun vaadine iman ettikleri için Allah Teala´mn sevabından en büyük payı ve bağışından en bü­yük dilimi rica ve ümit ederler.

Yüreklerin güzel amellerle genişlemesi, bunları kaçırma korku­suyla yapılmasında acele edilmesi ve kabulünün ümid edilmesi de rica babından sayılır. Aynı şekilde kötülükleri terketmek, nefsle mücahedede bulunmak da rica kabilindendir. Çünkü bunlarda va-adedilenin gerçekleşmesi ve merhamet sahibi Hak Teala´ya yakın­laşma ümidi mevcuttur. Söz sahiplerinin en sadığı olan Allah Tea­la bu meyanda şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak ki iman eden ve Allah yolunda hicret ve cihad edenler var ya, işte onlar Allah´ın rahmetini rica ederler". (Bakara/218)

Allah Resulü (sav) bu ayet-i kerimenin tefsirini yaparken cihad ve hicretle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
"Muhacir, kötülüğü ter-keden, mücahid de Allah uğruna nefsiyle cihad eden, Mabud´un hizmeti olan namazı ikame eden, gizli-açık, az veya çok malı Allah yolunda sarfeden ve dünya ticaretinin kendisini meşgul etmesine izin vermeyen kimsedir".[36]

Allah Teala, tahkik sahibi rica ehlini vasfederken şöyle buyur­muştur:
"Muhakkak ki Allah´ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli açık infak edenler, asla zarar etmeyecek bir ticaret umarlar". (Fatır/29)

Gecenin ilerleyen saatlerinde kunut etmek de rica babmdandır. Kunut, teheccüd namazında kıyamı uzatmak ve kalbe dolan endi­şe ve korkulardan dolayı yataklardan uzaklaşıldığmda bolca dua etmektir. Allah Teala işte bu sebeple rica ehlini vasfederken şöyle buyurmuştur: "Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kı­yama durarak gönülden itaat eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini rica eden gibi midir? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer/9)

Görüldüğü üzere, rica ve sakınma ehliyle gecenin geç saatlerin­de teheccüde kalkanlar ilim sahipleri olarak adlandırılmaktadır. Bu ayetin siyakından çıkarılan bir delil de; Allah Teala´dan kork­mayan ve O´na ricacı olmayan kimsenin ilim sahibi olamayışıdır. Çünkü ayet, anılan iki zümre arasında eşitliği reddetmektedir. Bu; delaletin kafi oluşundan dolayı sıfatlardan birinin zikriyle yetinile-rek haberin hazfedildiği ifade türünün de bir örneğidir.

Rica ve ümit, mukarrebun zümresi nezdinde yakin makamları­nın ilkidir. O, sıddıkların sıfatları arasında da en açık olandır. Şu sıfatlar kendinde toplanmadıkça hiçbir kulun kalbinde kemale erip sahibi tarafından kesin olarak bilinemez: Allah Teala´ya iman; O´nun için hicret etmek; O´nun için cihad etmek, Kur' an okumak; Namaz kılmak; Allah rızası için infak etmek; Gece saatlerinde sec­deye varmak, kıyam etmek ve sakınmak. Rica ehlinin sıfatlarının tamamı olan bu hususlar, aynı zaman da yakin sahiplerinin halle­rinin de ilkini oluşturur.

Bilahare bu noktada uzuvlar ve kalp vasıtasıyla yapılan zahiri ve batini ameller artmaya başlar. Çünkü nurlar, ilimler ve mevcut sıfatlara ilişkin gaybi keşifler artmıştır. Sözü hülasa etmek gere­kirse, korku ve rica, iki ayrı makama götüren iki ayrı yoldur. Kor­ku, ilim makamına götüren alimlerin yolu, rica ise amel ehlinin makamına götüren âmillerin yoludur.

Allah Teala, korkuyla beraber hissettikleri rica ve ümidin kuv­vetinden dolayı rica ehlini salih amellerle birlikte zikretmiştir. Bu, onların ümitlerindeki sadakati olgunlaştırmakta ve bundan duy­dukları büyük sevinci kemale erdirmektedir. Allah Teala bu me-yanda şöyle buyurmaktadır: "Vermekte olduklarım kalpleri ürpere-rek verenler". (Mü´minun/60) Allah Teala, onların vefakarlıklarını ve salih amellerini haber verirken de şöyle buyurmaktadır: "Biz doğrusu daha önce ailemiz için de endişe edip korkanlardık. Şimdi Allah bize lütufta bulundu". (Tur/26-27) Yine O şöyle buyurmakta­dır: "Adaklarını yerine getirir ve bir günden korkarlar" (İnsan/7)

Korku, rica ile çok yakından irtibatlıdır. Ricanın hakikatma eren kişi, rica ve ümit ettiği şeyin engellenmesi korkusuyla müca­dele etmeye başlar. Arap dilbilimciler, "İman etmekte olanlara de ki: Allah´ın onları kazanmakta olduklarıyla cezalandırması için, Al­lah´ın günlerini ümit etmeyenleri (şimdilik) bağışlasınlar" (Casi-ye/14) ayet-i kerimesinin anlamı hakkında şöyle derler: Yani Allah Teala´nm cezalarından korkmayanlar.

Allah Teala rica ehlinden olmayanlar için böylesine bağış tale­binde bulunursa, rica ve ümit ehli olanlar için nasıl bir bağış ve lü­tufta bulunacağını tahmin etmek hiç de zor değildir.

Bir zat, Allah Teala´nm "Oysa siz, onların ümit etmediklerini Allah´tan ümit ediyorsunuz" (Nisa/104) buyruğunun anlamı hak­kında şöyle demiştir
: Yani onların korkmadıkları hususlarda Al­lah´tan korkarsınız. Korku ve rica alimlere göre tek bir şeyi ifade ediyor olmasalardı, hiçbir alim bu kelimelerden birini diğeriyle tef­sir etmezdi.

Halvetlerde Allah Teala´ya ünsiyette bulunmak da ricanın şekil-lerindendir. Allah Teala´ya ünsiyet; alimlere ısınma, evliyaya ya­kınlaşma, hayır ehlinin meclislerini paylaşarak yalnızlıktan kur­tulmak ve öyle kimselerin yanında yürek ferahlığı bulmaktır.

İyilik ve takva üzerinde yardımlaşmanın nefse yönelen ağırlığı­nın kalkması da ricanın şekillerinden biridir. Çünkü bunda amel­lerin tadının alınması, amellerde acele etme, amel sahiplerinin on­lara teşviki, kaçırılmalarından dolayı üzüntü duyma ve idrak etme halinde sevinme gibi hususlar sözkonusudur.

Bu babda Allah Resulü´nden (sav) şöyle bir hadis-i şerif rivayet edilmiştir: "İyiliği kendini sevindiren, kötülüğü de kendini üzen kimse mümindir".[37] Bir diğer hadisinde ise Allah Resulü (sav) şöy­le buyurmaktadır: "Ümmetimin hayırlıları, iyilik yaptıklarında ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
01 Ocak 2010, 18:30:26
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #3 : 01 Ocak 2010, 18:30:26 »

Allah Teala´nm rızası da ahirette sevdiği kullarının cennetlerde nimetlere boğulması şeklinde tezahür edecektir. O´nun dünya ha­yatındaki rızası ise, kullarının O´nun rıza ve itaati dairesinde amel etmeleridir. Bu da, yakin ilmini keşfetmesi istenen kulun bir özel­liğidir. Bu babda, Zeyd el-Hayl´la ilgili şu hadisi zikretmemiz gere­kir: "O, Allah Resulü´ne (sav) ´Sana şunu sormak için geldim: Allah Teala´nm murad ettiği kulla murad etmediği kul hakkındaki ala­meti nedir?´ Allah Resulü (sav) ona ´Nasıl oldun?´ diye sordu. O da şu cevabı verdi: ´Hayrı ve hayır ehlini seven biri oldum. Hayır adı­na bir şeye gücüm yettiğinde ona koşarım ve sevabına yakinen ina­nırım. Hayır adına bir şeyi kaçırdığımda ise onun için üzülür ve öz­lemini hissederim´. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) şöyle buyur­du: ´İşte bu, Allah Teala´nm murad ettiği kuldaki alametidir. Eğer O, senin için ahireti murad etmişse, seni ona hazırlar ve senin han­gi vadide öleceğini umursamaz".

Allah Teala´ya güzellikle yönelmeye devam edip O´na yakar­maktan tad almak, O Karib´in sözlerine güzelce kulak verip O Ha-bib´e karşı zillet ve teslimiyet içinde olmak, güzel bir af ve bol lütuf hususunda O´na karşı hüsnüzan sahibi olmak da rica kapsamına girer. Ariflerden bir zat şöyle demiştir: Tevhidin bir nuru, şirkin ise bir narı/ateşi vardır. Tevhidin nuru, müminin günahlarını yakma noktasında, müşriğin iyiliklerim yakması noktasındaki şirk ateşin­den daha tesirlidir.

Süleyman et-Teymi ölüm döşeğine düşünce oğluna şöyle der:
´Ey oğlum, bana ruhsatlardan sözet, rica ve ümidi sürekli hatırlat ki Rabbim´e hüsnüzan dolu olarak kavuşayım´. Süfyan-ı Sevri de (ra) kendisine ölüm yaklaştığı zaman alimleri çevresine toplamış ve onun için ricacı olmalarım istemiştir. Ahmed b. Hanbel´den de (ra) şu hadise nakledilmiştir: Vefatı yaklaştığı zaman oğluna şöyle demiştir: Bana, içinde rica ve hüsnüzan ifadeleri bulunan hadisle­ri hatırlat.

Rica ve Allah Teala´ya karşı hüsnüzan beslemek, makamların en yücelerinden olmasaydı, sözkonusu alimler, hayatlarının son demlerinde, ölümün eşiğinde ve Mevla´ya kavuşma anında bunları talep etmezlerdi. Onlar bu makamların yüceliğini bildikleri için, hüsnü hatimelerinin bunlarla olmasını istemişlerdir. Onlar hayatlan boyunca Allah Teala´dan hüsnü hatime yani en güzel sonu ni­yaz etmiş kimselerdir.

Rica ve ümidin bu derece yüksek bir öneme sahip olmasından dolayı şöyle denilmiştir: Hayat sürdükçe korku daha faziletlidir. Ölüm yaklaştığında ise rica ve ümit daha faziletlidir. Yahya b. Mu~ az (ra) rica makamları hakkında şöyle derdi: Tevhidle dolu bir sa­at, elli yılın günahını bertaraf ederse, elli yıllık tevhid günahları acaba ne yapar? Ebu Muhammed Sehl (ra) şöyle derdi: Korku, an­cak rica ehline sahih olur. Yine o, bir defasında şöyle demişti: Kor­kanlar dışında bütün alimler mahrumdur. Rica edenler dışında bü­tün korku sahipleri mahrumdur. O, ricayı muhabbet makamları arasında sayardı. Rica, ulema nezdinde muhabbet makamlarının ilkidir. Kul, muhabbet makamında, rica ve hüsnüzanmndaki yük­selmeye paralel olarak yükselebilir.

Allah Resulü (sav) rica hakkında öyle hadisler buyurmuştur ki, bunları müslümanlarm avamına zikretmek doğru olmaz. Ama şu hadisleri zikredebiliriz: Allah Resulü (sav) buyurdu ki:
"Allah Tea­la rahmetinin büyüklüğünden dolayı cehennem için öyle bir kamçı yaratmıştır ki, bununla kullarını cennete sevkeder". "Ben kulları, onlar aleyhinde kazançlı çıkmak için değil, onların Benim aleyhim­de kazanzçlı çıkmaları için yarattım".

Ata b. Yesartn Ebu Said el-Hudri´den (ra) rivayet ettiği hadis-i şerif ise şöyledir:
"Aliah Teala hiçbir şey yaratmamıştır ki ona galip gelecek bir şey yaratmamış ve rahmetini de gazabını aşacak kılmış olmasın". Meşhur bir hadis-i şerif de şöyledir: "Allah Teala, varlık­ları yaratmadan önce kendi üzerine ´Rahmetim gazabımı bastıra­caktır esasını farz kılmıştır"[39]

Muaz b. Cebel (ra) ve Enes b. Malik´ten (ra) rivayet edilen meş­hur hadislerden bazıları da şöyledir:
"Kim ´Allah´dan başka ilah yoktur1 derse cennete girer. Kimin son sözü ´Allah´dan başka ilah yoktur1 olursa ona ateş dokunmaz. Kim Allah Teala´ya O!na ortak koşmamış olarak kavuşursa ateş ona haram kılınır. Kalbinde zerre ağırlığınca iman bulunan da cehenneme girmez".[40]

Başka bir hadiste ise Allah Resulü (sav) şöyle buyurmaktadır
: "Eğer kafir Allah Teala´nm rahmetinin genişliğini bilseydi, hiçkim-se O´nun rahmetinden ümidini kesmezdi".

Allah Teala, mucizelerin gösterilmesinden sonra işlenen günah­ların en büyüklerini dahi güzellikle bağışlayacağına dair şöyle bu­yurmaktadır
: "Açık deliller geldikten sonra buzağıyı (ilah) edindi­ler. Biz de bunu affettik". (Nisa/153)

Allah Teala, onlar hakkındaki hükümlerinin kesinliğini ve ira­desinin haklarında cari olduğunu öğreten bir tarzda ifade ettiği in­ce hitabında şöyle buyurmuştur: "Size apaçık belgeler geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki Allah gerçekten üstündür, hü­küm ve hikmet sahibidir". (Bakara/209) Allah Teala o kadar Aziz ve Üstündür ki O´na ancak kendisiyle ulaşılır.

Hakim yani hüküm sahibidir ve kullarına kendi iradesiyle hük­metmektedir. Allah Teala bundan sonra bütün günahları bağışla­yacak ve hiçbirşeyi önemsemeyecektir. Nitekim alemlere üstün kıl­dığı kimseler hakkında da böyle hükmetmiştir. Bu babda inkar edenlerin sözleri, onlara zarar vermemiştir. Onlar Musa´ya (as) şöyle demişlerdi: "Onların ilahı olduğu gibi bize de bir ilah yap". (A´raf/138) O da kendilerine cevaben şöyle demiştir: "Sizi alemlere üstün kılmışken sizler için Allah´tan başka bir ilah mı arayayım?". (A´raf/140) Harun (as) da kendisine, Teygamberinizin ölümünden sadece otuz yıl geçtikten birbirinizi kılıçla vurmaya başladınız´ di­yen Calut´a işte bu manada ´Sizler de henüz ayaklarınız daki deniz suyu kurumadan Musa´ya (as) ´Onların ilahı olduğu gibi sen de bi­ze bir ilah yap´ demiştiniz´ diyerek karşılıkta bulunmuştur.

Allah Resulü´nün (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"İnsanla­ra Ilah´mızı anlatırken korkutacak ve soğutacak şekilde konuşma­yın". Başka bir hadis-i şerifinde ise şöyle buyurmaktadır: "Müjde­leyin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın zorlaştırmayın"[41]Allah Re­sulü (sav) müslümanlara vaaz ederken de şöyle buyururdu: "Eğer benim bildiklerimi bilseniz, az güler ve çok ağlardınız".[42]

Cebrail (as), Allah Resulü´ne (sav) indi ve şöyle dedi: "Allah Teala buyurdu ki
: Kullarımı niçin ye´se düşürürsün? Bunun üzerine Allah Resulü (sav) insanların arasına çıktı ve onlara rica ve ümidi telkin ederek teşvik etmeye başladı.

Allah Resulü (sav) "Muhakkak ki kıyamet gününün sarsıntısı büyük bir şeydir" (Hac/l) ayet-i kerimesini okuduğu zaman çevre­sindekilere ´Bu günün hangi gün olduğunu bilir misiniz? Bu, Adem´e (as) Kalk ve soyundan ateşe nasip olanları gönder, denile­ceği gündür. Adem (as) ´Kaç tanesini?´ diye sorduğunda kendisine şöyle denilecektir: ´Her 1999 kişi ateşe, bir kişi cennete´ buyurmuş­tu. O gün müslümanlar hep ağlaştılar. İşi gücü bıraktılar. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) halkın arasına çıktı ve ´Size ne oluyor? Sizin diğer ümmetler içindeki sayınız, kara bir öküzün üzerindeki tek bir beyaz bir kıl kadardır".

Meşhur bir hadis-i şerifte ise Allah Resulü (sav) şöyle buyur­maktadır: "Eğer siz günah işlemezseniz, Allah Teala günah işleyen başka bir halk yaratacaktır ki onları bağışlayabilsin". Bu hadisin bir diğer lafzı ise şöyledir: "Sizi götürecek ve ve günah işleyen bir kavim getirerek onları bağışlayacaktır. Muhakkak ki Allah çok ba­ğışlayan ve çok merhametli olandır".[43]

Allah Teala, mağfiret ve merhamet sıfatlarına sahip olduğu için, bu sıfatları izhar edebileceği vaziyeti yaratacaktır. O´nun bu sıfatlar­la nitelenmesi ancak bu şekilde mümkün olabilecektir. Marifet il­minde de bununla ilgili olarak şöyle denilmiştir: Allah Teala´nm her isminde bir sıfatı, her sıfatında da bir fiili sözkonusudur. Marifetin sırrı da bunda gizlidir. Havassın marifeti de burdan çıkar.

İbraKım b. Edhem´den (ra) şöyle bir hadise nakledilmiştir: "Bir gece Kabe´yi tavaf ediyordum. Çok yağmurlu ve çok karanlık bir geceydi. Kapının girişinde durdum ve şöyle dedim: ´Ey Rabbim, be­ni Sana asla karşı gelmeyecek şekilde günahtan uzak tut´. Ka­be´nin içinden bir ses şöyle dedi: Ey İbrahim, sen Ben´den masumi­yet istiyorsun. Bütün mümin kullarım da Ben´den bunu istiyorlar... Eğer onları masum kılarsam, Ben kime lütufta bulunacak,.kimi ba­ğışlayacağım?!". . - -

Hasan el-Basri (ra) şöyle derdi:
"Eğer mümin hiç günah işleme-seydi, bir kuş gibi uçardı. Ama Allah Teala onu günahlarla tartaklamıştır". Bir hadiste de Allah Resulü´nun (sav) şöyle buyurduğu ri­vayet edilmiştir: "Eğer günah işlemezseniz, başınıza günahlardan daha kötü bir şeyin gelmesinden korkarım. Bunun üzerine ´O ne­dir?´ sorulmuş ve Allah Resulü (sav) ´Övünmedir buyurmuştur". Ye­min olsun ki, övünme azgın nefsin sıfatlarından biridir.

Övünme, bütün amelleri boşa çıkaran bir sıfattır. O, k...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
01 Ocak 2010, 18:36:32
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #4 : 01 Ocak 2010, 18:36:32 »

Bunun üzerine Allah Teala şöyle buyurdu: ´Bilmez misin ki Be­nim sevgim kullarıma karşı şefkatli olman ve onlara lütufkar ol-mandadır. Seni ancak o zaman velilerim ve dostlarım arasına ya­zarım. Kullarıma sert ve dik nazarla bakma. Kendi ecrini boşa çı­kardığında bile Benim hakkımda şu üç şeyi muhafaza et: Sevdiği­me ihlasla samimi ol. Dünyacılara açıkça muhalefet et. Dinine uy". Davud ve diğer peygamberlerden (as) Allah Teala´nm şöyle bu­yurduğu rivayet edilmiştir: "Beni sev, Ben Beni seveni severim. Kullarıma da Beni sevdir. Bunun üzerine peygamber şöyle demek­tedir: ´Ey Rabbim, işte ben Seni ve Seni sevenleri seviyorum. Ama Seni kullarına nasıl sevdirebilirim?´ Bunun üzerine Allah Teala şöyle buyurdu: ´Beni güzellikle an, nimetlerimi ve iyiliklerimi zik­ret. Onlara bunları o kadar çok hatırlat ki, Benimle ilgili ancak gü­zellikleri bilsinler". Yezid er-Rekaşi kanalıyla Enes´ten (ra) Allah Resulü´nün (sav) şöyle buyurduğu nakledildi: "Sizlere, peygamber ve şehit olmadıkları halde Allah katında tanındıkları nurdan min­berler üzerindeki yerlerinden dolayı her iki zümre tarafından da gıpta edilen toplulukları haber vereyim mi?´ Sahabe (ra) ´Onlar kimdir?´ diye sordular. Allah Resulü de (sav) şöyle buyurdu: Onlar Allah´ın kullarına Allah´ı, Allah´a da kullarını sevdiren ve yeryü­zünde öğütçüler olarak yürüyenlerdir. Dedik ki: ´Allah Teala´yı kullarına sevdiriyorlar, bu tamam. Ama kullarını Allah Teala´ya nasıl sevdiriyorlar?´ Buyurdu ki: ´Onlara Allah Teala´nın sevdiği şeyleri emreder, O´nun haram kıldıklarından sakındırırlar. İnsan­lar da onlara uydukları zaman Allah Teala tarafından sevilirler".

Eban b. Ayaş uykuda ölümünden sonrasını gördü. O, alimler arasında ruhsatlar ve rica kapıları hakkında en çok hadis nakleden zat idi. Dedi ki: "Rabbim beni huzurunda durdurdu ve şöyle buyur­du: ´Seni Benim hakkımda bu kadar ruhsat nakletmeye sevkeden neydi?´ Dedim ki: ´Ey Rabbim, Seni yarattıklarına sevdirmek iste­dim´. Bunun üzerine Allah Teala, ´Ben de sana mağfiret ettim´ bu­yurdu".

Malik b. Dinar´dan şu hadise nakledilir
: "Bir gün Eban ile kar­şılaştı ve ona şöyle dedi: ´Ey Eban, insanlara daha ne kadar ruhsat­ları nakledeceksin?´ Eban şu cevabı verdi:´Ey Ebu Yahya, umarım ki Kıyamet günü Allah Teala´dan öyle bir af göreceksin ki, sevinç­ten şu urbanı parçalayacaksın?"

Tabiun´un seçkinlerinden ve ölümünden sonra insanlarla ko­nuşmuş olan, Rabe´i b. Harraş´m kardeşiyle ilgili şu hadise nakle­dilir
: "Kardeşim öldüğü zaman elbisesi üzerine örtüldü. Biz de onu naaşmın üzerine bıraktık. Elbiseyi yüzünden kaldırdı ve doğrula­rak oturdu. Sonra da şöyle dedi: Ben Rabbimle karşılaştım. Beni sevgi ve merhametle karşıladı. Rabbim gazapkâr değildi. Hesap işini zannettiğinizden daha kolay gördüm. Sakın aldanmayın. Haz-ret-i Muhammed (sav) ve ashabı da kendilerine dönmemi bekliyor. Sonra kendini, leğene düşen taş gibi bırakıverdi. Biz de kendisini alarak mezarlığa götürdük ve defnettik.

Bekr b. Süleyman dedi ki: "Vefat ettiği gece Malik merhumu zi­yaret ettik. Kendisine ´Nasılsın?´ diye sorduk. Şöyle dedi: ´Size ne diyeceğimi bilemiyorum. Ancak şunu bilin ki, yarın ahirette Allah Teala´nın affından hesap etmediğiniz kadar fazlasını bulacaksınız.

Biz ayrıldıktan hemen sonra vefat eden merhumun gözlerini ka­pattık ve kendisim defnettik.

Yahya b. Ekseni rüyada görülmüştü. Kendisine, ´Allah Teala sana ne yaptı?´ diye sorulunca şöyle dedi:´Beni huzurunda durdurdu ve şöyle hitap etti: Ey kötülük şeyhi, sen şöyle şöyle yaptın!´Allah bili­yor ya beni bir korku ve titreme sarmıştı. Şöyle dedim: ´Ey Rabbim, ben Senin hakkında böyle bir hadis nakletmedim´ Bunun üzerine Al­lah Teala, ´Peki ne naklettin?´ diye sordu. Ben de, ´Abdürrezzak bize Ma´mer´den, o Zühri´den, o Enes b. Malik´ten o Senin Peygamberin­den, o da Sen´den, yüceler yücesi olan Sen´den nakletti ki: ´Ben kulu­mun zannettiği yerdeyim. Benim hakkımda dilediği gibi zannetsin´. Ben de buna güvenerek Sen´in bana azab etmeyeceğini zannederdim.

Bunun üzerine Allah Teala şöyle buyurdu
: ´Peygamber doğru söyledi, Enes doğru söyledi, Zühri doğru söyledi, Ma´mer doğru söy­ledi, Abdürrezzak doğru söyledi ve sen de doğru söyledin´. Sonra önüme perde gerildi, soyundum ve cennet elbiselerim giyerek, cen­net oğlanlarının arasında yürüyüp gittim. Kendi kendime (Bu ne büyük bir sevinç´ dedim".

Bir haberde de şu hadise nakledilmiştir: "İsrailoğullarından bir adam, insanlara dini zorlaştırıyor ve onları Allah´ın rahmeti husu­sunda yeise düşürüyordu. Allah Teala Kıyamet günü ona şöyle bu­yurur: ´Sen kullarımı ye´se düşürdüğün gibi, Bugün de ben seni rahmetimden ye´se düşürüyorum".

Başka bir rivayette ise şu olay nakledilmektedir
: "İsrailoğulla­rından iki adam Allah yolunda birleştiler. Bunlardan biri, ibadetle uğraşan bir abid, diğeri ise nefsinde aşırıya kaçan biriydi. Abid olan, diğerini sürekli sakındırır ve caydırıcı konuşurdu. O da abide şöyle derdi: Beni Rabbimle başbaşa bırak. Sen benim üzerime bek­çi olarak mı gönderildin?

Abid bir gün onu büyük günah işlerken gördü. Kendisine hid­detlenerek, ´Allah Teala sana mağfiret etmez´ dedi. Kıyamet günü Allah Teala o suçluya şöyle buyuracaktır: ´Kim Benim rahmetimi kullarımden menedebilir? Sen git, seni bağışladım´. Sonra abide dönerek şöyle buyurur: Sana gelince, cehennemi sana farz kıldım´. Nefsim yed-i kudretinde olana andolsun ki bu abid, Öyle bir kelime söyledi ki, hem dünyasını, hem de ahiretini helak etti".

Bu meyanda şöyle bir rivayet nakledilir: İsrailoğulları arasında kırk yıldır yol kesicilik yapan bir hırsız vardı. İsa (as) onun bölge­sinden geçti. Ardından da İsrail oğullarının abidlerinden ve havari­lerden olan bir kişi geliyordu.

Hırsız kendi kendine şöyle dedi:
Allah Teala´ın peygamberi ve yanında da havarisi gelmişler. Eğer yanlarına gidersem, üçüncüleri ben olurum. Sonra havariye yaklaşma niyetiyle aşağı inmeye başla­dı. Havariyi yücelterek kendini düşük görüyor ve kendi kendine, ´Benim gibi biri, böyle abid birinin yanından gidemez´ diyordu.

Havari, onun arkadan geldiğini farketti ve kendi kendine, ´Şu­na bak benim yanımda yürüyor5 diyerek toparlandı ve ilerleyerek İsa (as) ile yanyana yürümeye başladı. Hırsız, ikisinin de arkasın­da kaldı. Bu esnada Allah Teala İsa´ya vahyederek şöyle buyurdu: ´O ikisine de ki, amel etmeye devam etsinler. Ben her ikisinin de geçmiş amellerini boşa çıkardım. Havariye gelince, onun bütün iyi­liklerini kendini beğenmişliğinden dolayı boşa çıkardım. Diğerinin bütün kötülüklerini ise, kendini hakir gördüğü için boşa çıkardım´. İsa (as) da durumu her ikisine bildirdi ve yolculuğunda hırsızı ya­nına alarak onu havarilerinden biri yaptı.

Mesruk b. Ecda´dan şu haber rivayet edilmiştir:

Peygamberlerden biri, secdede iken zorbanın biri boynuna bas­mış ve yerdeki çakılların alnına batmasına sebep olmuştu. Pey­gamber, hiddetle kalkarak ´Defol git, Allah Teala sana asla mağfi­ret etmeyecek´ dedi.

Bunun üzerine Allah Teala kendisine şöyle vahyetti
: ´Kullarım hakkında Bana dayatma mı yapıyorsun? Ben onu kesinlikle bağış­ladım´.

İbni Abbas (ra) Allah Resulü´yle (sav) ilgili şu hadiseyi naklet-mistir:


"Allah Resulü (sav) bazan namazdan sonra müşriklere beddua ederdi. Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu: "Küfre sapanla­rın ileri gelenlerini kessin, ya da umutları suya düşmüşler olarak onları tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler. Allah´ın onların tevbelerini kabul etmesi veya zalimler olduklarından dolayı ceza­landırması işinden sana birşey (görev ve sorumluluk) düşmez" (Al-i İmran/127-128)

Allah Resulü (sav) bu ayetten sonra onlara beddua etmeyi bıra­karak şöyle demeye başladı:
Allah onların hepsini İslam´a iletsin".[52] Rica, ümit ve hüsnüzanna ilişkin rivayetler sayılamayacak ka­dar çoktur. Burada bunların tamamını zikretmek niyetinde değiliz. Azım zikretmek suretiyle çoğunu delillendirmek istedik. Basiret sa­hiplerinin akıllarını biraz olsun uyandırmaya çalıştık. Allah Teala buyurdu ki: "Ey insan, kerem sahibi Rabbine karşı seni gurura ve al­danışa sevkeden nedir?" (İnfitar/6) Görüldüğü gibi kul, aldanış ve gururuna rağmen Rabbinin keremi noktasında uyarılmıştır. Kendi­sinin ne güzel şekilde tesviye edildiğini bilmeyen kula, buna rağmen hatırlatma yapılması da, Allah Teala´nm nimet ve ihsanını gösterir. Dahhak´tan şu söz rivayet edilmiştir: "Hesaba arzedilme anında, kul Rabbine yaklaşır ve Allah Teala şöyle buyurur: ´Ey kulum, yap­tığın işleri sayabilir misin?" Kul da, ´Allahım, Sen olmaksızın ben onları nasıl sayabilirim? Herşeyi kaydedip koruyan Sensin´ der. Al­lah Teala, dünya hayatında işlediği bütün günahları ona saatleriy­le bildirir ve şöyle buyurur: ´Sen ey kulum, sana bildirdiklerimi ve hatırlattıklarımı ikrar et´. Kul da ´Evet Rabbim!´ der. Bunun üzeri­ne Allah Teala şöyle buyurur: ´Dünya hayatında bütün günahlarını Ben Örttüm. Günahların sebebiyle senden bir koku çıkarmadım ve alnına leke sürmedim. Bana olan imanından ve peygamberleri tas­dik etmenden dolayı bugün de onları senin için bağışlıyorum".
Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &