ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > İslami Hareketin Tarihi Seyri  > İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri  (Okunma Sayısı 872 defa)
23 Eylül 2011, 17:53:15
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 23 Eylül 2011, 17:53:15 »



Rasulullah Döneminde İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Temel Etkenleri


Şimdi Arap toplumunun bu muhalefet ve itirazlarına rağmen, Mekke dönemi gibi zor ve çetin bir dönemde Rasulullah ve arkadaşlarının sabır ve azimle büyük başarılar elde etmelerinin temel kaynağını görmeye çalışalım.

Şunu öncelikle belirtelim ki, Allah'ın Rasulü ve dola­yısıyla müslümanlar Rabbani bir terbiye ile yetişmektey­diler. Onlar sadece ilahi vahiyle besleniyorlardı. Gelen her ayeti Allah Rasulü hem kendisi için, hem de arkadaş­ları için hemen uygulamaya koyardı. Yani Allah Rasulü her konuda onlar için bir kılavuzdu. O, insanlara hitab ederken muhatabın zihniyetine, kabiliyetine, içinde bulunduğu şartlara, her bölge, her gurup ve her kişi­nin mizacına ve tabiatına uygun olarak hitap ediyor­du. Yani kişi ve toplumda hastalığın çeşidine göre ilaç vermeye çalışırdı. Onlarla sohbet ederken de hiçbir zaman muhatabını kırmamış, konuşma ve fikir alışve­rişini kavga haline getirmemiştir. Karşı tarafı bağırıp çağırarak, gürültü partırtı yaparak onları susturma yoluna gitmemiştir. Aksine hep tatlı dille, sabır ve azimle, nezaket ölçülerine riayet ederek davranmıştır.

İleri sürdüğü deliller olsun, onları davet ettiği hakikat­ler olsun hep akıl ve mantığa uygundu. Bu delilleri an­latırken de gayet açık seçik bir şekilde izah etmeye ça­lışırdı. Neticede, yaptığı bu nasihat, telkin ve ikazlar, muhatabını fikrinden ve inancından vaz geçirmiyorsa, daha fazla üzerine düşmeyip öylece bırakırdı.

Yüce Allah, insanlara hitap konusunda elçisinden şu metodu takip etmesini istiyordu:

"İnsanları Rabbinin yo­luna hikmet ve güzel sözle davet et. Onlarla mücadeleni en güzel bir metodla yap." [133]

"Fenalığı en güzel bir şekilde defet. Onların neler vasfettiklerini çok iyi biliyoruz."[134]

"Allah tarafından bir ramettir ki, onlara yumuşak davrandın, eğer kaba ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılırlardı. Onları affet, Onlar için bağışlama dile ve işlerde onlarla müşaverede buun." [135]

Hülasa, Allah Rasulü'nün davasında kısa zamanda bü­yük başarı kaydetmesinin ana hususları; yumuşak kalpli, tatlı dilli, duyarlı ve sabırlı davranmasının yanısıra, felsefi ve karışık konular yerine bilinen, iyilik ve doğ­rulardan söz etmesi, Hak Dini sade ve basit bir şekilde insanlara izah etmesi, cahil ve inatçı kişilerle az tartış­maya girmesi ve kavgaya dönüştürmemesi, muhatap­larının maksadı doğruları öğrenmek değil de sadece kavga, münakaşa, lüzumsuz sözler, alay, eleştiri, demogoji yapmak ise, onlara alet olmaması ve enerjisini boşa harcamaması, onu öfke ve hiddete sevkedecek münakaşalara girdiklerinde, onun öfkenin şeytandan geldiğini bilmesi ve hemen Allah'a sığınması ve bütün bunlarla birlikte Allah Rasulünün dürüst, güvenilir ol­ması ve söyledikleriyle çelişkiye düşmemesi ve onlar­dan herhangi bir maddi taleplerde bulunmamasıydı.

Bu yüce davaya insanları kazandırırken, bu vasıflara sahip olmak ebette kolay değildi. Çünkü Rasulullah (a.s)'ın muhatap olduğu insanlar ayrı ayrı konumlara sa­hiptiler. Bazıları fakir ve emekçiyken, bazıları da kabile­nin önde gelen reisleri, zengin ve soylu kişilerdi. Bazıları bedevi iken, bazıları şehirliydi. Bazıları ümmi iken, bazı­ları bilgindi. Buları aynı safta toplamak, aynı haklara sa­hip kılmak gerçekten kolay işlerden değildi. Bu küstah kabile reislerinin itirazlarından biri de, zaten bu zelil ve fakir insanlarla bir olmaktı. İşte Allah Rasulü böylesine birbirine ters düşen iki fanatik gurubu bir araya getirme­nin verdiği sorumluluk içindeydi. Bir yandan kendilerini asil zannedenlere İslamı götürürken, diğer yandan da aç, fakir, kimsesiz ve yıllar boyu köle olarak çalıştırılmış insanlara davet götürmesi gerekirdi. İşte örneklerden biri... Kendilerini asil kabul edenleri, Allah Rasulü bir gün toplu halde yakalayıp, onlara İslamın inceliklerini sunarken, tam o sırada âmâ olan Ümmü Mektum'un o topluluğa gir­mesi ve bir takım soruları onların huzurunda Rasulullah'a (s.a.v) yöneltmesi hadisesi... Bu olayın ağırlığı hiç bir za­man gözardı edilemez. Allah Rasulü, 'bu önde gelen kabi­le reislerini eğer davaya kazandırırsam, geride kalanları­nın yapacağı bir şey kalmaz' şeklinde düşünmesini yüce Allah hemen düzeltiyor:

"Ne bilirsin, belki o (Ümmü Mektum) temizlenecekti. Yahud öğüt alacaktı da öğüt kendisine fayda verecekti. Ama imandan itiğna eden kim­seye gelince, sen onun iman etmesi arzusu ile tavsiyede bulunuyorsun. Onun iman etmesi arzusu ile tavsiyede bu­lunuyorsun. Onun iman etmemesinden sana ne... Fakat sa­na koşarak gelen, Allah'tan korkmuş iken sen kendisini bırakıp oyalanırsın. Hayır öyle yapma. Çünkü Kur'an bir öğüttür, dileyen ondan öğüt alir." [136]

İşte yüce Allah'ın getirdiği ölçü: Hak davayı tebliğ ederken, iki kişiden hangisinin daha faydalı olabileceği değil de, hangisinin ıslah olmak istemesi önemlidir. Yani esas olan, kişinin hak daveti kabul etmeye istekli olup olmamasıdır. Hak davaya yanaşmak isteyen ister kör, ister topal, ister sağır, ister fakir, zayıf ve kimsesiz olsun, isterse asil, zengin ve reis olsun asla değişmez.

Yüce Allah'ın dava sahiplerine yüklemiş olduğu iman emaneti gerçekten ağır ve sorumluluk isteyen bir görev­dir. Seyyid Kutup, iman emanetini omuzlayıp, insanları Allah'a davet etmenin getirdiği imtihanı şöyle dile getiri­yor: "Filhakika iman Allah'ın yeryüzünde bir emanetidir. Ve onu ancak iman ehli olanlar taşırlar. İhlas ve samimi­yetle gönlünü Allah'a bağlayanlar imana sahip bulunabi­lirler. İman emanetini ancak ve ancak onu rahat ve keyfe, emniyet ve selamete, eğlence ve aldatmacaya tercih edenler omuzlayabilirler. İman emanetini in­sanları Allah'ın yoluna çekmek ve Allah kelamını in­sanların hayatında tahakkuk ettirmek isteyenler yük­lenebilirler. Bu emanet son derece yüce, son derece ağır bir yüktür. Ve onu ancak Allah'ın müyesser kıldığı kimse­ler taşıyabilir.

Müminlerin batıl erbabı tarafından işkencelere maruz bırakılması, sonra onları destekleyecek ve savunacak yardımcıların bulunmaması bir imtihandır. İnsanların kendi­sini kurtaracak bir destekten mahrum bırakılması, zulüm erbabına karşı çıkacak güçten yoksun bulunması da bir imtihandır. İşte fitne ve imtihan dendiği zaman alışılan görüşler muvacehesinde akla bunlar gelir. Daha başka öy­le imtihan ve fitne çeşitleri vardır ki bunlardan çok daha acı ve çok daha beterdir.

Kendisini severlerin ve aile efradının kendisi yüzün­den başlarına bir bela gelmesi ihtimali ve onları koruyamamak durumu fitnelerin en korkunçlarından biridir. O dostlar, o yakınlar, o aile fertleri dostlukları adına gelirler ve müminlere seslenirler. Kendilerini seviyorlarsa eziyet­lere ve felaketlere duçar olmamaları için teslim olmasını veya küfür ehli ile barışmasını arzu ederler. Bu surede (Abese) ana ve babayla ilgili ve kişilere çok ağır, çok zor gelen bir takım fitnelere işaret edilmiştir.

İnsanların batıl ehline gülmesi, herkesin onları muvaf­fak olmuş görmesi ve alkışla karşılaması, yığınların onla­rı metihlerle kucaklamaları ve böylece yollarındaki engel­leri yıkmaya çalışmaları da bir başka fitne şeklidir. Ehli batıla hürmet ve saygı beslenilmesi, onların yaşama imka­nının hazırlanması çok korkunç bir imtihandır. Ona karşı dikilen mümin kişi herkes tarafından reddedilip ihmale maruz bırakılırken, kimse tarafından konulmazken, sahib bulunduğu hakikatlerin değerini dünyada gücü ve imkanı bulunmayan kendisi gibi çok az bir kitlenin farkına vararak değerini bilmesi, yığınların küfür ve inkar ehline alkış tutması çok zor bir imtihandır. Bir başka imtihan şekli de aileden ve yakınlarından uzak kalmak, toplumdan ayrıl­mak, inanç uğruna yalnızlığa düşmektir. Mümin kişi çev­resine bakıp da etrafındakilerin hepsinin sapıklık seline kapıldıklarını, bataklıklara doğru yuvarlandıklarını görün­ce kendisini yapayalnız, toplumdan ayrı, garip ve kovul­muş olarak hisseder ki bu da çok zor bir imtihandır. Şu günlerde beliren bir başka imtihan şekli de rezaletlere diz boyu batmış, fenalıklara gömülmüş milletlein ve devletle­rin içtimai hayat bakımından gelişmeleri, medeni seviye­lerinin yüksekliği ve oralarda fertlerin insanın değerine yaraşan himaye ve korunma görmesidir. İnsanlık hak ve hürriyetlerini şereflice kullanıp Allah'a isyan etmekle be­raber güçlü ve müreffeh bir hayat sürmeleridir.

Bütün bu saydıklarımızdan çok daha büyük, çok daha zor, çok daha ağır bir fitne var. Nefis ve şehvet fitnesi. Yeryüzünün cazibesi et ve kanın ağırlığı, eğlenmek ve güçlü olmak arzusu, rahat ve emniyet isteği... Ayrıca imanın gerektirdiği doğru istikamette yürümenin, İslam'ın icab ettirdiği üstünseviyede yaşamanın, ruhun derinlikle­rinden, hayatın içinden, toplumun mantığından ve devrin insanlarının düşüncesinden gelen baskılar ve karşı koy­malar...

Zaman uzayınca, Allah'ın yardımı gecikince, fitne bir kat daha şiddet kazanır. Bir kat daha katılaşır. İmtihan bir daha zorlaşır, bir daha şiddetlenir. Ve bütün bunlara Al­lah'ın koruduğu kimseler ancak dayanabilir. Bunlar da ruhlarında imanın gerçekten yerettiği o büyük ilahi ema­nete hak kazanan müminlerdir. Gökyüzünün ve yeryüzünün emanetini, Allah'ın insan vicdanına teslim ettiği ema­neti yüklenenler... Şüphesiz ki Allah bu imtihanlarla mü­minlere azap çektirmek, bu fitnelerle işkence yapmak is­temez. Fakat ilahi emaneti omuzlamak için bu şarttır. Me­şakkat dolu çalışmalara katlanabilmek için böyle özel bir eğitim görüp hazırlanmak gerekir. Şehvete karşı tam bir üstünlük temin etmek, acılara karşı gerçek manada sabır göstermek ve diretmek, fitnenin uzamasına, imtihanın şidetine rağmen her zaman Allah'ın nusretini ve inayetini bütün samimiyetle beklemek için böyle özel bir eğitimden geçmek şarttır.

Şiddet, insanların ruhlarını arıtır. Ve pislik...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri
« Posted on: 03 Haziran 2020, 07:36:52 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri rüya tabiri,İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri mekke canlı, İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri kabe canlı yayın, İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri Üç boyutlu kuran oku İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri kuran ı kerim, İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri peygamber kıssaları,İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleri ilitam ders soruları, İslami Hareketin Muzaffer Olmasının Etkenleriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &