ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hayatını Anlatan Eserler > İslam Peygamberi > Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri  (Okunma Sayısı 508 defa)
10 Ocak 2011, 16:22:21
Hadice
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5.942


« : 10 Ocak 2011, 16:22:21 »



Resulullah’ın İzlediği Siyasetin Temel İlkeleri


1799.  Muhammed (AS)’in bedenen ve ruhen, gece gündüz demeden, insanın her iki dünyada da mutlu olması için çalıştığını önceki bölümlerde görmüştük. Bu bölümde ise onun bu gayeye ulaşmak için kullandığı yöntem ve ilkeleri ele alacağız. Onun izlediği siyasetin ilkelerini daha iyi değerlendirebilmek için, ülkenin çöllük ve yarı göçebe yarı yerleşik bir hayata uygun niteliklere sahip olduğunu, ve o sırada, Yarımadada tam bir kargaşa halinin hüküm sürdüğünü gözden uzak tutmamak gerekmektedir. Bu yöntemin nasıl bir sonuç verdiği ortadadır: Manevî ve ruhî yönden Muhammed (AS), kendi toplumunu, bir din ve hayatın bütün tezahürlerini içine alan davranış kuralları ile (şeriat) donatmıştır; maddî yönden ise, kendisine inanan tâbilerini bağımsız bir topluluk halinde örgütlemiş ve onlara bir Devlet temin etmiştir. Bu arada, henüz kendisi hayattayken gerçekleşen din değiştirmelerin oldukça büyük rakamlara ulaştığını ve bu devletin sahip olduğu arazi başlangıçta Medine’nin yaklaşık yarısını kapsarken, yavaş yavaş bütün Arap Yarımadasını ve Filistin ile Mezopotamya’nın güney kısımlarını içine aldığını hatırlatalım.

1800.  Kuşkusuz Muhammed (AS)’in izlemiş olduğu siyaset, iki ana bölüme ayrılmaktadır: Birincisi, kabile ya da aşiret gibi özel halk kesimlerini gözetmeksizin güdülen genel siyaset; diğeri ise, bölgelere yahut halklara göre, ya da Mekke ahâlisinin, Arapların, Yahudilerin, Arabistan’a sığınmacı olarak gelmiş yabancı toplulukların ve nihayet büyük komşu ülkelerin insanlarının söz konusu olup olmamasına göre değişen siyasettir. Yine burada, bu çeşitli toplulukların sahip oldukları siyasî (devlet yapısıyla ilgili) görünüşleri olduğu kadar, dinleri de söz konusudur. Aşağıda, Muhammed (AS)’in hayatını inceledikten sonra ortaya koyabildiğimiz bazı ilkeleri bulacaksınız:

1. İslâm’ı Yayma Faaliyetleri

1801. Ruhî-manevî meselelerde olduğu kadar maddî-dünyevî meselelerde de, insanın tek bir Allah’ın iradesine tabi olması şeklinde bir dünya görüşünün yayılması, Muhammed (AS)’in hayatıyla eşanlamlı ve onun varoluş hikmetinin sine qua non (olmazsa olmaz) sebebidir. O, kendisine bunu gaye edinmişti ve bunun dışında her şey ona ulaşabilmek için yalnızca bir araçtan ibaretti: Bu bir Devlet’in kurulması, bağımsız bir topluluğun vücuda getirilmesi, bu topluluğa bir hukukî yapı (şeriat), bir ahlâk anlayışı, farklı bir toplumsal yapı kazandırmak ya da daha farklı bir şey olabilirdi. Muhammed (AS), sadece bu amacını gerçekleştirmek için yaşıyor ve bu yegâne gayeyi gerçekleştirmek için her şeye katlanıyordu. Kendisinin içinde yaşadığı topluma İslâm’ı tebliğ edip öğretirken hakaret ve işkencelere nasıl tahammül ettiğini daha önce görmüştük. Mekkeliler ona, putperestlik aleyhinde konuşmasını kesmek şartıyla, hükümdarlık, para, en güzel kadınlar ve arzu edeceği her şeyi teklif ettiler. Onun vermiş olduğu kat’î ve nihâî cevap hatırlardadır:

           “Siz sağ elime Güneş’i, sol elime de Ay’ı koysanız bile, ben bu davamdan vazgeçmeyeceğim!”

           Kendisi iktidara geldiğinde ise, şahsî intikam almayı veya suçluların sırtından zengin olmayı değil, sadece İslâm’ı düşünmüş ve ona göre hareket etmiştir. Kendisini öldürmek amacıyla düzenlenen suikasttan ve Hicret hareketinden bahsederken, Mekkelilerin, ona muhafaza için emanet bıraktıkları eşya ile ilgili olarak nasıl bir tutum izlediğini daha önce göstermiştik. Yine, yirmi yıl süren bir mücâdele ve ıstıraplardan sonra, aynı Mekke’nin fethini müteakip gerçekleştirdiği genel af hareketi de hatırlanacaktır. Zira o, kendisinin ve arkadaşlarının Medine’ye hicretleri sırasında geride bırakmak zorunda kaldıkları gayrimenkulü bile geri almak istememiştir. Birisi İslâm’a girdiğini ilan edecek olduğunda, onun günah dolu geçmişini, hattâ Müslümanları katleden canileri bile affetmiştir. Onun şu hadisi pek meşhurdur:

           “İslâm, hidayete ermeden önceki bütün günah ve suçları silip götürür.Ve böylece yeni bir hayat başlar.”

2. Her Şeyden Önce Dürüstlük ve Adâlet

1802.  Savaş zamanında düşmana hile yapılması dışında, O, ayrım gözetmeksizin herkese adil ve dürüst bir biçimde davranırdı. Daha önceki bölümlerde de gördüğümüz gibi, sözlü ya da yazılı olarak verilen sözü tutmak, onun bütün hayatı boyunca uyguladığı bir politika olmuştur.

3. İnsanların Eşitliği


1803.  Din konusunda o sadece bir tek yuvanın (kendi içinden çıktığı toplumun) kaybettiği kuzuları düşünmüş değildi; başından beri onun tebliğ görevi, ırk ve bölge ayırımı gözetmeksizin tüm insanlığı hedef alıyordu. Tebliğ görevine başladığı ilk yıllardan itibaren, onun hidayete erdirdikleri arasında Mekkeli ya da Arapların yanı sıra, Habeşlilere, Nubyalılara, İranlılara, Kıptîlere, Bizanslılara ve diğerlerine tam bir eşitlikle davrandığını görmekteyiz. Kabul ettiği ve hoş gördüğü yegâne ayrıcalık, kişinin davranışında yani onun deyimiyle takvâ’sında yatmaktadır. O zamanın Arapları ve Yahudileri arasında sınıf farkları vardı. Bazı kesimlere mensup olanların kanı, diğerlerininkinden daha değerli ve üstün görülüyordu. Sadece müslüman olmak değil, İslâm Devletinin siyasî vatandaşlığına girmek de bu eşitsizlikleri ortadan kaldırıyordu. Kur’an hiçbir zaman “Arapların Allahı”ndan ya da “Müslümanların Allahı”ndan bahsetmez. O, “bütün âlemlerin Allahı”dır, yani “Rabbu’l-Âlemîn”dir. Bilindiği üzere, ırkî özellikleri ön plana çıkaran gruplar, bir süre sonra canlılıklarını kaybederler. İslâm ise, bünyesinde farklı beşerî ırkların bulunmasından yararlanacak ve hatta bu ırkların her birinin sahip olduğu erdemlerden yararlanmak için, onları yeri geldiğinde kendisinin sözcüsü ve müdafii konumuna getirecektir. Felsefeden tasavvufa, bilimden edebiyata her alanı kapsayan İslâm düşüncesi, yüzyıllar boyunca dünyanın çeşitli bölgelerinden insanların İslâm’ın bağrında toplanıp bir araya gelmesiyle daha da zenginleşecektir.

4. Ülke İçinde Dayanışma ve Barış Ortamının Sağlanması


1804.  İslâm’ın zuhuruna yakın, Arabistan’da oturanlar iç savaşlardan oldukça rahatsız oluyorlardı. Öteden beri birbirlerine düşman olan ve bu nedenle yönetilmeleri sırasında güçlük çıkaran fert ve zümrelerin bulunduğu Müslüman toplumda, İslâm’a davet herkese hitap etmekteydi. Daha işin başında Medineliler, Hicret ettikleri sırada iki kabileye ayrılmışlardı: Resulullah (AS), nesiller boyunca birbirlerinin kanını akıtmış olan Evs ve Hazrec kabilelerinin oluşturduğu bir toplum nezdinde kendisine sığınacak bir yer aramıştı. Bedeviler ise daha başka bir takım disiplin sorunlarına yol açmışlardı. Ayrıca Arabistan’da, İranlılarla, Habeşlilerle, Bizanslılarla, Yahudilerle ve daha başka gruplarla uyuşamayan kabileler de vardı. Geçmişi baştan aşağı değiştirmek ve İslâm içinde tamamen yeni bir varoluşu, yeni bir hayatı başlatmak: İşte Muhammed (AS)’in onca gayret ve çabayla sürdürmeye çalıştığı politikanın bir başka yönü de bu idi. Bu iç barış, toplumun kaynaşıp bir araya gelmesi, dış güvenlik ve nihayet İslâm’ın var oluş sebebi bakımından çok gerekli idi.

1805.  Bu amacı gerçekleştirirken yardımına koşan, İslâm olmuştur: Kur’an, herkesi yaratanın sadece ve sadece tek bir Allah olduğunu, Adem ve Havva çiftinin bütün insanların ve ırkların kökenini oluşturduğunu, dil ve renk farklılıklarının aslında Allah’ın kudretinin bir işareti olduğunu; ayrıca bütün insanların Allah’ın huzurunda eşit olduklarını, mensup olunan grup ya da kökene en küçük bir önem bile vermeksizin, yegane üstünlüğün takva’dan ibaret olduğunu birçok kez tekrarlayarak zihinlere yerleştirmiştir. Muhammed (AS), bu terbiye anlayışını titizlikle uygulamış ve onun tarafsızlığı sayesinde, Müslümanlar arasında azınlık olan gruplar kendi lehine bir güven ortamının doğmasına yol açmıştır. Resulullah’ın kendi kabilesine mensup Kureyşli bir kadın hakkında cereyan eden şu küçük olayı hatırlatalım: Bir gün bu kadın hırsızlık yaptığı gerekçesiyle huzuruna getirildi; Resulullah’ın sevdiği sahabelerden biri, onu bağışlaması için aracı olmak istedi. Muhammed (AS) öfkeye kapılarak şöyle dedi:

           “Benim kendi kızım Fâtıma bile hırsızlık yapmış olsaydı, ona bile öngörülen cezayı uygulardım; önceki toplumlar sadece fakir ve zayıflara ceza verip zenginleri ve soyluları affettikleri için yok olup gitmişlerdir.”659

           Resulullah’a göre adaletin uygulanmasında tarafsız olma kaygı ve düşüncesi, yakın akraba bile olsalar suçluların her türlü himayesini yasaklayan Medine Şehir-Devleti anayasasında da görülür.

5. Toparlanma ve Yayılma

1806.  Elde edilen kazanımların pekiştirilmesi ve İslâmî çevrenin yayılıp genişlemesi şeklinde ortaya çıkan çift yönlü ihtiyaçla ilgili olarak Resulullah, bir yandan yeni Müslüman olmuş kişilerin yarı zorunlu bir şekilde İslâm ülkesine hicret etmelerini emrederken,660 öte yandan da yakın bölgelere din tebliğcileri (misyonerler) gönderilmesi talimatını vermişti. Hicret sırasında Medine şehrinin nüfusu çoğunluk itibarıyla Müslüman değildi. Ancak, H. 8 yılında Mekke’nin fethedilmesinden sonra, Resulullah:

           “Fetihten sonra hicret yoktur.”661

           açıklamasında bulunmuştu. Zira Mekke’nin fethinden hemen sonra, Arabistan’ın muhtelif bölgelerine mensup çok sayıda k...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri
« Posted on: 02 Haziran 2020, 21:49:26 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri rüya tabiri,Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri mekke canlı, Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri kabe canlı yayın, Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri Üç boyutlu kuran oku Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri kuran ı kerim, Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri peygamber kıssaları,Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleri ilitam ders soruları, Resulullah’ın izlediği siyasetin temel ilkeleriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &