ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Hz.Peygamberin Savasları > Ariş ve Şehitliği ziyaret
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ariş ve Şehitliği ziyaret  (Okunma Sayısı 1252 defa)
07 Ocak 2011, 15:19:23
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 07 Ocak 2011, 15:19:23 »



Ariş Ve Şehitliği Ziyaret:


64. Sonraki devirlerde, Hz. Peygamberin   (S.A.) bu muharebe  idare yeri, orada bir cami inşa edil­mekle yâd edilmiştir.   1939'da ise, benim   gördüğüm tam tepe üzerinde oldukça büyük bir cami inşaatının

mevcudiyeti idi. İçinde üç ayrı yere yazılmış, üç ay­rı yazıya rastladım ki, biri minberin üzerine isabet eden duvarda, ikincisi mihrabın üzerinde, üçüncüsü ise zeminde mihraba yakın bir taşın üzerinde bulun­maktaydı. Bıi son yazının hal ve vaziyeti, bize bura­da muhtemelen sonradan yapılmış bazı tamir ve res­torasyonlar hakkında malûmat vermektedir. Duvar­lar ise çamurla sıvalı olduğundan içinde tuğla yahut taş olup olmadığını anlıyamadım. Mamafih temeller taştan örülmüştür.

65. Minberin üzerindeki yazı,  Memlûk haneda­nından Mısırlı Türk subaylarından Hoşkadem'in ismi­ni ihtiva etmektedir. Her satırda, bir veya daha ziya­de imlâ hataları bulunmaktadır. O halde bu yazılar, Arap olmayan mezkûr aynı kimselerin elinden çık­mış olabilir. «Ahd Nebevt ki Meydan Ceng» adlı ki­tabımda evvelce bunların tam metnilerini vermiş ol­duğumdan, şimdi sadece tercümeleriyle iktifa ediyo­rum.

l'inci satır: Bismillâhirrahmânirrahim.

2'nci satır: Bu mukaddes yerde, bu mahalli bina etmeye teşebbüs eden.

3'üncü satır: Mısır devletinin subayı (onbaşı) ve devlet yapıları inşaatçısı Hoşkademdir.

4'üncü satır: Bu hayırlı yapının tamamlanması 906 yılının Rebi'ül-Evvel ayının 21'inci gününe isabet etmektedir.

Eski caminin yıkılmasından sonra, bu gerçekten tarihî kitabelerin şimdi ne olduklarına dair bir bilgi

sahibi olamadım.

66. O halde bu cami, Hicretin onuncu asrı ipti­dalarından kalmadır. Mihrabın üzerindeki diğer ya­zıya gelince, bu, tuğra üslûbunda yazılmıştır. Bunu çözmeye teşebbüs ettimse de mümkün olamadı; ışık da kâfi olmadığından, resmini dahi çekemedim. Bu yazı, takriben 20 cm. karelik bir mermer üzerine hâk-kedilmiştir. Üçüncü yazı, küçük bir taş üzerine hâk-kedilmiştir. İmlâ bakımından daha doğru ise de çok bozuk bir şekilde yazılmıştır. Bu son yazıda görülen «Kâne  el-Ferâğ»lâfzınm  delaletiyle  kitabenin sonra­dan yapılan tamirlere işaret ettiği anlaşılmaktadır.

67. Şehit  kabirleri,  hususî  bir  mezarlık  içinde toplanmıştır. Osmanlı idaresi sırasında onun fevka­lâde güzel bir yapı olmasını sağlayan mermer sütun­lar ve elde işlenmiş nefis yazılarla tezyin edilmişti. Şimdi ise, bu mahalde kırılmamış hiç bir taş ve mer­mer kalmamıştır; bu parçalar, orada burada sürük­lenmektedir. Bütün bunlar, insanı müteessir eden bir manzara teşkil etmektedir. Keza kıyıda bulunan ka­yalık üzerinde bazı eski kitabeler (yazılar)  okunabi­lir vaziyettedirler.

68. Buradaki rehberlerin de söylediği gibi savaş, bilhassa bugünkü şehidliğin bulunduğu mahalde en şiddetli bir şekilde cereyan etmiştir. Hz. Peygamberin (S.A.) şu meşhur hadîsine bakacak olursak, bu iddi­anın doğru olması icap etmektedir. «Şehitleri, düşüp kaldıkları yere gömünüz.»

69.  Harbin neticeleri gayet iyi bilinmektedir. Bir kere savaş, birkaç saat içinde sona ermiş, ondört Müslüman asker şehît düşmüştür. Fakat, bunlar hayat­larını kaybetmeden evvel en az, toplam yetmiş düşman öldürmüş ve bir o kadarını da esir etmiş bulunmak­tadır. [108] Bu esirlere, misal teşkil edecek tarzda muame­le tatbik edilmiş, az evvel aralarında bir harp cereyan etmesine rağmen Müslümanlar, bu esirlere karşı lü-tufkâr davranmışlardır. Hz. Peygamber (S.A.), bu esirleri en emin bir tarzda göz altında bulundurmak için bunları kendi askerleri arasında taksim etmiş ve onlara iyi davranmalarını askerlerine tenbih etmiştir. [109] Bu emir îcabsız kalmadı: Bu esirlerden elbisesi olma­yanlara elbise temin edildi, Müslümanlarla müsavi surette iaşe edildi. Bazı Müslümanlar, bunlara ek­meklerini verip sade hurma ile yetindiler; gayeleri, sadece verilen emirden dışarı çıkmamak ve bu emre itaat idi. [110] Kur'âna göre (76/8-9) esirlerin iaşesi esa­sen meccani yapılır.

70. îslâmdan evvelki Arap Yarımadasında harp esirlerine müteallik hususî ve muayyen bir muame­le tarzı yoktu: Bazan öldürülürler, bazan köle hali­ne getirilirler (bilhassa kadın ve çocuklar), bazan fid-yei necat alınarak ve bazan hiçbir karşılık alınmak­sızın serbest bırakılır ve nihayet bazan da karşı ta­rafın elinde bulunan esirlerle mübadele edilirlerdi. Fidye-i necat usûlü Bedr savaşından evvel pek re­vaçta olan bir muamele tarzı idi. Medine'ye doğru bir iki günlük bir yürüyüşten sonra îslâm arazisine girildiğinde, Hz. Peygamber (S.A.) bir meclis topladı ve bütün bu esirleri öldürmeye hak veren birçok sebepler bulunmasına rağmen, fidye-i necat mukabili hepsinin serbest bırakılmasına karar verildi. Herbir esire kıymet olarak 4.000 dirhem biçildi. [111] Hz. Pey­gamberin (S.A.) akrabaları bile bundan özellikle muaf tutulmamışlardı. Hz. Peygamberin (S.A.) Am­cası Abbâs ki çoktan bu muafiyete hak kazanmıştı, çünkü o, Mekke'de Islâmm gizli bir ajanı olarak hiz­mette bulunmuş ve oraya ait haberleri mütemadiyen Hz. Peygambere (S.A.) ulaştırmıştı, o bile, bu fid­yeyi ödemiştir. Yine bir silâh tüccarı olan ve Hz. Peygamberin (S.A.) yeğeni Nevfel'übn'ül-Hâris'ibn Abd'il-Muttalib'den fidye-i necat olarak bin aded mız­rak ödemesi istendi. [112] Diğer bir hadisin naklettiğine göre Arap menşeli esirler, takriben 1 kilo 134,5 gram ağırlığında gümüş vermekle mükellef tutulmuşlardır. Arab menşeinden olmayan esirler (siyahiler) sade­ce bunun yansını vermeye mecbur edildiler. [113] Bütün bu hâdiseler arasında şunu da öğrenmek insana sü­rür vermektedir: Hz. Peygamber (S.A.), esirler ara­sında okuyup yazma bilenleri arayıp bulmuş ve her-biri ayrı ayrı şayet on Müslüman çocuğuna okuyup yazma öğretirse, bunun fidye-i necat olarak kabul edileceğini söylemişti. [114] Esirlerden bazılarından fakir­likleri sebebiyle, ilerdeki harplerde Müslümanlara karşı çıkmayacağına dâir sadece söz alınarak serbest bırakılmışlardı. [115] Ganimet çoktu. [116] Bu yüzden esirler, dört günlük Medine yolunu yayan yürümeye bıra­kılmadılar.

71. Müslüman olsun, düşman olsun, bütün ölüler gömülmüş ve düşman ölülerine her türlü tecâvüz, par­çalama hareketleri şiddetle yasak edilmişti.

72. Hz. Peygamber  (S.A.)  hemen Medine'ye iki haberci göndermiş, biri şehrin «Âliye», diğeri «Sâfi-le» "îimtakasına vararak bu muhteşem zaferin habe­rini ulaştırmışlardır. [117] Hakikaten bunun gerçekleşmiş olması, birçok kimseler için inanılmayacak bir haber teşkil ediyordu.

73. Biz, şimdi burada muzaffer ordunun  şehre girişini nakletmekle meşgul olacak değiliz. Şenlik ve, şölen muhakkak ki çok ağır başlı, o nisbette de mu­azzam olmuştur.

74. Hâdiselerin   milletlerarası   tepkisi   olmamış değildir. Rivayet edilir ki, Müslümanların zafer ha­vadisi bazı seyyahlar vasıtasiyle Habeşistan kralı Ne-câşî'ye varınca çok sevinmiştir. Onun Hz. Peygamber­le (S.A.) olan münasebetleri, evvelce Habeşistan'a il­tica etmiş ve orada İslâm Devletinin ve yeni îmânın temsilcileri  olan  Müslümanların  tavr  u  hareketleri sebebiyle çok dostâne idi. [118] Muhtemeldir ki bu rivaye.t eş-Şe'mî  tarafından  «Sîre»  adlı eserinin  Bedr bölü­münde verilen malûmatın bir kısmıdır: eş-Şe'mî nak­lediyor ki Mekkeliler,   Bedr   mağlûbiyetinden   sonra Habeşistan'a iki hususî memur göndererek Necaşî'-den memleketine iltica etmiş olan «Müslüman müc­rimlerin» (!) iadesini talep ettiler. Bu teşebbüsü muh­temelen Mekke'deki bir casusu vasıtasiyle öğrenen Hz. Peygamber (S.A.) de buna mukabil, Demre kabile­sinden, henüz Müslüman olmamış olan Amr b. Umey-ye'yi Kureyşlilerin düşmanca bir hareketine karşı tedbîri ihtiyati olarak Habeşistan'a gönderdi. Şurası gayet iyi biliniyor ki Necâşî, Müslümanların iadesi­ne dâir Mekkelilerin taleplerini reddetmiştir.[119]




3- UHUD SAVAŞI


(Hicrî 3. Yıl, 7 Şevval / M. 624, 24 Aralık, Pazartesi) [120]

Mekkeli Kureyşilerin Bedr Mağlûbiyetinden Sonra, Medine Üzerine Tekrar Yürümek İçin Hazırlığa Girişmeleri:
 

75. Mekkeli Kureyşilerin Bedr'de ilk hezimetle­rinden sonra terketmek mecburiyetinde kaldıkları kendilerini Suriye ve Mısır'a ve birçok diyarlara bağ-hyan malûm yolun değer ve önemi çok büyüktü. Bu­nun için mukabil bir sefer hazırlıklarına yardım ol­mak üzere bir araya getirdikleri çeyrek milyon dir-hemlik serveti hiç de israf telâkki etmiyorlardı. [121] Bedr'­de Müslümanlar tarafından esir edilmiş arkadaşla­rından altmışına fidyei necat olarak aynı miktar bir para harcadılar. Her esirin vasatı olarak dört bin dir­hem fidyei necat parası "ödemesi lâzımdı. İbn Hişâm (s. 555), eş-Şe'mî (Uhurt bahsi) ve diğerlerinin ver­dikleri malûmata nazaran Kurey siler, sadece mahal­lî gönüllü askerler hattâ ebedi müttefikleri Ehâbîş kabilesi askerleriyle [122] iktifa etmediler; Amr'ubn'ul-As, Abdullah'ibn'iz-Ziba'râ, Hubeyret'ubn Vehb, Musâfi'-ubn Abd Menâf, Ebû Azze Amr'ubn Abdillah el-Cu-mahi gibi bazı mühim şahsiyetleri, bütün Arabistan yarımadasını dolaşarak kabilelere tslâmiyetin arzet-tiği yeni tehlikeyi haber vermeye ve izah etmeye gön­derdiler ve onlardan bütün kuvvetlerini «Poliçe Acti-on = Önleyici Hareket» halinde Medine'ye karşı bir­leştirmelerini istediler. Heyet muvaffak olmuştu: Be­deviler, güruhlar halinde bu iş etrafında toplandılar.

76. Hz. Peygamberin (S.A.) Mekke'deki gizli ajanı amcası Abbâs, diğer Mekkelilerle birlikte Bedr'-de esir alındığı zaman, onun da fidyei necat ile mü­kellef t...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Ariş ve Şehitliği ziyaret
« Posted on: 03 Nisan 2020, 22:52:12 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Ariş ve Şehitliği ziyaret rüya tabiri,Ariş ve Şehitliği ziyaret mekke canlı, Ariş ve Şehitliği ziyaret kabe canlı yayın, Ariş ve Şehitliği ziyaret Üç boyutlu kuran oku Ariş ve Şehitliği ziyaret kuran ı kerim, Ariş ve Şehitliği ziyaret peygamber kıssaları,Ariş ve Şehitliği ziyaret ilitam ders soruları, Ariş ve Şehitliği ziyaretönlisans arapça,
Logged
13 Mayıs 2014, 18:30:13
Kader 7/C

Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.088



« Yanıtla #1 : 13 Mayıs 2014, 18:30:13 »

 625 yılında Uhud dağı eteklerinde yapılmıştır. Savaş Medine'de bulunan Müslümanlarla, Mekke'deki Ebu Süfyan'ın ordusu arasında geçmiştir. Bedir savaşında yaşananların öcünü almak isteyen Kureyşliler itibarlarını yeniden elde etmek için hazırlık yapmaya başladılar. Bedir savaşında oğlunu kaybeden Ebu Süfyan, babası, kardeşi, oğlu ve amcası öldürülen Ebu Süfyan'ın eşi ve babasını kaybeden İkrime bu savaşın başını çekmekteydi.   

Uhud savaşı hazırlıkları

Mekkeli Cubeyr bin Mutim'in Habeşî kölesi Vahşi'ye '' Sen de bu savaşa katıl. Muhammed'in amcası Hamza'yı öldürebilirsen, seni azad edeceğim .'' demesi, Vahşi'nin özgürlük kazanmak için savaşa katılmasına neden olmuştur. Ebu Süfyan komutasında hazırlanan 3000 kişilik ordu, Mekke'den yola çıktı. Ordunun içinde Ebu Süfyan'ın karısı dahil 14 tane kadın bulunuyordu. Ebu Süfyan'ın eşi Hind intikam duygusuyla yanıyordu. Hz. Muhammed'in amcası Abbas bu hazırlıkları bir mektupla yeğenine bildirdi. Bunun üzerine Muhammed bir meclis toplayarak, ashabıyla bu konuda görüştü. Bu görüşmeden çıkan sonuca göre;

    Düşmanlar Uhud dağı eteklerinde karşılanacaktı
    Şehrin içinde savunma yapılacaktı 

Genç Müslümanların isteğiyle savaşın Uhud dağı eteklerinde yapılmasına karar verildi.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Dünya güzel olsaydı,doğarken ağlamazdık...

Yaşarken temiz olsaydık,ölünce yıkanmazdık.
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &