ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > İslâm tıbbının nazarî esâsları 4
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslâm tıbbının nazarî esâsları 4  (Okunma Sayısı 331 defa)
21 Kasım 2010, 15:29:30
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 21 Kasım 2010, 15:29:30 »



İslâm Tıbbı’nın Nazarî Esâsları - 4

Lâ İlâhe İllâllâh’ın Bir Tezâhürü: Batılı Tıbb Zihniyetinin Reddi – 2


Tevhid,  âlem-i halkta –insanlık da dahil- tenevvü’ ve tehâlüfü iktizâ eder. Her şeye kâdir, sayısını hakkıyla bir Zât-ı Akdes’i –celle celâluhu- bilir esmâsı bulunan bir Hâlig’in kâinâta tecellîlerinin nihayetsiz olduğu âşikârdır. Müslüman akıl ise, âlem-i halktaki bu tenevvü’ ve tehâlüfün verâsındaki tevhidi gören, iman eden bir akıldır. (Tek bir İlâh, nihayetsiz tecellî). Fenlerin, hakikatte, bu tecelliler arasındaki İlâhî sebebler ve sünnetleri tesbiti hedeflemesi, kendiliğinden bu tecellileri idrâk ve tahlîle müteveccih usûllerin de mütenevvi’ olabileceğini kabûl etmek tevhîdî bakış açısının neticesidir. Diğer bir tabir ile, tevhîdi nazar, kişiyi âlem-i halkı, kendi dar idrak ve vus’atine sığdırmaya çalışan indirgemeci (tedenni; Faslı Müslüman mütefekkir Taha Abdurrahman’ın tabiriyle el-ensene: beşerileştirme) bakış açısının tasallutundan kurtarır. Müşrik, tabiatı îcâbı, mevcudâtın menşeini, mübdiinden uzaklaştırdığı için, âlem-i halktaki tenevvü’ ve tehâlüfü tek bir nazara tenzîl etmeden idrâk edip, anlayamaz. Bu yüzden müşrik indirgemecidir. Kâinattaki tecelliyâtı bölebileceği kadar bölerek anlamlandırır. Ğaybî âlem ile şuhûd âleminin irtibâtını kopardığından müşrik zihniyetlerin ürettiği tabiata ve insan dâir ilimlerin kemmî (nicelikle ilgili) bilgilerden öteye gidemediği, buna binâen de, kemmî bilgilerini istinâd ettireceği daha yüksek hakîkatlerin ilminden mahrûm olduğu için, mezkûr ilimlerin zihniyet ve uygulamalarının da gayr-i meşru’ duruma düştüğünü söylememiz gerekir. Burada istidrati olarak şunu arzetmemiz gerekir: Müslüman ilim adamları, tabiat ve tıb araştırmalarında, ilmi bir usul olarak tahlil ve tümdengelim yöntemlerini, indirgemeyi kullanmışlardır. Ancak bu indirgeme hiçbir zaman Müslüman ilim adamını, tevhidi bakış açısından, her şeyi götürüp İlahi iradeye bağlama akidesinden uzaklaştırmamıştır. Batılının indirgemeciliğinde ise, tahlil ettiği her şeyi İlahi zemininden kopartma vardır.1

Tevhîd’den uzak düşmüş, maddenin verâsındaki İlâhî gâyeyi göremeyen insânların bilgisi Kur’ânî ölçülere göre, zahirî bir bilgiden öteye gidemez. Bunca cezb edici, şaşırtıcı teknolojik icâdlara rağmen, bu böyledir. Zira ilimlerin varlık gayesi: Kâinâttaki vâkı’a ve keyfiyetler arasındaki irtibâtı keşfederek İlâhî kudret ve vahdeti temâşâ ve bu muvacehede fıtrata muvâfık ameliyeye tahavvüldür. İlimler Fâtır-ı A’zam’a teveccühü gerektirirken, insanların azgınlığını, hevayı ilah edindiren bir dalaleti intac ediyorsa, o bilgi türleri asıl hikmetini yitirmiş, zâhirî bir bilgidir. Bu muvaceheden baktığımızda umumî çerçevesi, maddeci Batı biliminin bir cüz’ü olan Batı tıbbı da zâhirî bilgi olmaktan öteye gidemez.

“Onlar, sadece bu dünyâ hayatının dış yüzünü bilirler. Âhiretten ise onlar hep gâfildirler.” (er-Rûm: 30/7.)

Seyyid Huseyn Nasr’ın Batı bilimi için yaptığı tesbitlerin, Batı biliminin bir parçası olan Batı tıbbı için de geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz:

“…Modern tabiat biliminin ortaya çıkabilmesi için, öncelikle kozmosun özünün kutsal niteliğinden kopartılması, “profanlaştırılması” gerekiyordu..”  Batılılar Rönesansla beraber, Nasr’ın tabiatın  laikleştirilmesi dediği bir inancı, felsefeyi benimsediler. Allah’ın müdahalesinin olmadığı, mekanik, sayılabilir, ölçülebilir, görülebilir ama hiçbir mukaddes yanı olmayan (İlâhî tecellilerin görülmediği), ğaybî âlemle bağı olmayan yüzeysel bir âlemde yaşamaya başladılar. Sadece kendilerini böylesi ruhsuz ve daracık bir kâinâta hapsetmekle kalmadılar, bütün insânlığı kâinâtın bundan ibâret olduğunu cebren inandırmaya çalıştılar. Batı’nın bunu başarmasında evvela kendi topraklarında Hristiyanlığı hizaya getirmekle mümkün oldu.

“Bütünüyle maddî ve niceliksel (kantitatif) bir tabiat biliminin doğuşunda Latin Hristiyanlığının teolojik düzenlemelerindeki belirli sınırlılıkların payı ne kadar büyükse (ve bu sınırlılıklar inancın zayıfladığı bir dönemde nasıl bilimle dinin birbirlerinden kopmasına yol açmışlarsa) modern bilimin kayıtsız ve sınırsız bir teknoloji biçiminde Batı’da uygulanması da, aynı oranda, Hıristiyanlığın bir Şeriat’ten yoksun oluşundan ötürüdür.”

Kendini kâinâtın merkezine yerleştiren Batılı insan, hümanizm felsefesiyle, insanı hakkın ve hakikatin mihengi ve mizanı durumuna tenzil etmiştir. Bugün bize ‘objektiflik’, ‘bilimsellik’ namı tahtında inandırılmak istenen ‘Batılı bilim zihniyeti’ indirgemeci bir felsefi tavırdan kaynaklanmaktadır:

“..İnsan düşüncesinin ürünü olan bilim, insanî değerlerin ve hakikat kıstaslarının yargılayıcısı durumuna yükselmiştir. Felsefenin, bağımsız ve eleştirel görevini modern bilimin buyrukları doğrultusunda yerine getirdiği bu indirgeme sürecinde, genellikle bir nokta gözden kaçırılmaktadır. O da, onyedinci yüzyılda gerçekleşen bilimsel devrimin kendisinin de, belirli bir felsefî tavra dayandığı gerçeğidir…”

İlim, Allâh’ın âyetlerini insâna göstererek onun hayretini arttıran bir bilgiye dönüşmediği müddetçe manasız bir malumat yığınından öteye gidemez:

“… Asıl eksikliği duyulan şey, metafizikî bilgi; yani gerçekliğin ve bilimin derecelerini belirleyebilecek tek şey olan bir scientia sacra’dır (kutsal bilim). Bu bilgi olmadığı zaman, sadece donuk ve daha yüksek dereceden hakikatlerle hiçbir bağlantısı kalmamış birer olgu olmaktan öteye geçemeyen bilimsel buluşlar ve hatta çok daha karmaşık bilimsel teoriler, ancak bu bilgi sayesinde sembolik ve manevî bakımlardan bir anlam kazanabilirler.”

er-Rûm 7. âyetteki “onlar sadece dünya hayatının zâhirini bilirler” mefhumuna ‘modern insan’ tam manasıyla uymaktadır:

“…Modern insanların büyük çoğunluğu, hiçbir kutsal yanı kalmamış bir görüngüler dünyasında yaşamaktadır. Bu dünyanın biricik anlamı ya matematiksel formüllerle ifade edilen ve bilimsel bir kafayı tatmin eden niceliksel ilişkilerdir veya “yeryüzündeki var oluşunun ötesinde bir geleceği olmayan iki ayaklı bir hayvan” olarak düşünülen insana sağladığı maddî faydalardır. Ama “ölümsüz bir varlık olarak insan” açısından bunların söyleyeceği hiçbir şey yoktur..”

O halde, bugün dünyanın kâhir ekseriyetini hâkimiyeti altına alan Batılı bilim zihniyeti ile teknolojik uygulamalarının ve bunun bir cüz’-i mütemmimi olan Batılı tıb zihniyet ve uygulamalarının tek geçerli zihniyet ve uygulama olduğu hurafesinin yıkılması lâzımdır. Bunu gerçekleştirmenin yolu, tabiata ve insana dair ilimlerin yeniden İslâmlaştırılması; Müslümanların Abbasiler ve sonrası dönemde gerçekleştirdikleri ilimleri İslâmîleştiren rûhun yeniden diriltilmesidir.

“(Modern) bilim, mümkün olan biricik tabiat bilimi değildir; sadece gerçeklik, zaman, mekân, madde ve diğer konularda belirli varsayımları olan herhangi bir bilimdir... Bir canlı doku nasıl hem biyolojinin, hem kimyanın, hem de fiziğin; ya da bir dağ hem jeolojinin, hem jeofiziğin, hem de jeomorfolojinin inceleme konusu olabiliyorsa, aynı şekilde, her hadise de değişik bakış açılarından, değişik var oluş basamaklarında kendini ele verir. Bu nedenle, tek bir tabiat bilimi yoktur; her biri kozmik gerçekliğin belirli bir yüzünü gösteren ve bunu başardığı oranda geçerli olan farklı dünya tasvirleri ve görüşleri vardır…” (İnsan ve Tabiat, Seyyid Huseyn Nasr, s.: 18, 22, 32, 41, 158, 177. Terc.: Nabi Avcı, Yeryüzü Yay., İst. 1982)

Batılı tıb zihniyeti ve yüksek teknolojili, ruhsuz ilaçlarının hakimiyetine ancak onun verâsındaki târihî zihniyeti ve üzerine yükseldiği inançlarını, felsefesini fehm ve idrâk ederek karşı gelebiliriz. Bu karşı gelme, onun tüm istihsallerini yok saymak manasına değildir; ancak bu karşı çıkış, onun maddeci bir zihniyete yaslanmasına ve bunun doğal neticesi olarak da, kapitalistlerin tıbbiye sınıfının, eşref-i mahlukât olan insânı, hastalığı vesilesiyle, sadece kâr hırslarını tatmin eden bir müşteriye tedennisinedir.  Batılı kapitalistik tıb uygulamalarının arkasında, insanı bir makine gibi tasavvur eden Descartes’in dualist-kartezyen felsefesi yatmaktadır.

 “Rene Descartes, “Düşünüyorum, o halde varım”  sözüyle insanın diğer haricî etkilerden ve vahyin hitabından özgür olmasını kristalize etti. Bu Res cogitans –ruh âlemi- ve res extensa –madde âlemi- şeklindeki kartezyen dualizmin ışığında, materyal dünya, bir araya getirilmiş parçalardan oluşturulmuş bir makine olarak görülmeye başlandı. Descartes, insan vücûdunu anlatırken, “Ben, insan vücudunu bir makine olarak düşünüyorum. Kafamda hasta insanı bozuk bir saate, sağlıklı insanı da, iyi çalışan bir saate benzetiyorum…” der.

“Bu “saat”in çalışabilmesi ve yeterince çözümlenebilmesi için, olabildiğinde çok sayıda parçalara bölünmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Descartes’in bu mirası, şimdiye kadarki bilimsel araştırmalara rehberlik etmiş ve temel olmuştur… Araştırmaların odak noktası, parçalar ve parçaların birbirleriyle etkileşimleridir; bunlar ister vücudun parçaları, ister vücuda giren yabancı cisim parçaları, olsun fark etmez. Araştırmanın eksenini, hemen hepsi bağımlı asıl meseleyle- insan vücudu- ilgisiz bağımlı veya bağımsız değişkenler, ölçümler ve istatistiksel modeller oluşturur. Araştırma, tıp alanındaki bilimsel araştırmaların ideal metodu kabul edilen çift kâr çaprazlama metoduyla bile yapılmış olsa, kendi iradesi ile hareket eden ve dolayısıyla kendi iyileşmesinden rolü olan insanı, bir bütün olarak göremez. Gerçekte bu araştırma metodunun özünde, insanı bir bütün olarak ele almayan ve bütün olarak insan potansiyelini reddeden ya da görmezden gelen bir parçalı ampirizm saklıdır.” (Modern Tıbbın Ötesi, “Ruhsuz Tıp” başlıklı makale, Huseyn Velci, s. 115-116.) Bugün DNA ve genetik araştırmalarının arkasında da ayn...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İslâm tıbbının nazarî esâsları 4
« Posted on: 23 Eylül 2019, 06:10:01 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İslâm tıbbının nazarî esâsları 4 rüya tabiri,İslâm tıbbının nazarî esâsları 4 mekke canlı, İslâm tıbbının nazarî esâsları 4 kabe canlı yayın, İslâm tıbbının nazarî esâsları 4 Üç boyutlu kuran oku İslâm tıbbının nazarî esâsları 4 kuran ı kerim, İslâm tıbbının nazarî esâsları 4 peygamber kıssaları,İslâm tıbbının nazarî esâsları 4 ilitam ders soruları, İslâm tıbbının nazarî esâsları 4 önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &