ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Güçlü birey ve toplum
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Güçlü birey ve toplum  (Okunma Sayısı 722 defa)
01 Aralık 2010, 19:09:58
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 01 Aralık 2010, 19:09:58 »




"Güçlü Birey – Güçlü Toplum" Ya Da "Güçlü Fert Ve Güçlü Devlet" Anlayışı


Güçlü birey ve güçlü toplum ya da güçlü fert ve güçlü devlet derken bu deyimin ortaya çıktığı zaman ile ortam ve şartlar yani mekân önemlidir. Bir kişinin, bir milletin ve bir uygarlığın seciye ve karakterini, ahlak ve niyetini, duygu ve düşüncelerini ve hatta davranış biçimlerini, onların dillerinden rahatlıkla öğrenebiliriz. Onun için nasıl bir kişiyi yüzünden, görünüşünden ve parmak izinden tanıyabiliyorsak, bir medeniyeti de sahip olduğu kelime ve terimlerinden yani dilinden tanıyabiliriz. O sebeple meseleye zamanımız açısından bakacak olursak tam bugünkü, bu Rönesans medeniyetinin, insan fıtratına ters düşen bu sistem ve rejimlerin ruhlarını aksettiren, röntgenlerini ortaya koyan ve eksi yüklü olduklarını bize söyleyen birçok kelime deyim ve ifadeler buluruz. Bu medeniyetle beraber bir takım problemler ortaya çıktı. Daha doğrusu bireyin bazı doğal haklarını elinden aldığınız için veya toplumun yetkilerini kısıtladığınız için, bir takım çaresizlikler ortaya çıktı. Bireye olsun veya topluma olsun cahilce yapılan bu müdahaleler ve suni yapılanmalar yeni yeni problemleri de beraberinde getirdi.

"Güçlü birey" derken tarihin hiçbir sayfasında bu deyimin bugünkü ifade ettiği bu anlamda böyle bir kelimeye rastlamak mümkün değildir, dersek aşırı gitmiş olmayız.  Çünkü burada bireyin içinde bulunduğu topluma veya yine vatandaşı bulunduğu devlete karşı zayıf ve aciz olan kişinin güç kazanması ve güçlü olması kastedilmektedir. Çünkü zamanın sahip olduğu bilim ve teknolojik imkânlar, basın yayın ve iletişimdeki kolaylıklar, topluma yön veren dinamiklere, bireyi kullanma, onu çağdaş köle yapma ve haklarını elinden alma, böylece onu zayıf ve güçsüz kılma imtiyazını vermiştir. Mesela bugün bireyin, kendisini savunma hakkı bile yoktur; sanki herkes mahkemede kendisini savunmak için bir avukat tutmak zorundadır, usul ve uygulama böyledir ve yine hiçbir kimse şahsen bir anayasa mahkemesine başvuramaz. Bu, toplumun amipleşmesinin ve merkezileşmesinin kötü sonucundan başka bir şey değildir.

Bireyin zimmet hukukunu yani insanın insanlığına dayanarak verdiği sözü ile temellendirdiği, söz vermekle alacaklı veya borçlu olmasını elinden alanlar onun kişiliğini ve doğal kişiliğini küçülttüler ve daralttılar. Bu yüzden hiçbir işçi emeğinin karşılığı olan ücretini kendi rızası ile kendisi belirleyemez. Kendi rızaları ile bireyin vekâlet vermediği, işçi patronları ve sendika ağaları vardır. Bu sözüm ona sendika başkanları, "toplu pazarlık" adı altında onların emeklerini bir mal gibi, bir eşya gibi kendi keyiflerince alırlar ve satarlar. Kölelik kalktı diyenlerin kulakları çınlasın; bu post modern veya çağdaş kölelik değil de nedir? Bu medeniyetin bir rezalet terimi olarak ortaya koyduğu, başka bir kelime de sözüm ona adına "tunç kanunu" denen şey, insanı yani işçileri bir mal ve eşya gibi arz-talep kanunlarına tabi tutan bir zihniyetin çarpık düşüncesinin, sapık hükmünden başka bir şey değildir.

Bir örnek daha vermek gerekirse bugün bireyselleşme ve bireycilikten bahsedenlerin ve “daha çok birey” diyenlerin dayandıkları eserlerin çoğu “toplum” demektedir. Mesela 1723–1790 yılları arasında yaşamış olan Adam Smith, ekonominin temellerini atıp iktisadi büyüme ve mutlak üstünlük teorileri düşünceleri ile yazdığı "The Wealth of Nations" (Milletlerin ya da Devletlerin Zenginliği) adlı eserinde isminden de anlaşıldığı gibi sanki birey değil, millet ve devletin önemli olduğu imajını vermiştir. Doğayı tahrip edenlerin, yeşil barış derneklerinin kurulmasına sebep oldukları gibi ve kadını toplumda ezenlerin feminizm hareketinin doğup ortaya çıkmasına yol açtıkları gibi, geçen bu zaman içinde bireyi küçültenler, şimdilerde güçlü birey diye slogan atıyorlar.   

Azınlık ve azınlıklar ifadesi de böyledir. İslam terminolojisinde ve literatüründe böyle bir kelime ve ifadeye rastlamak asla mümkün değildir. Çünkü bu kelime de çoğunluğa karşıt olarak üretilmiştir. Zira bu kelime, çoğunluğun çokluğu karşısında ezilmişliğin ve yok olması lazım gelmişliğin, belki yine İslam toplumlarında hiç mi hiç bulunmayan; ne teoride ve ne de pratikte yer almayan "asimile" yani kendi içinde eritme politikalarına tabi tutulmuşluğun bir tasvirinden başka bir şey değildir. Azınlık, içinde bulundukları bir ülkede devletin hâkim milletinin yanında dil, din ve ırk bakımından farklı olan ve sayı bakımından az olan kişilerin meydana getirdiği bir topluluktur. (Misalli Büyük Türkçe Sözlük) Bugünkü yanlış anlayışlara göre çoğunluk azınlığı eritmeli, onu dilinden, dininden ve kültüründen etmeli, asimile edip bu dil, din ve kültürü yok olmalıdır. Bu düşünce İslam'la ve İslam'ın insan anlayışıyla taban tabana zıttır. Zaman zaman duyduğumuz Osmanlı İmparatorluğu, egemenliği altında bulunan ülkelerin dil ve kültüründe asimilasyona gitmemekle büyük bir yanlış yaptığı konusundaki ifadelerin bizzat kendisi, yanlış bir hükümden ibarettir. Osmanlılar doğrusunu yapmışlardır. Çünkü insanların dili ve ırkları doğaldır, ilahidir. Din hususunda herkesin özgür ve serbest iradeleriyle kabul ettikleri bir dine ancak saygı duyulur. İslam'da dini konularda asla baskı yapılamaz. İnsan özgür ve serbest iradesiyle bir dine inanacak ve öylece ibadetini yapacak ki, öbür dünyada Allah'a hesap verebilsin veya kendisine hesap sorulabilsin. Cenab-ı Hak İslam dinini insanlara öğretmek ve anlatmakla görevlendirdiği elçisi Hz. Peygamber'e bile Ğaşiye Suresinin (88), 21 ve 22. ayetlerinde "Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün. Onların üzerinde bir zorba değilsin" buyurmuştur.

 İnsana insanca bakamayanlar, onu eşya seviyesine indirerek, kişilerin düşünce ve görüşleri, din ve inanışlarının kendisi kadar kutsal olduğunu unutarak, asimile etmek isteyebilirler. Ama bu bir insani muamele ve insana yakışan bir muamele değil, onu insanlıktan daha da uzaklaştıran bir zorbalıktır.   

Az önce yukarıda da söylediğimiz gibi, gerek bireysel alanda ve gerekse toplumsal alanda yapılan bir yanlış, başka bir yanlışı doğurdu, verilen bir zarar başka bir zararı daha doğurdu ve böylece rüzgâr ekenler fırtına biçtiler ve şimdilerde onlar ortaya çıkan krizi kaldırmaya uğraşıyorlar. Ekonomi tarlasına faiz ekenlerin ve yanlış vergi tahsil edenlerin işte böyle kriz ekinleri biçmeleri şaşılacak bir şey değildir. Mesela grev ve lokavt gibi kelimelerin uygulanması da işçi ve işveren taraflarının karşılıklı olarak birbirilerinin iradelerini yok etmeye çalışmalarından başka bir şey değildir. Bunlar sanki "iyilikte yarışarak ileri gitme" (Fatır 35/ 32) esasını tersinden tutarak, çıkar paralelliği ile "kazan, kazan" deyimiyle her iki tarafın da kazanıp karlı olacağı yerde bunlar, çıkar çatışması ve menfaat kavgasının yolunu tutmuş oldular.

İşte bu sebeptendir ki, Mekke'de bireyleri bulan Hz. Peygamber, toplumu inşa edemeyeceğinden toplumsuz bireylerin bir değer ifade etmeyeceğini bildiği için Mekke'de bir toplum oluşup kendi yolunda hayatını devam ettiremeyeceğinden,  Medine'ye hicret etmek zorunda kalmıştır. İşte meseleye bu açıdan baktığımız zaman Medine'ye yapılmış olan hicretin siyasi açıdan anlamı ve hedefinin şu ayetle ifade edilmiş olduğunu görüyoruz: "ve şöyle de: Rabbim! Gireceğim yere doğrulukla girmemi sağla; çıkacağım yerden de beni doğrulukla çıkar ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver " (el-İsra 17/ 80)

Kaynaklar, bu ayetin Mekke'den Medine'ye hicret edilmesi hakkında geldiğini ve ona işaret ettiğini açıklıyorlar. (Bak; Celaleyn, Razi, İbn Kesir) Ancak bundan birkaç ayet önceki 76. ayette "(Ey Muhammed!) Yakında seni yurdundan çıkarmak için, muhakkak ki rahatsız edecekler ve o takdirde onlar da senin ardından pek az kalacaklardır."buyrulmuştur. Aynı zamanda burada da Hz. Peygamberin hicret etmek zorunda kalacağından söz edilmektedir. Bu ayet her ne kadar indirildiği zaman bir tehdit unsuru olarak görülmüş ise de aslında o gelecekteki bir olaydan haber veriyordu. Nitekim 10 yıl sonra ayetin dediği gerçekleşmiştir. Bu surenin gelmesinden 1 yıl kadar sonra Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber'i yurdundan ayrılmaya zorlamışlardır. Fakat O, bundan 8 yıl kadar sonra Mekke'ye bir fatih olarak gelip girmiştir. Bundan sonra Mekke halkı orada müşrik olarak değil, müslüman olarak kalmış oldular. (Mevdudi, Tefhim, III, 127).

 Ayette Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamberi ve Müslümanları Mekke'den çıkarmak için onları tedirgin ediyor olduklarını söylemekle hicrete, senden sonra onlar da az kalacaklar diyerek gelecekten haber vermesi de Kureyşli müşrik liderlerin iki yıl sonra Bedir savaşında öldürülmelerine işaret edilmiştir. (M. Esed, K. Mesajı, II, 575).  Bu iki ayet Mekke'den Medine'ye yapılan hicreti anlatmakla beraber; ayrıca ayetin şu kısmında "Rabbim, beni (girdirilecek yere) doğru bir girdiriliş ile girdir" ve "(çıkarılacak yerden)doğru bir çıkarılışla çıkar" ve hem de "katından bana yardımcı bir güç ver" buyrulması, konumuz açısından bize ilham kaynağı olmuştur.

Rağıb'ın Müfredat'ında ve M. Asım Efendi'nin Kamus'unda ifade edildiği üzere "sıdk" kelimesi vakıaya uygun olan sözler için kullanılmakla beraber aynı zamanda insanların fiilleri için de kullanılır. Araplar, kişi savaşın hakkını tam olarak yerine getirdiği ve yapılması gerekeni yaptığı zaman "sadeka fi'l kıtali" yani savaşta sadık davrandı; yapılması lazım geleni yaptı; vakıa ile uyum sağladı demek olur. Nitekim ayette de "Müminlerden öyle erler vardır ki, Allah'a verdikleri sözü yerine getirdiler. (sadakat gösterdiler)" (Ahzab 33/ 23) buyrulmuştur. Yani ortaya koydukları eylemleriyle taahhütlerini yerine getirdiler, demek olur. Bu ayetler gösteriyor ki, insanın fiili ile vakıa ve çevre arasında bir ilgi ve uyum bulunmalıdır. Müminin içi dışı bir oldacağı gibi...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Güçlü birey ve toplum
« Posted on: 15 Kasım 2019, 15:43:09 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Güçlü birey ve toplum rüya tabiri,Güçlü birey ve toplum mekke canlı, Güçlü birey ve toplum kabe canlı yayın, Güçlü birey ve toplum Üç boyutlu kuran oku Güçlü birey ve toplum kuran ı kerim, Güçlü birey ve toplum peygamber kıssaları,Güçlü birey ve toplum ilitam ders soruları, Güçlü birey ve toplumönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &