ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına  (Okunma Sayısı 478 defa)
21 Kasım 2010, 15:20:29
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 21 Kasım 2010, 15:20:29 »



“Beklenen Kurtarıcılar ” İnancından Vahy Müslümanlığına


Bu yazıda “beklenilen kurtarıcılar” ifadesiyle genellikle izaha çalışılan Mesih ve Mehdi ile sınırlanan konuyu merkeze almayacağız. Bu bağlamdaki rivayetlerin sıhhati tartışmaları da bu yazının asıl konusu değildir. Konuyu, teolojik anlamı kadar bugün aktüel değeri olmayan boyutundan öte bu ifadelerin de içinde yer aldığı ve fakat sıcaklığını daha bir hissettiğimizi düşündüğümüz yönleriyle/etkileriyle izaha çalışacağız. Yazıda öncelikle “İslam Düşüncesi” açısından bireysel ve toplumsal sorumlulukların yerine getirilmesini erteleten bir inanış olarak beklenen kurtarıcılar üzerinde durulacaktır. Yine çalışmada, olaylara, Allah’ın değişmez yasası (sünnetullah) bağlamında bakmayanların, kulluğun gereklerini yerine getirmeyenlerin; kendi cehd ve gayretlerinin dışında beklentilere girenlerin; bunu da konjoktürel şartlarla orantılı bir şekilde dinden delillendirmeye çalışanların tavrının bir anlamda İslâmî(!)liğini tartışacağız. Ayrıca bu yaklaşımların sosyal ve siyasal açıdan ne gibi sonuçlar doğurduğu; bu kanaatlere kaynaklık eden bâtınî te’vilin Kur’an yorumunda bilgi değeri açısından ne anlam ifade ettiği üzerinde de durulacaktır.

Anahtar Kelimeler: Bâtınîye, İsmâilîyye, Hurufîlik, İşârî Tefsir, Mesih, Mehdi, Sünnetullah, Hızır, İlyas (a), İsa (a), Cefr, Ebced, Celcelûtiye.

 

Giriş

“Kurtarıcı beklentisi!” bireysel ve toplumsal zeminde “cehd ve gayret”i zayi eden, direnme gücünü kıran, yapamadıklarını/yapmadıklarını kendi makul ve meşru(!) alanına sığınarak örten/erteleyen bir kitle ortaya çıkarmıştır. Kurtarıcı bekleme hali sığınma psikozu içerisinde başvurulan bir yoldur. Konjonktürel şartların, siyasi başarı ve başarısızlıkların savunulması veya oluşması umuduyla yönelinen bir motivasyon yöntemidir. Bu olgu, tarih boyu hemen her inanç ve toplumda görülmüştür. Kuşkusuz bu durumlar birer netice ve/veya sebeplerdir. Oysaki bir olgunun kabul ve reddinin asıl gerekçesi öncelikle onun hakikat olup olmamasıyla ilgilidir. Fakat hadiseye sosyolojik açıdan bakarken karşılaşılan emareler geriye doğru bir iz sürüm imkânı vermesi açısından da kayda değerdir.

Allah’ın yardımının hiçbir çaba harcamadan gelmesi her şeyden önce Allah’ın Âdeti’ne muhaliftir. Zira Allah yardımını ancak insanların yapmaları gerekenleri yapmalarından sonra gönderir. Burada yapılması gereken “gereği gibi kulluk”tur. Yetersizlikler karşısında, “…Allah'ın da bir hesabı vardır elbet" söyleyerek işi ihlâsla(!) Allah'a havale eden insanların kolaycılığı çoğu kez zorluklarla yüzleşmekten kaçmanın bahanesidir. Keza Allah'ın hesabı öncelikle bizimledir ve bu hesaba konu herkesin kendi imtihanıdır. Allah'ın yardımı (Nasrullah) na gelince bu kuşkusuz Allah’ın hesaba gelmez takdirindedir. Zira Allah, kadir-i mutlaktır. Ümitsiz ve teslimiyetçi bir ataletin İslam’da kabul edilir tarafı yoktur. Kur’an, değişimin bir yasaya bağlandığını, bir gerçeklik zemininde mücadele içinde olunması gerektiğini bildirir. İslam, çağı şekillendirmeye muktedir olan tek hak dinin adıdır. Müslüman’a gelince o, hayatın nesnesi değil yaşamın içinde ve aktif olarak özne mükellefiyetiyle var olması gerekendir.

“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.”

“Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah'ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.”

“(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.”

Kur’an’ın işaret ettiği sorumlulukları yerine getirmeden kurtarıcı beklemenin her şeyden önce Kur’an’a ters olduğunu görüyoruz. Zira Allah’ın gaybî yardımı muhakkak ki dilediği an dilediği şekilde gelecektir. Ancak bu beklenti ve beklenen kesinlikle Kur’an’a rağmen kendimizden rol biçtiğimiz aktörler şeklinde olmayacaktır. Kur’an, mü’minleri mucizevî ve sihirli çözümler ve beklentilere değil bilakis adaletin yerine getirilmesi, marufun emredilmesi şirkin yerine tevhidin ikamesi için Allah’ın yasalarını takip etmeye sevk etmektedir.

Zulüm ve adaletsizlikle dolmuş yeryüzünü zalim tağutlardan temizleme mükellefiyeti de yine Müslümanların bireysel ve toplumsal vazifesidir. Islah edilmiş bir dünya; tabir caizse, koyunla kurdun bir arada yaşaması, her yerin adaletle dolması da ancak imtihanın gereğini ifa ile mümkündür. Bunun da yolu, iman, amel ve hakka çağrıdır. Bu süreçte başa geleceklere de sabırdır. Bu sabır dahi atalet değil direnmenin sükûn halidir. Tarihte böyle davranmayanlar hak uğruna mücadeleden kaçan, bedel ödemek istemeyen, Yahudileşmiş İsrailoğullarıdır. Onlar, her ne zaman baskı, sürgün ve eziyetlerle karşı karşıya kalmışlarsa dinlerini ve şereflerini korumak için direnmek yerine zilleti tercih edip boyun eğmişler ideallerini ve düşlerini geleceğe erteleyerek “Mesih”in gelmesini beklemeye başlamışlardır. Bu anlamıyla beklenen Mehdi düşüncesi de bunun bir misli olup aslında ertelenen düşlerdir.

Hıristiyanlıkta şiddetin bilgisel kaynağı Mesihçi ve Milenyarist akideye dayanmaktadır. Hıristiyanlar ya yaklaşmakta olan şiddet olaylarına hazırlıklı olmak ve Mesih’in yanında yer almak ya da dünyanın sonunun gerçekleşmesi iyilerin galibiyeti anında öncülerden olmak için şiddeti gerekli görmekte ve bu süreçte fiilen yer almaktadırlar. Bütün bunlar Mesih’in krallığı, Tanrısal iradeyi temsil eden egemenliğin kabulü anlamına gelmektedir. Bugün küresel Batı hegemonyasının dayandığı zemin bundan bağımsız değildir. İşgal ve talanların teolojik zemini Mesih’in krallığı ütopyası üzerine oturmaktadır.

Hadis literatüründe bazı ifadelerin (mehdi gibi) kullanılmış olması o ifadelerin kullanıldıkları kelime anlamlarının dışında zamanla yüklendikleri terim anlamlarını veya anlam kaymasına uğradıkları yeni formunu (kurtarıcı) hakikat derecesine yükseltmez. Bir ifadenin/metnin sıhhat yönüyle tetkiki; terimlerin, kavramsal ve tarihsel analizi, kaynak metodolojisi, senet ve metin açısından değerlendirilmesi; bütün bu değerlendirmelerin de nihaî testinin Kur’an ile yapılması halinde konu hakkında isabetli kanaate varılabilir. Bu testin yapılmadığı zamanlarda ortaya çıkacak fitneler başkalarıyla ilgili değil, bizatihi anı yaşayanlarla ilgilidir.

 “Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.”

Bahse konu fitne, bir toplumda sadece zulmeden, Allah’a isyan eden, tuğyan edenlere erişmekle kalmayacak fitnedir. Aynı zamanda bu fitne, Allah’a isyan edenlerle birlikte, hakka inandıkları halde zulme, haksızlığa ve tuğyana karşı mücadele etmeyen, oturup kalanları da kuşatan/kuşatacak bir fitnedir. Burada mesajın amacı, müminleri hakkı savunmaya, batıl ile mücadele etmeye çağırmaktır. Yine inananlar, sadece asîleri helâk ile sınırlı kalmayacak bir cezalandırmaya karşı uyarılıyorlar. Keza bu ceza, bir şey yapmayarak kötülere dolaylı destek verenleri de kuşatacaktır. Burada, imanı eylemleştirme; yanlışlara karşı çıkarak haktan yana olma, doğrunun egemen olması için mücadele etme gereği bildirilmektedir. Farklı bir ifadeyle iman etmek, amel ile imanı teyit etmek, hakkı ve sabrı tavsiye etmektir.

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk (ümmet) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”

Emr-i bi'l-ma'ruf ve'n-nehy-i ani'l-münker: İyililiği emretme ve kötü olan her şeyden sakındırmadır. Aslî bir vazife olan bu ameliye, bozma ve helâk edişin ortadan kaldırılması; yeryüzünde tevhid ve adaletin tesisi hedefine mebnidir. Bu, hayata dair şahitliği tam yapmak; farklı bir ifadeyle kulluğun farkına varmaktır. Kulluk, her şartta yapılması gereken zaman ve mekân değişimiyle ertelenmeyen vazifedir. Zaafa uğratılmış olmak, kişinin iradî bir tercihi, oturup kalmasının sonucu olmamalıdır. Nitekim kişinin mazereti de direndiği halde maruz kaldığı bir sonuç ise söz konusudur.

Tecdidin yerini mukallid mantığın alması da bu bağlamda sayılabilecek hastalıklardan biri belki en önemlilerindendir. Bu bozuk ruh hali de kurtarıcılar beklemenin önemli sebeplerindendir.

Geleneksel bakış, epistemik dayanağını, pozitivist; görgül (emprist) ve ussal (rasyonalist) zeminden almadığı gibi İslâm’ın mutlak bilgi kaynağı olarak gördüğü salt vahyi de esas almaz. Bu bakış, metafiziğe dayalı bilgi kaynağını hususî terminolojisinde batınî yaklaşımla uçları açık olan ilhâma, tevile dayar. Dolayısıyla atalardan devir alınan gelenek mirası mozaiğinde İslâmî prensiplerin de bulunduğu inanç ve rituellere rastlamak olası hatta kaçınılmazdır. Nitekim bu açıdan bakıldığında hiçbir medeniyet yoktur ki içerisinde başka bir medeniyet hatta alt kültür unsurlarından örneklere rastlanmamış olsun. Bu açıdan da bakıldığında, gelenek için İslâm vahyinin “tekbaşınalık zorunluluğu yoktur” inancı ön plana çıkar. Bu da bilinen literal anlamıyla İslâm’a aykırı bir tercihtir.

 “Beklenilen kurtarıcılar” yanlışı kadar zikre değer gördüğümüz bir diğer yanlışta Modern aklın etkisi altında kalanların uçuk-kaçık olanı red adına gaybî olanı, İlâhî kudreti red şekline dönüşmüş savrulmalarıdır. Bu da pozitivist felsefenin çekim alanına kapılmaktan başka bir şey değildir. Bu cenahta olanlar da küresel sekülarizasyonun dayatmasıyla oluşan mağduriyeti suçluluk psikolojisiyle aşma telaşesi yaşamaktadırlar. Nitekim yabancı kültürlerde de bir konunun bulunması veya aklın b...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına
« Posted on: 17 Eylül 2019, 03:12:30 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına rüya tabiri,Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına mekke canlı, Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına kabe canlı yayın, Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına Üç boyutlu kuran oku Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına kuran ı kerim, Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına peygamber kıssaları,Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığına ilitam ders soruları, Beklenen kurtarıcılar inancından vahy müslümanlığınaönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &