ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Denemeler > Yazmak ve yaşamak
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yazmak ve yaşamak  (Okunma Sayısı 547 defa)
06 Eylül 2010, 15:04:20
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 06 Eylül 2010, 15:04:20 »



yazmak ve yaşamak

Her yaşadığımızı yazmalı mıyız?

Yaşanmamış olanlar gerçeklik değerini yitirirler mi?

Yoksa yazar için yaşanmamış veya yaşanması imkânsız olanlar, yerine göre daha mı kışkırtıcı ve gerçektir?

Yazmak yaşam içinde hangi gereksinimi karşılar, hangi amacı gözetir?

 

1.

Geçenlerde okuryazar çevremizde hatırı sayılır bir yer edindiği sanılan bir dostumu ziyarete gittim. Yazıdan ve yazmaktan söz etti.

“Her şeyi yazıyorum dostum” dedi, 'Yazmadan yaşayamıyorum. Yazılmamış olanları yaşanmamış sayıyorum'

“Amel defterini kendin mi tutuyorsun? İyi ama buna güç yetiremezsin” diye karşılık verdiğim an sanat gündeminin bir dönem esaslı tartışma konusu olan yazmak ve yaşamak ilişkisi üzerine yoğunlaşmaya başlamıştım bile. Benzer anlayışı 'Yaşamsız Sanat Olmaz' başlıklı denemesinde ilk Yaşar Kemal dillendirmişti. (Milliyet/Sanat dergisi, S.70) Ardından Ahmet Oktay'a, Hilmi Yavuz'a, Nedim Gürsel'e kadar hemen her sanatçımız bir şekilde tartışmaya katıldılar. Gürsel'in bu konuları tartışan 'Yaşadığını Yazmak' ve 'Yazarak Yaşamak' başlıklı yazıları net bir tutumu izah etmesi yanında olgusal gelişme içinde toplumcu gerçekçiliğin poetik yeniden yapılanma arayışına istikamet kazandırması açısından da önemliydi. (Bkz. Nedim Gürsel, Başkaldıran Edebiyat, s.93-120, Yapı Kredi yay. İst 1997) Yazar bu yazılarında yaşadığını yazmanın gün geçtikçe öncülüğünü yitiren bir yazarlık tutumu olduğunu, yazmak için yaşamak gerektiğini öne sürmenin günümüzde hiçbir önem taşımadığını, çünkü yazının bilinçli üretime dayanması gerektiğini, yazıda yerine göre yaşamla hiçbir ilişkisi kurulamayan kurmaca, soyut gerçekliğin olduğunu örnekler vererek ve açık bir dille vurguluyordu. Kaçınılmaz bağlantılarını göz ardı etmeyerek sanat ve gerçekliğe kısmen değindikten sonra farklı bir açıdan yazı ve yaşam olgusuna eğilmek istiyorum.

 

2.

Hızla kentleşme sürecine girdiğimiz yetmişli yıllarda değişen yaşam pratiğine doğru orantılı olarak sanat anlayışlarında köklü değişimler yaşanmıştır. Köy kent ikilemi içinde toplumcu gerçekliğin alanı sanatsal gerçeklik lehine daralmıştı. Varlığa etkiyen değişken dinamikler olduğu sürece genelde sanat ve yaşam özelde yazı ile yaşam arasında ister özdeşlik ister karşıtlık kurarak sağlanan ilişkiler hiçbir zaman gündemden düşmez, düşmeyecektir. Olgusal değişim içinde her birimizin düşünme ve yaşama biçimleri de değişir. Hangi etki ve etkinlik içinde bulunursak bulunalım son kertede hepimiz realitesinden sıyrılamadığımız bir dünyayı yaşamaktayız. Bu daha çok bizi dışımızdan çevreleyen, boş bulduğu aralıklardan içimize kadar sızan maddi bir dünyadır. Uzlaşmalarımız, anlaşmalarımız çatışmalarımız, taleplerimiz sanatsal bir çaba olarak yazın ve yazma serüveninin gerekçelerini oluştururlar. Yazmak bir anlamıyla yaşanan maddi hayatla içimizdeki uyumsuzluğu, izah edilebilir farklı algılamalarla yeni bir değere dönüştürmek içindir. Yani biz bir anlamda dış dünyayı da iç evrenimizi destekleyen dayanaklarla yaşamış oluruz. Her bir fenomenden, her bir efektten iç gerçekliğimize uygun yeni imajlar, motifler, yeni anlamlar hatta değerler üretiriz. Bu yöndeki çaba elbette insanın soyut, metafizik değerler sahibi olmasıyla zorunlu bir uygunlaştırma eylemine dönüşür. Bu hassasiyette bir yazarın yaşam tasavvuru; beş duyuyla algılanabilir dünyanın dışında, belki ondan ilgisiz sezgiler ve düşünceler çevresinde kurulur. Düşüncelerle oluşan tematik, algılanabilir dünyanınkinden daha gerçek olabilir. Metafizik gerçeklik hakikatini kurmak, kurgulamak için böyle bir zemine ihtiyaç duyar. Gözetilen amaç hakikatin izini sürmekse, o zaman belki yapılması gereken yaşanılanı değil, düşünüleni yazmaktır.

 

/Eğer hakikat eşyanın yaratılış ve var oluş maksadı-ı mahiyetini ifade ediyorsa -ki öyledir- görmedikleriniz görünenlerden daha bir gerçek olabilir. Gerçekliği nesnel yaşam ve yaşadıklarımız içinde aramak tümüyle olmasa bile kısmen materyalist bir eğilim içeriyor olmalıdır. Yok, eğer yaşam kimi anlam değerlerini aşındırıyorsa o zaman yazı, yaşama karşı bir savunma hattı oluşturmak durumunda demektir. İlk bakışta bu cümlelerden ideolojik bir refleks hissedilebilir. Değil, ben hakikati yaşanmışlıkla ölçmem ama hakikatin de yaşanması gerektiğine inanırım. Bu duyarlıkla baktığımda yaşam, yazım, kişilik ve kimlik ayrımı yapmayı doğru bulmuyorum. Söz konusu ayrımı yapanlar basit bir çelişki yaşamıyor, aynı zamanda özleri ile sözlerini buluşturmadıklarından, içselleştirilmemiş anlamların doğallıkla yapay, sentetik benliklerin sahibi olduklarını açığa vuruyorlar. Bu yapmacık adamlar hangi gerçek aydınlanmanın, hangi sahici entelektüel tutumun öncüsü olabilirler? Ayrıca yazı öncelikle bir dil faaliyetinin ürünü ise doğallıkla düşünceye aracılık etmelidir diye düşünüyorum. Buna en çok da manevi değerler dizgesi olan sanatçılar dikkat etmeli değil mi? Çünkü yaşanan hayatın rengi, tonu, istikameti ne olursa olsun onların ana muhtevası değişmeyen hakikatleri vardır ve onlar sadece düşünce değil ondan da önce inanç sorunudur. O nedenle bu hassasiyetin, gerçekliği sanatsal dil ile kurmak yerine maddi yaşama nispetle kurmaya çalışması toplumcu gerçekliğe taviz değilse özünde zaaf içeren bir tutumdur. Tersten toplumcu gerçekçilerin de sanatsal gerçeklik arayışlarıyla kimi soyut imgeler ve çağrışımlar peşinde olduklarını anlayamamışımdır. /

 

Yazı, yaşam ve gerçeklikler bir hamulenin birbirine girgin, ayrışmaz unsurları olmalıdır. Hatta biri diğerinin açıklayıcı bağlamını ifade etmelidir. Yani buradaki her bir kavram doğallıkla diğerleriyle irtibatlıdır. Aralarında geçişleri hissedecek kadar kısa aralıkların olacağı ön kabulünden hareketle yaşamdan bağımsız bir gerçeklikten, gerçeklikten ayrı bir yazıdan ve yaşamla ilişkisiz yazıdan bahsetmek nasıl mümkün olabilir? Yazı ve yaşam arasında aradığımız pratik cevaplar bu sorularda gizlidir.

 

 

3.

Sözünü ettiğim dostum Sait Faik örneğini verdi. “Yazmasaydım delirecektim. Yazmadan yaşayamıyorum” der Sait Faik. Yazın ve gayet tabii ki öykü dünyamızda; anlattıkları, üslûbu ile özgün bir tiptir Faik. Gerçekten bütün bir ömür kendini hayatın geldiği gibi götüren rüzgârına bırakarak yaşamıştır. Ne bir ciddi iş, ne ciddi bir uğraş. O'nun işi her şeyi öyküleyerek, öyküleştirerek yazmaktır. Bir öykücü penceresinden bakarak hayatı, bu arada gerçekliği yeniden üretmiştir. Hayata felsefi veya sanatsal duyarlıklarla bakanlar en olmaz, en basit şeylerden bile bir estetik, farklı bir gerçeklik ortaya çıkarabilirler. Sanat eserlerindeki bu estetik ve gerçekliğin gerçek hayattakinden daha sahici olabileceğini tekrar yineleyeyim. Mesela bir kır kahvesi, bir semaver hatta bir 'Hişşt' sesi veya rüzgârın sürüklediği yaprakların hışırtısı, sayfalar boyu ustalıkla yapılan kurgu anlam dünyanızı farklı imge ve imajlarla donatır. Siz de herkesten farklı olarak dikkatlerinizi bile yormayan adeta uçucu bir tonla akıp giden anlamın etkisiyle yaşama dahil olursunuz. Yaşamınız diğer yaşamlardan farklılaşmıştır.

 

Sanatta estetik ve gerçeklik üzerine yoğunlaşacak olanlar bu çerçeveyi genişletmelidir. Ancak ben yine de yaşamak ve yazmak arasında bir tercihe zorlansam hiç kuşkusuz yaşamayı seçerim.

 

Sait Faik gibi “Yazmadan yaşayamıyorum. Yazmadıklarımı yaşanmamış sayıyorum” diyen dostum sanılacağı gibi pek iç açıcı bir noktada değildi bana göre. Tersine yaşamın uzağına demeyelim ama kıyısına çoktan çekilmiş olmalıydı. Yaşamı ancak yazıldığı ölçüde anlamlı kılmaya çalışan biri olarak; yoksa şuuraltında gerçeğin tadına sanallaştırarak vardığını mı söylemekteydi? Soyutlayarak kendimize ait kıldığımız gerçekler bir yönüyle de yüzleşmekten kaçındığımız veya içinde yaşayarak var kıldığımız gerçekler olmaktan çıkmıştır. Yaşamı izah ve çözümleme sadedinde olmayan bu tarz yazmalar gerçekliğini yitirmiş benliğimizde varoluşsal etkisi kalmamış yaşamlardır. Ama bir yandan da yitik yaşamların, özlemi çekilen yarım, eksik duyguların ezinci dolmuştur içimize. Bu noktada yazmak bir yönüyle eksik yaşamları tamamlama gayreti bir yönüyle de erimeye, ufalanmaya karşı geliştirdiğimiz savunma mekanizmasının kullanışlı aracına dönüşmüştür. Yani içimizde ve dışımızda en azından gözlenen ve dokunmakla hissedilen farklı dünyalar arasındaki mesafeler kısalsa, mümkünse yok olsa yazma gerekçemiz de ortadan kalkacak. Niçin? Tatmine ulaştığımızdan yarım kalmış duygular adına yaşamla kovalamaç oynamaktan vazgeçeceğiz veya gereksiz yaka paça olmaları bırakacağız da onun için. Uzanmak, ulaşmak, elde etmek gereği ortadan kalkmış biri başka neyi elde etmek, neyi kendine mal etmek için gayret edecektir? İsmet Özel “Yaşasaydım yazar mıydım hiç şiir?” derken belki kendi özelinde belki genel bir durum olarak insan yaşam ilişkisinin bu pek fark edilmeyen hususiyetini ifade ediyor olmalıydı. Anlaşılan kimi yazarlar için 'yoksunluk psikolojisi' muharrik bir unsur olabilmektedir. Onlar için bir şeyin yaşanılır olması o şeyi yazılır olmaktan çıkarmaktadır. Yazı ve yaşam arasına konan mesafeyi haklı çıkaracak sebep yazılanın şiir olması halinde mümkün olmalıdır diye düşünüyorum. Çünkü şiir zaten doğası gereği duyuş düzleminde dimağımıza düşen algılar veya imgelerdir. Şairi nesnel hayatla arasındaki gelgitlerle anlamaya çalışırsak yazar adeta şöyle söylemektedir: “Ey hayat madem ben seni tam olarak ve doya doya yaşayamadım, ruhum zevki tadılmamış anlar, yaşanmamış duygularla dolu madem; o zaman ben de kendime sanal bir gerçeklik, sanal bir yaşam kurarak bu eksikliği tamamlayacağım.” Burada gizli, esaslı bir çatışma hali olsa da; hiçliğe, sıradanlığa teslim olmak yerine bir iç bilinç ve bir yüksek bilinç kurarak üst kata sıçramak gibi soylu, insan kimliğine en yakışır gayretin olduğunu tartışmaya gerek bile ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Yazmak ve yaşamak
« Posted on: 21 Ağustos 2019, 16:20:58 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Yazmak ve yaşamak rüya tabiri,Yazmak ve yaşamak mekke canlı, Yazmak ve yaşamak kabe canlı yayın, Yazmak ve yaşamak Üç boyutlu kuran oku Yazmak ve yaşamak kuran ı kerim, Yazmak ve yaşamak peygamber kıssaları,Yazmak ve yaşamak ilitam ders soruları, Yazmak ve yaşamakönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &