> Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü  (Okunma Sayısı 416 defa)
28 Eylül 2010, 17:29:47
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 28 Eylül 2010, 17:29:47 »



Sosyal Adaletin Sağlanmasında Sevginin Rolü


Sevginin Gayesi

Kalb, sevmek için yaratılmıştır. Bu yüzden, insan alâkadar olduğu bütün güzel ve mükemmel şeyleri sever. Çiçekleri ve yıldızları sevdiği gibi, hayatı, dünyayı, güzel ahlâkı ve dostlarını da sever. Nasıl kendisine yardımı dokunan bir kimseye sevgi duyuyorsa, asırlarca önce yaşayıp da insanlığa büyük hizmetlerde bulunan kimseleri, tanışıp görüşmediği hâlde, muhabbetle anar. Öyleyse bu coşkun ve herşeyi kucaklayacak kadar geniş olan hissin insana veriliş maksadı nedir?

"Bâtın-ı kalb âyine-i Samed'dir ve O'na mahsustur."1 ifadelerinde belirtildiği gibi, sevgi mahalli olan kalbin asıl yaratılış maksadı Allah'ı sevmektir. Çünkü insan, kâinatın Yaratıcısı tarafından, yeryüzünde O'nun halifesi olarak yaratılmıştır. Bu hikmetin gerçekleşmesi için Allah, uçsuz bucaksız kâinatı yaratmış, gizli hazinelerini, misilsiz kemal ve cemalinin tecellilerini bu âlem sergilerinde teşhir etmiştir. Böylece kendi cemal ve kemalini hem kendi nazarıyla görüp müşahede etmek, hem de şuur sahiplerinin takdir ve teveccühlerinde görmek istemiştir. Bu husus bir hadîs-i kudsîde şöyle ifade edilir. "Mahlûkatı bana bir ayna olsun ve o aynada cemalimi müşahede edeyim diye yarattım."2

Kendi cemal ve kemalini seven, şuur sahibi misafirlerine de sevdirmek için bu koca kâinatı yaratan Cenâb-ı Hak, onların da kendisini sevmesini beklemektedir. Dünyada Allah'ın misafirleri olmak şerefine erişen insanoğlu, kâinat sergilerinde görülen ilâhî tecellilerdeki ihtişam ve güzelliği müşahede ederek hayranlığını bütün kâinata ilân etmekle vazifelidir. Cemal ve kemale yaratılış itibariyle âşık olan ruhlar, o misilsiz güzelliklerin bâkî ve daimî olan Sahibine tükenmeyen bir aşk ve muhabbetle bağlanmak istidadındadır. Kalbin aşk-ı ebedî için yaratılmış olduğu ifadesinde bu hakikat dile getirilmiştir.

Allah, bizleri yokluk karanlıklarından çıkararak sayısız nimetlere gark etmesi bir tarafa, bizatihî nihayetsiz bir kemal ve cemale malik olması dahi muhabbet ve sevgi hissimizi hangi istikamete yönelteceğimiz hususunda bize yol göstermektedir. O sonsuz rahmet ve şefkat sahibi Yaratıcı, güzel isimlerinin tecellilerini kâinatta en mükemmel şekilde teşhir ederken, aralarında insanların da bulunduğu varlıkları sayısız nimetlerle ağırlamaktadır. Her insan kendisine ikram ve ihsanda bulunana muhabbet duyduğuna göre, bizimle beraber bütün sevdiklerimizi de nimetlere boğan Yaratıcımıza ne kadar muhabbet ve sevgi duymamız gerektiği âşikârdır.

Bir toplumdaki insanların birbirlerini sevmesi, bir sevgi toplumu meydana getirilmesi için, o toplumu meydana getiren fertlerin sevgilerini sağlam bir kaynaktan almaları gerekmektedir. Her güzel şey gibi, hakiki sevginin de kaynağı imandır. Kalbin "bâtını/özü/iç yüzü" Cenâb-ı Hakk'a mahsus olduğuna göre, ondaki engin muhabbet hissini bütünüyle Allah'a yöneltip karşılığında O'nun muhabbet ve rızasını elde etmeye çalışmak lâzımdır. Ama bu, Allah'ı sevmek için diğer varlıkları bir kenara itip onlara sırt çevirmek mânâsına gelmez. Esasen böyle bir şey zaten mümkün değildir. Çünkü insan olmamız sebebiyle etrafımızdaki belki de hemen herşeyle alâkamız vardır. Bu alâkalardan dolayı dünyaya, gençliğe, dost ve ahbablara, hayata, anne ve babamıza, eşimize ve evlâtlarımıza sevgi ve muhabbet duyarız. Peki, kalbin derinliklerindeki muhabbet hissinin Allah'a tahsisiyle, bunlara yönelen muhabbet nasıl kaynaştırılıp bir araya getirilebilir?

Dünya hayatında asıl olan, Allah'ın rızasını ve muhabbetini kazanmaktır. Diğer bütün alâkalar ve sevgiler, Onun namına ve Onun muhabbetine vesile oldukları nispette değer taşırlar. Bu nasıl olur? Meselâ, anne ve babamızı çok seviyoruz. Ama onlara duyduğumuz sevgi, Allah namına olmazsa, yani onları sadece dünya hayatı cihetinden hizmet ve fedakârlıklarını nazara alarak seversek de, bu menfaat karşılığı sevgi hem Allah hesabına olmadığı için makbul olmaz, hem çoğu zaman o mübarek zatların hukukuna gereken şekilde riayet edemeyiz, hem de onların muhabbetini bahane ederek kendimizi Allah'tan ve O'nun yolunda yapılan çalışmalardan alıkoymak suretiyle maddî ve manevî zararlara düşeriz. Halbuki onları misilsiz bir şefkatle donatıp hizmetimize koşturan Allah namına sevmek hem Allah'a olan muhabbetimizi artırarak mânen yükselmemize vesile olur hem de anne ve babamızın hukukuna riayet hususunda çok daha dikkatli oluruz. Çünkü bu hâlde onları Cenâb-ı Hakk'ın bizlere birer emaneti olarak gördüğümüz için, hizmetleri hususunda ayrı bir mesuliyet hissini vicdanımızda duyarız.

Aynı husus dünyaya duyduğumuz sevgide de bahis mevzuudur. Allah'ın sevgisiyle alâkası yönünden dünyaya baktığımızda, Bediüzzaman Hazretleri'nin tespitiyle dünyanın üç yüzü olduğunu görürüz. Birinci yüzü Cenâb-ı Hakk'ın isimlerine bakar ve onların aynasıdır. Allah'ın sonsuz cemal tecellilerine sahne olarak Onun muhabbetine vesile olduğu için dünyanın bu yüzü sevgiye lâyıktır. İkinci yüzü ahirete bakar ve ahiretin tarlasıdır. Ahiret hayatının saadeti bu dünyada kazanılır. Bu yüz de sevilmeye layıktır. Üçüncü yüzü de insanın fani heveslerine bakar. Geçicidir ve aldatıcıdır. Bu yönüyle dünyayı sevmek, insanı Allah'tan ve yaratılış maksadından uzaklaştırır, felâkete sürükler. Fani dünya da elimizde durmaz, çabuk kaçar gider. Halbuki önceki iki yüzünü sevdiğimizde Allah'a muhabbetimiz daha da artar.3 Böylece, hem helal dünya nimetlerinden istifade etmiş, hem de bu istifademizi ebedî saadete vesile yapmış olur ve kendimizi ölüm ve ayrılık eleminden kurtarırız.


Sevgi Toplumuna İlk Adım

Toplumu meydana getiren fertlerin gönüllerinde menfaate dayanmayan, yapılan iyilik ve ekonomik yardımlarda Allah'ın rızasından başka karşılık beklenmeyen, fedakârlık, feragat, merhamet gibi duyguların hakim olmasıyla atılır. Bu da kaynağı iman olan sevgiyle mümkündür. Her şey Allah'ı sevmekle başlar. Yaratılan, Yaratan'dan dolayı sevilmelidir. "İnsanı, insan olduğu için sevmek ve saygılı olmak, asıl olan budur. Yoksa sadece kendi gibi düşünenleri sevmek ve saymak, samimî ve insanca bir sevgi ve saygı değil, bir bencillik ve insanın kendi kendini putlaştırması demektir. Hele hele temel düşünce ve tasavvurda, aynı çizgide olup da, tıpatıp bizim gibi düşünmeyenleri horlama ve aşağılama bir mürüvvetsizlik ve bencilliktir."4

Günümüzde sevgiyi besleyen fedakârlık, feragat, merhamet gibi insanî duygular azalıyor. Böylece sevginin mekânı olan gönüller çoraklaşıyor denilebilir. Sonuçta da günümüz insanı, sevgi yetimi, şefkat öksüzü olarak yaşamaya mahkûm oluyor. Oysa ki sevgi, hayatın mânâsı, mutluluğun mayası, kalplerin cilâsıdır. Onsuz bir dünya anlamsız ve yaşamak tatsızdır. Sevgi, muhtevasını yitirmiş, içi boş bir kavrama dönüşmüş gibidir. Sevginin özünde özveri vardır, karşılık beklememek vardır, vermek vardır. Bu mefhumların toplumda hakim olması, aynı zamanda belli ölçüde sosyo-ekonomik adaletin sağlanması demektir. Şimdi çılgın bir tüketim toplumunun anaforunda gittikçe hoyratlaşan insana nasıl tattıracağız gerçek sevgiyi? Sevgi, bir nazlı gönül misafiridir. Onu davet edebilmek için, önce gönül evini imanla tertemiz etmek gerekir. Maddeciliğin kararttığı, paslandırdığı, harabeye çevirdiği bir mekânda sevgi çiçekleri değil, bencillik zakkumları yetişir. Ruha ruh olan, hayata hayat veren sadece sevgidir. Hedefini bulmuş sevgi, kalbimizin gıdası, ağzımızın tadı, ömrümüzün amacı, toplumun huzuru, mutluluk ve refahımızın teminatıdır.

İslâm'ın özünde sevgi var. Cenâb-ı Hakk'ın insan ruhuna yerleştirdiği en güzel duygulardan biri sevgidir. Bu his sayesinde ruhumuz şenlenir, hayatımız ışıklanır. Muhabbet, imanın bir neticesidir. Onda Allah'ın isimlerinden Vedûd, Habib gibi isimlerin öncelikli tecellileri vardır. Sonsuz rahmet ve şefkatiyle Allah'ın en ziyade nihayetsiz muhabbete lâyık oluşunu ifade eden bu isim, muhabbet hissinin sonsuzluğunu gerektirir. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz cemal ve kemali, sonsuz bir muhabbet hissinin kendisine yönelmesini ister. Bu sırdandır ki, bir kısım evliya kâinatın mayasının muhabbetle yoğrulduğunu söylemişlerdir.5 Gerçekten de, bu gözle bakıldığında, kâinatın baştan başa aşk ve muhabbetle dolu bir âlem olarak yaratıldığı görülür. Varlıkların bitip tükenmeyen hareketleri ve faaliyetleri, canlı ve cansız âlemlerin kendi içlerindeki ve birbirleri arasındaki münasebetlerin birbirinin yardımına koşacak şekilde tanzim edilmiş olması bu hakikatı gösteren şahitler arasındadır.

Bu mânâyı görüp kâinattaki Vedûd isminin tecellilerini okuyabilmek, ancak kuvvetli bir imanla mümkündür. Ancak imanlı bir kimse, sayısız maksatlar için yaratılan bu kâinatta galaksilerden atomlara varıncaya kadar, aynı Yaratıcı'nın elinden çıkmış ve ona hizmet için varlık âleminde bulunan mahlûklar arasındaki kardeşliği görebilir, yardımlaşmayı farkedebilir.6 İman insana böyle bir anlayış kazandırdığına göre, herşeyden önce mü'min kalbinin, muhabbetle dopdolu olması icap eder. Kâinattaki herşey birbiriyle muhabbetli bir münasebet içinde iken, insanın ve bilhassa mü'minin yekdiğerine sevgi duymaması düşünülemez. Bu yönden, imanın toplum hayatına kazandırdığı muhteşem bir netice ortaya çıkar. İnsanlar arasında imandan doğan bir kardeşlik bağı, ana, baba, kardeş gibi akrabalık ve aynı şehrin veya ülkenin sakinleri olması itibariyle ortaya çıkan hemşehrilik gibi bağlarla daha da pekişerek insanlar arasında sarsılması kolay kolay mümkün olmayacak bir kaynaşmayı vücuda getirir.

Bir çok İslâm âlimi ve mutasavvıfı gibi muhabbeti İslâmiyet'in mizacı ve rabıtası7 olarak vasıflandıran Bediüzzaman ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 01 Temmuz 2017, 04:08:54 Gönderen: ღ۩ Bilgin ۩ღ »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.039


View Profile
Re: Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü
« Posted on: 15 Haziran 2021, 18:43:19 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü rüya tabiri,Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü mekke canlı, Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü kabe canlı yayın, Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü Üç boyutlu kuran oku Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü kuran ı kerim, Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü peygamber kıssaları,Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü ilitam ders soruları, Sosyal adaletin sağlanmasında sevginin rolü önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &