ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Tarihül-İslam > Savaşın cereyanı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Savaşın cereyanı  (Okunma Sayısı 639 defa)
14 Nisan 2011, 13:59:06
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 14 Nisan 2011, 13:59:06 »



Savaşın Cereyanı


 

Taberi, Şuayb, Seyf-îbnu Rufeyl isnadıyla Rufeyden şöyle nakle­der:

Rüstem. Atîq nehri kıyısında geceleyip, sabahleyin ordusunu saf tutturarak ilerleyip İslâm askerlerinin bittiği yere varıp oradaki bulu­nan köprü başına geldi. Zühre adlı bölük komutanını görüşmeye ça­ğırdı. Zühre gelip karşısına durunca Rüstem onu birtakım şeyler vere­rek sulha razı etmeye çalışarak: "Siz bizim komşulanmızsınız. Bir kısmınız bizim idaremizde idi. Biz onların civarına ihsanda bulunur­duk. Onlara dokunacak zararları defeder, onlara yumuşak davranan valiler atar ve onları korurduk. Onlara kendi otlaklarımızı açar, ülke­mize ticareti serbest bırakırdı. Böylece sulh içinde geçinip gederlerdi." diyerek açıkça olmasa da sulhu teklif ediyordu. Zühre ona: "Doğru di­yorsun, o zaman dediğin gibiydi. Ama şimdi durum o değil. Bizim is­teğimiz onlarınki değil, bizim isteğimiz dünya değil ahirettir. Dediğin gibi önce biz size el açar ve elinizde bulunanlardan isterdik. Sonra

Allah bize bir Peygamber gönderdi. Biz de ona uyduk. Allah, Pey­gamberine: "Ben bu ümmeti benim dinime uymayanlara musallat et­tim. Onlardan intikamımı bunlarla alıyorum. Bu dinde kaldıkları sü­rece zaferi onlara vereceğim. O hak dini olup ondan ayrılan kim olursa olsun zelil olur. ona sarılan da izzet bulu." dedi. Rüstem: "O din ne­dir?" deyince Zühre:

-O dinin "o olmazsa olmaz" denilen esası şahadetlerdir, Peygambe­rin Allah katından getirdiği gerçeklerin aynen kabulüdür, dedi.

Rüstem, "Bu ne güzel şey! Daha ne var?" dedi. O da:

-"İnsanlar Adem ve Havva'nın çocukları olarak aynı anne ve baba­dan olan öz kardeşlerdir." dedi. Rüstem: "Ne kadar güzel! Peki ben ve yanımdakiler bu dini kabul etsek siz dönüp gidecek misiniz?" deyince Zühre: "Vallahi öyle olacak, ticaret gibi ihtiyaçlar dışında bir daha gelmeyiz." dedi. Rüstem: "Vallahi sen doğru söyledin, ama İranlılar Erdeşifin Kisra oluşundan beri kendi idarelerinde bulunup da sonra ayrılan aşağı insanlara haddini aşıp kendi eşrafına döndü diyerek on­ları zelil ettiler." deyince Zühre: "Biz insanlar için en hayırlı insanla­rız. Biz senin dediklerin gibi olamayız. Zayıflar konusunda da Allah'a itaata mecburuz. Allah'a isyan edenler de bize zarar veremez." dedi. Rüstem dönüp İran ileri gelenleri topladı ve Zühre'nin teklifini müza­kere etti. İranlılar hemen reddettiler. Bunun üzerine Rüstem onlara: "Allah sizin gibi dostları uzak ve perişan etsin." diye kızdı.

Rufeyl der ki: Rüstem oradan ayrılınca ben onunla gitmeyip Zühre'nin yanma gittim. İşte benim müslüman oluşum böyle oldu. Aslında ben İran asıllı olmadığım halde Rüstem'in katında onlardan biri kabul edilirdim orada müslüman olunca Şa'd bana aynen Kadisiye'ye gelen gaziler gibi muamele edip onlara verdiği ganimet hissesinden bana da pay verdi.

Hz. Sa'd (r.a.), Muğira, Büsr b. Ebi Ruhm, Arfece, Huzafe b. Mıh-san, Rıbî b. Amir, Kırfe, Mez'ûr, Mudârib ve Ma'bed b. Mürra gibi arap dahilerini topladı ve "Ben sizleri temsilci olarak İran ordusuna yollayacağım, nasıl davranacaksınız?" deyince: "Senin emrine uyaca­ğız, ama ortaya senin talimatının dışında bir şey çıkarsa o zaman uy­gun olanın en iyisini ve insanlara en yararlısını seçer ve onlara onu teklif ederiz." dediler. Sa'd da: "İşte bu işini sağlam yapanların tutu­mudur." dedi. içlerinden Rıb'î b. Amir:

-"İranlıların kendine has görüş ve âdabları vardır. Biz hepimiz bir­den onların yanma gidersek bizim onlara çok değer verdiğimiz görü­şüne kapılırlar. Onun için onlara bir kişi gönderin, yeter." dedi. Hepsi bu görüşü doğru buldular. Sa'd da Rüstem'e Rıb'î'yi yolladı.

Rıb'î köprüye varıp Rüstem'le görüşme talebinde bulundu. Rüstem ayan heyeti ile görüşüp "Bunları nasıl karşılayalım övünelim mi onları küçümseyelim mi? deyince hepsi de, müslümanları hakir görmek hu­susunda söz birliği ettiler. Zinetleri çıkarıp yaygıları ve dayanma yas­tıklarını serdiler, her türlü süslemeyi yaptılar. Rüstem'e altından işle­meli bir taht hazırladılar. Rüstem altın sırmalı kıyafetini giydi. Sim işlemeli yastıklar serildi. Rıb'î kısa dolgun atına binmiş, parlak kılıcını kuşanmış bir halde geldi. Kılıcının kını bile eski elbise parçalarından sarılarak yapılmıştı. Mızrağı bir deri kabın içinde idi. Yanında yayı ve oku da vardı. Rüstem'e doğru en yakın sergiye kadar geldiğinde: "Atından in!" denildi. O da atını yaygıların üzerini sürüp at yastıkla­rına basınca inip atını iki yastığa bağladı. Sonra yastıkları parçalayıp ipi içinden geçirdi. Acemler onu men edemediler, sadece hakirsediklerini gösterdiler. Rıb'î onların maksadım anladı ve onları zor durumda bırakmak istedi. Rıb'î'nin üzerinde çukuru çıkmış bif. gömleği vardı. Kaftanı atının abası olup onu yırtarak zırh gibi sarılıp

ortasından bir urganla bağlamış, başına - tolga yerine- örtüsünü sar­mıştı. Rıb'î arapların en gür saçhsıydı. Başında dört belik şeklinde ör­düğü saçları tıpkı yaban tekesi boynuzları gibi dimdik idi. Ona: "Sila­hım bırak!" dediler. O: "Ben buraya kendi isteğimle gelmedim ki sizin arzunuzla silahımı çıkarayım. Eğer bu kıyafetimle gelmemi istemiyor­sanız, döner giderim." dedi. Durumu Rüstem'e söylediler. "Onu bıra­kın, o bir tek adamdır." dedi. Rıb'î de sivri ucu kabından çıkmış olan mızrağına baston gibi dayanarak ufak adımlarla yastıkları ve sergileri delerek yürümeye başlayınca değdiği ne kadar yastık örtü sergi varsa mahv etti. Rüstem'e yaklaşınca korumalar onu tuttular, o da toprağın üzerine oturdu, mızrağım döşemeye dikti. Niye böyle yere oturduğu sorulunca: "Biz sizin şu süslerinizin üzerine oturulmasını mubah gör­müyoruz." dedi. Rüstem: "Sizi buraya getiren sebep ne?" diye sorunca Rıb'î:

-Bizi yollayan Allah'tır. O bizi, buraya dilediğini kullara kulluktan kurtarıp Allah'a kulluğa götürelim, dünya darlığından ahiret bolluğuna ulaştıralım, dinlerin zulmünden İslâm'ın adalaletine kavuşturalım diye getirdi. Bizi bu dine davetçi olarak yolladı. Bu davetimizi kabul edeni biz de kabul eder, geri döner gideriz. Kabul etmeyenlerle Allah'ın va'di gerçekleşene kadar savaşırız, dedi.

-Rüstem: "Allah'ın va'di ne?" diye sorunca: "Daveti kabul etme­yenlerle savaşırken ölene Cennet!" dedi. Rüstem de: "Biz bunu daha önce de duyduk idi. Bize, bizim de sizin de bu konuyu iyice düşünmek için bir süre tanımanız mümkün mü?" dedi. Rıb'î: "Evet, ne kadar, bir gün mü iki gün mü?" deyince Rüstem: "Hayır, Hayır! Biz danışman­larla ve idarecilerle yazışıp netice alana kadar." dedi. Böylece o hem süre kazanarak müdafa yapmayı, hem de yakınlaşmayı planlıyordu. Rıb'î ise: "Bizim Peygamberimizin sünnetinde ve imamlarımızın (halifelerin) tatbikatında bize harp ilan eden düşmana üç günden fazla süre vermek yoktur. Biz üç gün size dokunmayız. Bu süre konuyu gö­rüşün ve sonunda üç şeyden birine, ya İslâmı kabule, ya cizye verip tebeiyyeti kabule ya da dördüncü gün savaş yapmaya karar verin. Harbe biz değil önce siz başlayacaksınız. Arkadaşlarım adına bu işin kefili benim." dedi. Rüstem: "Onların lideri sen misin?" deyince: "Hayır, ama müslümanlar birbirlerine bağlı vücud organları gibidir. Onların en küçüğü en büyüğü adına koruma garantisi verir ve geçerli olur." dedi.

Rüstem İran liderleriyle baş başa kalıp onlara: "Şimdi görüşünüzü bildirin bakayım, daha önce bu adamın sözünden daha açık. daha hay­siyetli bir söz duydunuz mu?" deyince onlar: "Senin bu teklife kapılıp dinini bırakmandan Allah korusun, bu köpeğe mi kapılıyorsun. Elbise­sini görmedin mi?" dediler. Rüstem de: "Yazıklar olsun! Elbiseye de­ğil, söze, görüşe ve ahlaka bakın. Araplar elbise ve giyeceği Önemse-meyip şereflerini koruyorlar. Elbiseleri sizin gibi süslü değil ama onlar bu konuda sizin gibi düşünmüyorlar ki." deyince İranlı idareciler üze­rine yürüyüp silahını alarak onu bundan vazgeçirmek istediler. Rüstem "İsterseniz ben size gösteri yapayım." deyip kılıcını bir sıyırdı ki, sanki ateş yalımı. "Kılıcını kınına sok!" dediler. O da kılıcını kı­nına sokup sonra onların çelik kalkanlarına vurdu, onlar da onun deri kalkanına vurdular. Deri kalkanına birşey olmazken onların çelik kal­kanları parçalandı. Sonra: "Ey İranlılar, siz yemeği içecekleri ve elbi­seyi büyük görüyorsun biz ise onları önemsemiyoruz." deyip bu süre meselesini görüşmeye koyuldular.

Ertesi gün Rüstem: "Yine aynı adamı yollayın!" diye haber saldı ise de Sa'd (r.a.) bu kere Huzeyfe _b. Muhsin'i gönderdi. O da aynen RıbTnin kılığında onların yanına vardı. Kendisine "atından in" deni-

linçe o da Rıb'î gibi cevap verip Rüstem'in yanına geldi. Rüstem: "Ne oldu dünkü arkadaşın gelmedi de sen geldin?" deyince: "Bizim ko­mutan her halükarda aramızda adaletli davranmak ister, şimdi nöbet bende!" dedi. Rüstem ona da ne için geldiklerini sorunca Huzeyfe de aynen arkadaşının söylediği şeylere yakın sözlerle cevap verdi. Rüstem onun da aynı şeylerde direndiğini görünce Huzeyfe'yi geri yollayıp arkadaşlarına: "Yazıklar olsun benim gördüğüm gerçeği gö­remiyorsunuz. Birincisi dün bize gelip bizim büyüklediğimiz şeyleri hafife alıp bize toprağımızda baskın geldi. Atıyla yastıklarımızı çiğne­yip onu onlara bağladı. Aklının üstünlüğü yanında bir de uğur ondan yana idi. Bugünkü gelen de şöyle şöyle idi, diyerek onları kızdırdı. Onlar da ona kızdılar.

Ferdası gün yine adam istediklerinde Sa'd bu kere Muğire b. Şu'be'yi yolladı. O da köprüyü geçip yanlarına vardığında yine İran­lılar süslü püslü olarak onu karşılayıp Rüstem'e haber salıp izin aldı­lar. Müslümanlara karşı böbürlenme tavırlarında bir değişiklik yoktu. Muğira varıp Rüstem'le beraber tahtına ve minderinin üzerine oturdu. Acemler fırlayıp onu indirerek yere sürçtüler. Muğira: "Bize sizden akıllı diye bahsederlerdi. Ben sizden daha akılsız bir toplum görme­dim. Biz müslümanlar hep aynı seviyedeyiz, birimiz di...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Savaşın cereyanı
« Posted on: 31 Mart 2020, 04:26:24 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Savaşın cereyanı rüya tabiri,Savaşın cereyanı mekke canlı, Savaşın cereyanı kabe canlı yayın, Savaşın cereyanı Üç boyutlu kuran oku Savaşın cereyanı kuran ı kerim, Savaşın cereyanı peygamber kıssaları,Savaşın cereyanı ilitam ders soruları, Savaşın cereyanıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &