ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Tarihül-İslam > Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı  (Okunma Sayısı 812 defa)
19 Nisan 2011, 13:25:03
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 19 Nisan 2011, 13:25:03 »



Hudeybiye Hadisesinin Cereyan Tarzı


Ma'mer b. Râşid, Zührî-Urve isnadıyla Misver b. Mahrame ve Mervan b. el-Hakem'in birbirlerinin hadisini doğrulayan sözlerini şöy­le nakleder:

- Hudeybiye zamanı Allah Resulü; ashabından bin küsur kişiyle bir­likte yola çıktı. Zü'1-Huleyfe ye vardıklarında Peygamber (s.a.v) kur­banının boynuna ip gerdanlık takıp onun kurbanlık hayvan olduğunu nişanladı. Oradan ihrama girdi. Huzâ'a kabilesinden birini de Kureyş'ten haber alması için önden gözcü olarak yolladı. Kendisi de yola koyuldu. (Usfan'dan Mekke tarafına üç mil mesafede bulunan) "Gadîrûl Eştât" mevkiine vardığı zaman Huzâ'alı gözcüsü gelip: "ben seni karşılamak için büyük bir ordu toplamış Kureyş'le anlaşan kabi­leleri birleştirmiş bulunan Ka'b b. Lüeyy ile Amir b. Lüeyy'i geride bı­rakıp geldim. Onlar seninle savaşıp Beytullah'a girmeme engel ola­caklar" dedi. Efendimiz o zaman yanındaki ashabına:

"Haydi bana görüşlerinizi bildirin! Ne dersiniz, şu Kureyş'e yardıma gelenlerin çocukları üzerine yürüyüp onları esir mî ala­lını? Eğer yerlerinde otururlarsa intikamları alınmamış olarak otura gidecekler, yok eğer böyle yapmayıp saldırırlarsa Allah'ın kesip attığı bir cemaat olacaklar. Yoksa doğruca Kabe'ye yönelip de, bize engel olmaya kalkanlarla savaşalım mı dersiniz?" buyur­du. Bunu duyan Hz. Ebû Bekir (r.a): "Allah ve Resulü daha iyi bilir ya, ben derim ki, biz buraya ömre yapmaya geldik, kimse ile savaşma­ya gelmedik. Ama Beytulîah'ı tavaf etmemize engel olmak için kim aramıza engel koymaya kalkarsa onunla savaşırız" dedi. Bunun üzeri­ne Peygamber Efendimiz de: "öyleyse haydin hareket edin" buyurdu.

Zührî sözüne şöyle devam eder:

- Ashab yola koyuldu. Yolun bir bölümü gidildikten sonra Peygam­ber (s.a.v): "Ğamîm mevkiinde Kureyş süvarilerinin başında Halid gözcülük yapıyor, hemen sağ taraftaki yola gidin ki, geldiğinizi gör­mesin" buyurdu ve Kureyş'i korkutmak için harekete geçti. Mira tepe­sine vardığında -ki düşman üzerine oradan inecekti- Efendimizin de­vesi birden diz üstü çöktü. İnsanlar "hal hal (dâh dâh)" diye bağırarak onu tekrar yürütmeye uğraştılarsa da deve gitmemekte ısrar etti. Bunu görenler de: "Efendimizin Kusva adlı devesi serkeşlik ediyor, tembel­lik ediyor" demeye başladı.

Burada bu hadisin Ahmed b. Ziyad yolu ile yapılan rivayetinde Zührî; "söz, Efendimiz: "öyleyse hareket edin" kısmına gelince, Ebû Hüreyre (ra)'tan; "ben ashabı ile müşavere etme hususunda Peygamber (s.a.v) den daha fazla danışan hiç bir kimse görmedim" dediğini anlatır."[14] Misver b.  Muhrame ile  Mervan b.  el-Hakem kendi rivayetlerinde şu ayrıntıya yer verirler: Efendimizin emri ile yola koyulup bir müddet gidince Peygamber (s.a.v); "Kureyş'e ait bir süvari gurubunun başında Halid b. Velid, Gamîm mevkiinde bizi gözetiyor," Burada bu rivayet de Öbür rivayetle aynı anlamda birleşiyor: Ashabın "Kusva serkeşlik ediyor" demesine Peygamber (s.a.v.);   "Kusva

serkeşlik etmemiştir. Zaten onun öyle bir huyu da yok. Lakin, Ebrehe'nin filini yoldan alıkoyan (Allah) onu da alıkoymuştur" buyu­rup sonrada "Nefsim elinde olan zata yemin olsun ki; onlar benden kendisi ile Allah'ın haramlarını ta'zim edecek (yani Haram aylarda, Harem mıntıkasında, kan dökmemek için harbi bırakıp sulhu seçecek) bir planın tatbikini isteyecek olurlarsa, bunu kabul ederim" bu­yurdu.

Sonrada devesini mahmuzlayınca deve efendimiz üstünde olduğu halde ayağa fırladı ve dimdik kalktı, yoluna devam ederek Hudeybiye mevkiinin son tarafındaki içinde azıcık bir su birikintisi bulunan bir kaklığa[15] geldi. İnsanlar oradan ancak (avuçlarıyla) azar azar su alabi­liyorlardı. İnsanlar ondan su çekmeye bırakılmıyordu. Efendimize, su­suzluğu haber verdiler. O da hemen ok torbasından bir ok alıp bunu kaklıktaki suyun, içine atmalarını emretti. Vallahi insanlar suya kanıp(susuzluklarmı giderip) oradan ayrıldığında hala su kaynamaya de­vam ediyordu.

İşte Müslümanlar bu işlerle meşgul olup dururken, Huzâa kabile­sinden bir gurup adamla beraber Büdeyl b. Verkâ' çıka geldi. Bunları Peygamberimizin Tihame halkının durumunu kontrolle görevlendirdi­ği bir nevi casus ve ne yapılacağı hususunda (görüp gelerek) nasihat etme durumundaki kimselerdi. Büdeyl: "Yâ Resûlallah! Ben Hudeybiye pınarı başında konaklayan Ka'b b. Lüeyy ile Âmir b. Lüeyy'in yanından geliyorum. Beraberlerinde kendilerinin sütünü içe­cekleri develeri ile çocuklarını emziren kadınları da beraber getirmiş­ler. (Yani uzun süre firar etmeden durabilecek bir hazırlıkları var) on­lar seninle savaşmak ve seni Beytullah'ı Tavaftan menetmek istiyorlar" dedi. Resûlullah (s.a.v);

"Biz kimseyle savaşa gelmedik. Biz sadece Ömre yapmak için gel­dik. Harp'de zaten Kureyş'i iyice zayıflatıp onlara zarar vermiş. Diler­lerse ben onlara bir süre daha tanıyayım da benimle insanların arasın­dan çekilsinler veya insanların girdiği şeye onlarda girmek isterlerse bunu da yapabilirler, öyle yapmazlarsa harb yorgunluğundan dinlenir­ler. Eğer bunu reddedecek olurlarsa, nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, bu umreyi yapmak için onlarla bu uğurda yanaklarım göv­demden ayrılıncaya, yahut ta Allah emrini icra edene kadar savaşaca­ğım" buyurdu. Büdeyl de:

- Senin bu söylediklerini onlara ulaştıracağım, deyip ayrıldı ve Kureyş'in yanına vararak: "Biz şu Zatın yanından geliyoruz. Onun si­zin hakkınızda verdiği kararı duyduk. Onun dediğini size anlatmamızı dilerseniz bunu yapabiliriz" dedi. Kureyş'in akılsızları: "Bizim, onun hakkında senden herhangi bir şey dinlemeye ihtiyacımız yok" dediler­se de, akıllı kesimi: "haydi duyduklarını anlat!" dediler: O da, "Ben Muhammedi bu konuda şöyle şöyle derken duydum" diyerek Nebî (s.a.v)'in kararını anlattı. Urve b. Mes'ûd es-Sekafî ayağa kalkıp: Ey Topluluk! Siz benim (anam Sübey'a sizden olduğu için) babam sayılmazmısınız?" dedi. "Evet" dediler. O, "ben de sizin oğlunuz sayılmam mı?" deyince, "tabî" dediler. "Peki beni herhangi kötü bir şey­le itham ettiğiniz oldumu?" deyince "hayır" dediler. O, "Ukaz halkı benden yüz çevirdiğinde ben Ukazlıları terkedip ailem, çocuğum ve beni dinleyenleri alıp size geldiğimi bilmiyormusunuz?" deyince yine "tabi" dediler. O zaman Urve "İşte bu adam size fevkalade akıllı bir iş teklif ediyor, bunu kabul edin ve bırakın da onun yanına varıp bir ko­nuşayım" dedi. Kureyş'te "haydi git" dediler. O da gelip Nebî (s.a.v) ile konuştu. Efendimiz ona da Büdeyl'e söylediği sözlere benzer şeyler anlattı. Urve'de: "Ey Muhammed! Ne dersin, sen kendi kavminin kö­künü kazımış olduğunu farz edelim, senden önce hiç kendi kavminin kökünü kazıyan birini Arap topluluğu içinde duydun mu? Yok böyle olmazda sen yenilecek olursan, vallahi, ben senin yanında öyle karışık tipler öyle insanlar görüyorum ki, bunların kesinlikle harpten kaçıp se­ni ortada bırakıvereceklerini sanıyorum" dedi. Bunu duyan Ebû Bekir (r.a) ona:

- Sen Lat putunun ç... yala![16] Biz mi Onun etrafından kaçıp Onu yalnız bırakacağız? Deyince, Urve: "bu da kim?" dedi. Hz. Ebû Be­kir'de "bu Ebû Bekir'dir" dedi. Urve de, "Nefsim elinde olan zata ye­min olsun ki, daha önce yaptığın bir ihsan halâ yanımda olup da daha Ödemediğim için sana bu konuda hâla borçlu olmasaydım, sana kesin­likle ne cevap vereceğimi iyi bilirdim" dedi. Sonra Nebi (s.a.v) ile ko­nuşmaya başladı. Her hitabında Efendimizin sakalını eliyle tutup ok­şuyordu. Muğira b. Şu'be (r.a) ise Peygamber (s.a.v)'in başucunda e-linde kılıç, başında miğfer, dikilmiş duruyordu. Urve, Peygamberin sakalına elini uzattıkça kılıcın sapını eline vurup; "çek elini" diyordu. Urve; "bu kim?" deyince, Muğîra dediler. O da, "Ah vefasız (tilki), ben senin vefasızlığının peşinde koşup durmazmıydım?" dedi. (Zührî derki) "Muğîra cahiliye döneminde bir toplum ile dostluk kurup sonra onları öldürüp mallarını almış, ardından gelip Müslümanlığa girmişti." İşte Nebî (s.a.v) ona:

İslama girişini kabul ederim, ama bu mala gelince ondan hiçbir şeyle alakam olamaz" bu­yurdu.

Sonra Urve b. Mes'ûd, Nebi (s.a.v)'in ashabının davranışına baktı. Vallahi Resûlullah (s.a.v) aksırıp tükürünce mutlaka ashabından biri­nin eline düşüyor oda onu yüzüne ve derisine sürüyordu. Onlara bir şey emredince derhal onu yapmaya koşuyorlar, abdest aldığında abdest suyundan alabilmek için nerdeyse birbirini çiğnercesine hareket edi­yorlar, O konuşunca ashabı hemen seslerini indiriyor, O'na büyük say­gı duydukları için O'nun yüzüne dikkatlice göz gezdirmiyorlardı. Urve bunları görüp arkadaşlarının yanına vardı ve onlara:

- "Ey Kavmim! Vallahi ben krallara elçi olarak gittim, Bizans im­paratoruna, İran Kisrasma ve Habeş Necâşî'sine de elçi olarak gönde­rildim. Vallahi şimdiye kadar Muhammed'in ashabının Muhammedi ululadığı tarzda, etbaı kendini bu tarz ululayan hiçbir melik görmedim. Vallahi Muhammed aksırıp yere tükürmeye koysun, arkadaşları yere düşmeye fırsat komadan o mutlaka birinin eline düşüyor o da bununla yüzüne ve cildini ovuyordu. Onlara bir emir verince hepsi birden yap­maya fırlıyorlar. Abdest aldığında abdest suyundan teberrûk için ala­cağız diye birbirlerini eziyorlar: Konuştumu ashabı onun yanında ses­lerini indiriyordu. Onu ululadıkları için yüzüne dikkatlice bakmıyor­lardı. Şimdi Muhammed size fevkalade ciddi bir plan teklif ediyor, bunu kabul edin" dedi.

Kinâne oğullarından biri de, "müsade edin de bende ona bir gide­yim" deyince topluluk ona da, "haydi var gel" dediler. Bu adam Nebî (s.a.v) ile ashabının göründüğü yere ulaşınca Peygamberimiz (s.a.v):

"Bu falancadır. O, deveye hürmet (ta'zim) eden bir kavimdendir. Ona bir deve yollayın." buyurdu. Ona deve yollandı. Ashab bu zatı Lebbeyk... diye telbiye ya­parak karşıladı. Bu durumu gören Kinane'li: "Sübhanellah, şu topluluğu Beytullaha girmekten alakoymak yakışık almaz" dedi. ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı
« Posted on: 05 Nisan 2020, 13:05:23 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı rüya tabiri,Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı mekke canlı, Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı kabe canlı yayın, Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı Üç boyutlu kuran oku Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı kuran ı kerim, Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı peygamber kıssaları,Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzı ilitam ders soruları, Hudeybiye hadisesinin cereyan tarzıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &