ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Hazreti Muhammed a.s.v > Son Peygamber > Zahidin Azığı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Zahidin Azığı  (Okunma Sayısı 969 defa)
13 Aralık 2009, 23:41:14
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 13 Aralık 2009, 23:41:14 »



Zahidin Azığı


Buharı ve Müslim´in "Sahih"lerinde rivayet olunduğuna göre, Peygamber (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Allah´ım, Muhammed ailesinin rızkını yetecek kadar kıl." Bu, Muhammed (sav)´in Rabbine yaptığı bir duasıdır. Bileme yiz, bu dua Muhammed ailesinin rızkının bollaştırılması için mi, yoksa kendilerine geçimlerini sürdürebilmelerine yetecek derece de az miktarda rızık verilmesi için mi yapılmıştır? Veya kendileri ne verilecek olan az miktardaki rızka Muhammed ailesinin sabır, rıza ve kanaat ile tahammül etmeleri için mi yapılmıştır? Buna cevaben şöyle denilir: Bu duaya her iki yönüyle de icabet edilmiştir. Yani kendilerine yetecek miktarda rızık verilmiştir. Ayrıca Muhammed ailesi, onun temiz zevceleriyle bu aileye mensub bu lunan kimseler rıza ve sabır ile Cenab-ı Allah´ın huzuruna çıkmış lar, dünyadayken de Rablerinin verdiği nimetlere karşı zahidlik göstermişlerdir. Tahammül edilebilecek kadar tahammül göster miş ve sabredilebilecek hususlarda sabretmişlerdir. Çünkü onlar başkalarına örnek teşkil etmişlerdir. Bu aileye mensup fertler mala karşı tamah göstermemiş ve Allah´ın bu aileye bahşetmiş ol duğu nimetlere karşı zahidlik göstermişlerdir.

İmam Ahmed bin Hanbel, Ebu Hureyre´nin şöyle dediğini ri vayet etmiştir: "Peygamber (sav) ile ailesi, Peygamber efendimi zin yaşadığı süre içinde üç gün peşpeşe buğday ekmeğine doyma mıştır." Yani Peygamber efendimiz, üç gün peşpeşe buğday ekme ği yememiştir. Aksine o çoğunlukla, arpa ekmeği yemiştir. O, ek mekle birlikte hurma da yerdi. Mü´minlerin anası Aişe şöyle de-miştir:"A/urete irtihal edinceye kadar, Muhammed´in ailesi ek meğe doymamıştır. Onun sofrasından ekmek kırıntıları da kaldı­rılmamıştır" Bu rivayetten anlaşıldığına göre, Muhammed (sav)´in sofrasına, artmayacak kadar ekmek getirilir ve bu ekme ğin tamamı tüketilirdi. Geriye ekmek kırıntıları bırakılmazdı. Peygamber efendimizin evinde yapılan ekmeğin unu elenmezdi. Un, kepeğiyle birlikte yoğurularak ekmek yapılırdı. Hz. Ebu Be kir´in kızı Aişe şöyle demiştir: "Muhammed´i hak ile gönderen Al lah´a andolsun ki, peygamber olarak gönderilişinden ahirete irti hal edinceye kadar geçen ömrü boyunca Muhammed, ne elek gör müş, ne de elenmiş undan yapılan ekmek yemiştir.

Hz. Muhammed´in ailesi, her zaman ekmeği katıkla yemezdi. Aksine çoğu zaman katıksız ekmek yerlerdi. Mü´minlerin anası Aişe (ra), Buhari ile Müslim´in Urve bin Zübeyr´den yapmış olduk ları bir rivayette şöyle demektedir:

"Biz Muhammed ailesi, üzerimizden bir aylık bir zaman geçer, fakat yine de evimizde yemek yapmak için ateş yakmazdık. Ancak şu iki siyah şey (hurma ve su) ile geçinirdik. Yalnız etrafımızda Ensar´dan bazı kimselerin evleri vardı. Bu evlerde oturan kimse ler, koyunlarının sütünü sağıp Resulüllah´a gönderirlerdi. O da kendisine gönderilen bu sütten içer ve bir kısmını da bize içirirdi."

Görülüyor ki Cenabri Allah, şerefli elçisi Muhammed (sav)´in duasına icabet ederek kendisinin ve ailesinin rızkını, yaşamlarını sürdürmeye yetecek miktarda vermiştir. Böylece onun müslü-manlara ve yoksul kimselere Örnek olmasını istemiştir. Yoksul müslümanlarm kalplerinin yanıp tutuşmaması ve bol rızka sahip olamadıklarından dolayı üzüntüye kapılmaması için Cenab-ı Al lah, peygamber ailesine az miktarda rızık tahsis etmiştir.

Ama şunu da hatırda tutmak gerekir ki, Peygamber efendimiz, kendi nefsini hiç bir meyve türünden veya güzel yemekten yoksun bırakmamıştır. O, helal olan şeylerin hepsini kabul etmiş, ama az miktarıyla yetinmiştir. Nefsini heva, heves ve lezzetlerden uzak tutmuştur. İradesini aklın otoritesiyle birlikte kendi nefsine ha kim kılmıştır. Nefsini heva ve şehvetlerin emrine vermemiş, aksi ne heva ve heveslere bir efendi kılmıştır. Nefsi, heveslerine mahkûm değil, hakim durumda olmuştur.

Peygamber efendimiz kendi nefsine tatbik ettiği bu zühdü, in sanlara tavsiye etmemiştir. Çünkü onlar bu derecedeki bir zahid-liğe güç yetiremezlerdi. Aynı zamanda o, insanlara güçlerinin yet meyeceği bir iş yapmamalarını emreden bir insandı. Nefislerine karşı haksızlık yapmamalarını tavsiye ederken şöyle diyordu: "Doğrusu bu dini zorlaştıran bir kimse, mutlaka mağlup olur. Öy le ise siz kolaylaştırın ve yaklaştırın."

Peygamber efendimiz kendi nefsine zühdü tatbik ederdi. An cak bir fakirin kendi fakirliğiyle ve bir yoksulun kendi yoksullu-ğuyla yanıp tutuşmaması için bu zahidliğini herkese tavsiye et mezdi.

Ebu Davud´un "Sünen"inde rivayet olunduğuna göre, adamın biri Resulüllah´m müezzini Bilal (ra)´a; "Bana Resulüllah (sav)´in infakını anlat" demiş, Bilal da ona şöyle cevap vermişti: "Cenab-ı Allah´ın onu, risalede görevlendirmesinden ahirete irti-hal etmesine kadar geçen zaman içinde onun yaptığı infaklardan hep haberdar olurdum. Müslümanın biri ona geldiğinde Peygam ber efendimiz onun yoksul ve muhtaç olduğunu görürse, bana emir verirdi. Ben de gider onun için giyecek ve yiyecekler satın alırdım. Giyeceği giydirir, yiyeceği de yedirirdim. Nihayet günün birinde bu iş için müşriklerden biri karşıma çıktı ve bana:

"Benim yanımda bolca mal var, benden borç al" dedi. Ben de öy le yaptım. Aradan bir müddet geçtikten sonra, günün birinde ab-dest aldım, sonra ezan okumak için ayağa kalktım. Bir de ne göre yim, alacaklı olan o müşrik, beraberindeki birkaç tüccarla bana doğru geliyor. Beni görür görmez "Ey Habeşi!" diye bağırdı. Ben de ne istediğini sorunca, üzerime hücum etti ve ağır sözler söyledi: "ödeme gününe kaç gün var biliyor musun?" diye sorunca, az kal dığını söyledim. O müşrik, sözünü şöyle sürdürdü:

"Ödeme gününe dört gün kaldı. O zaman sendeki hakkımı alı rım. Ben o malları senin hatırına, ya da arkadaşın (Muham met´in) hatırına vermedim. Aksine (Ödeyemediğin takdirde) ba na köle olasın diye verdim. Odeyemeyesin de, tekrar eskisi gibi be nim yanımda koyun çobanlığı yapaşın diye verdim!"

Bilal diyor ki: "Kalbim o kadar sıkışmıştı ki koşup ezan oku dum ve sonra yatsı namazını kıldım. Namazdan sonra Resulül-lah (sav) evine gitmek üzere kalktı. Ben kendisinden izin alıp der dimi anlatmak istedim. O da bana izin verdi. Kendisine şöyle de dim:

"Ya Resulüllah, anam babam sana feda olsun. Sana anlatmış olduğum alacaklı müşrik bugün bana şöyle ve şöyle dedi. Benim yanımda ona ödeyecek hiçbir şey yok. Ama o beni rezil rüsvay ede cektir. Bana izin ver de müslüman olmuş olan şu kabilelere gide­yim ve Cenab-ı Allah´ın bana rızık olarak vereceği şeyleri toplayıp şu müşrike olan borcumu ödeyeyim."

Böyle dedikten sonra Resulüllah´ın yanından çıkıp evime gel dim. Kılıcımı, mızrağımı, ayakkabılarımı alıp yatağımın ucuna, başımın yanına koydum. Yüzümü ufka yönelttim. Uykuya dalı yor, sonra uyanıyordum. Bir adam gördüğümde uyur gibi yapı yordum. Nihayet sabahın ilk şafağı attı. Ben de yola koyulmak is tedim. Bir de baktım ki, adamın biri bana: "Ey Bilal, Resulüllah (sav)´a icabet et" diye sesleniyor. Bu ses üzerine ben de Resulül lah´ın yanına koşup gittim. Birde ne göreyim: Üzerlerindeki yük-leriyle birlikte dört deve duruyor. Resulüllah´ın yanına vardım. izin istedim. Bana dedi ki: "Ey Bilal! Sana müjdeler olsun. Allah, sana borcunu ödeyecek mal gönderdi." Ben de bu olay üzerine Al lah´a hamd ettim. Resulüllah bana: "Şu yerde çöküp beklemekte olan dört deveye bakmayacak mısın?" diye sorunca: "Evet bakaca ğım" diye cevap verdim. Bu develeri Resulüllah´a Fedek valisi he diye etmişti. Develerin yüklerini indirdim. Sonra onları bir tarafa bağladım. Sabah namazını kıldıktan sonra Resulüllah´la birlikti Cennetü´l-Baki´ denen yere vardım. Elimi kulağıma koyarak şöy le seslendim: " Resulüllah´tan alacağı olan kim varsa gelsin!" Ben develerin üzerindeki mallarla alışveriş yaptım. Peygamber efen dimizin borçlarını ödedim. Geriye iki, ya da ikibuçuk okka mal kaldı. Mescide döndüm^ Günün çoğu gitmişti. Resulüllah (sav) tek başına mescidde oturmaktaydı. Kendisine selam verdim. Ba na "Allah sana ne yaptı1?" diye sordu. Ben dedim ki, Ya Resulül lah, Cenab-ı Allah, Resulü´nün üzerindeki borçların tamamının Ödenmesine hükmetti ve hiçbir borcu kalmadı.

Bunun üzerine: "Geriye bir şey kaldı mı?" diye sordu. Ben de iki dinar kaldığını söyleyince o: "Beni bu iki dinardan da kurtarma ya ve rahatlatmaya bak. Sen bunları sarfedip beni rahatlatma-dıkça evime girmeyeceğim" dedi. Ama yanımıza hiç kimse gelme di. Bu nedenle ertesi güne kadar Peygamber efendimiz mescidde bekledi. Nihayet günün sonunda iki süvari geldi. Ben koşup pa zardan onlar için giyecek ve yiyecek satın aldım; giyecekleri giy dirdim, yiyecekleri deyedirdim. Nihayet yatsı namazını kıldıktan sonra beni çağırdı ve dedi ki: "Ey Bilal! Allah sana ne yaptı?" Ben de : "Allah seni o iki dinardan da kurtarıp rahatlattı ya Resulül lah!" cevabını verdim. Bunun üzerine tekbir getirip Allah´a ham-detti. Yanında iki dinar varken ölmekten korktuğu için o dinarla rı sarfetmemi emretmişti. Sarfettiğimi duyunca sevincinden Al­lah´a hamdetti. Bu işleri tamamladıktan sonra kalkıp evine gitti. Ben de´peşine düştüm. Eşlerinin her birine ayrı ayrı uğrayarak se lam verdi ve yatacağı odaya çekildi.

Bu uzun rivayeti nakletmemizin sebebi, bunun her şeyden ön ce Peygamber efendimizin zahidliğine işaret etmesidir. O mutlak zahid bir insan olup evinde asla bir şey saklayıp biriktirmezdi. ikinci olarak bu rivayet Peygamber efendimizin, sahabilerinden yoksul olan kimselerin yüklerini omuzladığına işaret etmektedir. Muhtaçlığın zilletini onlardan uzaklaştıracak kadar yardım eder ve onları bir tür esaret olan borç bağından kurtarırdı. Üçüncü ola rak da bu rivayet, Peygamber efendimizin yanında yoksula vere cek bir şeyi bulunmadığı zaman ihtiyaç sahiplerine, kendisi adına borçlanmalarını emrettiğine işaret etmektedir. Tirmizi bu konu da şöyle bir haber nakletmektedir: "Adamın biri Peygamber efen dimizin yanına gelmiş, ondan bir şeyler istemişti. Peygamber efendi...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Zahidin Azığı
« Posted on: 23 Ağustos 2019, 01:37:40 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Zahidin Azığı rüya tabiri,Zahidin Azığı mekke canlı, Zahidin Azığı kabe canlı yayın, Zahidin Azığı Üç boyutlu kuran oku Zahidin Azığı kuran ı kerim, Zahidin Azığı peygamber kıssaları,Zahidin Azığı ilitam ders soruları, Zahidin Azığıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &