ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siret Ansiklopedisi > Musevîlik
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Musevîlik  (Okunma Sayısı 528 defa)
02 Ağustos 2012, 16:31:50
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 02 Ağustos 2012, 16:31:50 »



Musevîlik

Mahiyeti: Musevilikteki dinî uygulamanın esası, Hammurabi kanunlarının en iyi ifade ettiği ve tek olan Amurî kabilelerin uygula­malarıyla aynıdır. Fakat, bu uygulama insan aklının üstünde olan bir tek tanrı inancıyla değişime uğramıştır. Amurrular beraberlerin­de "dünyanın dört köşesinin" tek hükümet ta­rafından yönetilmesi ve bu dünya devletinin kralı Hammurabi tarafından ilân edilen ilâhî kanunun hükmü altında bütün insanların eşit­liği yolundaki isteklerine bir temel vazifesi gören gelişmiş monoteist bir kavramla Mezo­potamya'ya vardılar. Fakat, daha önce de gör­düğümüz gibi bu monoteist kavramın saflığı şirk ile (diğer varlıkların Allah'a ortak koşulmasıyla) bozulmuştu. Hz. İbrahim, Marduk'un eğer gerçekten Allah olsaydı, başka hiçbir tanrıya İhtiyacı olmayacağını keşfet­mişti. Ne yaratmada, ne de yönetmede Al­lah'ın başka hiçbir yardımcıya ihtiyacı ola­mazdı. Bu yüzden, güneş tanrısı Şamaş, fırtı­na tanrısı Enlil ve ay tanrıçası İnanna tanrılar değiller, yalnızca hayal gücünün birer uydur­malarıydı. Allah gerçekten de Allah olduğu için insanlar başka hiçbir tanrıya ne ibadet ne de başka birşeyle yükümlü idiler. Bu, Hz. İb­rahim'in soydaşları, Amurrular için o zaman­larda düşünülemeyecek bir şeydi ve bu fikir­lerinden dolayı İbrahim'i ölümle tehdit ettiler. O zaman İbrahim kendi kabilesinin başına geçti ve onlarla birlikte Ur'dan ayrıldı. Yeni göçmenler olarak Arap çölüne girdiler ve ye­ni bir bölge ve yeni bir kadere doğru hareket ettiler.

M.Ö. 19. yüzyılda Bereketli Hilâl'in tama­mında Arap hegemonyasını kuran Amurru ortak fikrinden bu ayrılma, İbrânileri bölge­nin diğer sakinlerinden kendilerini tecride zorladı. Kendilerini İbrahim'in büyük keşfi­nin terminolojisiyle, "yalnız Allah'a ibadet eden ve O'ndan başka hiçbir şeyi mabut ka­bul etmeyen" insanlar olarak tekrar izah etti­ler. Tevhidî inancın üstünlüğü, anlayışlarına galip geldi ve onlan bu kutsî inançları uğru­na elverişsiz şartlara katlanmaya ve acı çek­meye hazırladı. Tevhidi inançta Allah, diğer bütün tanrıların inkâr edilmesini emreder. İbadet ve tapınma yalnız O'nun içindir. Bu da, diğer insanların dinlerini değiştirmeleri ve Allah yoluna dönmeleri için O'na inananlara bütün gayretleri ve ikna kabiliyetleriyle çalış­maları görevini yükledi. Çünkü tek tanrı inancı, âlemşümul bîr görev olmadan ve di­ğer inançların mensuplarıyla ilişkide bulun­madan gerçekleştirilemez.

Ancak, İbrahim'in görüşüyle Mezopotamya monoteizminin şirkini temizleyerek Amurru fikir birliğini güçlendirmek yerine, İbrâni-lerin kendi üstünlüklerine inanmaları berabe­rinde fizikî ayrılığı getirdi. Allah'la yapılan sözleşmenin bir "beden" sözleşmesi hâline getirilmesi İbrânilerin kendilerini diğer insan­lardan fizik olarak farklı görmelerini sağladı. İki nesil sonra bu mübalağalı ayrılıkçılık, se­bebi olan orijinal gerçeği bozmaya başladı. İbrânilerin dinî uygulaması İbrahim'in tek ve üstün olan Allah'ından, "kutsal metin" patrik­lerinin "millî dini' tanrısına döndü. Patriklerin tanrıları yalnızca "onların" iken, diğer insan­lar da tek ve kendilerine ait tanrılarına sahip olabilirler. (Bu, Sargon Öncesi Mezopotamya'daki politeizmin aynıdır.) Böylece İbrâniler aralarında yaşamaya geldikleri kabi­le ve boylarla kaynaşmayı reddettiler ve bu kabileler tarafından da kabul görmediler. Gerçekten de İbrâniler, İbranî olmayan ev sa­hiplerinin "toprağı işleyelim . . . [onlarla] tek bir halk haline gelelim . . . kızlarını eşler ola­rak alalım ve onlara da eşler olarak kızlarımı­zı verelim . . . onların sünnet olduğu gibi biz de sünnet olalım" çağrılarına kulak vermedi­ler ve onları İbrani inancına almayı reddetti­ler (Tekvin, 34: 16,21-22).

îbrâniler Paddan-Aram'da, Harran'da, Sikhem'de, Edom'da, Bethel'de ve Hebron'da tekrar tekrar kaçmak zorunda kaldılar; çünkü İncil'i değiştiren yazarlardan birinin Yakub'un ağzından dediği gibi: "Memlekette oturan Kenânîler ve Perizzîler arasında beni iğrenç ederek derde soktunuz; ve ben sayıca azım, bana karşı toplanıp beni vuracaklar; evimle beraber ben helak olacağım." (Tek­vin, 34: 30).

İlâhî aşkınlığın yüksek nazarında kendilerini farklı görmeleriyle başlayan İbrani asabiyeti, sahip olduğu saf monoteizmin, dejenere ola­rak sonunda monolatri'ye [monolatry baş­kalarına ait tanrıların varlığını kabulle birlik­te, yalnızca kendi ırkına has tanrı olduğu dü­şüncesi] dönüşmesine yol açtı. Bu da İbrani halkını ırkçı bir döneme soktu.

Ibrânilerin ve ataları Yahudilerin dinî uygula­malarının mahiyeti patriklik çağlarından beri aynı kaldı. Hem Allah'ın üstünlüğü ve evren­sel ahlâkla birlikte İbrahim'in görüşünü hem de ırkçılık ve ayrılıkçılığın her ikisini de bün­yesinde barındırdı. Her iki görüş de her za­man sabit durumdaydılar. Birisi diğerinin üzerinde çağlar boyunca baskın kaldı, fakat asla onu ortadan kaldıracak kadar başarılı olamadı. Tarih bize, zamanın çoğunda bu baskın gelenin ırkçılık olduğunu ve bunu ya­parken aynı zamanda da ilâhî üstünlüğü ters yönde etkilediğini söyler.

Patriklik dönemi: Tanrı kavramım farklı görmeleri sebebiyle (kendilerini eski çağlar­daki Yakın Doğu'nun bütün toplumundan ayırmalarının ters etkisi dışında) İbrânilerin dinî hayatı konusunda çok az şey bilinir. İlk olarak, bir Allah'a olan bağlılıkları, onlar O'na ait oldukları kadar O'nun da onlara ait olduğu düşüncesiyle O'nu "baba" olarak de­ğerlendirmelerine sebep olmuştur. Bu, aynı zamanda bir çok yerde değişik şekillerde bol bol delillendirilmiştir: "Babalarımızın Al­lah'ı", "Atalarımızın Allah'ı", "İbrahim'in Al­lah'ı", "Yakub'un Allah'ı" ve diğerleri; ve bir çok yerde de kendilerini "Allah'ın oğulları" olarak vasıflandırırlar. Böylece bu tek ve özel ilişki bir olan tanrıya beşerî vasıflar atfetme­ye dönüştürülmüştür. Bu benzetme -eğer bir benzetme olarak başladıysa- bir gerçek ola­rak değerlendirilmeye başlandı. Böyle bir anlayış diğerlerinin de başka tanrılara sahip ol­dukları yolunda akla baskı yapacak ve böyle­ce "bizim" tanrımızın başka birçok tanrının arasında olduğunu düşünmemize sebep ola­caktır. Muhakkak ki "bizim" tanrımız düş­manlarımıza karşı bizi koruyacak kadar güç­lüdür, fakat bu diğer tanrıların varlığını red­detmez. Zamanla, akıl diğer tanrıları hoş gör­meye, varlıklarını dikkate almaya ve meşrui­yetlerini kabul etmeye başlar. Bu gelişme Elohim kelimesinin Tevrat boyunca çoğul olarak kullanılmasının da sebebi olmalıdır. İncil âümleri Allah için Elohim kelimesinin kullanımının İbrani dinî geleneğinin bir sen­deleme işareti olduğunu ve İbrani düşünce­sinde bunun "Yehovist" tökezlemesiyle de birleşerek Tevrat'ı meydana getirdiğini kabul ederler. Ne MÖ. yedinci yüzyıldaki Deuteronomik (ikili anlayış) reform, ne de Kutsal Ki-tab'ın ruhbanlar için hazırlanan yeni bir bas­kısı bu terimi ya da onunla özdeşleşmiş olan fikri yok edemedi. İncilde Elohim kelimesi­nin kullanımının tetragramaton (Yehova) kullanımına oranı 2222 'ye 398'dir. Gerçekte bir Yahudi İbrânice İncil'i okurken tetragra­maton ile karşılaşırsa bunu "Elohim" diye okur. Bu yeterli değilmiş gibi Tevrat şunu da söyler: "Benî Elohim", yani Allah'ın oğulları, "adamların güzel kızlarını gördüler ve seçtik­lerinden kendilerine karılar aldılar"; ve deva­mında, "Benî Elohim insan kızlarına yaklaştı­lar ve onlar da onlara çocuklar doğurdu." (Tekvin, 6: 2-4).

Hz. Musa dönemi: İbrânilerin Bereketli Hilâl'in (Mezopotamya) İç köşelerindeki yel­kovan yönünün tersi hareketleri sırasında ar­kalarında bıraktıkları kabile adamları yerliler­le kaynaşmak İçin çok istekliydiler. Bu çöl göçmenleri bütün bölgeye nüfuz ettiler ve yerleştiler. Bereketli Hilâl'in iç kenarlarında yaşayan bu insanlar, Arabistan çölüyle, içer­lerde yaşayanlara göre daha yakın ilişkiler kurdular. Çölün orijinal ideolojisinin saflığı­nı, ilerilere gitmeye cüret edenlerden daha iyi korudular ve çölde olanlardan çok daha farklı şartlarla yüzyüze geldiler. İşte, ayrılıkçılık Mısır'da yerleşmelerine imkân vermezken, İbrânilerin bu çöl kenarında kabul görmeleri ve kendilerine barınak bulmalarının sebebi budur.

İbrani asabiyeti -bir Mısırlı olarak büyüyen, bir Mısırlı ismi verilen ve bir Mısırh prenses tarafından yetiştirilen- Hz. Musa'yı, Mısırlı bir yöneticiyle başı derde giren bir İbrani'yi desteklemeye, yöneticiyi öldürmeye ve haya­tını kurtarmak için de kaçmaya zorladı (Çı­kış, 2). Medyen'e sığındı, kabile reisinin kı­zıyla evlendi ve Musa'nın Medyenlilerle kay­naşmasına imkân verecek kadar İbrani dinine yakın olması gereken Medyen dinini öğrendi. Gerçekten de Medyen dininin saflığı ve kat'iliği Musa'da temel birtakım sezgiler or­taya çıkarmış ve onda çöl dini için bir tutku uyandırmış olmalıdır. İbrânileri, Mısır'da gör­dükleri ezâ ve cefâdan uzaklaştırıp çöl dini­ne, menşelerine dönmeleri için teşvike başla­dı. "Allah'ın dağı Horeb"de duyduğu ses, ka­yınpederi Yetro ve Medyenülerin ruhunda uyandırdıkları dinî alâkanın üstüne yeni bir canlılık kattı (Çıkış, 3: 1-10). Bu da, İbrânilerin göçlerine izin vermesini Fira­vundan rica etmek üzere Mısır'a geri dönme­si için yeterliydi.

İbrânilerin Musa'nın liderliğinde ilk yerleri­ne, çöle geri dönüşleri sırasında başka bir dinî uygulama meydana çıktı. Bu uygulama Medyenliler başta olmak üzere çöldeki ev sa­hiplerinin yanısıra İbranileri de içine alan toplu bir uygulamaydı. Medyenlilerin reisi (Musa'nın kayınpederi) "Sina'dan gelen ve Seir'e üzerlerine doğan [ve] Paran dağından ileriye doğru parlayan Dağ'ın Tanrı'sı-na"(Tesniye, 33: 22) yakılmış kutsal bir yiye­cek sunuyordu (Çıkış, 18: 12). Grup, daha Önceden zikredilen Mısır'a gitmeyen diğer İbrâniler, bölgede dolaşan bedevi Habirler, güney Filistin ve kuzeybatı Arabistan'ın kabi­lelerinden oluşan "karışık bir çoğunluktu". Bu kabilelerden birçoğu bazı İncil pasajları­nın da şahitlik ettiği gibi (I Samuel, 27: 10. 30: 29; Hakimler, 1: 16)...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Musevîlik
« Posted on: 31 Mart 2020, 05:52:21 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Musevîlik rüya tabiri,Musevîlik mekke canlı, Musevîlik kabe canlı yayın, Musevîlik Üç boyutlu kuran oku Musevîlik kuran ı kerim, Musevîlik peygamber kıssaları,Musevîlik ilitam ders soruları, Musevîlikönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &