ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siret Ansiklopedisi > Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki  (Okunma Sayısı 425 defa)
27 Temmuz 2012, 13:16:27
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 27 Temmuz 2012, 13:16:27 »



Mü'minler Ve Kâfirler Arasındaki İlişkinin Yapısı

Mü'minler birbirlerine iman bağıyla bağlı tek bir hiziptir ve imanları uğruna herşeylerini fe­da etmeye hazırdırlar: "... (Onlar) Mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaz­lar..." (5:54).

Kâfirler ise mü'minlerin karşısında farklı bir hiziptir. Kur'ân, aralarındaki ilişkinin yapı­sından şu sözlerle bahseder. "Mü'minler, mü'minleri bırakıp, kâfirleri dost edinmesin­ler. Kim böyle yaparsa Allah ile dostluğu kal­maz..." (3: 28). Nisa sûresinde yer alan âyet de şu mealdedir: "Ey iman edenler! Mü'min­leri bırakıp kâfirleri dost tutmayın! Allah'a, aleyhinizde olacak açık bir delil vermek mi istiyorsunuz?" (4:144). Tevbe sûresinde de şu mealde bir âyet yer almaktadır: "Yoksa siz, Allah içinizden cihad eden ve Allah'tan, Rasûlünden ve mü'minlerden başkasmı ken­disine sırdaş edinmeyenleri bilmeden, bırakı­lacağınızı mı sandınız?..." (9:16).

Bu âyetin açık ifadesi şudur: Şimdi siz İslâmı kabul ettiniz. İslâm'ı gerçek mü'minlerin gay­retleriyle ülkede hâkim güç hâline geldiği için değil, Hakk'ın nzası ve iradesi onda olduğu için kabul etmiş olduğunuzu ispatlayacak im­tihan konusunda inandırıcı bir delil getirmek mecburiyetindesiniz. Canınızı, malınızı, ya­kınlarınızı ve sizin için değerli olan herşeyi Allah nzası için ve O'nun yolunda feda etme durumunda hazır olmanız, bu konuda verece­ğiniz imtihanın Özünü teşkil eder. İşte ancak o zaman, gerçek mü'minler olarak kabul edile­ceksiniz. (Mevdûdî, a. g. e., c. IV, sh. 181).

Yine aynı sûrede şu ifadelerin yer aldığım gö­rüyoruz: "Ey mü'minler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşleri­nizi velîler edinmeyin. Sizden kim onları velî tanır (dost tutarsa)sa işte zâlimler onlardır. (Ey Muhammedi) De ki: 'Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ak­rabanız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticâret(iniz), hoşlandığınız mes­kenler, size; Allah'tan, Rasûlünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, o halde Allah enirini getirinceye kadar gözetle­yin (başınıza gelecekleri göreceksiniz)! Al­lah, fâsıklar güruhunu (yoldan çıkmış toplulu­ğu doğru) yola iletmez." (9: 23-24).

Bu âyetler açıkça mü'minlerin, Allah'ın yolu­na inanmayanlarla müttefik ve dost olmama­ları gerektiğini ortaya koyar. Hatta bu kişiler babalan, kardeşleri ve en yakınları bile olsa ve zenginlikleri, mallan veya sürmekte olan ticaretleri onları Allah yolundan alıkoymamalıdır. Bütün bunlar kendilerini Allah yolundan alıkoyuyorsa onlan Allah ve Rasûlü'nün uğ­runa terk etmelidirler.

Kur'ân, mü'minlere İbrahim aleyhisselâmı örnek verir: "İbrahim'de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misâl var; onlar, kavimlerine demişlerdi ki: 'Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklannızdan uza­ğız. Sizi(n taptıklarınızı) tanımıyoruz. Siz, bir tek Allah'a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirrmştir.'..."(60:4).

Buna göre, Allah'ın düşmanları mü'minlerin de düşmanıdırlar ve onlar mü'minlerden nef­ret ederler. Dolayısıyla, mü'minler, Allah'tan bağışlanmak dilemedikçe ve O'nun yoluna geri dönmedikçe kâfirlerle ilişkilerini ebediy-yen kesmelidirler. Bu durumda mü'minler Allah'ın merhametine nail olarak, sevgi ve kardeşlik bağlarıyla birbirlerine bağlanmış olacaklardır. Bu, bizim kötülüğe ve inkarcılığa karşı düşmanlığımızı ve nefretimi­zi gösterir. Tevbeyle Allah'ın sınırlarına dön­meleri, insanların bu husustaki tek çıkar yol­landır. (A. Yusuf Ali, The Holy Qur'an, sh. 1532, not. 5414).

Mümtehine sûresinin ilk âyeti de aynı konu­dadır: "Ey iman edenler! Benim de düşma­nım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr et­tikleri, Rabb'iniz Allah'a inandığınızdan dola­yı Rasûlü ve sizi (yurdunuzdan sürüp) çıkar­dıkları hâlde siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Eğer benim yolumda cihad etmek ve benim rızâmı kazanmak için çıktınızsa, içinizde on­lara sevgi (mi) gizliyorsunuz? Oysa ben, sizin gizlediğniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bili­rim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur." (60:1).

Aynı konu çerçevesinde Mücâdele sûresinde de şu ifadeler yer almaktadır: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kavmin babalan, oğullan, kardeşleri veya aşiretleri de olsa, Al­lah'a ve Rasûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin. Onlar o kimselerdir ki, Al­lah kalblerine iman yazmış ve onlan kendin­den bir ruh ile (kalb nuru veya Kur'an ile) desteklemiştir..." (58: 22).

Bu âyette, usûl itibanyle iki hususa değinil­miştir. Usûl bakımından, hem hak dine iman etmek, hem de bu dine düşman olan kimsele­re sevgi beslemek gibi iki zıt tavnn bir kişide aynı anda bulunmasmm imkânsızlığıdır. Mut­lak olarak bir yanda iman, diğer yanda Allah ve Rasûlü'nün düşmanlarına sevgi beslenmesi düşünülemez. Çünkü bir insan hem kendi nefsini, hem de nefsinin düşmanlarını aynı zamanda sevemez. Dolayısıyla mü'minlik id­diasında bulunan bir kimse, aynı zamanda İslâm düşmanıyla da dostluk ilişkisini sürdü­rüyorsa, onun mü'minlik iddiası şüpheyle karşılanmalıdır. Bir yanda müslüman olduğu­nu söyleyip, diğer yanda İslâm düşmanlarıyla dostluklarını sürdürenler nefis muhasebesi yapmalı ve kendilerinin ne olduğunu tesbit et­melidirler. Yani mü'min mi, münafık mı ol­mak istiyorlar, buna karar vermelidirler. Şa­yet dürüst kimselerse, bunun ahlâkî bakımdan iki yüzlülüğün en aşağı tabakası olduğunu an­layacaklardır. Sonuçta da, aynı anda iki gemi­de yolculuk etme çabalarından vazgeçmeli­dirler. İman, onlardan şu iki şeyden birini ter­cih etmelerini ister. Gerçekten mü'min olmak istiyorlarsa, İslâm'a zarar veren her türlü iliş­kiyi kesmelidirler; fakat ilişkileri onlar için İslâm'dan daha önemli ise, bu defa mü'minlik iddialarından vezgeçmelidirler.

Kur'ân bu konuda, hakkıyla iman edenleri ör­nek verir. Onlar mallarım, mülklerini, zengin­liklerini ve akrabalannı Mekke'de bırakarak, imanlannı korumak için Allah'ın Rasûlü ile Mekke'den Medine'ye hicret etmişlerdi. Bedir ve Uhud savaşlan onlann kâmil mânada ima­na sahip olduklarını ispatladı. Onlar, Allah ve Rasûl'ünü mal ve müklerinden ve aralannda kan bağı bulunan akrabalarından daha aziz bildiler. Onlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün uğruna kendi kabileleri ve en yakınlanyla savaşmak­tan asla çekinmediler.

Bedir Savaşında Ebû Ubeyde, babası Abdul­lah b. Cerrah'ı; Mus'ab b Umeyr, kendi kar­deşi Ubeyd b. Umeyr'i ve Hz. Ömer, amcası Hişâm b. Mugîre'yi öldürmüştür. Hz. Ebu Be­kir ise oğlu Abdurrahman ile çarpışmaya ha­zırlanırken Hz. Ali, Hamza ve Ubeyde b. el-Hâris en yakın akrabaları Utbe, Şeybe ve Ve-lid b. Utbe'yi öldürmüşlerdir. Hz. Ömer, Be­dir esirleri hakkında Rasûlullah 'e; "Yâ Rasûlullah, bunlar seni yalanladılar, yurdun­dan çıkardılar ve seninle savaştılar; boyunlannı vur" teklifinde bulunmuştur. Aynı savaşta Mus'ab b. Umeyr'in kardeşi Ebû Aziz b. Umeyr esir düşmüştü. Ensardan bir sahabenin onu bağladığını gördüğünde Mus'ab; "Onu sıkı bağla, çünkü annesi çok zengindir. Bu yüzden sana oldukça fazla fidye verir" demiş­ti. Bunun üzerine kardeşi Ebû Aziz; "Karde­şim olmana rağmen nasıl böyle konuşursun" diye söylendiğinde Mus'ab; "Şimdi sen be­nim kardeşim değilsin. Benim kardeşim, seni şu anda bağlayan kimsedir" diye cevap ver­miştir.

Yine Bedir savaşında Hz. Peygamber'in damadı Ebû'l-As esir düştüğünde hiç kimse kendisine özel bir muamelede bulunmamış, diğer esirlere nasıl davranılmışsa aynı şekilde davranmışlardır. İşte böylece ihlaslı mü'minlerin nasıl davrandıkları ve Allah'ın dinine nasıl bağlı oldukları gerçek bir şekilde sergi­lenmiştir. (Sîret-i Server-i Alem, c. II, sh. 466-467).

Deylemî, Hz. Mu'az'dan mervî olarak Rasûlullah'ın şu duasını nakleder: "Ey Al­lah'ım! Bana bir fâcirin, bir fâsıkm bir şey ih­san etmesine izin verme ki, kalbimde ona kar­şı bir sevgi meydana gelmesin! Çünkü sen, inzal ettiğin vahiyde; 'Allah'a ve âhiret günü­ne iman edenlerin, Allah ve Rasûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin' diye bu­yurdun!" 
   



[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki
« Posted on: 19 Ekim 2019, 03:02:10 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki rüya tabiri,Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki mekke canlı, Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki kabe canlı yayın, Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki Üç boyutlu kuran oku Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki kuran ı kerim, Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki peygamber kıssaları,Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişki ilitam ders soruları, Müminler Ve Kâfirler Arasındaki İlişkiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &