ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Safahat > Vaiz Kürsüde
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Vaiz Kürsüde  (Okunma Sayısı 1057 defa)
19 Aralık 2009, 22:01:20
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 19 Aralık 2009, 22:01:20 »



Vaiz Kürsüde


Tutun da "zerre"lerinden, çıkın ?sehâbiyye?

Denen yığın yığın eşbâh-i âsümânîye;

Hülâsa, âlem-i imkânı devredin; o zaman

Şühûda bağlı bir îmanla hükmeder vicdan:

Ki hilkatin ne kadar şekli varsa: Ulvîsi,

Kesîfi, müdriki, uzvîsi, gayr-ı uzvîsi,

Kesîfi, müdriki, uzvîsi, gayr-ı uzvîsi,

Kemâl-i şevk ile mahkûmu aynı kânûnun...

Bütün şu´ûn-i avâlim tecelliyâtı onun.

Nedir ki etmededir fıtratın bu kânûnu,

Fezâyı, gökleri, deryâyı, deşti, hâmûnu,

- Adımlarında zekâdan serî´ olup hattâ -

Esîri kaplıyacak füshatiyle istîlâ?

Evet, soruldu mu idrâke ansızın bu suâl,

Lisân-ı hâli şu düstûru haykırır derhâl.

"Bekâyı hak tanıyan sa´yi bir vazife bilir;

Çalış çalış ki bekâ sa?y olursa hakkedilir.



Konulsa rahle-i tedkîke hangi bir mevcûd;

Olur tekâsüfü bir sa y-i dâimin meşhûd.

Ademle karşılaşan zıd vücûd olur, demeyin;

Onun mukâbil olan kutbu sa?ydir. Sa´yin

Gezip dolaştığı ıssız, çorak fezâ-yı adem;

Bakarsınız ki: Çıkarmış vücûda bir âlem.

Tevakkuf ettiği hestî-serây-ı dûra-dûr,

Görürsünüz ki: Ademdir... Ne bir ziyâ, ne de nûrl

Kulak verin de neler söylüyor bakın idrâk:

Bu, lücce lücce tekâsüf, bu sa´y-i dehşet-nâk

Belîğ sa?yidir ummân-ı kudretin, ezelî;

Hurûş-i feyz-i ezel her kutayresinde celî.

Mükevvenâtı ezelden halâs edip ebede

Sürükleyen; onu hayret fezâ hüviyyette

Tekallübât ile bir müntehâya doğru süren;

Hem istikameti dâim o müntehâya veren,

İrâde hep ezelî sa´yidir, bakılsa, onun;

Kimin? O kudret-i mahzın, o sırr-ı meknûnun!

Ne dinlenir, ne de âtıl kalır, velev bir an,

Şu´ûn-i hilkati teksîf edip yaratmaktan.

Tasavvur eyliyelim şimdi başka bir kudret,

Ki hep kuvâyı doğurmuş, esâsı madde... Evet!

Nedir bu? Başka değil, aynı cilvenin işidir:

Bütün ezeldeki sa?yin tekâsüf etmiiidir.

Şu madde yok mu ki almakta birçok eşkâli,

Onun da varmadadır sa´ye asl-ı seyyâli.

Neden mi? Çünkü bütün kudretin tekâsüfüdür.

Zaman da sa?ye çıkar: Çünkü hep onunla yürür.

Mekân da sa´ye varır: Sa´yi sıfra indiriniz,

Mekân tasavvur edilmez, muhâl olur hayyiz.



Ulûm-i şâhikadan fışkıran sütûn-i ziyâ

Dayandı göklere; lâkin yetişmiyor hâlâ,

Bülend nüsha-i îcâdın ilk sahîfesine.

Bu ilk sahîfe müebbed zalâm içinde yine!

Görünmüyor ki, okunsun sevâd-nâme-i gayb;

Yakîne sed çekiyor her satırda yüz bin reyb.

Ziyâya doğru yüzüp gitmek istedikçe hayâl,

Sürüklüyor onu girdâba dalga dalga leyâl!

Meâl-i hilkate imkânı yok yetişmemizin;

Fakat, o nüsha-i tekvîn-i hayret-engîzin

Başında pek iri bir hatla parlıyor, yalnız

Şu cümleler ki, eğer görmemişseniz, alınız:

"Bekâyı hak tanıyan sa?yi bir vazife bilir;

Çalış çalış ki bekâ sa?y olursa hakkedilir."



Kamer çalışmadadır, gökle yer çalışmadadır

Güneş çalışmada, seyyâreler çalışmadadır.

Didinmeden geri durmaz nücûm-i gîsû-dâr;

Bütün alın teridir durmayıp yağan envâr!

Yabancı sanmayınız seyredip de ecrâmı...

Bir eski âiledir, gökyüzünde ârâmı.

Şu var ki, merkezi tâ âsümanda olsa bile,

Gelip gelip bizi besler kemâl-i minnetle.

Fakat bu âile hiç benzemez bizimkilere;

Bozuşmamış onun efrâdı belki bir kerre.

Lisân-ı hâl-i tabîat, lisandır onlara da,

Bir ihtisâs teâtîsidir dönen arada.

Bir ihtisâs ki pek incedir... Fakat keskin...

Ne hasbihâl-i semâvî! Nasıl belâğ-i mübîn´

Görün şu âile efrâdının sevişmesini;

Küçük, büyüklerinin rûhu, kurretü´l-ayni;

Büyük küçükler için dâyedir, mürebbîdir...

Gider, hayâtını tanzîm eder, görürgözetir.

Güneş , ki âilenin mihriban reîsi odur.

Serîr-i muhteşeminden süzüp fezâyı vakûr

Nazarlarıyle arar her tarafta mevkibini;

Nasıl ararsa bir âvâre yâr-ı gâibini.

Bulunca hepsini artık o nâzenin sîne,

Alır birer birer âgûş-i hâr-ı şefkatine.

Bu hânümânı tutan hep onun himâyesidir;

Üzerlerinde gezen sâye kendi sâyesidir;

O sâyedir ki: Yayıldıkça nûru eb´âda,

Hayât ışıkları başlar sarây-ı mînâda.

Evet, bu âile efrâdı durmuyor... El ele.

Verip, ezelde çizilmiş bir istikâmetle,

Kemâl-i mümkini idrâke doğru hep koşuyor;

Fezâda füshati gördükçe büsbütün coşuyor!

Bu azm-i kâhiri nevmîd eder mi bir hâil?

Yolun uzunluğu zîra, vazîfesinde değil!

Ne ıttırâd-ı müebbed! Ne muntazam hareket!

Ya ellerindeki bernâmec, etseniz dikkat.

Bir incelikle mesâîyi münkasimdir ki:

Ne inceliktir o, kâbil değildir idrâki.

Görülmüyor birinin istirâhat eylediği...

Onun tevakkufu, zîrâ, bütün bir âileyi

Dakîkasında perîşân eder, ezer, bitirir.

Demek ki: İstese bir zerre bin cihan devirir!

Fakat o zerre için nerdedir atâlete meyl?

Bakın durur mu Süreyyâ, bakın durcır mu Süheyl?

Görüp Süheyl´ini Şi´râ da her zaman çalışır;

Bakar uzaktaki Ayyûk´a, Ferkadân çalışır.

Karârı yok hele Râmih´le A´zel´in bir an.

Hülâsa, his ile yâhud nazarla fark olunan

Nücûm-i nâ-mütenâhî bütün çalışmakta...

Sükûn tasavvurcı kâbil mi bu´d-i mutlakta?



Bu mevkibin, gece gündüz koşan bu kâfilenin

Mürettebâtı, birer saltanatlı ailenin

Reîs-i dâimidir; vâkıâ bu âileler

Görünmüyor bütün eb´âdı yoklasak yer yer;

Fakat delâlet-i nûruyyle gezseniz ilmin,

Vücûdu anlaşılır her adımda bin necmin.

Bu âilât-ı semâviyye ittihâd ederek

Doğar ki sîne-i mînâda bir kabîle, gerek

Serîr-i şânı, gerek zâtı dâimâ mestûr

Kalan reîsine münkâd olup, sürekli, vakûr,

Fakat sevimli bir âheng-i tâm-ı vahdetle,

Çalışmadan geri durmaz, o muhteşem kütle.

Bu kütle işte bizim kâinatımızdır ki:

- Kuşatmasıyle berâber nazarda eflâki -

Hudûdu çevriliyor kehkeşan nitâkıyle.



Geçin nücûmu... Sehâbiyyeler de, hakkıyle

Tekâmül etmek için uğraşır, döner, didinir,

Birer kabîle, birer kâinât-ı vâsi´dir.

Bu kâinât-ı semâviyyenin - ki bir takımı

Deminki âile şeklindedir- kalan kısmı,

Henüz meşîme-i hilkatte saklı efrâda

Hayât vermek için muttasıl çalışmakta.



Nedir ki sâha-i kudret denen bu zıll-i medîd?

Ziyâ adımlan hattâ mesâhadan nevmîd!

Nedir nizâm-ı mesâî bu küll-i sâîde?

Nedir ki sevk ediyor hiç dağıtmadan ebede?

Bu bî-nihâye avâlim idâresiz yürümez...

Fakat idâre için hangi noktadır merkez?

Nedir ki mevki´i, eb´âda sığmıyan bu yığın

İçinde, şimdi bizim kendi kâinâtımızın?

Harîm-i hikmet-i eşyâya hiç sokulmamalı:

O bir cihân-ı muammâ ki büsbütün kapalı!



Bilir misin, ne kadar hiç imişsin ey idrâk!

Bu ukdeler edecek miydi böyle sîneni çâk?

Ya sen, ne âciz imişsin zavallı akl-ı beşer!

Mücâheden çıkacak mıydı bi´n-netîce heder?

Evet, avâlimi, hiç şüphe yok ki, bir kânun

İdâre etmede... Lâkin nedir meâli onun?

Cihan şu gördüğümüz kütleden ibâret mi?

Bütün avâlim-i meşhûde, yoksa, hiç ismi

Bilinmeyen, sayısız, kâinât-ı uhrânın

Kemîne cüz´ü müdür? Mâverâsı ekvânın

Adem değilse, nasıldır, nedir vücûdu aceb?

Neden bu leyl-i serâir açılmıyor yâ Rab?



Bu cûş-i cür´eti etmekte ansızın mebhût,

Şu ses ki, mevc-i bülendiyle çalkanır melekût:

"Unutma kendini, hem bilmiş ol ki ey insan,

Müebbeden kalacak hilkatin esâsı nihan.

Semâyı alması kâbil mi bir avuç hâkin?

O sâhalar ki yetişmez ziyâ-yı idrâkin,

Tasavvur et: Ceberûtum için bidâyettir!

Mükevvenât ki fikrince bî-nihâyettir,

Kemîne zerresidir âsümân-ı hilkatimin.

Gelip kenârına ummân-ı sermediyyetimin,

Rükû eder ebediyyen, kıyâm eden idrâk;

Zekâ sücûda varır, vehm olur karîn-i helâk.

Senin o sâhada yoktur işin! O sâha, benim,

Bütün halâika mesdûd Kâbe Kavseyn´im!

Harîmi zâir-i tahmîn için küşâde değil;

Sarây-ı vahdetimin durma karşısında, çekil!

Çekil de feyz-i mübînimle tâ ezelde sana

Müsahhar eylediğim bir cihânın ortasına

Atıl... Fezâyı dolaş, âsümâna çık, yere in;

Lisân-ı gaybım olan beyyinât-ı hikmetimin,

Vücûdu inleten âheng-i yek-meâlini duy!

Düşünme, haydi şu âheng-i sermediyyete uy:

Bekâyı hak tanıyan sa?yi bir vazîfe bilir;

Çalış çalış ki bekâ sa´y olursa hakkedilir. "

Alın da bir küçücük taş, ziyâ-yı ilme tutun,

Bütün nikâtını evvelce; sonra kalkın onun

Bakın vücûduna bir hurdebîn alıp, lâkin,

Bu hurdebîn olacak kendi nûru idrâkin.

Zemin kadar büyütün; âsüman kadar büyütün.

Hulâsa, koskocaman bir cihan kadar büyütün;

Görürsünüz ki: O bir dam...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Vaiz Kürsüde
« Posted on: 25 Haziran 2019, 21:46:56 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Vaiz Kürsüde rüya tabiri,Vaiz Kürsüde mekke canlı, Vaiz Kürsüde kabe canlı yayın, Vaiz Kürsüde Üç boyutlu kuran oku Vaiz Kürsüde kuran ı kerim, Vaiz Kürsüde peygamber kıssaları,Vaiz Kürsüde ilitam ders soruları, Vaiz Kürsüdeönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &