ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Hazreti Muhammed a.s.v > Mucize Ve Büyük Özellikleri > Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler  (Okunma Sayısı 2668 defa)
26 Aralık 2009, 23:24:28
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 26 Aralık 2009, 23:24:28 »



Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler


"Muhammed, Biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik." [88]

Beyhâki, Mücemmi bin Câriye´den şöyle nakleder: "Biz Hudeybiyede bulunduk. Orada yapılan andlaşmadan sonra döndük ve dönüş sırasında Kurâu´l-Ganim denilen yere geldiğimiz de Resûlüllah Efendimiz´e: "Yâ Muhammed, biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik" mealindeki âyet nazil oldu. Peygamberimiz bu âyeti okuduğu zaman, kendisine "Ey Allah´ın Resulü, bu Hudeybiye andlaşması bir fetih midir?" diye soruldu. Peygamberimiz de cevabında: "Evet varlığım elinde olan Allah´a yemin ederim ki, bu bir fetihtir!" buyurdular.

Beyhâki Abdurrahman bin Ebû Leylâ´dan şöyle rivayet eder: "Cenâb-ı Hak, Fetih sûresi´indeki bir âyette:" ve Allah onlara yakın bir fetih daha verdi" buyurmuştur. [89]Bu Hayber´in fethidir. Yine bu sûredeki bir âyetinde: "Size bir başka fetih daha vermiştir ki, henüz sizler ona güç yetiştirmiş değilsiniz" buyurmuştur. [90]Bu da, iran´ın ve Anadolu´nun fethine işarettir."

Buharı, Berâ bir Azib´ten şu haberi nakletmiştir: "Sizler, fetih denilince-sâdece Mekke´nin fethini anlıyorsunuz. Evet Mekke´nin fethi, büyük bir fetihtir. Fakat biz sahâbiler, fetih söz konusu olunca, bununla Hudeybiye günündeki "Rıdvan BîatTni hatırlarız. Biz, bindörtyüz kişilik bir ordu hâlinde Resûîüllah ile birlikte çıkmıştık. Hudeybiye´ye geldiğimiz de, kuyunun suyunun bir damlası kalmaymcaya kadar

çektik. Susuz kalışımız Peygamber (s.a.v.)´e malum olunca, gelip kuyunun kenarında oturdu ve bir miktar su getirilmesini istedi. Suyu getirdiler, Peygamber efendimiz bu su ile abdest aldılar. Sonra mazmaza yapıp duâ buyurdular, sonra bu suyu kuyuya döktüler. Orada bir müddet bekledik. Fazlaca bir vakit geçmedi ki, kuyu feveran edip hepimizin ihtiyacına kâfi gelecek şekilde suyunu kabarttı. Hem kendilerimiz, hem de hayvanlarımız için yetti ve arttı."

Buhâri, Misver bin Mahreme´den ve Meruân bin Hâkem´den rivayet eder. Bu ikisi demiştir ki: "Resûlülîah (s.a.v.), Hudeybiye gününde bin kusur kişi ile yola çıktılar. Zü´l-Huleyfe´ye geldikleri zaman hedy kurbanını taklîd ve iş´âr etti (Harem-i Şerîf için adanmış kurbanlığının gerdanına ip bağladı ve belli olsun diye örkücünün sağ tarafını yararak kanını orada bıraktı) Kurbanlığını bu şekilde işaretledikten sonra, Umre için ihrama girdi. Sonra kureyş hakkında bilgi getirmesi için gözcü gönderdi. Sonra yoluna devam ederek Usfân yanındaki Gadîrul-Eştâd denilen yere geldiğinde, gönderdiği gözcü geri geldi ve dedi ki: "Kureyş büyük bir topluluk hâlinde bir araya gelmiş ayrıca diğer kabilelerden de adamlar toplanmış. Sizin umrenizi engellemek, sizi Mekke´ye sokmamak için harbe hazırlanmış bir vaziyetteler."

Peygamber Efendimiz, bu haberi aldıktan sonra, ashabına hitaben: "Ey nâs, bu husustaki fikrinizi söyleyiniz! Bizi Mekke´den uzaklaştırmak için kararlı görünen bu adamlarla savaşmaya mı karar verelim, yoksa niyet ettiğimiz gibi Umremizin ifâsına yönelip de engel olmaya kalkıştıkları takdirde, biz de onlara karşı mı koyalım?" Açılan bu istişare üzerine Ebû Bekir: "Ey Allah´ın Resulü, madem ki Umre için yola çıktınız, herhangi bir kimseyle savaşmak niyetimiz de yoktur, o halde Umreyi ifâ için teveccüh ediniz, eğer onlar engel olmaya kalkışacak olurlarsa, bu takdirde kendileriyle savaşırız." Peygamberi miz de onun bu konuşması ve fikri üzerine: "Uygundur o halde Allah´ın ismi üzerine yürüyünüz!" buyurdular.

Bir müddet ilerledikten sonra Peygamberimiz" Hâlid bin Velîd, Kureyşe âit atlar içinde gözcülük yapmaktadır. Bunun için sağ tarafı takîb edelim!" buyurdular. Hayli ilerledikten sonra Gudratü´l Ceyş denilen asker geçidinden geçerlerken Halîd kendilerini görmüş oldu ve tehlikeyi haber vermek üzere atına tepinerek Kureyş´e gitti. Peygamber Efendimiz yoluna devamla Seniyye´ye geldiği zaman devesinin çöktüğü görüldü. İnsanlar "Hal, hal!" diye bağırarak deveyi kaldırmak istediler ve "Ey Allah´ın Resulü, deveniz Kusvâ yorulup yılgınlık gösteriyor, yerinden kalkmıyor" dediler. Peygamberimiz de: "Hayır, Kusvâ yılgınlık göstermiyor. Onu Kabe´yi tahribe gelen ashab-ı filin fillerini hapseden hab s etmiş tir. Vallahi onlar benden, içinde Allah´ın şiarlarına hürmet edilen herhangi bir yer isteseler, orasını onlara vermekte hiç tereddüt etmezdim!" buyurdu. Kalkması için devesine ihtarda bulundu, deve de sıçrayarak kalktı. Peygamberimiz de Kureyş´in üzerine sarkacak bir yerde iken, yön değiştirip Hudeybiye´nin tâ ilerisinde çukur bir yere indi. Burada su az idi. İnsanlar ancak az az su alabiliyorlardı. Derken bir damlası kalmayacak şekilde kuyunun suyunu bitirdiler. Susuzluktan dolayı Resûlüllah´a mürâcât ettiler. Efendimiz de bunun üzerine okdanhğından bir ok çıkardı ve bunu kuyuya saplamalarını söyledi. Kuyunun suyu öylesine coştu ki, hepsi kana kana içtiler, hayvanlarım da suladılar. Derken Hudâa´lı Bedîl bin Verkâ yanında kabilesinden bâzı kimselerle birlikte oraya geldi. Dedi ki: "Ben Ka*b bin Luiy ve Amîr bin Luiy´i Hudeyb iye´deki su başlarını tutmuş olarak gördüm. Uzun sürecek bir mukâteleyi göze alarak ve düşünerek geldikleri belli ki, yanlarında sağılır develeri de getirmişler. Sizi Kabe´ye sokmamak üzere savaşmakta kararlı görünüyorlar. Durumu size haber verelim dedik."

Peygamberimiz de buna karşı dediler ki: "Biz kimseyle savaşmak için gelmedik! Biz ancak umre yapmak için geldik. Kureyş´e gelince, Önceki savaşlar onları iyice hırpalamıştır, dolayısiyle savaşmayı göze alabileceklerini sanmıyorum. Eğer dilerlerse kendileriyle bir müddet için anlaşabilirim: Bu müddet zarfında ben İslâm´ı tebliğe davet ederim, İslâm iyice yerleşir ve kabul edilmiş olursa, onlar dahî diledikleri takdirde diğer insanlar gibi İslâm´ı kabul ederler. Aksi halde İslâm´ın istikbâli ile ilgili işlere karışmamış ve zarar görmemiş olurlar. Eğer bana bir müddet tanımazlar ve mutlak suretle karşı koyup engel olmaya kalkışırlarsa; ben de kanımın son damlasına kadar onlarla çarpışırım: Yâ bu uğurda şehîd olurum, yahut da Allah enirini infaz eder!"

Bedîl: "Senin bu söylediklerini gider Kureyş´e tebliğ ederim" dedi ve gidip Kureyş´e: "Biz Muhammed´in yanından geliyoruz. O, bazı şeyler söyledi. Eğer onları size arz etmemi istiyorsanız arzederim" dedi. Ku-reyş´in akılsızlarından bazıları: "Bize Muhammed´den hiç birşey anlatmanı istemiyoruz!" dediler. Bâzı akıllıları ise: "Onun ne dediğini bize arz et!" dediler. Bedîl de kendilerine Hz. Peygamberin söyledikleri ni nakletti. Bu sırada Urve bin Mes´ûd ayağa kalkıp dedi ki: "Ey kavmim, siz ata değilmisiniz? Siz evlâd değil misiniz?" diye ayrı ayrı sordu. Her defasında da Kureyş: "Evet" karşılığını verdi. Urve: "Beni herhangi bir şekilde itham edebilir´ misiniz? dedi. Kureyş: "Hayır" karşılığını verdi. Urve: "Bilmez misin ki, Ukazhlar bana karşı haksızlık ve saygısızlık ettikleri zaman, çoluk çocuğumu alarak oradan uzaklaş tım ve size geldim. Bana itaat edenleri de beraberimde getirdim!" Kureyş: "Evet" dedi. Urve: "Şimdi bu adam size, doğru ve iyi bir teklifte bulunuyor. Siz bu teklifi kabul ediniz ve bırakınız ben gidip kendisiyle konuşayım!" dedi. Kureyş de kendisine: "Peki git, konuş" dedi. Bunun üzerine Urve derhal yola çıkıp Peygamber (s.a.v.)´e geldi ve O´nunla konuşmaya başladı. Peygamberimiz de kendisine, daha evvel Bedil´e söylediklerinin aynısını söyledi. Bu sırada Urve: "Ey Muhammed, eğer sen kavminle savaşa tutuşup onların kökünü kazırsan, hiç duydun mu ki senden evvel Araplardan biri çıkmış da kavminin kökünü kazımış? Hiç bu olur mu? Eğer tersine olursa, yâni onlar sana gelebe çalacak olursa; netice ne olacak? Ben şu anda senin yanındaki adamları da zaten böyle bir çatışma anında soluğu kaçmakta alacak kişiler olarak görüyorum. Bu takdirde yapayalnız kalacaksın." dedi.

Urve´nin bu sözlerini dikkatle dinlemekte olan Ebû Bekir, derhal ona karşılık verdi ve: "Ey Urve! Sen tapınmakta olduğun putunun bıdrmı yala! Sen bizleri kaçacak ve Peygamber´i yanlız bırakacak kimseler mi sandın!" diye haykırdı. Onun bu sözlerine muhatab olan Urve: "Bu kim?" demekten kendisini alamadı. Peygamberimiz de: "Bu, Ebû Bekir´dir" dedi. Urve de: Eğer vaktiyle senden gördüğüm bir iyilik olmasaydı, şimdi sana nasıl cevap verdiğimi görürdün!" diye konuştu ve yine Hz. Peygamber ile konuşmaya başladı. Konuşmasını yaparken Peygamberimizin sakalından tutmaya başladı. Mugîre bin Şu´be ise elinde kılıcı ve başında mihferi ile Peygamberimizin başucunda beklemekte idi. Urve elini yine Hz. Peygamberin sakalına uzatınca, Mugîra elindeki kılıcın kabzası ile onun eline vurdu ve kendisine hitaben: "Ey Urve, elini Peygamberin sakalından çek!" dedi. Urve başım yukarı kaldırıp: "Bu kim?" diye sordu. Dediler ki: "Bu Mugîre bin Şûbe´dir." Bunun üzerine Urve: "Ey haddini bozan vefasız adam, senin vefasızlığının yükünü ben çekmedim mi?" diyerek Mugîre´yi azarlamak istedi. Bunun sebebi ise şuydu: Mugîre, vaktiyle câhiliye devrinde bir topluluğa arkadaşlık etmiş, sonra onları öldürmüş, mallarını da alarak gelip müslüman olmuştu. Bu durumda Peygamber Efendimiz de: "Ey Mugîra: Senin gelip müslüman olmana hiçbir diyeceğim yoktur! Fakat öldürdüğün adamların malları hakkında hiçbir mes´ûliyet kabul edemem" buyurmuştur.

Sonra Urve, Peygamberimizin ashabını süzmeye başladı. Gördü ki, ashabın Hz. Peygamber´e olan hürmeti ve itaati, görülmemiş derecede kuvvetli ve şiddetlidir. Her emir ve işaretini derhal yerine getirmekteler, her bir sözünü tam bir sessizlik ve dikkatle dinlemekte-ler. Hz. Peygamber´e olan saygının büyüklüğünden, başlarını kaldırıp da O´na bakamamaktadırlar. Bu durumu da böylece tesbît eden Urve bin Mes´ûd Kureyş´e döndüğü zaman dedi ki: "Ey kavmim, vallahi ben vaktiyle bâzı hükümdarlara elçi olarak gittim. Iran Şah´ma, Rum Kayser´ine ve Yemen Necâşfsine de gidip gördüm. Vallahi Muhamme-d´in ashabının kendisice olan saygısı kadar kendisine saygı gösterilen bir hüküm...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler
« Posted on: 09 Nisan 2020, 17:14:39 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler rüya tabiri,Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler mekke canlı, Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler kabe canlı yayın, Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler Üç boyutlu kuran oku Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler kuran ı kerim, Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler peygamber kıssaları,Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizeler ilitam ders soruları, Hudeybiye´de Vukua Gelen Ayetler Ve Mucizelerönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &