ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Kutul Kulub > Gusül Abdesti ve Namaz
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gusül Abdesti ve Namaz  (Okunma Sayısı 3296 defa)
08 Ocak 2010, 18:09:56
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 08 Ocak 2010, 18:09:56 »



Gusül Abdesti ve Namaz
Su kabı sağ tarafa konulur, besmele çekilir ve kaba sokulmadan önce avuçlara üç kez su dökülerek eller yıkanır. Sonra tenasül uz­vu yıkanır ve istinca yapılır. Ardından ayaklar dışında namaz ab­desti gibi abdest alınır.

Sonra kaptan avuç dolusu su alınarak uyluğa kadar sağ tarafın önüne ve arkasına dökülür. Bu üç kez yapılır. Aynı şey sol taraf için de üç kez yapılır.

Vücudun ön ve arkası suyla iyice ovalanır. Sonra avuç dolusu su başa dökülür. Saçlar iyice ovulur ve hilallenir. Bu da üç kez yapılır. Saç dipleri de iyice ıslatılır. Sonra biraz eğilerek ayaklar yıkanır. Eğer kapta su varsa, bu da tüm vücuda tepeden boşaltılır. Bu esna­da eller de vücudun ulaşılabilen kesimlerini iyice ovar. Eğer ayak­ların yıkanması Öne alınmışsa ve abdest alınırken ayaklar yıkan-mışsa bunda mahzur olmaz.

Gusülden sonra tekrar abdest almak gerekmez. Gusül esnasın­da, yıkamanın ardından tenasül uzvuna bir daha temas etmemek gerekir. Eğer temas olursa abdesti yeniden almak gerekir.

Gusül abdestinde mazmaza ve istinşakm unutulması halinde kılınacak namaz iade edilmelidir. Eğer bunlar namaz abdesti alır­ken unutulmuşsa namazın iadesi gerekmez.

Kişi gusül abdestinde tüm vücudunu dilediği şekilde, yıkayabi­lir. Tüm vücudu kapsaması şartıyla bu gusül de caizdir. Gusül ab­desti esnasında veya başında abdest almamış kimsenin gusülden sonra tekrar abdest alması daha gtzel olur. Gusül niyetiyle nehre giren kişi de abdestini almış sayılır. Böyle birinin önceden abdest alarak nehre girmesi daha hayırlıdır. Ölünün yıkanması da gusül abdesti gibidir. [3]


İslam´ın İkinci Temeli Namaz:



Namazın farzları, namaza başlamadan önceki ve sonraki farzlar olarak iki kısma ayrılır:

Namaza başlamadan önceki farzlar, şu yedi farzdan ibarettir:


1. Beden temizliği;

2. Elbisenin temizliği;

3.
Mekanın temizliği;

4. Avret mahallinin örtülmesi ki bu mahal göbek altından diz-kapaklarma kadar olan kısımdır.

5. Kıbleye yönelme;

6. Vaktin gelmiş olması;

7. Özür hali dışında ayakta durma. Namazın genelindeki farz­ları on iki farzdan ibarettir.

Allah Resulü (sav) buyurdu ki:
"Namaz, cennetin anahtarı­dır". [4]Yine O´ndan şu hadis rivayet edilmiştir: "Namazın girişi tek­bir, çıkışı selamdır". [5]Namazın on iki farzından ilki niyettir. İkin­cisi ise, iftitah tekbiridir.

Arap dilinde tekbiri ifade edecek ´EfahV vezni dışında hiçbir ke­lime kalıbı mevcut değildir. Bu yüzden de onlar ´Allahü Ekber1 de­mişlerdir. Onlar ´Ekber=En büyük´ anlamında ´Kebir=Çok büyük´ kalıbını kullanmamışlardır. Onlar ´Kebir5 kelimesini (Azim=Ulu´ anlamında kullanmışlardır. Çünkü bu, sonradan Araplaştırılmış yabancı bir kelimedir. Araplar ´Allühü Kebbar=Allah çok büyüktür derler. Ancak bunu da (Ekber=En büyük´ anlamında kullanmamış­lardır. Buradaki ´Ekber tazim gayesi ile yüceltme ihtiva etmekte] dir. İftitah tekbirinden sonra Fatiha suresi okunur

Sureye Besmele ile başlanır. Ardından rüku farzı gelir. Secde de iç huzura erme ve iki secde arasındaki oturum da namazın farzla^ tındandır. Son oturumdaki teşehhüt ve Allah Resulü´ne (sav) salatl ü selam da namazın farzlarındandır.

Son selam da namazın farzlarındandır. Allah Resulü (sav) bu yurdu ki: "Allah Teala, rüku ve secdede sırtını düz tutmayan şeye nazar etmez" [6] Başka bir hadislerinde ise şöyle buyurmakta dır: "Kişi rüku ve secdede sırtını dik tutmadıkça namazı eda olmuâ olmaz". [7] !

Allah Resulü (sav) rüku ve secdesinde sırtını dik tutmayan bil rini görmüştü. Ona ´Namazını iade et, çünkü senin kıldığın namaz olmadı´ buyurdu. Rüku ve secdesinde yine sakin olmadığım gördü ve namazını yeniden kılmasını emir buyurdu. Ardından da o kişiye rüku ve secdede sakin olmayı ve bu ikisinde gereken duruşu öğret­ti ve şöyle buyurdu: "Mafsalların sakinleşip yerli yerince oturacak şekilde eda et" [8]

Huzeyfe (ra) ve İbni Mesud (ra) rüku ve secdesini kemaliyle yapmaksızın namaz kılan bir adam görmüşlerdi. Kendi aralarında şöyle dediler: Eğer bu adam ölürse, Allah Resulü´nün (sav) fıtratın­dan başka bir fıtrat üzere ölmüş olur.

Bunlardan birine dayandırılan hadiste şöyle dediği rivayet edil­miştir
: Aynı kişiye, ´Ne zamandır böyle namaz kılıyorsun?´ diye sor­du. O da, ´Kırk yıldan beri´ dedi. Bunun üzerine şöyle dedi: Sen kırk yıldan beri namaz kılmıyorsun.

Ka´bül Ahbar´dan da şu söz rivayet edilmiştir: Namaz, üç adet üçtebire taksim edilmiştir. İlk üçte biri temizlik, diğer üçte biri rü­ku, son üçte biri ise secdedir. Kim bunlardan birini eksiltirse, diğer üçte birler de kabul edilmez. Bir rivayette de şöyle denilmiştir: Her kimin namazı kabul edilmezse, bütün ibadetleri reddedilir. [9]


Namazın Sünnetleri:



Namazın oniki sünneti vardır: İftitah tekbirinde elleri kaldıran Elleri kaldırmanın şekli, avuçların omuz hizasında başparmakla­rın kulak memelerine, parmakların da kulak çevresine getirilmesi Seklindedir. Elleri bu şekilde kaldırmak, Allah Resulü´nden (sav) ´konuyla ilgili rivayet edilen üç hadis-i şerife uygundur. j Bu hadislerde Allah Resulü´nün (sav) avuçlarım omuz hizasına letirdiği, baş parmaklarını kulak memeleri üzerine koyduğu ve barınaklarını da kulak çevresine getirdiği nakledilmiştir. [10] İftitah tekbirinin telaffuzu Allahü Ekber şeklindedir. Başka şekilde telaf­fuz edilmesi caiz değildir.

Tekbir getirildiği zaman, eller hızla ileri doğru itilmemelidir. Aynı şekilde omuzların ardına doğru da itilmemelidir. Tekbir geti­rildikten sonra eller yavaş ve yumuşak bir hareketle aşağı indiril­melidir.. Tekbir sona ermeden elleri indirmemek gerekir. Tekbirin bitmesinden sonra ellerini kulaklarında durdurmayıp yavaşça gö­bek altında bağlanacak şekilde indirir.

Kıraata başlamadan önce sağ el, sol elin üstüne gelecek şekilde bağlanır. Allah Resulü´nün (sav) bu konudaki sünneti şöyle nakle­dilmiştir: [11] O, tekbir getirdiği zaman, ellerini aşağı salardı. Kıraa­ta başlamak üzere sağ elini sol elinin üstüne koyardı. Ellerin bağ­lanmasında, sağ elin sol el bileğini kavraması gerekir. Eller, göğüs altında bağlanır.

Allah Teala´ya gönülden yönelme (=Teveccüh): Bu meyanda O´nun şu buyruğunu yürekten okur: "Yüzümü bir hanif ve müslü-man olarak gökleri ve yeri Yaratan´a çevirdim. Ben şirk koşanlar­dan değilim". (En´am/79) Ardından da şu ayeti okur: "Namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir. O´nun hiçbir ortağı yoktur. Ve ben müslümanlardan biri olarak bu­nunla emrolundum". (En´am/172) Sonra Sübhaneke21 okunur.

Bu dua ile ilgili muhtelif rivayetler mevcuttur. Cemaat namazı dışında bu rivayetlerin birleştirilerek okunması güzel görülmüştür.

Sübhaneke Allahümme ve bi hantdike ve tebarekesmuke ve te´âla ceddüke vela ilahe ğayrük.

İmam aynı rekatte iki kez sekte yapamayacağı için, teveccüh ba­bında okunması gerekenlerin tamamının okunabilmesi mümkün olmayacaktır. Bu durumda sadece Sübhaneke´yi ve imam sessiz kı­raat ediyorsa Fatiha suresini okumakla yetinmelidir.

İmamın sesli kıraati esnasında Fatiha ve ayet okumaktan, rü ´ ku, secde ve secdeden başı kaldırmada imamdan önce hareket et inekten kesinlikle s akınımı alıdır.

Kıraate başlamadan önce istiazede bulunmak (=euzü besmele çekmek) de sünnettir. Fatiha´dan sonra Kur´an-ı Kerim´den bir su­re veya herhangi bir sureden üç ayet okumak da namazın sünnet­lerinden dir.

Allah Resulü (sav) böyle yapmış ve ashabına da bunu emret­miştir. Rüku´ya eğilmeden önce elleri kaldırarak tekbir getirmek de namazın sünnetlerindendir. Rükuda tesbihatta bulunmak sün­nettir.

Bu tesbihat, üçten az olmamak üzere, yedi veya on kez olabilir. Üç rakamı için, kemaliyetin en alt sınırıdır, denilmiştir. Çünkü teş­bihin kemaliyeti, on defa yapılmasmdadır.

Yüce Allah buyurdu ki
: "Onlar tam ondur". (Bakara/196) Bu üç teşbih, eller dizlerin üzerine konulduktan sonra ve onları kaldır­madan önce yapılmalıdır. Aksi takdirde, nizami olarak tek bir tei bih okunmuş olur. İlk teşbih ve son teşbih eğilirken ve kalkarken eda edilmiş olur. Bu ise mekruh görülmüştür.

Rükuda parmakları ayırarak dizleri tamamen kavramak gerkir. Baş ne kaldırılmalı, ne de aşağı salmmalı, aksine sırt ile aynı hizada tutulmalıdır. Baş, rüku esnasında ne aşağı eğilmiş, ne de yukarı kaldırılmış gibi durmamalıdır.

Rükudan kalkılırken ´Semi´Allahü limen hamiden´ sözüyle birlik­te ellerin kaldırılması ve ´Allahümme Rabbena lekel hamd Imil´es sejnavati uel arz ve ma beynehüma ve mil´e ma şi´te min şey´in´ denil­mesi de sünnettir.

Secde esnasında yapılan tesbihat da sünnettir. Bu teşbihlerin sayısı da on, yedi veya üç olabilir. Bunların asgarisi olan üç teşbih, alın yere kapandıktan sonra ve yerden kaldırılmadan önce yapıl­malıdır. Aksi takdirde tek teşbih eda edilmiş olur, ilki alın yere ko nurken, sonuncusu da alın kaldırılırken yapılmış olur.

Tesbihatm...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Gusül Abdesti ve Namaz
« Posted on: 19 Kasım 2019, 06:26:20 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Gusül Abdesti ve Namaz rüya tabiri,Gusül Abdesti ve Namaz mekke canlı, Gusül Abdesti ve Namaz kabe canlı yayın, Gusül Abdesti ve Namaz Üç boyutlu kuran oku Gusül Abdesti ve Namaz kuran ı kerim, Gusül Abdesti ve Namaz peygamber kıssaları,Gusül Abdesti ve Namaz ilitam ders soruları, Gusül Abdesti ve Namazönlisans arapça,
Logged
08 Ocak 2010, 18:26:17
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #1 : 08 Ocak 2010, 18:26:17 »

Namazın Faziletleri Ve Adabı:



Burada, namazın fazilet ve adabı ile, buna uygun namaz kılanların durumlarını ve huşu ehlinin namazlarım anlatacağız. Yüce Allah buyurdu ki: "Benim zikrim için namaz kıl". (Taha/14); "Sakın gafil­lerden olma"[18]. (A´raf/205); "Sarhoş iken namaza yaklaşmayın ki ne söylediğinizi bilesiniz". (Nisa/43) Bu ayette geçen ´sükâra=sarhoş­lar ifadesiyle, dünya sevgisinden ve onunla ilgilenmekten sarhoş olanların kasdedildiği söylenmiştir. Allah Teala buyurdu ki:"O kim­seler ki onlar namazları üzerinde devamlıdırlar". (Mearic/23)

Allah Resulü (sav) de buyurdu ki:
"Her kim iki rekat namaz kı­lar ve o esnada dünyevi bir hususla ilgili olarak nefsiyle konuşmaz­sa, geçmiş günahları bağışlanır". [19] Yine O, şöyle buyurmuştur: "Namaz ancak, çaresizlik, tevazu, yakarış, günahlardan pişmanlık, Allah´a muhtaciyet şuuru ve ellerinizi kaldırarak şöyle demenizdir: Allahım, her kim böyle yapmazsa o namaz kusurludur". [20]

Önceki semavi kitaplarda Yüce Allah´ın şöyle buyurduğu riva­yet edilmiştir: "Ben, her namaz kılanın namazını kabul etmem.

Ben ancak azametim karşısında tevazu gösteren, Bana karşı kibir­lenmeyen ve karnı aç yoksulları Benim için doyuran kimsenin na­mazını kabul ederim".

Namaza yönelirken sağında solunda kimlerin bulunduğunu bil­meyerek yalnız Zat-ı İlahi´nin huzurunda olduğunu hisseden kim­selerden olmalıdır. Muhakkak ki bu, kıyamın güzelliğindendir. Ba­zı müfessirler, Allah Teala´nın "Onlar namazlarında huşu sahibi­dirler". (Müminun/2) buyruğunun tefsirini bu şekilde yapmışlardır.

Bu babda Said b. Cübeyr´den şu söz rivayet edilmiştir: İbni Ab-bas´ın (ra) aşağıdaki sözünü duyduğum kırk yıldan beri namazda sağımda solumda kimin olduğuna baknıamışımdır. O şöyle demiş­ti: "Namazda huşu, namaz kılanın sağında solunda kimin olduğu­nu dahi bilmemesidir".

Bişr b. el-Hars da Süfyan´m (ra) şöyle dediğini nakletmiştir: Huşu göstermeyen kimsenin namazı fasit olmuştur. Muaz b. Ce-bel´den de (ra) şu söz rivayet edilmiştir: "Namazda sağında solun­da kimin olduğunu isteyerek öğrenen kimsenin namazı boşa git­miştir". Bu rivayet, İsmail b. Ebi Ziyad tarafından Bişr b. el-Hars ve başka ravüere isnad edilmiştir.

Süfyan-ı Sevri´den şu söz rivayet edilmiştir: "Her kim namaz es­nasında duvarda veya seccadede yazılı bir kelimeyi okursa onun namazı boşa gitmiştir". Bişr dedi ki: O, bununla şunu kasdetmiştir ki yazılı birşeyi okumak, namaz esnasında başka bir işle uğraş­maktır.

Namazda devamlılığın şartı ise, onda sükuneti muhafaza edip başka birşeyle iştigal etmemektir. Allah Teala´nın "O kimseler ki onlar namazları üzerinde devamlıdırlar". (Mearic/23) buyruğu da bu yönde tefsir edilmiştir. Ayette geçen devamlılık, sükun bulma ve itmi´nan olarak tefsir edilmiştir.

Arap dilinde, ´devamlı su1 ifadesi de, yatağında sükunet içinde akan su için kullanılmıştır. Sahabeden bir zat şöyle demiştir: İn­sanlar Kıyamet günü, namazdaki itmi´nan ve sükunet gibi duruş­ları üzere hasredilirler.

Namazdan lezzet ve tat almak gerekir. Kalp, namaz esnasında kavramaya yönelmeli ve tevazu için de huşu göstermelidir. Bütün uzuvlar Allah korkusu karşısında sükunete boğulmaiıdır.

Kıraati, tertil üzere yapmalı, okunan İlahi Kelam´m manaları üzerinde tefekkür edilmelidir. Kafalarda Allah Teala´ya muhtaç oluşun güzelliği yeretmelidir. O´nun muradına uygun olmaya çalı­şılmalıdır. O´nun Kitabı´nda gizlediği sırlara muttali olabilmek için talebkâr olunmalıdır.

Namaz esnasında Kur´an-ı Kerim´i okurken bir rahmet ayetiyle karşılaştığında onu arzulaman ve istemeli, bir azap ayetiyle karşı­laştığında ise korkup Allah´a sığınmalıdır. Teşbih ve ta´zime dair bir ayete rastladığında hamd, teşbih ve tazimde bulunmalıdır. Bu­nu diliyle söylemesinde de bir mahzur yoktur. Eğer kalbinde tutar ve kaygısını ona yönlendirirse, o zaman da kalbi diline vekalet et­miş olur.

Kulun fakirlik ve muhtaciyeti, istek ve niyazının sonsuzluğunu muciptir. Allah Teala´nın şu ayetinin iki farklı tefsirinden biri bu manadadır: "Kendilerine verdiğimiz Kitab´ı hakkıyla okuyanlar, iş­te onlar ona iman ederler". (Bakara/121)

Hakiki müminlerin, Kur´an tilaveti hakkında sahip olmaları ge­reken sıfat işte budur. Kulun kalbi, namazın rükünlerinden birinin sıfatı üzere olmalıdır. Kaygı ve tasası ise, yakarışın bütün manala­rına bağlı kalmalıdır.

O, ´Allahü Ekber5 dediği zaman, O´nun diğer bütün varlıklardan büyük olduğunu bilir. O´nun küçüklerden daha büyük olduğunu de­ğil, büyüklerin en büyüğü olduğunu kasdeder.

Kulun bütün kaygısı herşeyin sahibi ve ulular ulusu olan Hak Teala olunca, Allah´ı zikretmek de onun kalbinde en büyük yeri kaplar. Çünkü kalbi, Rabbi´nin "Allah´ın zikri hiç kuşkusuz en bü­yüktür" (Ankebut/45) buyruğuna muvafakat eder.

Dili de Ekber Teala´nm müşahedesinde kalbine muvafakat eder. O´nun kelamını bu sıfatla okur ve basiretle bakar. Allah Teala "Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?" (Beled/8) ayetinde, basiret gözünü dilin önüne koymuştur. Allah Teala dili öne geçir­memekte, görme duyusunu sonraya bırakmakta, böylelikle kulun niyeti sözüne mutabık olmaktadır.

Böyle yapan kul, içinde yaşadığı anda söylediği ile amel eder ol­maktadır. Bu, kulun uyarı ve aleyhinde delil olmak üzere emrolun-duğu bir mesuliyettir. ´Allahü Ekber=Allah en büyüktür diyen kul,

bunu söylerken başka birinin sözünü nakletmemekte, başka birin­den haber vermemektedir. Aksine o, bunu söylerken şehadeti üe varolan mananın hakikatine ermiş bir haldedir. Bu, marifet ehline göre vaciptir. Zira iman, her hususta söz ve ameldir.

´Allahü Ekber´ dediğiniz zaman, söze uygun amel, Allah Tea-la´nın kalbinizde herşeyden daha büyük olmasıdır. Bu, ahdi gözet­menin gereklerindendir. Böylelikle de, Allah Teala´nm şu buyru-ğundaki övgü ve senaya mazhar olunabilir: "Ve o kimseler ki onlar, emanetlere ve ahitlerine riayetkardırlar". (Müminun/8)

Ahit, dille verdiğiniz söz, riayet ise, kalp ile vefa göstermektir. Böylelikle Allah Teala´nm "Her kim Allah´a verdiği ahde vefa göste­rirse, Allah da kendisine çok büyük bir ecir verecektir" (Feth/10) buyruğundaki büyük ecir hakedilmiş olur.

´Allahü Ekber derken, küçük dünya kralları kişinin kalbinde yüceler yücesi Allah Teala´dan daha büyük bir yere sahip oluyorsa, o kişi tekbir cümlesiyle amel etmemiş sayılır. İmanın hakikati de bu değildir. Çünkü o, söz ile ameli birbirine uygun kılmamıştır. O, sadece diliyle birşey söylemiştir.

Söz ile amelin birlikteliği, ancak ahiret müşahedesine sahip olanlar için geçerlidir. Ahiret onların gözlerinin nurudur. Yüce Allah buyurdu ki:"Sizin yanmızdakiler -dünya- fanidir. Allah´ın katındaki -ahiret- ise bakidir". (Nâhl/96) Yine O (sav), şöyle buyurmuştur: "Mutluluğum namazda kılınmıştır".[21] Çünkü namaz kılan kişi, Rab-bi´nin huzurundadır. Kulundan rızasını da namazda kılmıştır.

Yüce Allah buyurdu ki: "Muhakkak Allah´ın zikri en büyüktür". (Ankebut/45) Çünkü zikne konu olan Hak Teala en büyük ve en yü­cedir. Allah Teala, namaz ile, zikrullah´m murad edildiğini de şu ayet-i kerimede haber vermektedir: "Benim zikrim için namaz kıl". (Taha/14)

Allah Resulü´nden de (sav) bu manada şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:
"Namazın farz kılınması, hac ve tavafın emredilmesi ve hac menasikinin iş´arı ancak zikrullah´ı ikame etmek içindir", (in-nema furidetis salat üş´irat menasik) Kalbinizde zikredilmesi gere­ken Hak Teala olmadığı zaman O´nu zikretmek için kılman nama­zın ne kıymeti olabilir?

Allah Resulü (sav) Enes b, Malik´e (ra) şöyle buyurmuştur: "Na­maz kıldığın zaman, nefse, hevaya ve hayata veda ettirecek ve Mevla´ya yönelecek şekilde kıl". [22] Yüce Allah buyurdu ki: "Ey in­san! Sen Rabbine varıncaya kadar kadar çalışıp çırpınmadasın". (İnşikak/6); "Allah´tan korkun ve O´nu kavuşacağınızı bilin". (Ba­kara/223).

Allah Resulü (sav) de buyurdu ki:
"Benim mutluluğum namaz­da kılınmıştır [23] O, namaz esnasında ´Ekber Teala´yı görmekte ve ve gözleri O´nunla huzur bulmaktaydı.

Ali ah Resulü (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlar­dır: "Her kimin namazı kendisini fuhuş ve kötülükten uzaklaştır-mıyorsa, Allah Teala´dan daha fazla uzaklaşmasından başka bir

işe yaramaz".

Bu babda başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Her kim yalancı şahitliği ve emanetlere ihaneti terket-mezse, (şunu bilsin ki) Allah Teala onun (oruç tutarak) yeme ve iç­meyi terketmesine muhtaç değildir". Buna göre namaz ve oruçtan yegâne maksadın günahlardan uzaklaşmak olduğu ortaya çık-maktadm

Namaz kılmanın ve onu kemale erdirmenin gereklerinden biri de vakit girmeden önce abdest almaktır. Böylelikle namaz vakti gir­diğinde namazdan başka bir işle meşgul olması gerekmeyecektir. Bu esnada bütün kalbi, kafası ve tasası Rabbi olmalıdır. Rabbi, kal­binde olmalıdır. Kelamı ile O´na nazar etmeli ve Hitabı ile O´nunla konuşmalıdır. Yakarışı ile O´nu düşünmeli, sıfatları ile O´nu tanı­maya çalışmalıdır.

Şüphesiz konuşulan her kelime, O´nun isimlerinden, sıfatların­dan, ahlakından, hükümlerinden, iradesinden veya fiillerinden bi­rinin manasını muhtevidir. Çünkü Kelam, sıfatların manalarını bi­ze bildirir ve sıfat sahibine delalet eder.

Hitab-ı Hahi´nin her kelimesinde farklı on yöne giden manalar gizlidir. Arifler i...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
08 Ocak 2010, 18:33:48
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #2 : 08 Ocak 2010, 18:33:48 »

Bir rivayette Ammar b. Yasir´le (ra) ilgili şu hadise nakledilmiş­tir: Ammar (ra), bir namaz kılmış ve namazda acele etmişti. Ken­disine, ´Ey Ebu Yakzan, çabucak kıldın´ denildi. O da, ´Namazdan herhangi bir şeyi eksilttiğimi gördünüz mü?´ diye karşılık verdi.

Onlar, ´Hayır deyince şöyle dedi
: Acele ederek şeytanın hataya ketmesini önledim.

Çünkü Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştu:
"Kul namaz î olar ama bu namazın sevabından kendisine ne üçte biri, ne yarış ne çeyreği, ne beşte biri, ne altıda biri, ne de onda biri yazılır. Kul için yazılan sevab, namazda aklı ile idrak ettiği kısmıdır".

Abdülvahid b. Zeyd bunun icmaya konu bir husus olduğunu bil­dirmiştir. O bu konuda şöyle demiştir: Ulema, şu husus üzerinde ic-ma etmiştirler ki kul için kıldığı namazda ancak aklıyla idrak etti­ği kadarı vardır. Hasan el-Basri (ra) şunu söylemiştir: Kalbinizin hazır bulunmadığı her namaz, sevaptan çok azaba daha yakındır.

Denildi ki:
Allah Resulü´nün (sav) ashabından ve aralarında Zü-beyr (ra) ve Talha´nın (ra) da bulunduğu zatlar, namazlarını hızlı

kılarlardı. Bu durum kendilerine sorulduğunda ise şu cevabı verir­lerdi: Biz böyle yaparak şeytanın vesvesesinin önüne geçmek iste­mekteyiz. Ömer (ra) da minberden hitap ederek şöyle demiştir: Öy­le insan vardır ki yanakları İslam üzere yaşlanır da Allah Teala için tek bir namazı kamil anlamıyla kılmamış olur. ´Bu nasıl olur?´ diye sorulunca şöyle karşılık verdi: Kıldığı namazda Allah Teala´ya karşı huşu, tevazu ve ikbalini yeterince ortaya koymamakla olur.

Yüce Allah buyurdu ki:
"Kİm Allah´tan daha doğru sözlüdür ". (Nisa/87): "Sarhoş iken namaza yaklaşmayın, ta ki ne söylediğinizi bilesiniz". (Nisa/43) Allah Resulü (sav) buyurdu ki: "Kimin kaygıla­rı değişik yerlere kayar ve Allah Teala´nın namazın hangi vadisin­de olduğunu umursamazsa helak olur" [29]

Ebu´l-Aliye´ye "Ki onlar kıldıkları namazdan habersizdirler" (Ma´un/5) ayetinin tefsiri sorulduğunda şu karşılığı vermiştir
: Bun­lar, namazlarından habersiz oldukları için tek mi çift mi rekat kıl­dıklarını bilmeyen kimselerdir.

Aynı ayet Hasan el-BasriJye (ra) sorulduğunda, o da şöyle bir açıklama yapmıştır
: Bunlarla kasdedilen; amaz vaktinden habersiz oldukları için, namazı kaçıran kimselerdir. Bunlar namazı terket-selerdi inkar etmiş olacaklardı. Oysa onlar dalgınlıkları sebebiylej vakti kaçıranlardır

Seleften bir zat ise aynı konuda şöyle demiştir: Bu, öyle bir kim­se için geçerlidir ki namazı vaktin başında cemaatla kıldığında bu­na sevinmez, vakti çıktıktan sonra kıldığında ise buna üzülmez. Başka bir zat ise bu ayetin, vaktinde namaz kılmanın sevap, son­radan kılmanın günah olduğuna inanmayanlar için geçerli olduğu­nu söylemiştir.

Denildi ki: Beş vakit namaz birbirlerine katılarak kul için ka­mil manada tek bir namaz çıkarılabilir. Başka bir yerde ise şöyle denilmiştir: insanlar içinde öyle kimseler vardır ki onların kıldığı elli namazdan kamil manada beş namaz çıkar. Allah Teala, kulun­dan farz kıldığı namazları olduğu gibi isteyecek olmadığı takdirde bunları nafile ibadetlerinden tamamlayacaktır.

Çünkü O, kuluna ancak takati kadarını farz kılmıştır. O, rahme­ti gereği gücünün yetmeyeceği şeyleri farz kılmanııştır. İsa´nın (as) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah Teala buyurdu ki: Kulum, farzj larla Benim azabımdan kurtulur ve nafilelerle de Bana yaklaşır". ! Benzer manada bir hadis de Allah Resulü´nden (sav) rivayet edilmiştir: "Allah Teala buyurdu ki: Kulum Benim cezamdan ancak ona farz kıldıklarımı eda ederek kurtulabilir". Açıklayıcı bir rivav yette ise şöyle denilmektedir:

Kulun hesaba çekileceği ilk husus namazdır. Eğer bunlar tam bulunursa diğer hesaba geçilir. Aksi takdirde ise şöyle buyurur!: Kulumun nafileleri var mı bakın. Farzlarının eksiğini nafîleleriyle tamamlayalım. Namazdan sonra gelen her farizada böyle yapılır. Görüldüğü gibi her farzın eksiği kendi cinsinden nafile ibadetlerle tamamlanır. Farzlarda olduğu gibi nafile ibadetlerinde de kusur ve hatalar bulunan kimsenin hesap günündeki hali ne kadar da endi­şe vericidir!

ibni Abbas (ra ) "Gerçekten insan, Rabbi´nin emrettiğim yerine Bize gücümüzün yetmeyeceğini yükleme". (Bakara/286) Bu meselede birtakım ihtilaf ve şüpheler mevcuttur. Bunlar arasında doğru olanı şudur ki Allah Teala, özellikle de müminlere güçlerinin yetmeyeceği hiçbir şeyi yüklemez.

Bu, Allah Teala´nın lütuf ve nimetinin bir tecellisi olarak onla­ra mahsus kılınmış bir lütuftur. Allah Teala bu özellikle onları in­kar edenlere tercih etmiştir. O´nun kullarından bir kısmını diğerle­rine üstün kılma hakkı vardır. Çünkü lütuf O´nun elindedir ve onu dilediğine verir. "(Allattım) Bize gücümüzün yetmeyeceğini yükle­me". (Bakara/286) ayetinin delaletinden anlaşılan da budur.

Allah Teala, adalet ve hikmetinin gereği olarak inkar edenlere güçlerinin yetmeyeceği şeyleri yükleyebilir. Buna delil olarakta şu ayet-i kerime zikredilmiştir: "Rabbinin kelimesi sıdk ve adalet ola­rak tamama ermiştir. Rabbinin kelimesini değiştirecek yoktur". (En´am/106) Buradaki sıdk müminler, adalet ise inkâr edenler içmdir.

Allah Teala, Yusufun (ra) kardeşlerinun dilinden şunu haber vermektedir:
"Allah´a andolsun ki O, seni bize tercih etmiştir". (Yu­suf/) Görüldüğü gibi bu ayet, Allah Teala´mn insanlardan bir kısmı­nı diğerlerinden üstün tutabileceğinin delilidir. Bunu doğrulayıcı nitelikte görüşler de, aşağıdaki ayet-i kerimenin tefsirini yapan îb-ni Abbas´tan (ra) nakledilmiştir.

Bu görüşleri İsmail, Cüveybir´den, o Dahhak´tan, o da İbni Ab­bas´tan rivayet etmiştir. Allah Teala buyurdu ki: "Ve o kimseler ki iman eder, salih amel işlerler. Biz hiçbir nefse takati olmayanı yük­lemeyiz". (A´raf/42) Yani ancak takatinin yettiği ameller yüklenir. Allah Teala müminlere, güçlerinin yeteceği amelleri farz kılmıştır. O, onlara güçlerinin yetmeyeceği amelleri farz kılmamıştır. Bu îb-ni Mesud´un (ra) müminlerin bu özellikle tahsislerine dair söyledi­ğinin aynen nakli olup yukarıda da zikretmiştik.

İbni Mesud (ra), bu meselede kalpleri eğrilerek tevil yoluna sap­mak isteyenlere şunu söylemektedir:


Allah Teala´mn kullarına güçlerinin yetmediği şeyleri yükledi­ğinde, onlar bunlara ancak Allah´ın verdiği güçle muktedir olurlar. Kul, hareket ve sükununda O´ndan müstağni olamaz. Çünkü O´nun dilemesi olmadıkça kendisinin dilemesi olamaz. O´nun tevfi-ki olmadıkça istitaatı yani güç yitirmesi de sözkonusu olamaz. Güç de hareket verme de O´nunladır.

Allah Teala´mn kafirlerin vasıflarıyla ilgili şu buyruğunu işit­mez misiniz? "Onlar işitemezlerdi ve göremezlerdi". (Hud/20); "On­ların işitme güçleri yoktu". Buna güç yitiren hakkında da şöyle buyurmuştur: "Ben ancak İslah isterim. Muvaffakiyetim ancak Allah sayesindedir ve O´na tevekkül ettim". (Hud/88)

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: "Kim emredildiği gibi namaz kı­larsa geçmiş günahları bağışlanır". Kudsi bir hadiste de Allah Tea­la´mn şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ben her namaz kılanın namazını kabul etmem. Ancak yüceliğim karşısında tevazu göste­ren, celalim karşısında kalbi titreyen, haramlarımdan arzularını uzaklaştıran, gecesi ve gündüzünü zikrime ayıran, Bana isyanda ısrar etmeyen, yarattıklarıma karşı kibirlenmeyen, rızam için zayı­fa merhamet eden ve yoksulu teselli eden kimsenin namazını ka­bul eder, onun için cehaleti hoşgörü ve karanlığı nur kılarım.

0 Bana dua eder, Ben ona icabet ederim, Ben´den ister ona vertrim. Üstüme yemin eder, yeminin yerine getirtirim, onu kuvve­timle korur ve meleklere karşı onunla övünürüm. Onun katımdaki nuru dünya sakinleri üzerine taksim edilse onlara çok bile gelir. O, Firdevs cennetine benzer, ne meyvesi bozulur, ne de hali değişir".

Namazla ilgili bir rivayette şöyle denilmektedir
: Gece namaza kalkan niceleri vardır ki, onların nasibi uykusuzluk ve yorgunluk^ tan başka birşey değildir. Bir imamın ardında namaz kılıp onun ne okuduğunu bilmeyen kişi, sehiv ve dalgınlığın zirvesindedir. O, imamı dinleme emrini terketmiştir. Böyle biri açısından rahmet-i ilahiden uzaklaşma endişesi mevcutturÇünkü Allah Teala rahme-itini iki şarta bağlamıştır: İlki dinlemek, ikincisi susmaktır.

Yüce Allah her iki manayla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
ı´ıKur´an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun, umulur ki merha­met olunasmız". (A´raG´204); "Kur´an´ın okunuşunda hazır bulunun-jca birbirlerine ´Susun!´ dediler". (Ahkaff29)

Konuyla ilgili rivayet edilen bir hadis şöyledir: Allah Resulü , (sav), ashabına namaz kıldırmış ve kıraat esnasında bir ayeti oku­mamıştı. Namaz bittikten sonra sahabeye dönerek (Ben ne oku­dum?´ diye sordu. Sükut ettiler, Übeyy b. Ka´b´a (ra) sordu. Ö da, ,´Şu sureyi okudunuz ve falan ayeti atladınız. O ayetin neshedilip edilmediğini bilmiyorum´ dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) ´Sen namaz ehlindensin ey Übeyy´ dedi. Sonra diğerlerine dönerek şöyle buyurdu: Namaza gelip saflarını tamamlayan ve içlerin...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
26 Ocak 2015, 00:40:36
Yunus Emre

Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 499



« Yanıtla #3 : 26 Ocak 2015, 00:40:36 »

namaz Allah la kurulan bir baglantidir bence namazien guzel ve en temiz kiyafetlerimiz ile ve temiz bir sekilde kilmaliyiz Allah raziolsun
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Her Anımızda Allah için Niyet Edelim ( Allah için )  Yerken , İçerken , Giyerken , Çıkarırken , Gezerken , Dinlenirken Bakarken , Duyarken , Yatarken , Kalkarken , Otururken , Okurken , Yazarken ve daha nicesinde... ( Allah için ) Niyet Edelim.
26 Ocak 2015, 00:51:54
Pelinay
Bölüm Görevlisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.696


« Yanıtla #4 : 26 Ocak 2015, 00:51:54 »

Bir rivayette Ammar b. Yasir´le (ra) ilgili şu hadise nakledilmiş­tir: Ammar (ra), bir namaz kılmış ve namazda acele etmişti. Ken­disine, ´Ey Ebu Yakzan, çabucak kıldın´ denildi. O da, ´Namazdan herhangi bir şeyi eksilttiğimi gördünüz mü?´ diye karşılık verdi.

Onlar, ´Hayır deyince şöyle dedi: Acele ederek şeytanın hataya ketmesini önledim.

Çünkü Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştu: "Kul namaz î olar ama bu namazın sevabından kendisine ne üçte biri, ne yarış ne çeyreği, ne beşte biri, ne altıda biri, ne de onda biri yazılır. Kul için yazılan sevab, namazda aklı ile idrak ettiği kısmıdır".


Allah razı olsun.namaz  farzları,sünnetleri,adapları ile çok güzel ele alınmış.
Rabbim ayeti kerimede buyurduğu gibi; "namazlarımızı dosdoğru" kılabilmeyi nasip eylesin inşAllah her daim.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &