ilim ,ilitam ,arapça klavye, dhbt ,hadis > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Kuranı Kerim > Kuranda İnsan Psikolojisi > Nefs Ruh İlişkisi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nefs Ruh İlişkisi  (Okunma Sayısı 1871 defa)
18 Eylül 2011, 14:01:21
müzzemmil

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 375


« : 18 Eylül 2011, 14:01:21 »



Nefs-Ruh İlişkisi

Sözlük'te "Nefs'e hayat veren şey, Nefs, Kur'an, vahiy, Rûhu'1-Emîn ve Rûhu'1-Kuds: Cebrail (a.s.)" gibi anlamlara gelen [287] ve eski Arap şi­irinde de "hafif esinti ve rüzgâr" gibi mânâlar ifade eden [288] Ruh ile Nefs terimlerinin aynı mı, yoksa farklı şeyler mi olduğu hususu üzerin­de tartışılan konulardan biridir.
"Dilcilerden, Nefs ile Ruh'u aynı kabul edenler vardır. Bunlar, Nefs'in müennes, Ruh'un da müzekker oluşundan başka, aralarında bir fark görmezler.
Bunların dışındaki Dil bilginleri de şöyle derler:
"Ruh hayatın ken­disine bağlı olduğu şey, Nefs de aklın bağlı olduğu şeydir. Kişi uyudu­ğunda onun nefsi alınır ama ruhu alınmaz. Ruh ölüm anından başka bir zamanda alınmaz." [289]
"Hayatın nefsi ruhtur, insanın hareket etmesi ve büyüyüp gelişmesi de onunla gerçekleşir." [290] diyenler de vardır.                                 
Sadece gözüyle gördüğü ve beş duyu ile kavrayabildiğinden başka herhangi bir varlık tanımadıklarını söyleyen ve fizikötesi varlıkları tü­müyle reddeden Materyalistler (Dehriyyûn) Allah'ı ve ruhu, deney ala­nına girmediği için inkâr ederler. [291] Bunlar, insanı yalnızca maddî bir varlık olarak ele alır, herşeyi maddî sebeplerle açıklamaya çalışırlar. Maddeci görüşü benimsemiş olanlara göre bu âlem sadece maddeden ibaret olup, burada ruha yer yoktur. Yani ruh diye birşey yoktur. [292]
Ruhu yok sayanları bir kenara bırakacak olursak, ruhun varlığını kabul edenlerin de birbirinden çok farklı gruplara ayrıldıklarını görü­rüz.
Bunlardan bir bölümü, ruhun var olabilmesi ve varlığını hissettir­mesi için bedenin varlığını zorunlu görerek, bedenin ölümünden sonra ruhun varlığını ve yaşantısını sürdüremeyeceğini savunmaktadırlar. Ruhun "kokma ve çürümeden uzak saf kan" ve "tabiî sıcaklık" olduğu­nu ileri sürerek ruhu hayattan ibaret sayan Tabiatçılar (Natüralistler) [293], doğrudan doğruya deneyle elde edilemeyen her türlü bilgiyi teolojik veya metafizik, hayal mahsulü sayan hemen hemen tüm Pozitivistler [294] ve bunların etkisi altında kalan düşünürler ruhun bekâsını kabul etmemişlerdir. Ölümle herşeyin bittiğine inanan bu fikir sahiple­rine göre ölümden sonrası sırf yokluktur.[295]
Ruhun hakikatinin ve mâhiyetinin ne olduğu konusunda görüş bil­diren bilginleri, temelde, ruhun tecerrûdünü (soyut bir varlık olduğu­nu) kabul etmeyip somut olduğunu söyleyenler ve ruhun soyut bir var­lık olduğunu söyleyenler olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.
Ruhun tecerrûdünü (soyutluğunu) kabul etmeyip, onun somut ol­duğunu savunanlardan, ruhun bir "atom" olduğunu; "bedende dolaşan, ayrışmayan ve bozulmayan cisimlerden" [296] ibaret olduğunu; onun kalpte, dimağda ve ciğerde olmak üzere üç kuvvet" [297] olduğunu; ru­hun "rûh-u hayvanı, rûh-u tabiî ve rüh-u insanîden oluşan bir toplam" olduğunu; "İnsanın sadece bedenden ibaret olup bunun ötesinde birşey olmadığını", dolayısıyla ruhun bedenden ibaret olduğunu; ruhun "sı­caklık, soğukluk, yaşlık ve kuruluktan oluşan dört unsurun dengeli bir şekilde bileşiminden" ibaret olduğunu; onun "saf kan" olduğunu; ru­hun "havadan, yani soluktan" ibarei olduğunu ileri sürenler olmakla birlikte ruha ilişkin söylenenlerin en iyisi olan görüş şudur:     
"Ruh mâhiyet itibariyle beden denen özel cesede benzemeyen ve gülsuyunun gülde, zeytinyağının zeytin tanesinde ve ateşin köz halin­deki kömürde yayıldığı gibi, bedene yayılan ve hayatla bizzat vasıfla­nan, nurânî, ulvî, hareket ettirici, latîf ve şeffaf bir cisimden ibarettir. Çözülme ve parçalara ayrılmayı kabul etmez. Beden ruhla birleşmeye elverişli olduğu sürece onunla birleşir, ona hayat verir. Bu denge bozul­duğu zaman da hayat kesilir ve ölüm meydana gelir, yani ruh bedeni terk eder." [298]
Ruhun soyut bir kavram olduğunu söyleyenler ise, onun doğrudan doğruya kalple ve kalp aracılığıyla da bedenle ilgisinin olduğunu söyle­mektedirler. [299]
İlk dönem İslâm âlimleri, ruhu, insan şeklinde, cismânî bir varlık olarak düşünmüşlerdir. Örneğin Abdullah b. Abbas'ın (V. 68 H./687 M.)' "Ruh, şekilleri insanoğlunun şeklinde olan, Allah'ın yarattığı mah­lûklardan biridir. Gökten inen her melek mutlaka beraberinde bir ruhla iner" [300] dediği rivayet edilmiştir.
Ebu Salih: "Ruh, insanlardan olmadığı halde, insan şeklinde olan bir varlıktır" demiştir. [301]
Mücâhid (V. 100 H./718 M,) ise:
Ruh, meleklerden olmadığı halde, insan şeklinde, eli, ayağı ve başı bulunan, yemek yiyen bir yaratıktır" demiştir.[302]
Gazzâlî ise Aristo gibi [303] ruhun soyut olduğuna, cismânî olmadığı­na, araz olmayıp manevî bir cevher ve a'yan olduğuna kanaat getirmiştir. [304]
Gazzâlî'ye göre ruh iki ayrı mânâya gelir:
Birincisi: Kaynağı, cismânî kalbin boşluğunda bulunan latîf bir ci­simdir ve damarlar aracılığıyla bedenin her yanına yayılır. Görmek, ko­ku almak, işitmek, v.b. duyularla hayat nurunun organlara akması, odanın köşelerinde dolaştırılan lâmbadaki ışığın o köşeleri aydınlatmasına benzer. Tıp bilginleri "ruh" dedikleri zaman bu mânâyı kastederler ki; kalp hararetinin yaktığı latîf bir "buhar" demektir.
İkinci mânâ: Ruh, insanın görülmeyan, idrak edici ve bilici olan bir parçasıdır. Gazzâlfnin "ruh" sözcüğüyle kastettiği asıl mânâ, bu ikinci mânâdır. [305]
Gazzâlî'ye göre ruh kadîm, ezelî değil; hadis, sonradan olma; mah­lûk (yaratılmış) ve ölümsüzdür. [306]
Sûfîlerden Ebu Saîd Harrâz'a da (V 297 H./892 M.):
"Ruh mahlûk mudur?" diye sorulduğunda:
"Evet, mahlûktur. Eğer öyle olmasaydı, "Elest Bezmi'nde kendisine yöneltilen Allah'ın Rab oluşunu kabul etmezdi. Kaldı ki; bedenlerin kendisiyle ayakta durduğu ve hayat ismini almaya hak kazandığı ruh, "Belâ (Evet)! Sen bizim Rabb'imizsin" [307] demiştir" cevabım vermiştir. [308]
“ İslâm inancına göre, mahlûk olan ruh, bedenden önce yaratılmıştır. Bu konuda İbn Abdullah İskenderî şöyle der:
, "Allâh’ü Teâlâ, ruhları cesetlerden önce yaratmıştır. Cenâb-ı Hakk'ın:
"Sizi (ruhlarınızı) yarattık, sonra da size şekil verdik (cesetle­rinizi yarattık)" [309] âyet-i celîlesindeki ifadesi buna işaret etmektedir. [310]
Kur'ân-ı Kerîm'de insanoğluna ruh bilgisinden çok az birşey veril­diği [311], dolayısıyla da ruhun varlığı bilinmekle birlikte hakikatinin kavranamayacağı bildirilmektedir.
Kur'an'ın 20 kadar yerinde geçen ruh [312] kelimesi, "Rûh, Rûhu'l-Kuds ve er-Rûh" biçiminde ve daima tekil olarak yer alır, Ruh'un çoğul kullanılışına rastlanmaz.
Kur'ân-ı Kerîm'de ruh, "kalplere hayat veren vahiy ve Allah'ın öğ­rettiği hikmet" [313];
"Kuvvet, sebat, dayanma gücü" [314];
"Meryem'e ço­cuk üflemek üzere gönderilen melek (Cebrail)" [315];
"Hz. Peygamber'e vahiy getiren melek (Cebrail)"[316];
"Yahudiler'in, Hz. Peygamber'den sordukları, Allah'ın emir âleminden olduğu bildirilen ve mâhiyeti kavranamayan ruh" [317] ve
"Allâhü Teâlâ'nın melek aracılığıyla üflediği ha­yat soluğu" [318] gibi anlamlara gelmektedir.
Kur'an'daki ruhun manevî bir varlık olduğu anlaşılmaktadır. Beden yaratılınca, kendisinden bedene üflenen ve "Rûhu'l Kuds"ün vahiy ge­tiren melek olduğu dikkate alınınca, ruhun Allah ile insan arasında "var olmak ve bilmek” açısından aracı bir melek olduğu anlaşılmakta­dır. Kur'an'daki "Rûh" kelimesi, asla Tanrı ve insan yerine geçmemek­tedir.
Kur'ân-ı Kerîm'in indirilişinden sonra "Ruh" ile "Nefs" kelimeleri­nin aynı mânâyı aldıkları ve her ikisinin de "insan ruhu, melek ve cin­leri" ifade etmeye başladığı görülmektedir. [319]
İbn Hazm (V. 456 H./1063 M.); "Nefs ve Ruh, tek birşeye verilen eş anlamlı iki isimdir ve o ikisinin mânâsı aynıdır" demiştir. [320]
Bazı âlimler de:
"Ruh, bedene hayat veren hoş bir rüzgâr (nefes, so­luk); Nefs ise hareket, sakinlik ve arzuların kaynağı olan sıcak bir rüzgâr­dır" demişlerdir. [321]
Elmalılı (1924 M.) da; "İnsan nefsi, hisseden ve hissedilen her iki özelliğiyle "ben" dediği zât ve hakikatidir. Yalnız idrak etmesi özelliğiyle ruha da denilir" demektedir. [322]
Hadisçiler, Fıkıhçılar ve Tasavvufçular'ın az bir bölümü, Ruh'un "Nefs" olmadığını ileri sürmüştür. [323]                                        Ruh ve Nefs'in birbirinden farklı şeyler olduğunu savunan âlimler, Ruh ve Nefs'in ne olduğu konusunda değişik görüşler ileri sürmüşlerdir:
Bazıları Nefs'in ateşli çamurdan, Ruh'un ise ruhanî nurdan ibaret olduğunu belirtmişlerdir.
Bir bölümü de "Ruh ilâhî bir varlıktır. Nefs ise insanî bir varlıktır. İnsanlar nefsleriyle denenirler" demiştir.
Nakilciler ise şöyle demişlerdir:
"Ruh Nefs, Nefs de Ruh değildir. Nefs'in kıvamı Ruh'a bağlıdır. Nefs kulun sureti, görüntüsüdür. Nefs'in yapısına hevâ, şehvet ve kötülüğe eğilim karışmıştır, insanoğluna nef­sinden daha düşman birşey yoktur. Nefs dünyadan başkasını istemez. Dünya da, yalnızca Nefs'i arzular. Şeytan da Nefs'e ve hevâya uyar. Melek, akıl ve Ruh ile birliktedir. Yüce Allah, ilham ve yardımla, akıl ve Ruh'u korur." [324]
Görülüyor ki; Nefs ile Ruh'un birbirinden ayrı şeyler olduğunu söyleyenler bile bu farklılığı hep sıfatlar yönünden açıklayabilmektedir­ler. Öyleyse Nefs ile Ruh arasındaki fark, zâtla ilgili olmayıp, sadece sı­fat ve özellikler yönündendir. Aslında Nefs ile Ruh aynı varlıklardır.
Nitekim Tehânevî (V 1158 H./1745 M.), cesetle tayy-i mekân[325], gaybı bümek, v.b. gibi ruhî izler ortaya çıkınca, Nefs'e "Ruh" adının verildiğini[326] bildiriyor.
Aslına bakılırsa ruha bazen Nefs adının verilmesinin nedeni, ruhun bedene taalluk etmesi ve bedenin örtüleriyle bürünmesi itibariyle-dir.[327]
^ îslam âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre Nefs ve Ruh aynı şeylerT dir.[328] Nitekim "Insan-ı Kâmil" adlı eserin sahibi Azîzüddîn Nesefî (V 681 H./1282 M.) de, Nefs'in hakikatinin Ruh'tan başka birşey olmadığı­nı söyler.[329]
Tasavvuf ehli sûfîler, ruht...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Lütfen Namazlarımızı Kılalım Namazlarınızı Sanal & Real Yaşam için Terketmeyiniz !!!

İlim Dünyası Ailesi
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 123.609


View Profile
Re: Nefs Ruh İlişkisi
« Posted on: 03 Ağustos 2015, 01:25:41 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Nefs Ruh İlişkisi rüya tabiri,Nefs Ruh İlişkisi mekke canlı, Nefs Ruh İlişkisi kabe canlı yayın, Nefs Ruh İlişkisi Üç boyutlu kuran oku Nefs Ruh İlişkisi kuran ı kerim, Nefs Ruh İlişkisi peygamber kıssaları,Nefs Ruh İlişkisi ilitam ders soruları, Nefs Ruh İlişkisiönlisans arapça,
Logged
27 Nisan 2015, 21:31:00
Kaan8/B

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 790


« Yanıtla #1 : 27 Nisan 2015, 21:31:00 »

Sözlük'te "Nefs'e hayat veren şey, Nefs, Kur'an, vahiy, Rûhu'1-Emîn ve Rûhu'1-Kuds: Cebrail (a.s.)" gibi anlamlara gelen [287] ve eski Arap şi­irinde de "hafif esinti ve rüzgâr" gibi mânâlar ifade eden [288] Ruh ile Nefs terimlerinin aynı mı, yoksa farklı şeyler mi olduğu hususu üzerin­de tartışılan konulardan biridir.
"Dilcilerden, Nefs ile Ruh'u aynı kabul edenler vardır. Bunlar, Nefs'in müennes, Ruh'un da müzekker oluşundan başka, aralarında bir fark görmezler.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &
Haberler Haberler