ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > İz Bırakanlar > Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1  (Okunma Sayısı 371 defa)
02 Kasım 2010, 17:08:29
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 02 Kasım 2010, 17:08:29 »




Hulefâ-i Râşidîn’den Hayat Düsturları -1-Hazret-i Ebû Bekir -radıyallahu anh-(632–634)



İnsanlık tarihinde, fazilet, adâlet, diğergâmlık ve yüce ahlâk bakımından en müstesnâ devir, hiç şüphesiz ki asr-ı saâdettir. Çünkü o mübârek devir, bütün âlemlerin yaratılış sebebi olan Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yaşadığı bir devirdir. O devir, O’nun feyz ve rûhâniyetiyle şekillenmiş bir devirdir. O devir, derin bir tefekkür iklîminde ve müşâhede makamında Allah ve Rasûlü’nü yakînen tanıma devridir.

İşte o mübârek devrin toplumu, en koyu câhiliye karanlığından, en zirve fazîletler medeniyetine yükselerek, mârifetullâh, yâni Rabbi kalben tanıma ufkuna ulaşmıştır. Bu toplumun fertleri de, «sahâbe-i kiram» yani «Hazret-i Peygamber’e her hususta candan bağlı ve sâdık, çok kıymetli, mübârek dostlar» diye adlandırılmıştır.

Dolayısıyla; Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve

sellem-’in sözlerini, amellerini ve hâllerini en güzel şekilde idrâk eden ve O’ndan bizlere nûrânî izler intikâl ettiren yegâne nesil, ashâb-ı kirâmdır.

Hulefâ-i Râşidîn

Ashâb-ı kirâm içinde de Allah Rasûlü’nün kalbî rikkatleri, ince duyuşları ve hassâsiyetleri ile yoğrularak şahsiyet kazananların başında Hulefâ-i Râşidîn, yâni dört büyük halîfe gelir. Çünkü onlar, Allah ve Rasûlü’ne çok müstesnâ bir aşk ve gönül bağı ile bağlanmışlar ve damlanın deryadaki hâli gibi Hazret-i Peygamber’in yüce ahlâk ve hâliyle hâllenmişlerdir. Böylece onların gönül âlemleri, Allah Rasûlü’ne olan muhabbetle ilâhî aşkın tecellîgâhı, mârifetullâh hazînesinin de muhteşem bir sarayı hâline gelmiştir. Yine onların sözleri ve ibret dolu hâlleri, birer hikmet ve sırlar manzûmesi olmuş ve bütün ümmete en güzel öğüt ve örnek vasfına bürünmüştür.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Hulefâ-i Râşidîn devrini terviç sadedinde:

“(Benden sonra) nübüvvet hilâfeti otuz senedir…”1 buyurmuştur. Böylece, kendisinden sonra idârî yapıdaki işleyişin zaman zaman müsbet bir şekilde yürütüleceğini, zaman zaman da zaafa uğrayacağını beyan etmiştir.

Bu safhanın ilk demleri, asr-ı saâdetteki huzur ve âhengin devam ettiği demlerdir ki, bunun en büyük âmili Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın basîret ve liyâkatidir.

Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-

İlk halîfe seçilen Hazret-i Ebû Bekir, devr-i saâdette yüksek sadâkat, teslîmiyet, aşk ve muhabbetiyle Allah Rasûlü’nde fânî olmuştu. O’nunla kalbî râbıtayı en üst seviyede yaşamıştı. O’nunla âdeta aynîleşmişti. Nitekim -aleyhissalâtü vesselâm- Efendimiz:

“Kalbimde ne varsa Ebû Bekir’e ilkâ ettim.” buyurmuştur.2 Fakat bu aynîleşme hâli, nice fedâkârlıklar ve büyük bedel ödemeler neticesinde gerçekleşmiştir. Zîrâ insan en ağır bedeli, muhabbeti uğruna öder. Bu fânî âlemde ödenen en ağır bedel ise, ilâhî muhabbetin bedelidir.

Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz de, Allah ve Rasûlü ile dost olabilmenin ulvî lezzetine gark olmak için, ömrü boyunca bu dostluk ve muhabbetin bedelini ödeyebilme gayret ve heyecanı içinde yaşadı. Hicrette Allah Rasûlü’ne yoldaş olma şerefine erdi. Nice ilâhî esrar tecellîlerinin yaşandığı bu ulvî yolculukta Sevr Mağarası’nda üç gün Efendimiz’in sadrından sır ve hikmet devşirdi. Ulvî bir yakınlık ve berâberliğin şeref ve fazîletine mazhar oldu. İlâhî esrâra gark olma ve kalbi inkişâf ettirme dershânesi hâline gelen o yerde, üçüncüleri Allâh olan «ikinin ikincisi» pâyesine erdi. Varlık Nûru, bu azîz arkadaşına; “Mahzûn olma, Allah bizimledir!..” (et-Tevbe, 40) buyurarak “maiyyet sırrı”nın, yâni Allâh ile beraber olmanın keyfiyetini telkîn ediyordu.

Bu hâli ârifler, gizli zikir tâliminin başlangıcı ve gönüllerin Allâh ile itmi’nâna ermesinin ilk tezâhürü olarak değerlendirmişlerdir. Yâni tasavvufta kalbden kalbe sır naklinin İslâm târihindeki bilinen ilk tezâhür mekânı Sevr Mağarası, onun tâlihli muhâtabı olarak da Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- kabul edilir. Bunun için Hazret-i Sıddîk, ucu kıyamete kadar devam edecek olan Altın Silsile’nin Hazret-i Peygamber

-sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den sonraki ilk halkası olarak telâkkî edilmiştir.

Bu demektir ki, bütün ulvî yolculuklarda maksat, Allah ve Rasûlü’ne olan muhabbet nisbetinde hâsıl olur. Çünkü sevginin şartı ve aşkın alâmeti, sevilen kişinin sevdiği şeyleri de sevmektir. Bu, sevilenin hâliyle hâllenip onunla aynîleşme yolunda mühim bir adımdır ki, Hazret-i Ebû Bekir’in hayatı böyle tecellîlerle doludur.

Ebû Bekir Bendendir, Ben de Ondanım

O, bir ömür ilâhî aşk ve muhabbet yangını içinde kendi benliğinden geçti. Yalnızca Allah Rasûlü’nün varlığında hayat buldu. Bu itibarla Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ile her yeni buluşma vaktinde ve sohbetinde apayrı bir vecd ve istiğrak hâli yaşardı. Huzurlarındayken bile O’na olan muhabbet ve hasreti teskîn olacağı yerde daha da ziyâdeleşirdi.

Birgün Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Ebû Bekir’in malından istifâde ettiğim kadar başka hiçbir kimsenin malından faydalanmadım...” buyurmuştu. Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- ise bu iltifatkâr sözlere karşı gözyaşları içinde:

“Ben ve malım, yalnızca Sen’in için değil miyiz yâ Rasûlallah?!.” (İbn-i Mâce, Fezâilü Ashâbi’n-Nebî, 11) demek sûretiyle kendisini bütün varlığıyla Peygamber Efendimiz’e adadığını ve O’nda fânî olduğunu ifâde etmiştir.

Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- da bu aynîleşme sebebiyle:

“Ebû Bekir bendendir, ben de ondanım. Ebû Bekir dünyâda ve âhirette kardeşimdir.”3 buyurarak, mânâ âlemindeki berâberliklerini ve kalbden kalbe gerçekleşen hâl akışını ifâde etmişlerdir.

Nebevî Esrârın En Yakın Mahremi

Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, gönlünü, Rasûlullâh

-sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kalb âlemini böylesine yansıtan berrak bir ayna hâline getirmişti. Bu itibarla o, Peygamber Efendimiz’de fânî olmanın en müşahhas numûnesi oldu. Bu fânî oluş sâyesinde de, Fahr-i Kâinât Efendimiz’e âit her şey, onun kalbinde çok derin bir mânâ kazandı. Öyle ki Ebû Bekir

-radıyallâhu anh-, Allâh’ın âyetlerini, Rasûlullâh Efendimiz’in sözlerini ve hâdiselerin akışını idrâk husûsunda ashâbın en önde geleni oldu. Hiç kimsenin kavrayamadığı nice nebevî nükteleri, üstün bir firâset ve basîretle sezdi. Nitekim Vedâ Haccı’nda:

“…Bugün size dîninizi ikmâl ettim; üzerinize olan nîmetimi tamamladım ve sizin için dîn olarak İslâm’ı seçtim...” (el-Mâide, 3) âyeti nâzil olmuştu. Herkes, dînin tamamlanmasına sevindi. Fakat Hazret-i Ebû Bekir, yüksek firâsetiyle bundan, Allah Teâlâ’nın pek yakında mübarek Rasûlü’nü ebediyyet âlemine dâvet buyuracağını sezdi. Gönlüne düşen ayrılık ateşinin ıztırâbıyla hüzne gark oldu.4

Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın bu ince kavrayışını gösteren misallerden biri de şudur:

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- son günlerinde hastalığının ağırlığı sebebiyle mescide çıkamamıştı. Cemaate namaz kıldırması için de Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ı imam tâyin etmişti. Fakat bir ara kendisini iyi hissederek mescide çıktı. Ashâb-ı kirâma bâzı nasîhatlerde bulunduktan sonra:

“-Şânı yüce olan Allah, bir kulunu, dünyâ ile kendi katındaki nîmetler arasında serbest bıraktı. O kul da Allah katındakini tercîh etti!..” buyurdu.

Bu sözler üzerine Hazret-i Ebû Bekir’in hassas ve rakik kalbi mahzunlaştı, ardından da sıcak gözyaşları dökmeye başladı. Zîrâ Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kendilerine bir nevî vedâ hitâbında bulunduğunu hissetmişti. Çünkü o, nebevî esrârın en yakın mahremiydi. Ayrılıktan inleyen bir ney gibi feryâda başladı. Hıçkıra hıçkıra:

“–Anam, babam Sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Sana babalarımızı, analarımızı, canlarımızı, mallarımızı ve evlâtlarımızı fedâ ederiz!..” dedi. (Ahmed, III, 91)

Cemaat içinde O’ndan başka hiç kimse, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in derin hissiyâtını ve dünyaya vedâ hâlinde olduğunu kavrayamamıştı. Hattâ ashâb, Hazret-i Ebû Bekir’in ağlamasına bir anlam verememiş, büyük bir hayretle birbirlerine:

“–Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Rabbine kavuşmayı tercih eden sâlih kişiden bahsederken şu ihtiyarın ağlaması, doğrusu şaşılacak şey!..” dediler. (Buhârî, Salât, 80)

Çünkü dünyâ ile Allah katındakiler arasında serbest bırakılan sâlih kulun, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- olduğunu akıllarına bile getirmemişler ve Hazret-i Ebû Bekir’in sezdiği gerçeği sezememişlerdi. Bu esnada Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hem Hazret-i Ebû Bekir’in mahzun gönlünü tesellî hem de ashâbına onun değerini beyan için sözlerine şöyle devam etti:

“Bize iyiliği dokunan herkese bunun karşılığını aynıyla veya fazlasıyla ödemişizdir. Ancak Ebû Bekir müstesnâ!.. Onun o kadar iyiliği olmuştur ki, karşılığını kıyâmet günü Allah verecektir.

Sohbetiyle olsun, malıyla olsun bana en fazla ikramda bulunan Ebû Bekir’dir. Eğer ben, Rabbimden başkasını dost edinecek olsaydım, mutlaka Ebû Bekir’i dost edinirdim. Fakat İslâm kardeşliği daha üstündür.”

Sonra Hazret-i Peygamber, gittikçe yaklaşan vefat ânı dolayısıyla da şöyle buyurdu:

“Mescide açılan bütün (husûsî) kapılar kapansın, sâdece Ebû Bekir’inki açık kalsın! Ben, Ebû Bekir’in kapısının üzerinde bir nûr görüyorum...”5

Böylece o hazin veda ânında bütün kapılar kapatıldı, sadece Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın kapısı açık kaldı. İşârî mânâda bu demektir ki, Allah Rasûlü’ne husûsî yakınlık kapısı, O’na, Hazret-i Sıddîk misâli büyük bir itaat, t...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1
« Posted on: 04 Nisan 2020, 22:34:16 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1 rüya tabiri,Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1 mekke canlı, Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1 kabe canlı yayın, Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1 Üç boyutlu kuran oku Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1 kuran ı kerim, Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1 peygamber kıssaları,Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1 ilitam ders soruları, Hulefâi Râşidîn den hayat düsturları 1önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &