ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hayatını Anlatan Eserler > İslam Peygamberi > Yarımadadaki diğer arap kabileleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yarımadadaki diğer arap kabileleri  (Okunma Sayısı 526 defa)
14 Ocak 2011, 15:24:21
Hadice
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5.942


« : 14 Ocak 2011, 15:24:21 »



Yarımadadaki Diğer Arap Kabileleri


703. Beşerî toplulukları çok iyi gözlemleyen bir insan olarak, Resulullah Muhammed (AS), insanlığın esas itibarıyla birbirine eşit olmayan üç sınıfa ayrıldığını ortaya çıkarmıştı: 1. Sürekli doğru yolda yürüyüp, kendilerine düşen görevleri hakkıyla yerine getirmekte hiçbir ikna ve zorlamaya gereksinim duymayan, seçkin bir ruh ve gönül sahibi olan insanlar; 2. Islah edilmeleri imkansız olup, asla bir şey öğrenmek istemeyen ve haksızlığa yol açsa da sürekli kendi kişisel çıkarlarını gözeten kişiler; 3. Kendilerini kollayıp gözeten bir sistem olduğunda hemen hemen iyi davranan, ancak kendilerini meşru bir yaptırımın baskısı altında hissetmedikleri takdirde ellerindeki fırsatı kötüye kullanan vasat durumdaki insanlar. Yenilikçi bir kişiliğe sahip olması dolayısıyla, öyle görünüyor ki, Resulullah Muhammed (AS)’ın arzusu, bu ilk sınıfa mensup kişilere rehberlik etmek, ikinciyi zararlı olmaktan alıkoymak, ve nihayet, hangi toplum içinde olursa olsun çoğunluğu oluşturan üçüncü sınıfa mensup kişilerle yakından ilgilenmekti.

704. Aynı şekilde Muhammed (AS), insanın ruhî ve manevî yönüne ağırlık vermek adına dünyevî işlerin iyice ihmal edildiği aşırı idealist bir eğitim anlayışının sıradan insanları ürkütüp soğutabileceği sakıncasını taşıdığını, ve bunun sonucu olarak, olabildiğince çok sayıda insanı ıslah edip doğru yola sokma şeklindeki asıl hedef ve gayenin kaybolacağını fark etmişti. Başka bir deyişle o, her şeyden önce, ancak meleklerin sahip olabileceği kişilik ve davranış özelliklerini kazanmış çok az sayıda insandan oluşan küçük bir topluluktan çok, hoş görülebilir bir toplumsal ahlak düzeyinin yanı sıra, ortalama bir kişilik ve davranış özelliğine sahip çok sayıdaki insan topluluklarının tercih edilmesi gerektiği sonucuna varmıştı. Bu melek tabiatlı kişiler toplum içerisinde çabucak ortadan kaybolabilirdi: Bu gibiler, insan denilen yırtıcı yaratıkların oluşturduğu kalabalıklardan kaçıp, sıradan insanlarla olan her türlü ilişkilerini keser ve hiçbir insanın yaşamadığı ücra köşelere çekilebilirlerdi. Muhammed (AS) sık sık, “adaletle hükmeden bir devlet başkanının, çok sayıdaki zahit ve din adamından daha üstün olduğunu” söylerdi.835 Yine o, “bir tek alimin, Şeytan’a karşı mücadelede bin zahitten daha sağlam ve çetin olduğunu” söylerdi.836 O, bu sözleriyle, sadece toplumsal ahlak kurallarını uygulamakla kalmayıp, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak suretiyle diğer insanlara da rehberlik edebilen yetişmiş ve bilgili bir insanın, sadece kendi ruhunu olgunluğa erdirip yüksek bir kalp temizliğine ulaşmış, ancak insan kitlelerine yön vermekten, onlara rehberlik etmekten uzak durmuş insanlara göre daha çok tercih edilebilir olduğunu, böyle yapılmadığı takdirde kalabalıkların hiçbir ilke ve kural gözetmeyen yırtıcı hayvanlar gibi davranacaklarını söylemek istiyordu. Yine Muhammed (AS)’ın ifadesine göre, “Allah, kullarının amellerini, ortaya koydukları işe bakarak değil de, bunları yapmaya kalkıştıklarında sahip oldukları niyete göre ödüllendireceğini”837 ifade ediyordu. Hal böyle olunca, özellikle insanları toplumsal davranış konusunda doğru yola sevk etmek suretiyle başkalarına hizmet etmek, insanın iç alemine kapanıp sadece kendisini olgunlaştırmaya çalışmasından daha çok değer taşıyacaktır. Aşağıdaki hadis metni, onun ruhi-manevi alanda sergilediği yaklaşımı ve toplumsal anlamda dayandığı temeli açıklaması bakımından oldukça dikkat çekicidir.

705. Bir gün Muhammed (AS) etrafındaki sahabelerine şöyle buyurdu:838 “Hesap gününde, Hâkim makamındaki Allah’ın huzuruna üç kişi çıkacaktır. Allah’ın kendilerini hesaba çekmesi üzerine, bunlardan ilki şöyle diyecektir:

        “-Allahım! Ben bütün ömrümü namaz kılarak, oruç tutarak, çok sayıda Hacc’a giderek ve Senin emrettiğin şeyleri yerine getirerek geçirdim.”

        Bunun üzerine Allah şöyle söyleyecektir:

        “-Hayır! Sen bütün bunları, insanların gözünde zahit bir kimse olarak tanınmak için yaptın ve gerçekten bu üne de kavuştun. Ey Cehennem bekçileri, onu ateşe atın!”

        Aynı şekilde ikinci kişi şöyle cevap verecektir:

        “- Allahım! Ben dini bilimleri tahsil ve tetkik ettim ve bütün ömrümü bu ilmi öğretmek ve Senin dininin gerçek kavramlarını insanlar arasında yaymakla geçirdim.”

        Allah buna da şöyle diyecektir:

        “-Hayır, sen bütün bunları sana alim desinler diye yaptın ve gerçekten, dünya hayatında bu amacına ulaştın. Ey Cehennem bekçileri, onu ateşe atın!”

        Üçüncü kişi, din yoluna cihat ile ömrünü tükettiğini ve nihayet bu uğurda şehit düştüğünü söyleyince, kendisine bunu yaparkenki amacının insanların onu cesur ve yiğit olarak değerlendirmeleri olduğu ve gerçekten de onun bu üne dünyada iken kavuştuğu bildirilerek, Hesap Günü’nde Allah onun da Cehennem’e atılmasını emredecektir.

706. Muhammed (AS), yukarıda anlatılanların aksine, o gün Allah’ın huzuruna bir fahişenin getirileceğini söyler. Kendisi dünyada iken bütün ömrünü günah içinde geçirip, insanlara hiçbir iyiliği dokunmamıştır. Durumu hiç de iç açıcı gözükmemekle birlikte, Allah ona şöyle hitap edecektir:

        “-Aksine, sen havanın çok sıcak olduğu bir gün kuyu başında bulunuyordun ve hemen yakınlarında susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek, suya erişmek için çırpınıp durmaktaydı. Çevrede suyu almak için bir kap da yoktu. Sen ona merhamet edip ayakkabını çıkardın, elbiseni de bir ip gibi kullanarak köpeğin susuzluğunu giderdin. Ey Cennet’in bekçileri! Bu kadını doğruca Cennet’e götürünüz!”

707. Muhammed (AS)’ın kanaatine göre, maddî güce dayanmayan manevi-ruhî hayat toplum için ne kadar tehlikeli ise, ruhî-manevî değerlere sahip çıkmayan maddî güç de o kadar tehlikeli ve sakıncalıdır. Çevresi görünüşte insan denen yırtıcı yaratıklarla dolu olan ve esasen sayıca az durumdaki zühd ve takva sahibi insanlar, çok geçmeden yapanın yanına kâr kaldığı haksızlıklara uğrarlar. Ahlakî ve manevî değerlerden uzak maddî bir gücün ne denli tehlikeler doğuracağı bilinmektedir. Peki o halde ye yapmak gerekir? Ahiret kazancını ön plana çıkaran bu züht ve takva sahibi insanlar kişisel çıkarlarından (yani manevî anlamdaki beklentilerinden) biraz fedakârlıkta bulunup biraz da dünyevî işlere yönelmeli ve böylece bir takım zalimleri ve maceraperestleri kamusal iktidardan uzaklaştırmalıdırlar! Zaten biz de Muhammed (AS)’ın Mekke’de onüç yıl boyunca sürdürdüğü İslam’ı tebliğ görevinden sonra kesin sonuca bu şekilde ulaştığını düşünüyoruz. Kur’an’da bulunan kimi ayetler, iman meselesi konusunda her türlü zorlamaya karşı çıkan hükümler içermektedir.839 Bazı ayetlerde ise Allah’ın hükmü yeryüzünde tamamıyla tesis edilinceye kadar cihat halinde bulunmak gerektiğinden bahsedilmektedir.840 İsten inanç serbestliği isterse zor kullanma şıkkı söz konusu olsun her iki durumda da ortaya çıkan kesin sonuç, kendi rızasıyla din değiştirme ile daha güçlü istilacılara siyasal anlamda tabi olmanın birbirinden ayırt edilmesi gerektiğidir. Kuşkusuz bireyin sahip olduğu hakların en önemlisi vicdan hürriyeti ya da kendi dinini seçme özgürlüğüdür. Ancak, haksızlık yapan zalim yöneticilerin kendilerine çeki düzen vermeleri ve ıslah etmeleri, ya da yerlerini başkalarına bırakmaları da, bireyin olduğu kadar bir toplumun, hatta bütün insanlığın umumî menfaat ve yararınadır. İslam’ın Devlet anlayışı, Muhammed (AS)’ın şu sözleriyle özetlenebilir:

        “Devlet Başkanı, halkın hizmetçisidir.”841

        Arabistan’ın, ihmal edilmemesi gereken bir başka özel durumu vardı ki bu da, ülkede herhangi bir hükümetin bulunmaması ve buranın çoğunlukla göçebe kabilelerce iskan edilmiş olmasıydı. Her bir küçük kabile ya da onun kolu, herhangi bir krallık ya da imparatorluğun sahip olduğu egemenliğe sahip olduğunu iddia ediyordu. Bu durum ise sadece anarşi ve kargaşaya yol açıyor ve herkes birbiri ile çatışma halinde bulunuyordu. Mümkünse ikna yoluyla, aksi takdirde gerekirse zor kullanarak bu gidişata bir son verilmesi, kabilelerin de çıkarına olacaktı. Muhammed (AS), tıpkı bir cerrah gibi, daha büyük bir “hastalığın” önüne geçmek için, uzva daha az zarar verecek bir yönteme başvurma taraftarı idi. Bu düşüncesinin yansımalarını onun şu hadisinde bulmak mümkündür:

        “Eğer Allah bir toplumun iyiliğini ve yücelmesini isterse ona iyi devlet başkanları ve iyi bakanlar nasip eder; ve eğer bu toplumun kötülüğünü, gerilemesini isterse, ona kötü ve liyakatsiz başkanlar ve bakanlar musallat eder.”

        (Bu hadisin derin anlamından, İslam’da hareketsizliğe ve durağanlığa yer verilmemesi gerektiği sonucu çıkarılmalıdır; insan kaderini, yani yaşadıkça başına neler geleceğini bilemez. Allah nazarında önemli olan, insanın bir işi yapması değil, o işi yaparken giriştiği mücadelede ortaya koyduğu azim ve niyettir. Sonucu takdir edecek olan ise ancak Allah’tır.)

708. Toplumdaki yenileşme hareketini başlatabilmek için, Muhammed (AS)’ın öncelikle olayların uygun bir biçimde denk gelmesiyle oluşan özel bir güce sahip olması gerekiyordu. Nitekim, 3’ü Yahudi, 2’si Arap beş kabilenin Medine’de Muhammed (AS)’ın çevresinde bir araya gelerek nasıl küçük bir Şehir-Devlet oluşturduklarını daha önce görmüştük. Ancak Muhammed (AS)’ın ilgi alanını bulunduğu şehrin sınırları dışına taşıması gerekti. Zira Mekke’deki putperest sermaye çevreleri sürekli olarak, Arap kabilelerin çoğunluğunu İslam’a karşı savaşmaları için kışkırtıyorlardı. Bir icraat adamı olan Muhammed (AS), her şeyden önce, Medine’de bulunan çeşitli toplulukları kendi yetki alanı içinde toplamasını bilmiş ve daha sonra kendisine yeni dost ve müttefikler edinme çarelerine başvurmuştur. Mekkelilerce başlatılan saldırı ve kışkırtmalarla etkin bir biçimd...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Yarımadadaki diğer arap kabileleri
« Posted on: 20 Eylül 2019, 10:49:44 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Yarımadadaki diğer arap kabileleri rüya tabiri,Yarımadadaki diğer arap kabileleri mekke canlı, Yarımadadaki diğer arap kabileleri kabe canlı yayın, Yarımadadaki diğer arap kabileleri Üç boyutlu kuran oku Yarımadadaki diğer arap kabileleri kuran ı kerim, Yarımadadaki diğer arap kabileleri peygamber kıssaları,Yarımadadaki diğer arap kabileleri ilitam ders soruları, Yarımadadaki diğer arap kabileleriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &