ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hayatını Anlatan Eserler > İslam Peygamberi > O dönemdeki toplumsal hayat
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: O dönemdeki toplumsal hayat  (Okunma Sayısı 596 defa)
10 Ocak 2011, 16:13:20
Hadice
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5.942


« : 10 Ocak 2011, 16:13:20 »



O Dönemdeki Toplumsal Haya


1825.  Göçebelerle yerleşik hayat süren toplulukların yaşayış tarzları birbiriyle aynı değildi. Uçsuz bucaksız Arap Yarımadası’nın çeşitli bölgeleri arasında daha başka farklılıkların da bulunması gerekiyordu. Ancak bu bölümün sınırları, bizi sadece bir Müslümanın hayatını ana çizgileriyle göstermekle yetinmeye zorlamaktadır.

Doğum ve Hayatın Henüz Başlangıcındaki Törenler


1826. Her kabilenin, her bölgenin içinde bulunan yaşlı kadınlar, aynı zamanda ebelik görevini de yerine getirirlerdi. Bir çocuk doğar doğmaz, -hadislerden edindiğimiz bilgilere göre,- ailenin bir ferdi, kimi zaman da bizzat Resulullah, çocuğun her iki kulağına da hafif bir sesle, müezzinlerin her vakit namaza davet için okuduğu ezanı okurdu. Ezan, bilindiği gibi, Allah’ın ululanıp yüceltilmesini, Allah’ın Tek ve Biricik olduğunu ve Muhammed’in O’nun Elçisi olarak gönderildiğini ifade eden ve Allah’a itaate ve sonuç itibarıyla da mutluluk ve kurtuluşa çağıran ve sonunda Allah’ın Tek ve Biricik olduğunu yineleyen cümleleri kapsayan bir çağrı idi.

1827. Anne yeni doğan çocuğunu emzirmeye başlamadan önce, bebeğe, ezilmiş hurma ve bazen de bal gibi yiyecek bir şey verilirdi.670

1828. Daha sonra çocuğa bir isim koyma törenine sıra gelirdi. Çocuğa doğduğu sırada verilmiş olan bu adın, muhakkak onun insanlar arasında çağırılırken kullanılan bir ad olması gerekmiyordu. Bir kimseye seslenilirken onun kendi adı ya da lâkabı kullanıldığı gibi, “Ey filâncanın oğlu –ya da kızı” şeklinde de hitap edilmekte ve sadece babanın adı (pek seyrek olarak da annenin adı) zikredilmekte, ama hiçbir zaman her ikisinin adı aynı anda kullanılmamaktaydı. Küçük yaşlardan itibaren çocuğun, ilerde sahip olabileceği çocuğunun adı ile de zikredilerek, “Ey filâncanın babası –ya da annesi” şeklinde adlandırıldığı da olurdu ki Araplar buna “künye” demektedirler. Eğer hitap edilen kimsenin adı bilinmiyorsa, kendisine “Ey filân kabilenin kardeşi –ya da kız kardeşi” diye seslenilir; mensup olduğu kabilenin adı bilinmiyorsa sadece “Ey Arapların kardeşi –ya da kız kardeşi” denilirdi. Şunu belirtelim ki, “Filân kabilenin kardeşi” diye seslenirken kastedilen, filânın kardeşinin sülalesi değil, bizzat o kabileye adını veren kimsenin sülalesi demektir. İster yerleşik isterse göçebe olsun, her kabile bir birliktir. Her türlü resmi adlandırmalarda “Filân kabileden falanca kimsenin oğlu –ya da kızı” formülü kullanılmaktaydı. Kabile genişleyip nüfus arttıkça, yahut kabilenin içinden çok ünlü ve önemli kimselerin çıkması halinde, yaşlı ve kıdemli kabileler yeni kollara ve kabilelere ayrılmaya başlardı.

1829. İnsanlara övgü ve yergi ifade eden takma ad ve lakaplar ve daha başka yaygın isimler de verilirdi. Yukarıda belirttiğimiz gibi, bir kimseye daha küçük yaşlarda, “filânın babası” şeklinde bir künye takıldığı da olurdu. Ancak bu kimsenin ilerde gerçekten bir çocuğu olduğunda, bu çocuğa, babasının kendi çocukluğundan beri künye olarak taşıdığı ismin dışında bir ad verilir ve bu durumda baba otomatik olarak bir başka künyeye sahip olurdu. O devirde tek adı olan bir Arab’a rastlanması pek nadir idi: En az üç adı olurdu:

           1. Özel adı,

           2. Filâncanın oğlu şeklinde bir lâkabı,

           3. Filâncanın babası olduğunu gösteren künyesi.

           İnsanların bu üç gruptan başka isimlerle çağrıldıkları da olurdu. Aynı şey köleler için de söz konusudur. Kronolojik sıraya dizilmiş de olsalar hadisleri ve tarihi belgeleri incelerken, herhangi bir şahsı tanıyabilmek için, o şahısla ilgili bütün lâkap ve künyeleri bilmemiz gerekir. Zira aynı hadiste geçen bir ifadede bir şahıs bazen özel adı ile, bazen de künyesi ya da lâkabı ile anılmaktadır.

1830. Arapların İslâmiyet’e geçtikten sonra aldıkları isimler öncekilerle aynı idi. İstisnai olarak, putperestlikle ilgili adlar kesinlikle terkedilmiş ve insanı rahatsız eden ve edepsizlik ifâde eden isimlerden de kaçınılmıştır. Resulullah da, rastladığı bu tür isimlerin daha güzelleriyle değiştirilmesi için bizzat girişimlerde bulunurdu. Hattâ bazı yer adlarının bile değiştirilmesi yoluna gidilmiştir. Bir sahabenin adı Ğâvî (yanılan, hata içinde olan) idi. Resulullah ona Râşid (doğru yolda olan) adını koymuştur. Curaş dağına Keşer (yangın nedeniyle büzüşmüş, bk. İbn Hişâm) deniliyordu; Resulullah bunu, Şeker (Teşekkür eden) olarak değiştirmiştir. Daha başka olayları saymak da mümkündür.

1831.  Yaygın olan isimler arasında, taş, bitki, hayvan, renk, meyve ya da herhangi bir nitelikle ilgili adlara da rastlanmaktaydı: Hacer (Taş) bunlar arasında en yaygın olanıydı. İbn Dureyd, Arapça’da kullanılmakta olan sözcüklerin kökenlerini açıklamak için, Kitâbu’l-İştikâk adıyla başlı başına bir kitap yazmıştır. Resulullah’ın sahabeleri arasında Alkame, Evsece, Talha, Samure, Sumâme, Harmele gibi değişik bitki adları taşıyanların yanı sıra; Esed, Leys, Bekr, Sa’lebe, Sibâ, Erkam gibi çoğunlukla yırtıcı hayvan isimlerini kullananlar da bulunmaktaydı. Bir niteliği ifade eden isimlerin başında Muhammed’in “övülen, yüceltilen ve müjdelenen”, Ömer’in “insanları bir yere toplayıp orasını canlandıran”, Ali’nin “yüksek”, Ayşe’nin “yaşayan, hayat dolu”, Fâtıma’nın “süt emzirmeyi kesen”, Rukiyye’nin “küçük olduğu halde yukarı çıkmaya, yükselmeye çalışan” anlamlarına geldiğini hatırlatalım. “Kul, köle” ya da “tapınan” anlamına gelen “Abd” sözcüğü, daha çok isim tamlamalarında ön ek olarak kullanılıyordu. Önceleri bu “tamlayan” bir put ya da bir cin adının önünde yer alıyordu (‘Abd Menât, ‘Abd el-Cin gibi). Ancak İslâm’la birlikte bu kelime, Abdullah (Allah’a tapan) şeklinde ya da Allah’ın güzel isimlerinden biri ile birlikte sıfat tamlaması oluşturacak şekilde kullanılmaya başlanmıştır: Abdu’l-Hâlık (Yaradana tapan), Abd’ul-Gafûr (Affı bol olana tapan), Abdu’r-Rahmân (Çok bağışlayana tapan) vs. gibi.

1832. Çocuğun doğumunun üzerinden birkaç gün ya da birkaç hafta geçtikten sonra bir şenlik düzenlenir, bu sırada (kız ya da erkek ayrımı gözetmeksizin) çocuğun ilk kez başı tıraş edilirdi. Bu tören sırasında özellikle bir koyun kurban edilerek, bir kısmı fakirlere dağıtılır, bir kısmını da kurbanı kesenler yerlerdi. Başı ilk kez tıraş edilen çocuğun saçının ağırlığınca gümüş de yine fakirlere dağıtılırdı. Bu kutlama törenlerinin genellikle çocuğun doğumu üzerinden yedi gün geçtikten sonra yapılmasında Resulullah’ın sünneti esas alınmış ve Müslümanlara da böyle yapmaları tavsiye edilmiştir. İslâm’dan önce Araplar, kurban edilen hayvanın kanı ile çocuğun tıraş edilmiş başını ovarlardı. Resulullah bunu yasaklamış ve kan yerine safranlı suyu ikame etmiştir.671 İbn el-Cevzî’ye göre (Vefa, s. 655), Resulullah’ın ilk eşi olan Hatice validemiz, çocuğun başı ilk kez tıraş edilirken, erkek için iki, kız için bir koyun kurban ederdi.

1833. İslâm’dan önce pek eski çağlara kadar dayanan bir diğer tören de, çocuğun “sünnet” edilmesi idi. Muhammed (AS) bu uygulamayı da benimseyerek devam ettirmiştir. Bununla birlikte, Müslümanlar bu işleme Yahudilerden daha az önem vermektedirler. İslâm’da bu uygulama, Yahudilerde olduğu gibi Allah ile yapılan bir anlaşmadan çok, sağlığı koruma (hijyen) ile ilgili bir sorundur. En azından, Araplar, İslâm’dan önceki dönemlerde sahip olmakla birlikte, bu tür eski kavram ve anlayışları tamamen kaybetmişlerdir.

1834. Aile içinde kutlanan iki ayrı tören daha vardır ki, bunlar Resulullah (AS)’dan sonraki dönemlerde ortaya çıkmış olup, biri çocuğun Kur’an öğrenmeye başladığı gün, diğeri de ilk Ramazan orucunu tuttuğu gün yapılır. Kur’an okumaya yeni başlayan çocuğa önce, şükretmeye ve hayırlı duaya vesile olmak üzere, Muhammed (AS)’e ilk olarak nazil olmuş olan ve ilim öğrenmekte kalemin yararlarını açık bir dille ifade eden ayetler (Alak: 1-5) törensel bir ortamda tekrar ettirilir.

1835.  Bir toplumun hayatında evlilik daima büyük bir öneme sahip olmuştur. Bir kıza evlenme teklifi, ana-babası (ya da velisi) aracılığıyla yapılırdı. Onlar da, nişan ya da söz kesilmesine rızalarını belirtmeden önce kızla istişare ederlerdi. Resulullah (AS)’a, bir kadınla evlenmek isteyip ne yapması gerektiğini soran Muğîre ibn Şu’be’nin başından geçen olayı hatırlatalım: Resulullah ona:

           “-Kızı gördün mü?”

           diye sorunca, o da

           “-Hayır!”

           diye karşılık vermiş, bunun üzerine Resulullah (AS) şu tavsiyede bulunmuştu:

           “-Nikâhlamadan önce kızı gör! Daha sonra pişman olmaman için, böyle yapman daha ihtiyatlı bir yaklaşım olur.”672

           Câbir adlı bir başka sahabe de, evlenmek istediği kızı daha önce gizlice ve onun haberi olmadan gördüğünü ve daha sonra o kızla nikâhlandığını anlatmıştır.673 Resulullah (AS)’ın güzel bir öğüdü daha vardır:

           “Bir kadınla ya güzelliği, ya asaleti ya da zenginliğinden dolayı evlenilir. Ama siz daha çok onun dindarlığını arayınız” (bk. Ebû Dâvûd, 12/2).

1836.  Düğün töreni sırasında şarkı söyleyen kadınlar ve musikî âletleri (tef ve davul) çalan müzisyenler bulunurdu.674 Bir gün şarkıcı bir kadın:

           “Aramızda yarın ne olacağını bilen bir Resul var”

           şeklinde sözleri olan bir şarkıyı okumaya başlayınca, Resulullah onun şarkı söylemesini engelleyerek, kendisine şöyle buyurmuştur:

           “Deminki gibi, bir savaş hikâyesini ve kahramanların değerini dile getiren şarkını söyle!”

           Öyle görünüyor ki düğün gecesi genellikle “meşale alayları” düzenlenir, kimi zaman da bu tür törenlerin yapılmasından vazgeçilirdi.675 Bir gün Resulullah, a...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: O dönemdeki toplumsal hayat
« Posted on: 26 Mayıs 2020, 09:51:41 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: O dönemdeki toplumsal hayat rüya tabiri,O dönemdeki toplumsal hayat mekke canlı, O dönemdeki toplumsal hayat kabe canlı yayın, O dönemdeki toplumsal hayat Üç boyutlu kuran oku O dönemdeki toplumsal hayat kuran ı kerim, O dönemdeki toplumsal hayat peygamber kıssaları,O dönemdeki toplumsal hayat ilitam ders soruları, O dönemdeki toplumsal hayatönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &