ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hayatını Anlatan Eserler > İslam Peygamberi >  Dünya hayatına veda
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dünya hayatına veda  (Okunma Sayısı 546 defa)
10 Ocak 2011, 15:42:06
Hadice
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5.942


« : 10 Ocak 2011, 15:42:06 »




Son: Dünya Hayatına Veda


1898. Muhammed (AS)’ın ilâhî davetle üstlendiği peygamberlik görevi zor olmakla birlikte, o bunu kendisinden önce gelip geçmiş herhangi bir Nebî’den çok daha mükemmel bir biçimde tamamlama mutluluğuna erişmiştir. Muhammed (AS)’in ilk vahyini aldığı Nûr Dağı’ndaki (Cebel-i Nûr) bir mağarada elçilik görevinin nasıl başlamış olduğunu daha önce görmüştük. Muhammed (AS) ve Ebû Bekir yeni bir hayata başlamak üzere, Medine yolu üzerindeki bir başka dağın, Sevr dağının Hirâ mağarasına sığındıkları zaman, kendisine karşı gösterilen muhalefetin karanlıklarından sonra doğan şafak hatırlardadır; ve nihayet onbinlerce hacının kendisini dinlemek üzere geldiği Arafat’taki Rahmet dağının (Cebelu’r-Rahme) tepesinden H. 10. yılda söylediği ve hükümdardan en basit kula kadar her insan için gerekli asgarî toplumsal görevleri özetlediği Veda Hutbesi ile bu ilâhî vazifesinin eriştiği olgunluk noktası da hepimizin zihnindedir. O, kendisine inananlara sadece insanın Yaratıcısı ile olan ilişkilerini düzenlemek için bir “din” getirmekle kalmamış, aynı zamanda, her devirde ve dünyanın her bölgesinde günlük hayatımızla ilgili her türlü ihtiyaca cevap verebilecek ve bütün zamanların ve koşulların gereklerine uyarlanabilecek bir kurallar manzumesi de sunmuştur.

1899. Ancak o, eserini hayata geçirirken çok büyük zorluklarla karşılaşmıştır. Son nefesini verinceye kadar, bedenen ve ruhen, elindeki bütün imkânlarla ve kendisini bu davaya tam manasıyla adayarak, hiçbir şekilde gevşeklik ve ihmalkârlıkta bulunmadan mücâdele etmek zorunda kaldı. Ama sonunda, Rahmet Dağı’nda Veda Hutbesi’ni söylediği gün, kendisini dinlemeye gelen onbinlerce Müslüman’a teblîğ ettiği şu ilâhî vahyi almış olması, hem kendisi ve hem de müminler için büyük bir mutluluk kaynağı olmuştur:

           “Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı (verip ondan) hoşnut oldum.”(Mâide: 5/3)

1900. Bundan önceki sayfalar, herhalde bu konuda hiç bir mübalâğa olmadığını göstermiştir; zira gerçekten de Muhammed (AS), tebliğ ettiği kuralların somut örneklerini hem öğreterek, hem de kendi şahsında uygulayarak, görevini yerine getirmiştir. Konuyu tamamlamak için sözü başkalarına bırakıyorum:

           “Hiç bir insan, isteyerek veya istemeyerek bundan daha ulvî bir gaye ortaya koymamıştır; zira bu gaye insanüstü idi, şöyle ki: Yaratan ile yarattıkları arasına sokuşturulan hurafeleri kökünden temizlemek, doğrudan doğruya Allah’ı insana, insanı Allah’a tevdî etmek, putperestliğin uydurma ve maddî ilâhlarından oluşan bu kargaşa ortamında kutsal ve mâkul Ulûhiyet düşüncesini tekrar canlandırmak.

           “Hiç bir insan, bu kadar zayıf imkân ve araçlarla, insan gücüyle üstesinden gelinmesi imkânsız bir eser ortaya koymaya kalkışmamıştır. Çünkü, bu kadar büyük bir gayenin anlaşılabilmesi ve gerçekleştirilmesi için, kendisi dışında başvurabileceği tek araç ve yardımcı, çölün bir köşesindeki bir avuç câhil Bedeviden başkası değildi.

           “Nihayet hiç bir insan, yeryüzünde daha az zamanda bu kadar muazzam ve bu kadar devamlı bir inkılâbı gerçekleştirememiştir; zira tebliğinin üzerinden henüz iki yüzyıl [20 yıl olarak okuyunuz727] geçmeden İslâmiyet, gerek tebliğ ve gerekse silah zoruyla, Arabistan’ın üç ayrı istikametinde hüküm sürüyor, İran’ı, Horasan’ı, Mâverâu’n-nehir’i, Batı Hindistan’ı, Suriye’yi, Mısır’ı, Habeşistan’ı, Kuzey Afrika olarak bilinen bölgeleri, Akdeniz’deki birçok adaları, İspanya’yı ve Galya’nın bir bölümünü Allah’ın birliği anlayışı içinde bir araya getirmeye çalışıyordu.

           “Gayenin büyüklüğü, imkânların küçüklüğü ve alınan sonucun büyüklüğü insan dehâsının üç ölçüsü olarak kabul edilecek olursa, insanî değerler açısından modern tarihin önde gelen bir şahsiyetini Muhammed ile karşılaştırmaya kim cüret edebilir! Bunların en ünlülerinin yaptığı şey, sadece silâhları, yasaları, imparatorlukları harekete geçirmek olmuştur; Tabii, bunun sonucunda ortaya bir şey koyabilmişlerse, bunlar da genellikle kendilerinden önce yıkılıp giden maddi güçler olmuştur. Oysa O (AS), orduları, yasama erklerini, İmparatorlukları, kavimleri, hanedanları ve yeryüzünün meskûn kısımlarının üçte birlik bölümünde yaşamakta olan milyonlarca insanı harekete geçirdi; ama o bunun yanı sıra tapınakları, ilâhları, dinleri düşünce sistemlerini, inançları ve, ruhları da harekete geçirdi; her harfi kanun olan bir Kitap üzerine, her dilden ve ırktan insan topluluklarını kapsayan manevî bir milliyet tesis etti; ve bu Müslüman milliyetinin silinmez karakteri olarak, sahte ilâhlardan nefret etmeyi ve maddeden münezzeh bir Allah sevgisini aşıladı. Manevi değerleri çiğneyenlerden intikam almayı amaç edinen bu anlayış, Muhammed’in izinden gidenlerin fazileti oldu; yeryüzünün üçte birlik bölümünde onun getirdiği hükümlerin egemen olması onun bir mucizesi idi; daha doğrusu bu, bir insanın değil, aklın mucizesi idi. Uydurma ilâh anlayışlarının artık bıkkınlık verdiği bir sırada ilan edilen Allah’ın birliği düşüncesi, bizatihi öyle bir erdem taşımaktaydı ki, bu düşünce, daha onun dudaklarından dökülürken, eski putlara ait bütün mabetleri yaktı ve kendi nuruyla dünyanın üçte birini aydınlattı.

           “Bu adam sahtekârın biri miydi? Onun hayatı boyunca yaptıklarını iyice tetkik ettikten sonra biz öyle olduğuna inanmıyoruz. Sahtekârlık, görüş ve kanaatlerin ortaya konulmasında ikiyüzlülük demektir. Yalanın asla doğruluk özelliği olmayacağı gibi, ikiyüzlülüğün de ikna etme gücü ve kudreti yoktur.

           “Mekanikte projeksiyon (yansıtma) gücünün itme gücünün tam ölçüsü olması gibi, aynı şekilde eylem ve faaliyet de, tarihte ilham gücünün ölçüsü demektir. Bu kadar yükseğe, ileriye ve uzun zamana hitap eden bir düşünce, gerçekten güçlü bir düşünce demektir; bu kadar güçlü olabilmek için ise, tamamen samimi ve kendi davasına inanmış olmak gerekir…

           “Fakat onun hayatı, eseri, ülkesindeki batıl inançlara karşı kahramanca mücâdelesi, putperestlerin öfkeleri karşısındaki gözü pekliği, onlara Mekke’de 15 [13 olacak] yıl dayanmakta gösterdiği sebatı, toplumda infial uyandıran görevinde ısrar etmesi ve neredeyse hemşehrileri tarafından öldürülecek noktaya gelmesi ve nihayet Hicret edişi, insanlara sürekli olarak öğüt ve nasihatlerde bulunması, benzersiz savaşları, başarılara olan güveni, terslikler ve sıkıntılar karşısında bile kendisine olan güveni, zaferde âlicenaplığı, asla baskıcı olmayan düşünce yapısı, sonsuz duası, Allah’la yaptığı gizemli konuşmaları, vefatı ve kabre konulduktan sonra gerçekleşen zaferi, ortada sahtekârlıktan ziyâde mutlak bir inancın olduğunu kanıtlamaktadır. Ona bir dogma (düşünce sistemi) kurma kudretini işte bu inanç vermiştir. Bu dogma iki yönlü idi: Allah’ın birliği ve Allah’ın maddi bir varlık olmaktan uzak oluşu; biri Allah’ın ne olduğunu, diğeri ne olmadığını söylüyordu: Birisi kılıçla sahte ilâhları deviriyor, diğeri ise söz sayesinde bir düşünceyi başlatıyordu.

           “Filozof, hatip, havari, kanun koyucu, savaşçı, düşünceleri fetheden, mâkul ve mantıklı dogmalar ve sûretsiz bir din tesis eden, yeryüzünde yirmi imparatorluğun ve tüm gönüllerde ise bir tek imparatorluğun kurucusu: İşte Muhammed!

           “Beşerî büyüklüğün hesaplandığı her türlü ölçüye vurulduğunda, hangi insan daha büyüktür?”

           (Alphonse de Lamartine, Histoire de la Turquie, I, 276-280).

Hastalık ve Sonsuzluk Alemine Göç

1901. Mütevazı gücümüzün elverdiği kadarıyla, O’nun hayatını ve yaptığı faaliyetleri böylece anlatmaya çalıştıktan sonra, bu hikâyeyi, insanlık tarihiyle ilgili bu bölümü, kendisini tamamen insanlığa adayan bu yüce insanın vefatının hüzünlü anlatımıyla bitirelim.

1902. Hayatının son yıllarında, Muhammed (AS) genellikle rahatsızdı. Elden geldiği kadar kendisine özen gösteriliyordu. Altmış üç yaşında idi. H. 11. yılın ikinci ayının son haftasında, bir gece kalktı, yatağını terk etti ve şehrin mezarlığına gitti. Orada daha önce ölmüş olan ve ilâhi görevinin başarıya ulaştırılmasında kendisi ile birlik olup hayatını feda edenler için uzun uzun dua etti. Sonra evine döndü ve hanımının baş ağrısından şikâyet ettiğini duyunca ona şöyle dedi: “Esas başı ağrıyan benim!” Ertesi günü durumu ağırlaştı, ancak her gecesini sırayla hanımlarından birinin yanında geçirmeye devam etti. Artık buna da takati kalmayınca, hepsi birden, kendisine aynı yerde, yani hanımı Ayşe’nin yanında kalmasını söylediler. İki yeğeni, Ali ve el-Fadl ibn Abbâs’ın omuzlarına dayanarak Ayşe’nin odasına girdi. Rahatsızlığı daha da artmıştı. Bir gün ailesine, kendisine şehrin yedi ayrı kuyusundan çekilen yedi tulum su getirmelerini ve başına dökmelerini söyledi. Ülkede pek yaygın olan bu tedavi kendisini o kadar rahatlattı ki, yatağından çıkıp Mescid’e gitti ve sahabeleri arasındaki yerini alarak, onlara, birçok hadis ravisinin özet halinde muhafaza etmiş olduğu bir hutbe irat etti:

1903. İbn Hişâm728 bize şöyle naklediyor: Resulullah başında bir sargıyla evinden çıktı ve camiye gelip minbere oturdu; sonra Uhud savaşında şehit olanlar için dua ederek hutbesine başladı; uzun bir süre böyle devam etti. Daha sonra şöyle dedi:

           “Allah’ın bir kulu vardı; Allah ona bu fani dünya ile kendi yüce katı arasında bir tercihte bulunma imkânı verdi; bu kul da Allah’ın yüce katını tercih etti.”

           Ebû Bekir bunun mânasını derhal anladı ve Muhammed (AS)’in kendi şahsından bahsettiğini fark etti; ağlamaya başlayıp şöyle dedi: “Ya Muhammed! Canımız ve ana-babamız sana fedâ olsun!” Muhammed (AS) şöyle karşılık verdi:

           “Sus, ey Ebû Bekir!”

           Sonra şöyle devam etti:
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Dünya hayatına veda
« Posted on: 06 Haziran 2020, 06:31:06 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Dünya hayatına veda rüya tabiri, Dünya hayatına veda mekke canlı, Dünya hayatına veda kabe canlı yayın, Dünya hayatına veda Üç boyutlu kuran oku Dünya hayatına veda kuran ı kerim, Dünya hayatına veda peygamber kıssaları, Dünya hayatına veda ilitam ders soruları, Dünya hayatına vedaönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &