ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Kültürü > İslam Kavramları M-Z > Şuara suresi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şuara suresi  (Okunma Sayısı 375 defa)
26 Mart 2010, 10:53:18
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 26 Mart 2010, 10:53:18 »




ŞUARA SÛRESİ




Kur´an-ı Keñm´in yirmi altıncı sûresi. İkiyüz yirmiyedi âyet, bin iki yüz doksan dokuz kelime ve dörtbin beşyüz kırkiki harften ibarettir. Fasılası nun, lam ve mim harfleridir. Mekke döneminin ortalarında "Vakıa" sûresinden sonra nâzil olmuştur. Son dört âyetin Medine´de nâzil olduğu bildirilmektedir. Mukatil, İsrailoğulları alimlerinden bahseden yüzdoksanyedinci ayetin de Medine´de nâzil olduğunu söylemiştir (Alûs, Ruhu´lMe´an, Kahire (t.y), XIX, 58; Kurtub, el-Cami´li Ahkami´l-Kur´an, Beyrut (t.y), XIII, 87). Adını ikiyüz yirmidördüncü âyetinde geçen "Şuara" (Şairler) kelimesinden almıştır. İmâm Mâlik´in tefsirinde bu sûre, el-Camia (toplayıcı) adıyla adlandırılmıştır (Alûs, aynı yer).

Sûrede, diğer Mekki sûrelerde olduğu gibi, Hz. Peygamber (s.a.s)´in getirdiği âyetlere karşı müşriklerin takındıkları tavrın tutarsızlığı ve bu inkârcı tutumlarından dolayı başlarına gelecek felaketler zikredilerek, deliller çerçevesinde Kur´an âyetlerinin insanları kurtuluşa erdirecek birer rehber olduğu bildirilmektedir.

Müşrikler, Peygamber (s.a.s)´in getirdiği ve her türlü eziyete katlanarak tebliğ etmeye devam ettiği Kur´an âyetleri karşısında inadla direnmişler ve çeşitli sebepler ileri sürerek iman etmekten kaçınmışlardı. Bazan ondan, iddia ettiği şeylerin gerçek olduğunu ispatlayacak mucizeler (âyet) istiyorlar, bazan da ona şair veya kahin diyerek diğer insanların zihinlerini bulandırmaya çalışıyorlardı. Öte taraftan ona bağlı olanların köleler ve dünyevi bakımından güçsüz olan kimseler olmalarını söz konusu ederek, onu eğlenceye alıyor, değişik vesilelerle istihza konusu ediyorlardı. Getirdiği ilahî mesajın gerçekliği açık bir şekilde ortada olduğu ve bu gerçeği akıl sahiplerinin ikna olacakları açık delillerle ispatladığı halde, insanların körü körüne inanmamakta direnmeleri Hz. Peygamber (s.a.s)´e büyük bir üzüntü veriyordu. Halbuki o, davet ettiği şeye karşılık onlardan hiç bir menfaat talep etmiyordu. Onu üzen ve kadere boğan şey, Allah´ın dinine düşmanlık eden kavminin, geçmiş zalim kavimler gibi helak edilerek ebedî Cehennem azabına müstahak olacakları korkusuydu.

Allah Kur´an âyetlerinin apaçık gerçekleri ifade ettiğini ve içinde akıl sahibi kimseleri şüpheye düşürecek hiçbir şeyin bulunmadığını belirttikten sonra, inkarcıların tutumu karşısında üzülen Hz. Peygamber (s.a.s)´e hitap ederek, onlar için üzülmemesi gerektiğini bildirmekte ve onların iman etmelerinin, onun mükellefiyetleri arasında olmadığını açıklayarak, görevini yerine getirdiğinden dolayı huzur içinde olması gerektiğini vahyetmektedir. Bu Allah´ın Resulüne ve onun yolunu takip eden sonraki nesillere olan merhametinin bir tezahürüdür. Sûrenin ilk âyetleri bu konuyu ele almaktadır:

"Tâ Sin Mim. Bu âyetler, hak ile batılı ayırdeden, Kur´an´ın âyetleridir. (Ey Muhammed) İman etmiyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin! Eğer dilersek Biz, o inkâr edenlerin başına gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğmekten başka çareleri kalmaz" (1-4).

Bütün kâfirlerin teslim olacağı bir âyet (mucize) göndermesi Allah için hiçte zor bir şey değildir. Ancak zorla kabul edilen bir inancın Allah katında bir değeri yoktur. Onun içindir ki Allah âyetlerini bütün şüpheleri giderici bir şekilde gerek vahiy yoluyla ve gerekse kainatın her zerresinde bütün açıklığı ile gözler önüne sererek, insanları hür iradeleriyle baş başa bırakmakta ve hiç bir baskıya maruz kalmadan seçimlerini yapmaları için serbest bırakmaktadır. İman eden kimse, kendi yararına iman etmiş olacaktır. İnkârda direnenler ise, kendi nefislerine zulmetmiş olarak, haber verilen büyük azaba müstahak olacaklardır. Allah´ın insanları, seçim yaparken serbest bırakması, dünya hayatının bir imtihan yeri olması hikmetine dayanmaktadır. Bir zorlama söz konusu olsaydı, imtihan olayı ortadan kalkardı.

Peşinden gelen âyetlerde Allah, inkârcıların kendilerine yöneltilen her öğütten mutlaka yüz çevirdiklerini, Hz. Peygamber (s.a.s)´in onlara getirdiği gerçekleri yalanlayarak alay ettikleri korkunç şeyin haberinin çok yakında kendilerine ulaşacağını haber verdikten sonra, salim akla sahip her insanın iman etmesini gerektirecek, yaratılıştaki mucizelere bakmaları tavsiyesinde bulunur ki bunlar gerçekten O´nun büyük âyetlerini gözler önüne sermektedir.

"Onlar, yeryüzüne hiç bakmazlar mı? Orada bitkilerden nice güzel (kerim) çifti yetiştirmişizdir. Şüphesiz ki bunda büyük bir delil vardır. Ne var ki, onların çoğu iman etmediler." (7-8).

Sûrenin mukaddimesi, sûrede zikredilen her kıssadan sonra tekrar edilen şu âyetle son bulmaktadır: Şüphesiz ki Rabbin Aziz´dir, Rahim´dir" (9)

Sûrenin konusu kıssalardan ibarettir. Sûrenin başlangıcı ve sonuyla insicam içerisinde anlattığı kıssalardan, geçmiş kavimlerin peygamberlerini yalanlamaları sonucunda uğradıkları elim azab dile getirilmektedir. Sûrenin tamamına yakınını oluşturan kıssalarda Hak dini yalanlamalar ve buna karşılık şiddetli ilah azapla korkutma, Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber (s.a.s)´i yalanlamaları, Allah´ın âyetlerinden yüz çevirmeleri, korkutuldukları azabın bir an önce gelmesini istemeleri, âyetler karşısında ileri geri konuşmaları anlatılmakta; Kur´anın, şeytanların ilham ettiği şiir veya zikirden ibaret olduğu iddiaları cevaplandırılmakta ve geçmiş kavimlerden verilen apaçık delilleri ihtiva eden örneklerle müşriklerin inkârlarında devam etmelerinin sonuçları, net bir şekilde ortaya konulmaktadır.

Sûrede sırasıyla Musa (a.s), İbrahim (a.s), Nuh (a.s), Hûd (a.s), Salih (a.s), Lût (a.s) ve Şuayb (a.s)´ın kıssaları anlatılmakta ve her kıssa "Muhakkak ki bunda büyük ibret vardır. Ama onların çoğu mümin olmadı ve muhakkak ki senin Rabb´in Aziz´dir. Rahim´dir." mealindeki âyet ile son bulmaktadır.

"Hani Rabbin Musa´ya şöyle nida etmişti: "O zalimler kavmine git, Firavun kavmine. Onlar hiç korkmuyorlar mı?" (10-11) âyetiyle başlayan ve Musa (a.s) ile Firavun arasındaki tevhid ve şirk mücadelesini konu edinen bölümde, hidayetten yoksun olan müşriklerin gördükleri apaçık deliller karşısında bile iman etmeye zerre kadar meyilleri olmadığı ve bu delilleri görmezlikten gelerek peygamberlerini delilik ve sihirbazlıkla itham ettikleri gerçeği dile getirilmekte ve iman edenlerin akideleri uğruna karşılaştıkları işkencelerden bahsedilmektedir.

Allah, Musa (a.s)´ı kendisine kardeşi Harun´u yardımcı yaparak Firavun´a gönderdi ve Firavun´a karşı duyduğu endişeleri gidererek ona şöyle vahyetti:

"... Hayır korkma, ikiniz de âyetlerimizle gidin. Biz sizinle beraberiz. Her şeyi işitiriz. Doğruca Firavun´a varın. Ona Biz alemlerin Rabbı olan Allah´ın peygamberiyiz. İsrailogullanrını bizimle serbest bırak" deyin" (15-17).

Bunun üzerine Musa (a.s) doğruca Firavun´a gitti ve ona Alemlerin Rabbi olan Allah´a iman etmesini tebliğ etti. Firavun ise ona "Yemin olsun ki eğer benden başkasını ilâh edinirsen, seni zindana atılanlardan yaparım" dedi. (29). Firavun onun gösterdiği mucizeleri sihir kabul ederek, ülkesindeki bütün seçkin sihirbazları toplayıp bir müsabaka düzenledi ve herkesi olaya şahit olmaları için çağırdı. Sihirbazlar, sihirlerini ortaya koyduktan sonra, onların uydurdukları şeylerin Musa (a.s)´ın yere attığı asası tarafından yutulduğunu gördükleri zaman, bunun bir sihir olmadığını anladılar ve iman ettiler. Firavun, bütün çağlardaki müstekbirlerin takındığı tavrı takınarak iman etmekten kaçındı ve sihirbazlara şöyle seslendi:

"Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Meğer o, size sihir öğreten büyüğünüzmüş. Yakında göreceksiniz; mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi" (49).

Ancak iman eden sihirbazlar onun tehditlerine rağmen imanlarında sebat ettiler. Musa (a.s), Allah´ın emri üzerine kavmiyle birlikte gizlice Mısır´dan ayrıldı. Firavun ise onları yakalayabilmek için topladığı ordusuyla beraber peşlerine düştü. İsrailoğulları denizin kenarına ulaştıkları zaman, Firavun ordusunun geldiğini gördüler ve yakalandıkları korkusuna kapıldılar. Allah, Musa (a.s)´a asasını denize vurmasını emretti. Bunun üzerine deniz ikiye ayrıldı ve İsrailoğulları bu yoldan karşıya geçtiler. Onları takip eden Firavun ve askerleri peşlerinden denizde açılan yola girdikleri zaman, bu yol kapatıldı ve tümü suda boğuldular. Allah, bu kıssayı aktarırken, her şeyin kendi gücü ve kudreti dahilinde cereyan ettiğini, yeryüzünde dilediğini zelil, dilediğini de mirasçılar kıldığını, "Nihayet Biz Firavun ve kavmini bahçelerden, akarsulardan, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. İşte böyle yaptık. Onlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık" (57-59) ifadesiyle dile getirmektedir. Kıssanın sonunda şöyle buyurulmaktadır:

"Şüphesiz ki, bunda büyük bir ibret vardır. Fakat çokları iman etmezler. Şüphesiz ki, Rabbin Aziz´dir, Rahim´dir" (67-68).

Sûrede yer alan ikinci kıssa İbrahim (a.s)´ın kıssasıdır: "Onlara İbrahim´in haberini oku" (69) âyetiyle başlayan İbrahim (a.s)´ın kıssasında onun, kavmini Allah´a şirk koşmakta kurtarmak ve onları tevhid dinine yöneltmek için yapmış olduğu mücadele anlatılmaktadır. İbrahim (a.s) putlara tapınan kavminin hiç bir mantıkî dayanağı olmayan inançlarını sorgulamakta ve geçersizliğini deliller çerçevesinde ortaya koymaktadır.

"Bir zaman İbrahim babasına ve kavmine "Neye tapıyorsunuz?" demişti. Onlar da "Putlara tapıyoruz. Onlara ibadetten hiç ayrılmıyoruz" dediler. İbrahim onlara "Dua ettiğiniz zaman sizi duyarlar mı ? Yahut size fayda verirler mi?" dedi. (Onlar) Hayır. Atalarımızı böyle yapar bulduk" dediler. İbrahim şöyle dedi: Sizin ve eski atalarınızın nelere taptığını görüyor musunuz? Alemlerin Rabbi müstesna, sizin taptıklarınız benim düşmanımdır" (70-77). Görüldüğü gibi kendilerine putlar edinerek onlara tapınan kimseler, İbrahim (a.s)´...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Şuara suresi
« Posted on: 19 Kasım 2019, 00:15:53 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Şuara suresi rüya tabiri,Şuara suresi mekke canlı, Şuara suresi kabe canlı yayın, Şuara suresi Üç boyutlu kuran oku Şuara suresi kuran ı kerim, Şuara suresi peygamber kıssaları,Şuara suresi ilitam ders soruları, Şuara suresiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &