ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Hz.Muhammedin İslam Daveti > Hikmete Dayanan Bir Davet
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hikmete Dayanan Bir Davet  (Okunma Sayısı 932 defa)
01 Ağustos 2011, 11:51:13
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 01 Ağustos 2011, 11:51:13 »



Hikmete Dayanan Bir Davet


Hikmet, yirmi farklı ayette geçen ve kullanılış yerine, gayesine göre kısmen fark­lı anlamlara gelebilen, Kur'an'm önemli ve davet sürecinin işlerlikli bir terimidir. Geniş bir anlam yelpazesine sahip olan [185] hikmetin sahip olduğu bütün anlamları iki noktada toplamak mümkündür:

1- Bir şeyi yerli yerine koymak,

2- İnançta, sözde ve yaşantıda olması gereken bütünlüğü gerçekleştirmek. Ancak dikkat edilirse bu iki anlamın da birbiriyle büyük oranda örtüştüğü, örtüşebilecekleri anlaşılmaktadır. Zaten bir şeyi yerli yerine koymadan inançta, söz­de ve yaşantıda olması gereken bütünlüğü gerçekleştirmek mümkün değildir. Bu itibarla hikmetin en temel anlamının 'bir şeyi yerli yerine koymak'1 olduğu söylene­bilir. Bu ise söz, düşünce, inanç, iş, davranış, tavır ve tutum gibi insanî her alan­da olabilir. Fakat burada şöyle bir ayrım noktası vardır. En azından Kur'an buna dikkat çekmiş ve hikmetin ayrılmaz özelliği olarak bunu ifade etmiştir: Hikmetin ifade ettiği 'bir şeyi yerli yerine koymak' özelliği kişilere, toplumlara ve zamana gö­re değişebilen göreceli (izafî) bir özellik değil, mutlak anlamda doğru ve dolayısıyla değişmeyen bir özelliktir. Eğer 'bir şeyi yerli yerine koymak'la kastedilen, in­sanların kendiliklerinden oluşturdukları ve gerek toplumlara ve gerekse zamana göre sürekli değişen esaslar olsaydı, insanların hiçbir zaman mutlak anlamda doğ­ruya ulaşamayacakları muhakkaktı. Bu nedenle lütfü sonsuz olan Allah, Resulleri ile insanlar için 'bir şeyi yerli yerine koymanın' şartlarını bildirmiş ve bunlara göre inanılmasını ve yaşanmasını istemiştir. Emredilen bu şeyler daha mükemmeli ola­mayacak kadar mutlak hakikatle uyumlu ve mutlak anlamda yerli yerindedir, iş­te bu hikmettir, Kur'an'dır, islâm'dır, hidayettir, esenliktir...

Konunun İslâm davetini ilgilendiren tarafına gelince, Allah, hikmeti emretmek suretiyle, öncelikie Resulüne ve O'nun şahsında bütün müminlere, diğer insanla­rı İslâm'a davet ederken hakka uygun, dikkatli, titiz, sebep-sonuç ilişkisini göz önünde bulunduran, amaçlanan faydayı gözeten, ortamın gereklerini dikkate alan bir tavır ve tutum içerisinde bulunulması gerektiğini bildirdi. Böylelikle muhata­bın, içinde bulunulan şartların ve zamanın özelliklerim göz önünde bulunduran, akleden, akletmeyi sağlamayı gözeten, düşünen ve düşündüren, duyguların esiri olmaktan kaçman fakat duygulara da hitap eden, doğruyu hiçbir şekilde gizleme­yen ve değiştirmeyen bir islâm davetinin gerçekleşmesi gerektiğini ifade etti. Bu yapılırken ne aceleci olunacak, ne de çok ağır ve ihmalkâr davranılacaktı. Söz ve davranışlar, tutum ve tavırlar, soru ve cevaplar, ilgi ve tepkiler, sevgi ve nefretler... hepsi yerli yerinde olmalıydı. Eğer böyle yapılmaz ise davetin başarılı olacağını söylemek güçtü, hatta imkânsızdı. Şu hadisler ise, vahiyle öğretilip eğitilen Resu-lüllah'm ulaştığı hikmet düzeyinin gereğine uygun açıklamalardan bazılarıdır:

insanların idrak seviyelerine göre konuşmakla emrolundum.[186]

İnsanlara durumlarına göre hitap edin. [187]

Kolaylaştırın zorlaştırmaym, müjdeleyin nefret ettirmeyin. [188]

Bir şeyi doğru tarzda sunmak davet açısından çok önemlidir. Bir şeyi doğru tarzda sunmak o kadar önemlidir ki, 'yanlış' şeyler doğru bir tarzda sunuldukları için insanlar tarafından kabul görebilmekte, fakat buna karşılık doğru tarzda su­nulmayan 'doğru'lar ise kolaylıkla reddedilmektedir. Küfrün ve şirkin yaygınlık sebeplerinden birisi de budur. O halde hiçbir mümin 'Benim dinim doğru, diğerle­ri ise yanlıştır. Bu nedenle islâm'ı insanlara istediğim gibi sunarım, kabul ederlerse etsinler, eğer reddederlerse kendilerinin bileceği iş' deme hakkına sahip değildir. 'Hakkı ayakta tutan şahitler olma [189] sorumluluğu bu anlayışı reddetmektedir, in­sanlara hakkı sunmak, onları her türlü batıl şeyden uzaklaştırmak belirli ve doğ­ru yöntemlerle yapılmalıdır. Bunun en temel şartı ise, her şeyi yerli yerinde söylemek ve yapmaktır. Bu nedenle Resulüllah, müminleri muhtemel yanlışlıklardan sürekli sakındırmış, davetin bu önemli özelliğine dikkat çekmiştir. Örneğin, 'Bir kavme, akıllarının almayacağı şeylerden bahsetmek doğru değildir. Eğer böyle yapar­sanız bazıları için fitneye sebep olursunuz [190] demiştir.

Davetin olmazsa-olmaz şartlarından 'hikmet'in emredilmesiyle anlaşıldı ki, is­lâm daveti hiçbir zaman tekdüze, sadece biçimi dikkate alan, olay ve şartların ar­ka planlarım, sebep sonuç ilişkilerini göz önünde bulundurmayan bir anlayışla gerçekleştirilmemelidir. Kişilerin idrak durumları, düşünme kabiliyetleri, beceri­leri, işleri, problemleri, içinde bulundukları şartlar ve diğer Özellikler sürekli göz önünde bulundurulmalı ve İslâm bütün bunların dahilinde yanlış, eksik anlama­lardan uzak bir şekilde sunulmalıdır. Yoksa yapılan çalışmaların, sahip olunan gayretlerin bir yararı olmayacaktır. Ayrıca, hikmetin baskın ikinci anlamı gereği, bir işin gerçek anlamda hikmetli olabilmesi için, inançta, sözde ve yaşantıda açı­ğa çıkan bir bütünlüğe sahip olunması gereklidir, inancın, sözün ve yaşantının uyumsuz veya birbirlerinden farklı olduğu yerde hikmetten bahsedilemez.[191] Zaten üçü arasında bütünlük olmadan, hikmetin birinci özelliği olan 'bir şeyi yerli yeri­ne koymak'tan da bahsetmek mümkün değildir. Mümin, insanları kabule davet et­tiği şeyi önce kendi kabul eden ve yine yaşanmaya davet ettiği şeyi önce kendisi yaşayan kişi olmak zorundadır. Önemli olan da yaşamaktır. Yaşamak, doğru oldu­ğu belirtilen şeyin doğruluğunun en önemli delili, davetteki samimiyetin en belir­gin işareti ve başkalarının iyiliğini düşünmenin en açık göstergesidir. Eğer Müs­lüman, insanları davet ettiği şeye kendisi sahip değilse, yaşantısında göstermiyor­sa, davet edilenlerin bu davete olumlu cevap vermesini beklemek boşuna bir bek­lentiden ibaret olur. Bu aşamada Hz. Şuayb kıssası ile Resulüllah'a yapılan dolaylı bir hatırlatma son derece önemlidir. Hz. Şuayb 'Ey kavmim! Yalnızca Allah'a kul­luk edin, sizin O'ndan başka gerçek ilâhınız yok! Rabbinizden apaçık bir duyurugd-di size. Öyleyse bütün işlerinizde ölçüyü, tartıyı tam olarak gözetin. İnsanların eşya­sında haksızlık edip, onları mahrum etmeyin. Yeryüzünde düzen sağlanmışken, boz­gunculuk etmeyin. Eğer inanıyorsanız, bütün bunlar sizin iyiliğiniz içindir. Mlah'a iman edenleri tehdit ederek ve Allah'ın yolundan alıkoyarak ve onu eğri göstermeye çalışarak doğruya götüren her yolun kıyısında pusuya yatmayın. Düşünün ki, vahiy-. iz siz pek az idiniz de Allah sizi çoğalttı ve bakın ki, bozgunculuk çıkaranların sonu nasıl oldu [192] diyerek kavmini islâm'a davet edince, kavminin sert tep­kisiyle karşılaştı. Kavminin ileri gelenleri işittikleri şeyler gelenekleriyle çatıştığı, inanç ve hayat tarzlarım değiştirmeye aday olduğu için öfkeyle ağır sözler söyle­yip, tehdit ettiler;: 'Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz [193] 'Ey Şuayb! Söyledik­lerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz1. Eğer ka­bilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.[194] Bu tehditlerin amacı, Şuayb'ı kendi inanç ve hayat tarzlarına çekmekti. İs­tiyorlardı ki, Şuayb'da kendileriyle birlikte olsun, kendilerinin kanaat, düşünce ve hayat tarzını paylaşsın. Bunu ise tehditlerinin arkasından yumuşak bir ifadeyle di­le getirdiler: 'Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!.[195] Ancak bu teh­dit ve tekliflerin amacını kavramakta zorlanmayan Hz. Şuayb yapabileceği veya yapamayacağı şeyi açıkça ifade etti: durunu hiçbir gerekçeyle gizlemedi, gerçeği olduğundan farklı göstermeye çalışmadı: 'Doğrusu Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz [196] Ben sizi men ettiğim şeyleri kendim yaparak size (bildirdiklerime) aykırı davranmak istemiyorum. Sadece gücümün yettiğince sizi düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Al­lah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na yönelirim. Ben sadece gü­cümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum.[197]

O halde hikmetli bir davet, bizzat daveti yapanın davet ettiği şeyleri pratiğe ak­tarması, kendi uygulamasında göstermesiyle mümkün olabilir. Bu nedenledir ki 'Hikmet, hakkı bilmek, onu söylemek ve onunla amel etmek [198] olarak da tanımlanmış­tır. Hikmet'e ağırlıklı olarak verilen bu anlam ise, kuşku yok ki ayetlerde üstlen­diği fonksiyondan kaynaklanmaktadır. Çünkü hikmet terimi hemen her zaman, emir ve yasakları konu edinen ayetleri takiben geçmiş ve bu emir ve yasakların ilâ­hî hikmetin eseri olarak gönderilmiş olduğuna işaret edilmiştir.[199]

Davet yönteminin ikinci şartı olan 'öğüt'e gelince; öğüt de, aynen hikmette oldu-0u üzere, Kur'an'da sıklıkla geçen önemli kavramlardan birisidir. Kur'an terminolojisinde ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu, çok sayıdaki ayette geçmesinden ve da­ha da önemlisi bizzat Kur'an'm ismi olmasından anlaşılmaktadır.[200]

Kur'an öğüttür,[201] Resulüllah'rn görevi de öğüttür. [202] Resulüllah'm veya bir başka Müslümanm, hiç kimseyi zorlamaya, zorla Müslüman yapmaya hakkı ve yetkisi yoktur. Yapılması gereken güzel bir öğütle mutlak doğruları sunan ilâhî bilgiyi aktarmak ve ondan sonra insanları akılları ve vicdanlarıyla baş başa bırak­maktır.

'Öeüt'ün nasıl güzel olacağını tespit edebilmek için hikmetin anlamını tekrar dikkate almak gerekiyor. 'İlim', 'hilnC ve 'teenni' hikmetin özelliklerindendir. Buna göre, bir söz veya davranışın hikmetli olabilmesi için ilme, fakat gerçek ilme yani mutlak ilim olan vahye dayanıyor olması gerekir. Sadece ilim ise çok fazla bir şey ifade etmez. Önemli olan onu pratiği de aktarmaktır. Pratiğe aktarmak ise, mut­lak hakikatin muhalifi olan bütün iç ve dış güçlere karş...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hikmete Dayanan Bir Davet
« Posted on: 19 Ekim 2019, 03:25:51 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hikmete Dayanan Bir Davet rüya tabiri,Hikmete Dayanan Bir Davet mekke canlı, Hikmete Dayanan Bir Davet kabe canlı yayın, Hikmete Dayanan Bir Davet Üç boyutlu kuran oku Hikmete Dayanan Bir Davet kuran ı kerim, Hikmete Dayanan Bir Davet peygamber kıssaları,Hikmete Dayanan Bir Davet ilitam ders soruları, Hikmete Dayanan Bir Davetönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &