ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hadis Eserleri >  el İtisam > Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2  (Okunma Sayısı 641 defa)
04 Haziran 2011, 16:02:05
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 04 Haziran 2011, 16:02:05 »



Fasıl


Bu konuda zikredilmesine ihtiyaç duyulan şeylerden birisi de bütün bu sıralanan bilgilerin genel olarak ne anlama geldiğinin açıklanmasıdır. Bütün bunlar şu anlama gelir: Bid'atler birer sapıklıktır. Bid'atçi bir sapıktır ve saptırıcıdır. Bid'atin bir sapıklık olduğu yukarıda sıralanan nakli delillerin pek çoğunda belirtilmiştir. Diğer mâsiyetlerden değil de ihtilaftan, gruplara ayrılma ve farklı farklı yollardan gitmekten söz eden âyetlerde de bu sapıklığa işaret edilmiştir. Çünkü bid'at ve bid'ate benzeyenlerin dışında genellikle mâsiyetler bir sapıklık olarak nitelendirilmemişlerdir. Meşru olan şeylerde yapılan hatalar -ki bunlar zaten bağışlanmıştır- sapıklık olarak isimlendirilmezler. Diğer mâsiyetleri kasten işleyenlere dahi sapık denilmeyeceği gibi hu tür hataları yapanlara da sapık ismi verilmez. Sadece bid'ate sapıklık denilmesi -Allah bilir ya- ona karşı ikaz gayesi ve hikmetinden dolayıdır. Dalâlet (sapıklık) hidayetin zıddıdır. Araplar hidayet kelimesini maddi ve görünür şeyler hakkında hakikat anlamında kullanırlar. Mesela "Ona yol gösterdim, rehberlik ettim" anlamında (hedeytühû ilet'tariki) dersin. Hayır ve şer yoluna sevk etmek de bu anlama gelir. Allah Teala şöyle buyurur:
"Şüphesiz biz ona (gideceği) yolu gösterdik"[339]
"Biz ona iki yolu (hayrın ve şerrin yolunu) göster­medik mi?"[340]
"Bize doğru yolu göster."[341]
Bu ayetlerde geçen sırat, tarik ve sebil aynı manaya gelir ve maddi yol anlamında hakikat, manevi yol anlamında da mecazdır. Bunun zıddı da dalalettir/sapıklıktır. Sapıklık yoldan çıkmak demektir. Yolunu şaşırmış ve kaybolmuş deveye ve koyuna "el-Baîru'd-dâl" ve "eş-Şâtü'd'dâlle" denilir. Bir adam yoldan çıktığı zaman "racülün dâlle" denilir. Çünkü ona yolu gösterecek bir rehber olmadığı için işi karıştırmıştır.
Bid'at sahibi kişi sünnetin yolunu bilmeyerek heva ve hevesine mağlup okluğu için başka bir yolun değil de aklına doğan yolun doğru olduğunu zanneder, bu sebeple doğru yoldan sapar. Ana caddeden gittiğini zannettiği için sapıktır. O tıpkı geceleyin kendisine yol gösterecek bir rehberi olmadığı halde yola çıkan kimse gibidir. Her ne kadar hedefini araştırdığını zannetse bile her an yoldan sapabilir ve birinin peşine düşebilir. Bidatçı bu ümmettendir. Delillerini Allah'ın hükümlerine itaat kaynağından değil de sırf hevâ ve nefsâni arzular kaynağından aldığı için, ümmetin delillerinin dışına çıkmıştır. Bid'atçi ile başkası arasındaki fark budur. Çünkü
bid'atçi hevasını en önemli hedefi haline getirmiş ve delilleri de ona uydurmuştur. Delillerin Arapların konuşma tarzına uygun bir şekilde kullanılması gerekir. Araplar konuşurken zahiri anlamları muhafaza ederler. Nitekim bu ilmin dışındaki ilimlerde öncü olmuş kişilerce de kabul edildiği üzere sözde tevile ihtimal veren bir ibare bulabileceğin gibi tevile ihtimal vermeyen bir ibare de bulabilirsin. Zahir olan her anlamı, kastedilen zahirdeki zorunlu anlamın dışına çıkarmak ve onu maksadın dışına çıkaracak şekilde tevil etmek mümkündür. Buna bir de şeriatin temelleri konusundaki cehalet eklenince bozulma ve şeriatın gayelerinden uzaklaşma durumu daha da şiddetlenir ve belirginleşir.
Akıl ve idrak sahibi (bid'atçi) sünnetin dışına daha çok çıkar ve bid'at sapıklığına daha çok dalar. Nefsinin hevası galip gelince de delillerin lafızlarını kendi istediği manalara doğru çekmesi daha çok muhtemeldir.
Bunun delili şudur: Sen, kendisini bu ümmete mensup sayan hangi bid'atçiye rastlarsan onun bid'atini mutlaka şer'i bir delile dayandırmak istediğini ve o delili aklına ve nefsâni arzularına uya­cak şekilde yorumladığını görürsün. Bu, engellenemez ezeli hikmette kesin bir olgudur.
Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
"Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarım da doğru yola yöneltir."[342]
"İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir."[343]
Fakat onların dikkate aldıkları deliller açık ve kesin deliller değil, müteşabih delillerdir. Ve bunların az miktarda olanını da çok gibi değerlendirirler. Hevaya tâbi olmanın en büyük delili de budur. Çünkü delillerin büyük çoğunluğu zahiriyle bir manaya delâlet ediyorsa bu haktır. Zahirinin dışında bir manaya delâlet edenler ise çok azdır. Azın çoğa, müteşabihin açık olana götürülmesi zahirin hakkıdır. Ancak hevâ ve heves, Allah'ın sapmasını dilediği kimseyi saptırır ve o artık bid'atçi olmayanın aksine bir labirentin/ karmakarışık bir yolun içine girmiştir. Bid'atçi olmayan kişinin en önemli gayesi hakikate ulaşmaktır. Hevasını ise -şayet hevâsı varsa-ikinci planda tutar ve onu hakka tâbi kılar. Delillerin çoğu ve Kitab'ın (Kur'an'ın) büyük bir bölümü onun ulaşmaya çalıştığı gayesinde gayet açık ve anlaşılır bir durumdadır. Böylece o ana caddeyi/doğru yolu bulmuştur. Bu apaçık olan delillerin dışında kalanları ise ya apaçık olanlara reddeder ya da onu bilene havale eder. Tevil kapısını zorlamaz.
Muhkem/apaçık delillerle müteşabihler arasındaki sorunun çözümünde hakem şu âyet-i kerimedir:
"Kalplerinde eğrilik olanlar fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler."[344]
İhtilaf da hâsıl olsa veya ona gizli de kalsa bundan dolayı onun haline bid'atçi de denmez, sapık da denmez. (Yani müteşabihlere uymayanlara bid'atçi denmez)
Bid'atçi değildir, çünkü o itaatteki hikmet sebebiyle delillere kulak vererek onlara tâbi olmuş, onlara muhtaç olduğunu bilerek elini uzatmış, hevâ ve hevesini geri plâna itmiş ve Allah'ın emrini öne almıştır.
Sapık da değildir, çünkü doğru bir yola girmiş ve ona sığınmıştır. Bir gün o yoldan çıksa ve hata etse bile ona bir günah ve vebal yoktur, hatta sahih bir hadisin beyanına göre sevaba bile hak kazanır:
"Bir hakim içtihad eder de yanılırsa kendisi için bir sevap vardır. İsabet ederse iki sevap vardır."[345] Bilerek yanlış yapsa bile bu yanlışı kendisi için veya başkaları için bir yol ve yöntem, tâbi olunan bir şeriat haline getirmediği için bid'atçi ve sapık diye isimlendirilemez.
Çünkü (bir kimse tarafından işlenilen) bir günah, (onun her­hangi bir teşviki ve yönlendirmesi olmaksızın) başkası tarafından da işlenme durumuna düşerse buna (bid'at değil) onu izlemek denilebilir ve ona, başkasına örnek olan kimseye yapılan muamele yapılır. Nitekim hadis-i şerifte şöyle denilmiştir:
"Kim kötü bir sünnet çıka­rırsa (kötü bir çığır açarsa) hem o çıkardığı kötü sünnetin günahını, hem de onu işleyenlerin günahını yüklenir." Bir başka hadis-i şerifte de şöyle denilmiştir:
"Haksız yere adam öldüren hiç kimse yoktur ki onun yükleneceği günahın bir misli de Âdemin ilk oğluna verilmemiş olsun. Çünkü cinayet işleme âdetini ilk defa çıkaran kişi odur."
Burada cinayet, başkaları tarafından taklit edilen bir amel olduğu için onu işleyene nisbetle "sünnet" diye isimlendirildi. Fakat "bid'at" diye isimlendirilmedi. Çünkü cinayeti işleyen kişi bunu başkaları da yapsın diye/bir şeriat olsun diye yapmadı. Buna sapıklık da denile­mez, çünkü bunu meşru kılınan bir yolda veya meşru olana benzemek maksadıyle yapmamıştır.
Bu, bid'atlerin sapıklıklar olarak isimlendirilmesinde yaşanan gerçeklerin, İslamdan önceki ve Rasulullah zamanında karşılaşılan durumların da şahitlik ettiği apaçık bir tesbittir.
Mesela Allah Teala şöyle haber vermektedir:
"Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarf ediniz, denildiğinde, dediler ki:
Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız?
Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz."[346]
Kâfirler infakla emrolundukları zaman cim­rilik yaptılar. Bunun için de bir gerekçe uydurmak istediler ve şöyle dediler:
"Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız?"
Malumdur ki şayet Allah Teala dilerse hiç kimseyi kimseye muhtaç etmez. Fakat o kullarının nasıl hareket edeceklerini görmek için onları imtihan eder. İşte onların hevâ ve hevesleri bu temel prensibi anlattı ve buna nisbetle Kitabın müteşabihine uydular. Bu sebeple onlara "Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içinde­siniz." denildi.
Allah Teala başka bir âyette şöyle dedi:
"Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğutun hakemliğine başvurmak istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor."[347]
Sanki onlar hakeme başvurmayı kabul etmiş güründüler. Fakat onlar verilecek hükmün kendi maksatlarına uygun olmasını arzu ettiler. Haktan saptılar ve bütün hükümlerin aynı olduğunu, Ka'b ibn el-Eşrefin[348] ve başkalarının verdiği hük­mün. Peygamber'in verdiği hüküm gibi olduğunu zannettiler. Peygamberin (s.a) verdiği hükmün Allah'ın hükmü olduğunu, redde­dilemeyeceğini, halbuki Peygamberin hükmü varken başkasının vereceği hükmün Allah'ın hükmüne uygun bile olsa reddolunacağını bilemediler.
Bu sebeple Allah Teala şöyle buyurdu:
"Şeytan onları tamamen saptırmak istiyor." Âyetin zahiri bu âyetin İslama giren kimseler hakkında nazil olduğunu gösteriyor. Çünkü âyet, "Sana indirilene inandıklarını ileri sürenler" diye başlıyor. Müfessirlerden bir grup bu âyetin münafıklardan bir adam hakkında veya Ensâr'dan bir adam hakkında nazil olduğunu söylediler.
Bir başka âyette yüce Allah şöyle buyurdu:
"Allah bahira, sâibe, vasile ve hâm diye bir şey meşrû kılmamıştır.[349]Çünkü onlar bu şeyleri bir şeriat haline   getirdiler ve İbrahim'in dininde bid'at çıkardılar ve bunu yaparkende Hz. İbrahim'in hak yoldan Allah'a yaklaştığı gibi bunların kendilerini Allah'a yaklaştıracağını zannet­tiler. Bu sebeple ayakları kaydı ve Allah'a karşı yalan uydurdular. Çünkü bunun Allah'a yaklaştırıcı ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2
« Posted on: 13 Kasım 2019, 10:45:45 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2 rüya tabiri,Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2 mekke canlı, Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2 kabe canlı yayın, Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2 Üç boyutlu kuran oku Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2 kuran ı kerim, Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2 peygamber kıssaları,Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2 ilitam ders soruları, Uydurma görüşleri kötülemeye delalet eden naslar faslı 2önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &