ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Uhud un ardında cennet var
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Uhud un ardında cennet var  (Okunma Sayısı 726 defa)
27 Aralık 2010, 18:24:43
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 27 Aralık 2010, 18:24:43 »



Uhud’un ardında cennet var


Enes bin Nadr Uhud bir dağdır. Biz O'nu severiz, O da bizi sever.[1] Uhud bizim canımız, Uhud cananımızdır. Uhud'da dişleri kırılmış, yüzünden kanlar akan yaralı bir peygamber ve Uhud'un bağrında yatan nice sevdiklerimiz vardır.

Enes bin Nadr vardı hani. Bedir Savaşına katılamamıştı. Bu onu çok üzüyor, Efendimiz'e (s.a.s.) gelerek: "Allah yolunda cihad için bir fırsat daha çıkarsa nasıl savaştığımı herkes görecek" diyordu.
Uhud harbinde

Nihayet Uhud savaşı gelip çattı. Allah'ın nurunu söndürmek isteyen tam teçhizatlı üç bin müşrikin karşısında yedi yüz inanmış mücahit vardı. Savaş başlamadan hemen önce Efendimiz, Halid bin Velid komutasındaki düşman süvarilerini gördü. Bu süvariler savaş esnasında İslam ordusunun ardına geçebilir, Müslümanlar çok zor bir duruma düşebilirdi. Buna fırsat vermemek için Abdullah bin Cübeyr komutasındaki elli okçuyu Ayneyn tepesine yerleştirdi ve onlara şu kesin talimatı verdi:

'Her ne olursa olsun yerinizden ayrılmayın. Savaşı kazandığımızı ya da kaybedip de akbabaların cesetlerimizi yediğini dahi görseniz, ben emretmedikçe yerinizi terk etmeyin.' [2]

Savaş başladığında Müslümanlar, Mekkelilerin üzerine yıldırım gibi düştü. Düşman sancaktarları bir bir öldürülüyor, mücahitler Mekkelilerin karargâhını ele geçirmiş, müşrikler arkalarına bakmadan kaçıyorlardı. Yeni ve daha büyük bir zafer gelmek üzereydi. İşte tam bu sırada Ayneyn tepesindeki okçular mevzilerini terk etti.

Düşman ordusu dağılmış, Müslümanlar ise ganimet topluyorlardı. Artık bu tepede kalmanın okçular için pek bir önemi yoktu. Zira savaş bitmişti. Abdullah bin Cübeyr'in çabaları sonuç vermemiş, askerler yerini terk etmiş, geride sadece sekiz mücahit kalmıştı.

Savaşın o anına kadar hiçbir şey yapamayan Halid bin Velid, okçuların bu hatasını görür görmez saldırıya geçti. Tepede kalan sekiz mücahidi öldürdükten sonra İslam ordusunu arkadan çevirdi.
"O'nu öldürdüm!"

Müslümanlar hiç beklemedikleri bu saldırı karşısında şaşkına dönmüş, panik içerisinde birbirlerine kılıç sallıyorlardı. Yaşlı sahabi Abdullah bin Amr bin Haram bu kargaşada şehit oldu. İslam ordusundaki karışıklığı ve Halid'in şiddetli hücumunu gören müşrik ordusu geri dönmüş, Müslümanlar fena halde sıkıntıya düşmüşlerdi. Müşriklerden bir grup kendi aralarında toplanmış, Efendimiz'i öldüreceklerine dair yemin ediyorlardı. Bunlardan birisi olan Abdullah bin Kamia, İslam ordusunun sancaktarı Musab bin Umeyr'i şehit etti. Musab, Peygamberimiz'e çok benziyordu. İbn Kamia, bir kayanın üzerine çıkmış bağırıyordu: 'Muhammedi öldürdüm! Muhammed öldü!' [3]

O an her şey durdu. Uhud sustu, kılıçlar kalkmaz oldu. Onunla var olanlar O'nsuz ne yapacaklardı. Onları kendinden ayırmayan, bir baba şefkatiyle seven ve candan ziyade sevilen Nebi'nin şehadet haberi Müslümanları derinden sarstı. O öldükten sonra savaşmanın ne anlamı vardı? Vücutları paramparça eden kılıç ve mızrak darbeleri, nereden geldiği belli olmayan ve kanları fışkırtan oklar, savaş öncesi kazılmış ve o karmaşada fark edilemeyen çukurlar, çevredeki yaralıların acı dolu feryatları ve yardım çağrıları, birkaç adım ötede cansız bir şekilde yere yığılmış arkadaşların, komşuların belki de kardeşlerin cesetleri... Bütün bunlar Uhud'un kahraman mücahitlerini yollarından çeviremedi. Onları savaş meydanına atılmaktan, canlarını hiçe saymaktan alıkoyamadı. Ama İbn Kamia'nın 'Muhammed'i öldürdüm, O öldü.' diyerek Uhud meydanını çınlatan haykırışı var ya işte bu ses, savaşın bitmesine, müminlerin mücadeleyi terk etmesine sebep oldu.


Bu felaket durdurulmalı

Müslümanların idealleri, hedefleri kalmamış, yaşama sevinçleri tükenmiş, her biri ne yapacağını bilmez bir vaziyette darmadağın olmuştu. Bazıları Medine'ye dönmeye çalışıyor, bazıları Ebu Süfyan'a teslim olmak istiyor, bir kısmı da olanların şaşkınlığıyla ya ağlıyor ya da sessiz bir şekilde bekliyorlardı. Evin direği yıkılmış, yuva dağılmış, çocuklar perişan bir hale düşmüştü. Allah Resûlü ile yaşanan muhteşem bir rüya çok acı bir felaketle sona ermişti. Savaş bitmiş, düşman açık bir zafer kazanmıştı. Enes bin Nadr işte tam bu sırada ortaya çıktı. Taşlara tapan müşrikler kazanamaz, Allah için savaşan müminler kaybedemezdi. Bir şeyler yapmalı, bu felaketi durdurmalıydı.

Allah Celle'ye yöneldi ve şöyle dedi: "Ya Rabbi! Şu müminlerin halinden, dağınıklığından ötürü senden af diliyorum. Şu müşriklerin yaptıklarından da sana sığınıyorum." [4]
O öldükten sonra yaşamanın ne değeri var?

Sonra müşriklerin üzerine doğru yürümeye başladı. Yolda gördüğü arkadaşlarına sesleniyor, onları direnmeye davet ediyordu: "Allah Resûlü öldüyse, Allah bakidir. Haydi! Allah yolunda savaşalım, biz de şehit olalım" Az sonra Hz Ömer'i gördü. Hz Ömer bir kayanın üzerine oturmuş ağlıyordu. Sordu:

- Ömer niçin savaşmıyorsun?

- Allah Resûlü ölmüş bilmiyor musun?

- O öldükten sonra yaşamanın ne anlamı var? Haydi! O'nun, uğruna şehit olduğu dava yolunda biz de savaşalım, Haydi, biz de şehit olalım! [5]


Allah'ın rızasını kazanmak

Yürümeye devam etti. Yavaş yavaş Uhud'a yeni bir canlılık geliyor, meydanın ruhu değişiyordu. Resûlullah öldükten sonra savaşmanın ne anlamı var fikri yok oluyor, "Efendimiz'den sonra yaşamanın ne önemi var!" sloganı dalga dalga yayılıyordu. Sahi savaşmanın, mücadele etmenin amacı, Medine'den kalkıp buraya kadar gelmenin sebebi Allah'ın rızasını kazanmak değil miydi?
"Cennetin kokusunu alıyorum"

Enes yürüyordu. Bir ara Medine'nin kahraman yiğidi Sa'd b Muaz'ı gördü, yanına gitti.

"Haydi savaşalım! Vallahi ey Sa'd, Uhud'un ardında Cennet var, Cennet'in kokusunu alıyorum"[6] dedi ve düşmanın tam ortasına daldı. Kanının son damlasına kadar savaştı ve şehit oldu.

Enes son nefesini verirken, Medineli şair Kab bin Mâlik'in sesi duyuldu: "Resûlullah ölmedi, O yaşıyor, Efendimiz savaşıyor." [7]

Enes'in duyduğu son sözler belki de bunlar oldu. Belki de bir melek geldi ve ona Resûlullah'ın yaşadığını, her şeyin henüz bitmediğini müjdeledi. Müslümanlar toparlanıyor, Efendimiz'in yanına koşuyor, İslam ordusu yeni bir zaferin heyecanını yaşıyordu.

Savaş bittiğinde Müslümanlar yaralıları ile ilgilenmeye, şehitlerini defnetmeye başladılar. Medine halkı Uhud'a gelmiş, şehitlerinin başında gözyaşı döküyor, ancak Resûlullah'a bir şey olmadığı için Allah'a şükrediyordu.

Meydanın ortasında, çevresine nur saçan bir şehit vardı. Vücudunun 80 yerinde kılıç ve mızrak darbesi bulunuyor; vahşi müşrik kadınların cesedini parçalaması sebebi ile kim olduğu anlaşılamıyordu. Sonra Rübeyy adlı bir kadın geldi ve şehidin ayak parmaklarına bakıp ağlamaya başladı. Kardeşini ancak parmağındaki bir işaretten tanımıştı. Bu şehit Enes bin Nadr'den başkası değildi. [8]

Uhud'un bu yüce kahramanını, savaşın en şiddetli anında ortaya çıkan mücahidini ve onun arkadaşlarını Allah Celle kitabında şöyle anlattı: "Müminler içinde öyle yiğitler var ki onlar Allah'a verdiği sözü tutmuşlardır." [9]

Lafa gelince mangalda kül bırakmayan, yapmadığı ve yapamayacağı şeyleri anlatarak, dindarlık ve kahramanlık taslayan münafıklara, Âlemlerin Rabbi, Enes ve arkadaşlarını örnek gösterdi. O münafıklar, o laf cambazları, dinlerini dünyalarına sermaye edinen ve dinin edebiyatıyla dünyalarını mâmur edenler nerede, Enes ve arkadaşları nerdeydi?

Rabbim, kendisine verdiği sözü daima aklında tutan, verdiği sözün şuuruyla yaşayan ve en güzel bir şekilde sözüne sahip çıkanlardan eylesin.


Dipnotlar

1- Buhari, zekât 54

2- Vakıdi, Megazi, I,224; İbn Sa'd, Tabakatü'l- Kübra,II,47

3- İbn Hişam, Sire, III,77

4- Ahmed bin Hanbel, Müsned, III, 201

5- İbn Hişam, Sire, III,88

6- İbn Kesir, el-Bidaye, IV,31

7- Vakıdi, Meğazi, I, 247; İbn Esir, el-Kamil, II, 157

8- Müslim, İmare 148

9- Ahzab Suresi 23. ayet

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Uhud un ardında cennet var
« Posted on: 06 Haziran 2020, 09:59:23 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Uhud un ardında cennet var rüya tabiri,Uhud un ardında cennet var mekke canlı, Uhud un ardında cennet var kabe canlı yayın, Uhud un ardında cennet var Üç boyutlu kuran oku Uhud un ardında cennet var kuran ı kerim, Uhud un ardında cennet var peygamber kıssaları,Uhud un ardında cennet var ilitam ders soruları, Uhud un ardında cennet var önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &