ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri  (Okunma Sayısı 425 defa)
14 Ekim 2010, 13:25:12
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 14 Ekim 2010, 13:25:12 »



Sünnet'in Anlaşılmasında Ulemânın Yeri


Allah Resûlü, hayat-ı seniyyelerinde, kendine itaat etmeyi ve sünnetine uymayı dinin bir parçası sayıyor; söylediği her sözün arkadan gelecek nesillere ulaştırılmasına teşvikte bulunuyor.. hattâ ashabına uzak yerlerden hadis dinlemeye gelenlere mülâyim ve yumuşak davranmayı emrediyor ve söylediği sözlerin mutlaka dinlenip-bellenmesi için tahşidat yapıyorlardı.

  A. Hadîs Âlimlerinin Görev ve Sorumluluğu

Hadîs ve Sünnet karşısında ulemânın görev anlayışı ve sorumluluk şuuruna dikkat çeken şu hadîsle konuya girmek uygun olacaktır: "Bu ilmi her nesilden âdil olanları (ehliyet, liyâkat ve istikamet sahibi hadîs âlimleri) yüklenir. Onlar bu ilimden, aşırıların tahrifini, bâtıl ehlinin istismarını ve câhillerin tevilini defederler."2 "Allah'a hamdolsun" diyor Sahîh-i Müslim şârihi Nevevî (676/1277), "Her asırda öyle oldu. Bu durum, Resûl-i Ekrem'in nübüvvetini gösteren alâmetlerdendir."3

Bu hadîste, üç âfet ve tehlikeden sakındırılır: Tahrif, intihal ve câhilâne tevil. Hadîs metninde geçen tahrif, hanif dinin karakteristik özelliği olan müsamaha ve itidal çizgisinden uzaklaşmakla ortaya çıkar. Gerek akîde gerekse ibadet meselelerinde Ehl-i kitâbın hataya düşmesine yol açan aşırılık, taşkınlık ve haddi aşmak da tahriftir. İntihâl kelimesi, inhiraf, yan çizmek, özden ve istikametten uzaklaşmayı ifade eder ki, bu bir tür sapma ve kırılma noktası demektir. Câhilâne tevil ise temelsiz, eksik ve yanlış yorumlamak demektir. Âlim veya akademisyen kisvesine bürünerek zihinleri karıştıranlar buraya dâhil edilmelidir.

İşte, bu görev anlayışı ve sorumluluk şuuruyla hareket eden hadîs âlimleri, her asırda uzun bir tecrübe ve mümareseden sonra ulaştıkları ilmî müktesebâtı kendilerinden sonraki nesillere intikal ettiriyor ve muazzam eserler bırakıyorlardı. "Eğer Sünnet olmasaydı, hiçbirimiz Kur'ân'ı anlamazdık!" diyen İmam Ebû Hanîfe (150/767), "Bid'atler (nev-peydâ fikirler ve uygulamalar) ortaya çıktığında, âlimler onları yadırgamaz ve infial göstermezlerse, bunlar sünnete (kültüre, değere, dinî geleneğe) dönüşür!" diyen Abdurrahman el-Evzâî (157/774) ve "Hadîs, dünya ilimlerinin en hayırlısıdır" diyen Süfyân es-Sevrî (161/777), hep aynı noktaya, yani ulemâ unsuruna, hadîs ve Sünnet hizmetkârlığına vurgu yapıyorlardı.

Ömrünü hadîs ilmine vakfetmiş o âlimlerden birisi Abdurrahman İbn Mehdî'dir. Nitekim Ahmed b. Hanbel (241/855) onun hakkında şöyle der: "O sırf hadîs için yaratılmıştır." ve "O, meçhul bir râviden rivayet etse bile yine hüccettir." Bir gün Abdurrahman İbn Mehdî, "Hadîslerin sahih olanını, hatalı olanından nasıl ayırıp tanıyorsun?" suâline muhatap olur. Bu suâle o, "Doktorun cinnet geçiren hastayı tanıdığı gibi!" diye cevap verir."

İmam Buhârî (256/869) diyor ki: Peygamber'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) rüyada gördüm. Sanki ben önünde durmuş, elimde bir yelpaze, onunla Peygamber'den (bir şeyler) savıyorum. Ben bunu bazı rüya tabircilerine sordum ve şu cevabı aldım: Sen Peygamber'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) nispet edilmek istenilen yalanlara sed çekip savacaksın. İşte beni el-Câmiu's-Sahîh'i telife sevk eden sebep budur.4

Öte yandan Tirmizî (279/892), bizzat kendisinin telif/tasnif ettiği Sünen veya Câmi' adlı kitabını kastederek, "Kimin evinde bu kitap varsa sanki o evde bir peygamber konuşuyor gibidir."5 diyerek hadîs ve Sünnet'in önemine dâir duygu ve hikmet yüklü bir mesaj verir.

Hicrî 201 yılında Kurtuba'da dünyaya gelen Bakî b. Mahled (276/889), yirmi yıl süren ilk hadîs öğrenimi yolculuğu 244 yılında nihayet bulup Endülüs'e döner. Bir müddet sonra da, on dört yıl süren ikinci uzun seyahatine çıkar. Bağdat'ta İbn Ebî Şeybe ve Ahmed b. Hanbel'den hadîs öğrenir. İbn Ebî Hayseme (279/892), onun bulunduğu yerde yaşayan bir talebenin hadîs tahsili maksadıyla bir başka yere gitmesine gerek kalmadığını söyler. Çünkü o, hâfızasına nakşettiği ve kayıtlara geçirdiği hadîslerle Doğu'yu Batı'ya taşıyan müstesna bir ilim elçisidir. O, öğrencilerini ilme teşvik ederken, etrafa atılan lahana yapraklarıyla karnını doyuran ve kâğıt alabilmek için sırtındaki elbiseyi satan talebeler gördüğünü anlatır ki aslında bu bizzat kendisinden başkası değildir.

Bakî b. Mahled'in en meşhur kitabı el-Müsnedü'l-kebîr'dir. Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde 904 Sahâbî'nin rivayet ettiği 30.000 hadîs, Bakî b. Mahled'in Müsned'inde ise 1013 Sahâbî'nin rivayet ettiği 30.969 hadîs vardır. Hadîsler Sahâbe isimlerine göre alfabetik olarak ve her bir Sahâbî'nin rivayeti fıkıh konularına göre tertip edilmiştir. Müsned'in müellif nüshası henüz bulunamamıştır. Ancak onun Endülüs'te/İspanya'da tahribattan kurtulan mekânlarda, hususi kütüphanelerde, bilhassa Batı Berlin'de, Mağrib ülkelerinde ve Türkiye'de bulunan umumî kütüphanelerde ortaya çıkabileceğine dâir umut ve heyecan devam etmektedir.6

Endülüs'te ilmî, edebî ve ictimaî bir çığır açan İbn Hazm (456/1063), bilhassa el-Muhallâ adlı hadîs ve fıkıh kitabıyla dünyanın dört bir yanında tanınır. Aslında Endülüslü İbn Ayyâd gibi bazı âlimler hicrî beşinci (miladî onbirinci) asrı, "İbn Abdilberr asrı" olarak niteler. Gerçekten de Endülüs'te İbn Abilberr hâfızu'l-garb unvanıyla tanınırken Bağdat'ta Hatîb hâfızu'ş-şark diye meşhur olur. Hadîs ilminde yazmadıkları bir sahanın kalmaması, her ikisinin ortak özelliklerindendir. Her iki güneşin 463/1071 yılında batmasıyla birlikte İslâm dünyası hüzne boğulur.

Sultânü'l-ulemâ diye meşhur olan İbn Abdisselâm (660/1260) diyor ki: "İslâmî ilimler kitâbiyâtı içinde, İbn Hazm'ın el-Muhallâ'sı ile İbn Kudâme'nin (620/1223) el-Muğnî'si gibisini görmedim."7 Bu değerlendirmeye iştirak eden Zehebî (748/1347), Beyhakî'nin (458/1065) es-Sünenü'l-kübrâ'sı ile İbn Abdilberr'in (463/1070) el-Muvatta' üzerine yazdığı et-Temhîd'in üçüncü ve dördüncü kaynak olarak bu listede yer alması gerektiğini söyler ve bahsi geçen dört kitabı mütalâa eden ciddi ve zeki bir kimsenin hakîki âlim olacağını vurgular. Bizzat İbn Hazm, "Fıkhu'l-hadîs sahasında, arkadaşımız Ebû Ömer'in (İbn Abdilberr) et-Temhîd'i gibisini asla bilmiyorum" diyerek İbn Abdilberr'in fıkhü'l-hadîs ve ricâl ilmine dâir söz konusu eserinin önemine işaret eder.

1997'de rahmete kavuşan meşhur hadîs âlimi Abdülfettâh Ebû Gudde, bu listeye Hanefî hadîs ve fıkıh âlimi Ebû Ca'fer et-Tahâvî'nin (321/933) Şerhu Müşkili'l-âsâr'ını beşinci kitap olarak ilâve eder. 1994'te Beyrut'ta on altı cilt hâlinde basılan bu eser, 6179 rivâyet ihtiva eder. Eserde, görünüşte mânâ ve muhtevâları birbirleriyle çelişen fakat dikkatle incelendiğinde aralarında bir zıtlık ve problem olmadığı görülen hadîsler ele alınır. Burada Tahâvî'nin, Hanefî fıkhına kaynaklık eden hadîslere dâir Şerhu Maânî'l-âsâr adlı kitabı da zikredilmelidir. Fıkıh bablarına göre tertip edilen bu kitapta ahkâm hadîsleri zikredilmiş; mütenâkız ve müşkil görülenleri, mutlak ve mukayyedi, amel edilecek ve edilmeyecek olanları açıklanmıştır. Kitap, 1399/1979'da dört cilt hâlinde Beyrut'ta basılmıştır.

Doğrusu hadîs tarihi, Zehebî (748/1347), İbn Hacer el-Askalânî (852/1448), Bedruddîn el-Aynî (855/1451), Celâleddîn es-Suyûtî (911/1505) gibi yetiştirdikleri talebeler ve telif ettikleri kitaplarla görev ve sorumluluklarını yerine getiren âlimlerle doludur. İbn Hacer el-Askalânî, hicrî 800 veya 805 yılında yaptığı Hacda "Zemzem, ne için içilirse ona çaredir." hadîsinden yola çıkarak, çok hayran olduğu ve örnek gördüğü Zehebî'nin mertebesine; onun zekâ seviyesine ve hafıza kapasitesine erişebilmek için zemzem içer ve duâ ederdi.8 Aynı şekilde es-Suyûtî, hadîs rivâyet ve dirâyet ilminde ciddi müktesebât sahibi gördüğü İbn Hacer el-Askalânî'nin mertebesine ulaşmak niyetiyle zemzem içer ve duâ ederdi.

Bilindiği gibi, Fethu'l-bârî'siyle İbn Hacer el-Askalânî ve Umdetü'l-kârî'siyle de Bedruddîn el-Aynî, Sahîh-i Buhârî şârihi olarak hak ettikleri şöhrete kavuşmuşlardır.

Hicrî birinci asırdan yedinci asrın sonuna kadar (699/1299) müellif muhaddisleri ve telif edilen hadîs kitaplarını tespite yönelik tarafımızdan yapılan araştırma neticesinde9 yaklaşık 2500 kitap ortaya çıkmıştır. Bunlardan yaklaşık 700'ü matbu, 250'si ise yazmadır. Bu durumda, tespit edilen kitapların üçte birinden fazlası günümüze ulaşabilmiştir. Demek oluyor ki, İslâm kültür, tarih ve medeniyetinin esasını teşkil eden hadîs ilimleri, hemen her devirde ve coğrafyada en zengin ve en geniş çalışmalara konu olmuştur.

Şüphesiz ulaşılan bu netice, şu tespitle mutabakat arz etmektedir: "Hiçbir edebiyat, dindâr gönüllülerince yazılan doğruluğa ve mükemmelliğe koşma işinde Hadîs Edebiyatı ile boy ölçüşemez."10

B. Hadîs ve Sünnet'in Doğru Anlaşılması ve Yorumlanması


Hadîs ve Sünnet'in Doğru Anlaşılması ve Yorumlanması başlığı, fıkhu'l-hadîs, rivâyet-dirâyet, muhtelifü'l-hadîs ilmi, garîbü'l-hadîs ilmi, hadîs şerhleri, hadîs okumalarında ve araştırmalarında yöntem problemi gibi unsurları akla getirir. Bir disiplin olarak fıkhu'l-hadîs, hadîslerin mânâ ve maksadına nüfuz etmek suretiyle doğru olarak anlama faaliyeti ve onlardan sıhhatli bir şekilde hüküm çıkarma (istinbat) tekniği demektir. Başka bir deyişle fıkhu'l-hadîs, murâd-ı nebevîyi tespit noktasında sarf edilmesi gereken ciddi gayreti ifade eden hadîs ilim dalıdır. Hâkim Nîsâbûrî'nin (405/1014) şu tespiti bu yüzden anlamlıdır: "Fıkhu'l-hadîs, bu ilimlerin semeresidir. Şeriatın, varlığını devam ettirebilmesi ancak buna bağlıdır."11

Hakikaten, Buhârî'nin meşhur hocası Ali İbnü'l-Medînî'nin (234/848) ifadesiyle,...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri
« Posted on: 05 Nisan 2020, 23:36:32 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri rüya tabiri,Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri mekke canlı, Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri kabe canlı yayın, Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri Üç boyutlu kuran oku Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri kuran ı kerim, Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri peygamber kıssaları,Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri ilitam ders soruları, Sünnet in anlaşılmasında ulemânın yeri önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &