ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > O nun kliması yok
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: O nun kliması yok  (Okunma Sayısı 373 defa)
21 Kasım 2010, 15:40:22
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 21 Kasım 2010, 15:40:22 »



O’nun  Kliması  Yok?!..


Uzun zamandır bir eğitimci nazarıyla, yaşadığım kentin insanlarını gözlüyorum. Öğretmeni, çaycısı, idarecisi, muhasebecisi, müteahhidi, kuru yemişçisi, imamı, kuyumcusu, hekimi vs. Hepsi mutlu görünüyor. Ama değiller. Tek tek mutlu görünen bu insanlarla gündelik hayatın sıradan meseleleri hakkında konuşmanız derinleşip iç çizgileri yavaş yavaş belirginleşmeye başladığında, aslında ne kadar yorgun ve mutsuz olduklarını, anlamını bütünüyle yitirmiş bir hayata nasıl zayıf bağlarla tutunmaya çalıştıklarını görüyorsunuz. Yüzleri gülüyormuş gibi görünsede, o maskenin altındaki gözlerinin, kendi iç dehlizlerinde gizlemeyi bir türlü başaramadıkları derin iniltileri, güvensizlikleri ve gelecek korkusunu nasıl yaydıklarına şahit oluyorsunuz. Aslında çoğunda, ama pek çoğunda mutlaka ciddiye alınması gereken ve girecekleri her türlü mücadelede kendilerini gözden düşürecek derin iç karmaşalarını fark ediyorsunuz. Bu bahtsızlığın ve sürekli artarak ivme kazanan bu mutsuzluğun sebebi, aslî kaynaklarından koparılmış ve hiçbir zaman tamamlanamayacak muhayyile mahsülü bir hayatı yaşama çabasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle insanlar, her an karşılarına çıkabileceğini bekledikleri ve baş edemeyeceklerinden korktukları mutsuzlukları ile birlikte yaşıyorlar.  Zira yaşanılan bu günkü hayatın normları, insan fıtratının bütün hârukulâdeliğini örterek kendi insanına ilham edeceği hiçbir güzellik bırakmamakta, yalnızca âdîleşmiş, kirletilmiş ve bayağılaşmış bir toplumsal oyunun tortularını ve üzüntülerini sunmaktadır. Gerçekten de bir insan’ın, her ânından lezzet alarak güven duyabileceği dünyasının sahte bir iç huzuru üzerine inşa edilmeye çalışılmasındaki başarısızlık, belki de onun, toplumsal kaderinin hep en karanlık alanlarını yokluyor olmasından kaynaklanıyordur. Modern insanın ve özellikle de müslüman’ın, kendisini selamete çıkaracak yolları bilinç altında kapalı tutulunca nâsîbi olacak kurtuluşa ermesi büyük ölçüde zorlaşmaktadır. Aslında hepimiz içimizde ifadesi pek kolay olmayan ve mevcut zamanın içinde halledilmesi oldukça zor sayılabilecek ağır bilinçaltı yükler taşıyoruz. Fakat kültürel yetişme tarzımız, olayları yorumlamada ortaya koyduğumuz açılımlar, toplumsal referansların hayatımıza yansımasından çıkarabildiğimiz bireysel dersler ve buna bağlı olarak yüklendiğimiz sorumluluklar ya da bir yurttaş olarak var olmak iddiamızdaki kuvvetin ölçeği, bu yük’ü farklı renklerde ve ayrı ayrı tonlarda algılamamızı sağlamaktadır. Ancak, bütün bu farklılıklara rağmen, fert fert içinde bulunduğumuz uzun süreli mubalâğalı uykuyu sürdürüp, kendimizi bütün tecrübelerimizle ele almada gecikeceğimiz her an, üstünlük değerini kendi dışımızda, başkalarına bırakmamız demektir. Bir defa şunu çok iyi bilmeliyiz; ilk yaratılıştan bugün’e kadar yaşanan her olay, iç manzaraları ve taşıdığı bütün iddiaları itibariyle, kötünün iyiye ya da iyinin kötüye karşı bir gösterisidir. Dolayısı ile bütün çağlarda insanoğlunun yaşadığı gündelik cereyanların anlaşılabilir hâle gelmesinin tek yolu, bireyin kendi değerini ve toplumunun içinde en doğru şekliyle kendi konumunu fark etmesindeki görüş isabetliliğiyle mümkün olabilmektedir. Eğer toplumun bugünkü fikir ve ruh iffetini kaybettiği şekliyle, Müslümanların da ciddi görülmeye lâyık olmayan zor anlaşılır karakterleri içinde kendimize ait referanslarımızın, tercih noktalarımızın neler olduğunu belirleyebilirsek, neticesi daima kötüye giden bir hayatın iğretiliğinin sebeplerini işte o zaman fark edebileceğiz. Ancak kendi hayatınıza, kendi iddialarınıza ve kendi inançlarınızın bütünlüğüne gerçek ve ebedî anlamlarını kazandıracak olan Muhammedî terbiye ile temas noktalarında problemleriniz varsa, duygularınızı harekete geçirecek hadiseler ne kadar yoğun olurlarsa olsunlar ve kendinizi bu hayatın içinde ne kadar iddialı görüseniz görün, olaylar karşısında sizi duyarlı kılacak bütün reflekslerinizi kaybettiniz demektir. Pek tabiidir ki bu durum, beraberinde çok hazin bir şekilde duygu parçalanmasını da getirir. Böyle bir durumda siz büyük haksızlıklara uğratıldığınızda veya haklarınız gaspedildiğinde ne kadar masum ve ne kadar haklı olduğunuzu düşünürseniz düşünün, gerçekte; hakları elinden alınan değil yalnızca zayıf düşürülmüş kimseler olarak görülürsünüz. Kendi dünyalarında iç rahatlatıcı bir manzarayı görmek isteyip te sık sık hayal kırıklığına uğrayanlar, olaylar karşısında takındıkları tavırlara baksınlar. Zira pek çok şey, böyle zamanlarda gösterilen çabalarla doğrudan ilintilidir. Elle tutulur, görünür hayatlar lâfla elde edilmiyor. Ben burada zaman zaman galeyana gelen içimizin aldatıcı deprenişlerinden bahsetmiyorum, geçici tatminlerden de bahsetmiyorum. Zayıf bireyler olmaktan ve belli unsurların bizi sürekli zayıf tutma eğilimine karşı aşırı bir ihtiyaç olarak neleri elimizde tutmaya çalıştığımızdan bahsediyorum. Bu, sahip olduğunuz bilgilerin yanında size aslî değerlerinizi, mizacınızı, ruhsal kıvamınızı ve en önemlisi size kendinizi kazandıracak ve sizi bütün unsurlarınızla tanımlayacak olan îman rezervinizdir. ”… O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (Â’raf – 157) Bu mânâdaki kişilik yapısına bakılınca, gücünü içinde taşıyan ama onu korkarak bir sır olarak saklamayan ve îmanını lâf olmaktan çıkarıp büyük bir emel hâline getiren kimseleri görüyoruz. Bu değerlendirmeye uygun düşen kimi sağlam kişiliklerin pek de uzak sayılmayacak bir geçmişin envanterinde hâlâ yaşayan derin ve samimi imanlarının silinmemiş izlerini bulabiliriz. Meselâ  Birinci Dünya savaşında Medine bölgesini müdafaaya memur edilen Fahreddin Paşa’nın öyküsü ilk aklıma gelenlerden.. Tarih okuyanlar bilirler ki, onun arkasında bıraktığı hatıraları bile, bizim bugün yaşadığımızı iddia ettiğimiz ruhsuz hayatlarımızdan çok daha canlı ve çok daha kalıcıdır. Fahreddin Paşa, kendi îmanının karşısına dikilen kabadayıların önünde hayatını iki yüzlü sloganların içinde saklamadı. Onu hep tertemiz duru bir îman’a mahsus mü’mince bir hayatın içinde bulursunuz. Bu yüzden kendilerine karşı asla aldatıcı olmadılar. Allah’a ve Resulüne karşı sevgileri bizim gibi kelimelerden ibaret değildi. Onların sevgisi daima kelimelerin önündeydi. Yâni onu, o îmânı yüreklerinin olması gerektiği yerde taşıyorlardı. Kalplerinin harîminde…  Onlar bu sevgi duruluğu ile hem kahramanlığın, hem de insan olabilme erdeminin şiirini hep taze tuttular. Rasgele, dağınık, başıboş olmayan ve hayatı tam olarak anlayan zekâlarıyla onlar, bizim farkına bile varamadığımız güzellikleri yaşadılar. Fahreddin Paşa’nın Medine müfaasına ait destansı serüvenini bilirsiniz. İngilizlere, Şerif Hüseyin’e ve kendi komutanları arasındaki isyancılara karşı verdiği o akıl almaz mücadeleyi.. Kendisine İstanbul hükümeti tarafından Medine’yi teslim etme emri gönderilince o güne kadar direnen paşa’nın bütün dünyası yıkılır ve bundan son derece müteessir olur. Eğer Medineyi terk edecek olursa, Allah Resûlü küçükken nasıl yetim kalmışsa, amcası Ebu Talib’in vefatında nasıl yalnız düşmüşse sanki yine öyle yapayalnız kalacak diye düşünür. Teslim için İstanbul hükümeti ve Seferi birlikler erkân-ı harbiye reisi Miralay Emin Bey tarafından çok sıkıştırıldığında, Hicaz seferî birliklerini toplayarak onlara çok uzun ve duygu yüklü bir konuşma yapar. Bütün birliklerine, ne bahasına olursa olsun Medineyi terk etmemeleri gerektiğini anlatmaya çalışır. Ne yazık ki komutanların’ın çoğunu ikna edemez. Umutsuzca etrafına, kendisini derin bir hürmetle dinleyen askerlerine bakar, içi tarifsiz hüzünlerle doludur. Daha sonra bir nûr ve ıtır kaynağı hâline gelen Merkad-i Mubarek’e bakarak öylece bekler. Bekler bekler ve sonra, Sancak-ı Şerîf’in altında heyecanla sağ kolunu Peygamberimizin yattıkları yere doğru doğru uzatarak feryadı andıran bir sesle ve askerinin önünde zaptedemediği göz yaşları ile; “ Ya Resûlallah…  Ben seni bırakamam!.. “  der. Allah Resulü’nün türbesini her gün kendi elleriyle âdeta bir gelin duvağını okşar gibi temizleyen Paşa, bu sevginin dışında kalan her şeyi küçümsemeyi bilmiştir. Fahreddin Paşa’nın Allah’a ve Allah Resûlüne olan sevgisi ve bağlılığı ancak içlerinde derin rüyâlar saklayabilen insanların harcıdır.. Onu anlamak da öyle.. Böyle fatihlerin iç zenginliğini, küllenmiş cesaretlerimizle ve sönmüş sevgilerimizle elbette anlayamayız. Aslında hem uzun hem de hüzünlü bir hikâyedir Fahreddin Paşa’nın hikâyesi. Onu teslim olmaya ikna etmeye çalışan subayları bunu başararamazlar. Ve son bir çare olarak onun etrafını önceden plânladıkları gibi sararlar ve yaka paça kucaklayarak oradan uzaklaştırırlar. Hem uzaklaştırırlar hem ağlarlar. Yâni bu tarihî öykü, Resulullah’tan zorla koparılan bir komutan’ın, ağırbaşlı ama azametli ve yüksek bir şerefin sahibi insanın, duygularını kaybetmemiş insanları büyüleyecek çok hazîn bir sevgi ve ayrılık öyküsüdür. Bedevîler, su içerken ürken develerine: “Ne o, suyun içinde Fahreddin’i mi gördün? ” diyerek onun ihtişamını anlatırlardı. Hayatın kötülükleriyle hesaplaşmak, mü’min’in mizacına uygun ve bütün korkuları aşan bir erdem ister. Bizler, her yanımızdan türlü kötülükler tarafından kıstırılmışken böyle bir îmanı anlayabilir miyiz? Yaşamazsak nasıl anlayabiliriz? Bu arı duru Allah ve Resûlü için beslenen sevgi karşısında herkes kendisini gözden geçirmelidir. Her yazarın, yazdıkları içinde bir ölçüde de kendisinden bahsettiğini söylerler. Gerçekten de böyledir. Eğer Rahmetli Necip Fazıl’ı okursanız eserlerinin içinde bir yerlerde onu çok belirgin şekilde ve bütün özgün karakteriyle hazır bulursunuz. Dostoyevski’ yi okuduğunuzda, o muhteşem eserlerinde çok büyük hesaplaşmaların, çok yoğun iç çekişmelerinin bir merkezi olarak hep onu görürsüz; ya Karamazof olarak ya da Raskolnikof olarak Dotoyevski hep oracıkta...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: O nun kliması yok
« Posted on: 17 Ekim 2019, 01:25:53 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: O nun kliması yok rüya tabiri,O nun kliması yok mekke canlı, O nun kliması yok kabe canlı yayın, O nun kliması yok Üç boyutlu kuran oku O nun kliması yok kuran ı kerim, O nun kliması yok peygamber kıssaları,O nun kliması yok ilitam ders soruları, O nun kliması yokönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &