ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Müslüman Mutaassıp Olur mu?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Müslüman Mutaassıp Olur mu?  (Okunma Sayısı 593 defa)
02 Mayıs 2010, 14:40:59
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 02 Mayıs 2010, 14:40:59 »



Müslüman Mutaassıp Olur mu?



İslâm’da din haricindeki herhangi bir mensubiyetin, dinin koyduğu sınırları gözetmeyen taassubuna cevaz yoktur. Fakat bu sınırları gözetmek de dine sımsıkı sarılmakla mümkündür.

Hemen “olmaz” demeyin; zira bu, “mutaassıp olmak”la neyi kastettiğinize bağlı.

Bir şekilde modernizme bulaşmış müslümanlar “bağnazlık” gibi, “tutuculuk” gibi yeni karşılıklarıyla tanıdıkları taasup kavramına şiddetle karşı çıkıyor. Geleneklerine bağlı çevrelerde yaşayan müslümanlar ise mutaassıp olmayı “dindarlık”la, “dine sıkı sıkıya bağlılık”la eşanlamlı bir tutum gibi anlamaya devam ediyor.

Böyle durumlarda karar verirken malumat eksikliğine, ağzının iyi laf yapamamasına, çağın moda söylemlerinden bihaber oluşuna bakıp “saf” müslümanları cahillikle ithamdan kaçınmak, biraz daha teenni ile hareket etmek lazım. Modernizmin ifsat edici bilgi kirliliğiyle itikadı zedelenmemiş, “yaşlı kadınlar gibi” şeksiz inanmış müslümanların nail olduğu iman nimeti, modern müslümanlar için de akidelerini test etmeye fırsat veren bir nimet olabilir. Öyle ya, irfan ve feraset faydasız bilginin değil, sağlam bir imanın meyvesidir.

Reddedilen Taassup

Mutaassıp, “taassubu olan, taassup sahibi” demek. Taassup ise “tarafgirlik, hısımlık, sinirlilik” gibi anlamlar taşıyan “asabiyye”den geliyor.

Öyleyse artık uzatmaya hacet yok, işin içinde asabiye varsa, demek ki bu reddedilen bir tutumdur; zira birçok hadis-i şerifte müslümanlar asabiyeden sakındırılmıştır, denilebilir.

Elbette öyledir ama hadisi şeriflerde yasaklanan asabiyede ya “cahiliye asabiyesi” ifadesinde olduğu gibi “cahiliyye” sıfatıyla yapılmış bir tahsis vardır, yahut bu kavram İslâm’ın onaylamadığı bir ölçüsüzlük sadedinde zikredilmiştir.
Bugün artık neredeyse terimleşerek “kavmiyetçilik” yerine kullanılan asabiye aslında “bir şeye devam edip bağlanmak, birinin etrafında toplanmak, cemaat olmak” anlamına bir kökten türeme. Bu birikip toplanmanın tarz ve şiddetini zihnimizde netleştirmek için, kökteki “asab”ın “sarmaşık” anlamına da geldiğini hatırlatalım.

Cahiliyye döneminde olduğu gibi, bütün tarafları bağlayan kuşatıcı bir hukuk sisteminden yoksun bedevî yapılarda saldırıya uğrayan kişi ve topluluklar, böyle badireleri hısım yahut kabilesinin kendilerine sahip çıkıp etrafını sarması, çevresinde yer almasıyla atlatabildiği için, bu davranış tarzına bilahare “asabiye” denilmiştir.

Fıkhî bir terim olan “asabe”nin “kişinin mirasçısı konumundaki hısımları” anlamını kazanması bundan sonradır. Savunma gayretinin bir celâdeti gerektirmesi ve saldırıya uğramanın yol açtığı öfke de yine zamanla asabiye kelimesinin hissî anlamını tayin etmiştir. “Asab”ın bugün daha çok bilinen “sinir” veya “öfke” karşılığı böylece oluşmuştur.  

Asabiyye de Hamiyyet de Fıtrîdir

“Adaleti ihlale yol açabilecek reaksiyoner bir duyarlılık” anlamı daha ön planda olan asabiyede, bu duyarlılığın kaynağına, yani beşerî ve tabii aidiyetlere de; tezahürüne, yani çoğu zaman öfkeyle kaldırıp zararla oturtan gayretine de atıf vardır. Fakat münker olan asabiye, bizatihi bu mensubiyet duygusu veya gayreti değil, bunlardaki ölçüsüzlüktür. Zira korumayı, savunmayı, yardımı, dayanışmayı icap ettiren “bağlılık duygusu” fıtrîdir.

İnsan elbette mensup olduğu aileye, kabileye, kavme, hatta meşru  ölçüler içindeki dinî, siyasi, meslekî.. gruplara bağlılık hisseder ve bu bağlılığın gereklerini yerine getirir. Bu sebeple bizim eski metinlerimizde “asabiyet-i diniyye” yahut “asabiyet-i milliye” terkipleri çok zaman bir meziyet olarak zikredilir. Çünkü İslâm’da asabiyenin yok sayılmadığı; men edilen davranışın ifrat derecesine varan, yani dinin belirlediği sınırları aşan bir bağlılık gayreti olduğu bilinmektedir. İbni Haldun, “dayanışma ruhu” olarak tarif ettiği asabiyeyi, ölçüsünü kaçırmamak kaydıyla mülkün ve hakimiyetin şartları arasında sayar.  

Kur’an-ı Kerim’de asabiye yerine “hamiyet” kavramı vardır. Halk nezdinde asabiyeye göre hamiyetin olumlu çağrışımı daha belirgindir ama “himaye” ile aynı kökten türeyen bu kelime neredeyse asabiye ile eş anlamlıdır. Hatta kök itibariyle hamiyetteki öfke ve şiddet vurgusu asabiyeden daha fazladır diyebiliriz.

Fetih suresinin 26. ayetinde Hudeybiye’de Rasulullah s.a.v.’e küstahlık eden kâfirlerin bu davranışı onların “kalplerindeki hamiyet”e bağlanmış fakat hemen arkasından bunun bir “cahiliye hamiyeti” olduğu beyan buyurulmak suretiyle, asabiye gibi beşerî bir tavır olan hamiyet de bütünüyle münker kapsamına alınmamıştır.        

Hâsılı, şeriatın tayin ettiği haddi aşmamak, cahiliyyeye mahsus bir ifrata kaymamak şartıyla meşru ve tabii bir mensubiyetin gayretini taşımakta beis yoktur. Hilm ile muamele tercih edilmekle beraber biraz da meşrep saikiyle müslüman mutassıp da olabilir, mütehammî (hamiyetli) de.

Allah’ın İpine Sımsıkı Sarılmak

Başlıktaki soru din dışındaki herhangi bir mensubiyetten ziyade dine bağlılıkta taassup olup olmayacağı cevabını arıyor şüphesiz. Taassubu “aşırı bağlılık ve bu bağlılığın şiddetiyle orantılı savunma gayreti” olarak anladığımızda, bağlanılan şey din ise iş değişiyor.

Bir kere Âl-i İmran suresi 103. ayette “Allah’ın ipine” yani Kur’an’a, Hz. Peygamber s.a.v.’in tebliğ ve tatbik ettiği ahkâma, kısaca İslâm’a “sımsıkı sarılınız” anlamına “vağtesimû” emri var. İkincisi, din dışındaki mensubiyet gayretlerinin ölçüsünü din tayin ediyordu. Halbuki dine bağlılığın ölçüsünü belirleyecek daha üst bir disiplin yok. Dine bağlılığın ölçüsünü yine din belirliyor ve “sımsıkı sarılınız” diyor.

Şu halde müslümanın dinine kuvvetle tutunması, itikadını muhafaza hususunda son derece müteyakkız olması, her halükârda ibadetini ifaya azami itina göstermesi imanın itidalidir.

İtidali her meselede yumuşaklık yahut gevşeklik gibi anlamak, şiddetli ve kararlı her tutumu ifrat veya aşırılık gibi değerlendirmek günümüz müslümanlarının önemli bir tasavvur problemidir. İslâm’a bağlılıktaki sağlamlık, bütün hükümlerin doğru anlaşılmasını da kapsadığından, başka dinlerin mensuplarına karşı müslümanı adaletten ayıracak kin ve husumete sevk eden yanlış bir asabiyyeye zaten yol vermez.

Esasen memnu (yasak) olan asabiye, dinî asabiyeyi muhafaza edememenin neticesidir. Mutlak hakikate sıkıca tutunmadığı için boşluğa düşen insan önüne çıkan ilk beşerî kimliğe dört elle sarılmakta, geçici aidiyetlerinde mübalağa etmektedir. Vahdeti göremeyenlerin parçalanmış dünyasında her kesret unsuru cahiliyye asabiyesi için yeterli birer sebeptir.

Fetih suresinin yukarda zikrettiğimiz 26. ayetinde kâfirlerin cahiliyye hamiyeti yani küstahlığı, şirretliği, saldırgan ve incitici tavrı karşısında Cenab-ı Hakk’ın müslümanların kalbine “sekinet” indirdiği anlatılır.

“Sekinet”, reaksiyoner olmayan ağırbaşlı bir tutumu, kendine güvenin getirdiği sükûnet halini, büyüklere mahsus olgunluğu, kalp itminanını ifade eder ki cahiliyye asabiyesinin tam tersi bir tutumdur. Hz. Peygamber s.a.v.’e kayıtsız şartsız bağlanıp ittiba etmenin mükâfatı olarak Hudeybiye’deki müminlere Allah Tealâ’nın bir ihsanıdır. Dine ve onun peygamberine sıkı sıkıya bağlılık, yani asabiyet-i diniye, reddedilen asabiye türüne düşmemenin tek yoludur. Çünkü cahiliyye asabiyesinin panzehiri olan sekinete, ancak böyle şiddetli bir bağlanışla ulaşılabilmektedir.

Salâbet-i Diniyye

Peki, çok kuvvetli bir imanla akidesini muhafazaya, dindaşlarını müdafaaya, dinini en temel ve vazgeçilmez kimlik olarak yaşamaya çalışan müslümanın bu gayreti yine de “asabiye” olarak adlandırılabilir mi?

Böyle dersek, asabiyenin artık meşhur olmuş olumsuz anlamı kafaları karıştırmaz mı? Yahut din adına her şiddetli bağlılık tavrı meşru ve doğru mudur? Hükümleri yanlış anlama, dinin cevaz verdiği meslek, meşrep, mezhep, cemaat yapılanmalarını itikat boyutuna çıkarıp din adına dayatma ihtimali, neticede “dinî” olmasa bile bir şekilde dinle irtibatlı ama tehlikeli bir asabiye sayılmaz mı?

Dine sımsıkı sarılma anlamındaki asabiyet-i diniye esas olarak hilm ve sekineti icap ettirse de bu sorulara kesin cevaplar vermek kolay değil. Nitekim büyükler yanlış anlama ihtimalini hesaba katmış olmalılar ki “asabiyet-i diniye” yahut “hamiyet-i diniye” yerine aynı maksadı karşılayacak şekilde “salâbet-i diniye” ifadesini tercih etmişlerdir. Aslında “salâbet” de “bir şey üzerinde çok sert ve şiddetli olmak, bir meselede ısrar edip dayatmak, taviz vermemek, dik durmak” demektir.

Bu mesele “salâbet” kelimesiyle tatlıya bağlanmışsa biz niye bu kadar laf ettik öyleyse? Şunun için:
İslâm’da din haricindeki herhangi bir mensubiyetin, dinin koyduğu sınırları gözetmeyen taassubuna cevaz yoktur. Fakat bu sınırları gözetmek de dine sımsıkı sarılmakla mümkündür. Böyleyken müslümanlara “aman ha bağnazlık etmeyin, mutaassıp olmayın, tutuculuktan kaçının” diyen kimi çevrelerin beşerî ideolojilere yahut modernitenin ilkelerine bağlılıktaki şedit asabiyelerine bakılırsa, “din hususunda lakayt olun”dan öte neredeyse “müslümanlığınızdan vazgeçin” demek istedikleri anlaşılıyor. Hablullah’a tutunmayı “tutuculuk”, oradan hakikate bağlanmayı “bağnazlık” kelimesiyle engellemeye çalışanlar, “asabiye”nin işlerine gelen olumsuz tarafını öne çıkararak İslâmî bir kavramı emellerine alet ediyorlar.

“Müslüman mutaassıp olmaz” hükmünü onaylamadan önce bu sözü kimin söylediğine ve bununla neyi kastettiğine bakmak gerekiyor.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 02 Mayıs 2010, 14:48:58 Gönderen: Rabia »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.032


View Profile
Re: Müslüman Mutaassıp Olur mu?
« Posted on: 21 Nisan 2019, 21:54:44 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Müslüman Mutaassıp Olur mu? rüya tabiri,Müslüman Mutaassıp Olur mu? mekke canlı, Müslüman Mutaassıp Olur mu? kabe canlı yayın, Müslüman Mutaassıp Olur mu? Üç boyutlu kuran oku Müslüman Mutaassıp Olur mu? kuran ı kerim, Müslüman Mutaassıp Olur mu? peygamber kıssaları,Müslüman Mutaassıp Olur mu? ilitam ders soruları, Müslüman Mutaassıp Olur mu?önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &