ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Kar her mevsimde güzel yağar
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kar her mevsimde güzel yağar  (Okunma Sayısı 610 defa)
07 Eylül 2010, 17:54:22
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 07 Eylül 2010, 17:54:22 »




Kar her mevsimde güzel yağar

Herkes ölümü kendinden uzaklaştırmaya çalışıyor gibi geldi bana. Fakat ben bunu bir türlü beceremedim. Bütün sevdiklerimle birlikte bu sayılan insanların yanı sıra, ben de bu dünyadan gidecektim. Bu düşünce kalbime müthiş bir ızdırap verdi. 
 




GÜNLERDİR KAFAMI meşgul eden, bir türlü dile getiremediğim veya bilip de söyleyemediğim birşeyler saklıydı içimde. Hissediyor, fakat nedense itiraf edemiyordum. Belki de itiraf etmek işime gelmiyordu. Galiba bu yüzden, evin kapısını içimde garip bir burukluk, zihnimde türlü türlü düşüncelerle açtım. Arkadaşlar sofranın başına oturmuş, yemek yiyorlardı. Daha yemeğe henüz başlamıştım ki, bir zamanlar öğretmeni olduğum bir arkadaş, “Ne o, yaşlanıyorsun galiba, saçlarında beyazlıklar görüyorum” diyerek uzun zamandır gizlemeye çalıştığım bir hakikatı bana hatırlattı. Doğrusu bu ya, saçımdaki beyaz tellerin varlığından uzun zamandır haberdardım. Fakat onu yaşlılık alâmeti olarak idrak etmek oldukça zor geliyordu. Her ne kadar yaşlandığımı fark etmiş olsam da, onu başkalarından gizlemeye çalışıyor ve böylece kendimi avutuyordum.

Daha bir sene öncesine kadar, soranlara yaşımı söylediğimde “Hiç de göstermiyorsun. Ben seni daha genç zannediyordum” diye hayret ederlerdi. Hatta öğrencilerim “Hocam, tıpkı liseyi yeni bitirmiş gibisiniz. Bizlerden pek farklı görünmüyorsunuz. Sizi gören öğrenci sanıyor” derlerdi. Ben de onlara “Zaten ben de öğrenciyim” der, yaşlılığımı görmezlikten gelirdim. “Oldukça genç gösteriyorsunuz” gibisinden sözler, tatlı bir teselli verirdi bana. Şimdiyse üst üste gelen ikazlarla yaşlılığımın dış görünüşüme de aksetmesi ağır gelmeye başladı. Her ne kadar pek yaşlı sayılmasam da, yaşlanıyor olmak beni rahatsız ediyordu. Hele geçenlerde bir çocuğun “Amca, amca! diye hitap etmesi canımı ne kadar da sıkmıştı.

O an, aklıma, bir zamanlar garipsediğim bir yaşlı kadın geldi. Bir bey otobüste oturan bir çocuğa “Evladım, sen gençsin, kalk da şu yaşlı bayan otursun biraz” dediğinde, yaşlı kadının gösterdiği tavır bir türlü aklımdan çıkmıyor. Kızgınca, “Nereden de yaşlı oluyormuşum? Ben ayakta durabilecek kadar gencim. Kaba adam, ne olacak?” diyen kadın, belki de ellisini aşmıştı. Fakat yine de yaşlılığını kabul edemiyordu. Hatırlatılmasından da oldukça rahatsız oluyordu anlaşılan. Genç olduğuna kendi kendini de inandırmış olmalıydı ki, yüzündeki boyalar bunun güzel bir deliliydi. Gençliğinin ve güzelliğinin gidişini böylece örteceğini sanıyor olmalıydı —şimdilerde benim yaptığım gibi.

Yemekten sonra müsaade isteyip odama çekildim. Yalnız kalmak ve geçmişin kısa bir muhasebesini yapmak istiyordum. Odaya girer girmez ilk işim aynanın karşısına geçip saç düşen bir-iki beyaz tele bakmak oldu. Dile kolay, çeyrek asırlık bir ömür geçmişti. Nice arzularım, nice isteklerimle birlikte, koca bir çeyrek asır bitmişti. Gençliğimin en şatafatlı yılları bitmiş; yaşlılığa doğru ilk adımı atmaya başlamıştım. Demek yaşlanıyordum! Nasıl geçmişti bunca yıl? Ne kadar da kısa yaşamıştım!

İçimde garip bir burukluk, masanın başına oturdum ve günlüğüme uzandım. Geçmişi yeniden yaşamak ve yaşlılığı unutmak istercesine, sayfaları öylesine çevirdim. Okumaya başladım.

“...Etrafımda podyuma çıkmış ve beyaz rengin her türlü tonundan dikilmiş çeşit çeşit elbiselerle gözlerimi büyüleyen ağaçların güzelliklerini seyrediyordum. Gözlerimin önünde uçsuz bucaksız uzanan bembeyaz karları görünce çocukluğum ve çocukluk düşlerim aklıma geldi. Bulutlara bakıp tâ yukarılara tırmanmak, bulutların içine atlayıp o bembeyaz yumuşaklığına doyasıya dokunmak, onun sonsuz hafifliğiyle sarmaş-dolaş olmak isterdim hep. Hele denizaltı misali bulutların arasından kayıp giden ayı gördüğümde... Ayın üzerine oturmak, ayın ışığıyla aydınlanan dev bulut dalgalarında yüzmek, ve bulutların arasından yer yer göz kırpan yıldızları toplayıp cebime doldurmak isterdim sık sık.

Şimdi ise o bembeyaz bulutlar yere inmişti ve üzerine yıldızlar yağıyordu. İçimden bir ses, “İşte dileğin kabul oldu. Allah senin için yere indirdi bulutları. Hadi atla” diyerek seslendi. Bir an tereddüt ettim. O beyaz güzelliğe basmaktan, nedense korktum. Fakat çocukluk tutkusu ağır basmış olmalı ki, kendimi karların içine bırakıverdim. Dönüp dolanmaya, o bembeyaz yumuşaklığı yüzüme-gözüme sürmeye, gökten düşen yıldız misali kar tanelerini ellerimle yakalamaya çalıştım. Fakat elime değen her kar çok az kalıyor ve hemen eriyip gidiyordu. Bir türlü yakalayamıyordum. Sonunda yoruldum ve sırtüstü karlara uzandım. Aklıma yine kendi çocukluğum ve şimdiki çocuklar geldi. Bitmez-tükenmez isteklerle dolu; o senin bu benim koşturup durdum hep. Yaşlılıktan habersiz. Sorumluluktan, dertten, endişeden uzak bir hayat.

“Zavallı çocuklar” dedim. Hiçbir şeyden habersiz, nasıl da koşuşturup duruyorlar. Ne kadar da mutlular. Halbuki gelecekte onları ne zorluklar, ne sıkıntılar, ne ıztıraplar bekliyor. Bu düşünceler bana oldukça ıztırap verdi. Bir teselli bulurum ümidiyle, doğrulup uçsuz-bucaksız uzanan beyazlığa baktım tekrar. Her yer bembeyazdı. Kar beyazı baharın bütün renklerini avucuna alıp yutmuştu. Bütün renklerin kaynağını âdeta her yana fısıldıyordu. Üzerlerinde parlayan güneş ışığı bana her rengin tek bir renkten çıktığını söylüyordu. Kar âdeta renklere sahip çıkan toprağa her rengin gerçek sahibini ikaz ediyordu. Tekliğin simgesiydi kar. Bütün renklerin tek bir renkten kaynaklandığının simgesiydi. Bütün isteklerin kaynağının tek olduğunu ikaz ediyordu. O renk senin, bu renk benim dercesine ona buna sahip çıkan ve herşeyi isteyen ruhuma, “Ona buna müracaat edip yorulma. Herkese ve herşeye minnet edip zillet çekme. Herşeyin ve her isteğinin sahibi tektir. Her istediğini ondan isteyebilir, her arzunu onunla giderebilirsin” diye müjdeler yağdırıyordu.

Çocukların ümitsiz haline yanan kalbime, çocukken her arzumu yerine getiren ve gelecekte de her arzuma cevap verebilecek olan sonsuz kudret ve merhamet sahibi Yaratıcımın tesellisiydi kar...

İçimde bir ferahlama hissettim şimdi. Ve tekrar çevirdim sayfaları:

“Mezarlıklar arasında dolaşırken, gözüme bir mezar taşı ilişti. Acı kaybımız, hayatının baharında gençliğine doyamadan gitti F.Ş.’miz. Seni ebediyen unutmayacağız” sözleri, beni derin bir düşünceye sevketti.

Sahi gençliğine doyan kimse var mıydı dünyada? Geçip giden gençliğime bakıyorum da, bir türlü doydum diyemiyorum. Gençliğime doymadan, hemencecik yaşlanıvermiştim. Koskoca çeyrek asırlık ömrü yaşadığımın bile farkında değildim. Bazan sorarım kendime; bunca yılı ben mi yaşadım diye. Hani etrafımda da, gençliğine doyan veyahut doyup giden bir babayiğide de henüz rastlamadım. Bütün yaşlılar gençliklerini ve gençlik günlerini özlediklerine göre... Gençlik yıllarının anısıyla yaşadıklarına göre... Acaba gençliklerine doymamışlar mıydı? Eğer doymuş olsalardı, neden gençliklerine özlem duyuyorlardı ki? Neden o günleri yeniden yaşamayı istiyorlardı? Demek ki gençliklerine doyamamışlardı. Demek gençliğe doyulmuyordu. Zira gençliğe doyum olmazdı. Sonsuz isteklerle dolu, her isteğinde sonsuzluğu çağıran bir kalb, sınırlı ve geçici olana hiç doyar mıydı?”

Bu satırları okuduğumda, şu anki halimi düşündüm ve içimde bir sıkıntı hissettim. “Sanki ne diye okumuştum ki burayı? Zamanı mıydı şimdi?” diyerek, bir teselli ümidiyle, tekrar çevirdim sayfaları.

“Bu sabah normalden biraz daha erken kalktım. Namazımı kıldıktan sonra kendimi ferahlamış hissettim. Güzel bir bahar sabahında, bahar içime doğmuş gibiydi. Bu coşkunlukla baharı yaşamak istercesine dışarıya çıktım. Dışarıda gözüme ilk çarpan, henüz doğmamış fakat doğmak üzere olan güneşin, bulutlarda mor-kırmızı renklerle boyadığı nefis manzara oldu. Manzara karlarla kaplı dağların arasında yeni doğan güne hazırlanan hayalî bir şehrin görüntüsü gibiydi. Öyle bir şehir ki, her dakika güneşin renkleriyle değişiyor, gökte tablo içinde tablolar yaratılıyordu. Kâinatın ressamı, tâ uzaklarda, dünyanın doğusunda hayallerin bile zor ulaşabileceği bir dünyanın modelini çiziyor gibiydi. Bir an gökyüzündeki hayalî şehrin beyazlıkları üzerinde, güneşin boyasıyla boyanan mor-kırmızı renklerle örtülü görüntü karşısında hayretimi saklayamayıp, “Göğe karlar yağmış sanki. Nurdan karlar boşanmış semânın yüzüne. Cennetin bir parçası sanki bu; topla” demekten kendimi alamadım.

Güne başından başlamanın huzuruyla, doğu kapısından, içine girdim mezarlığın. Güneş henüz tepelerin başında görülmemişti. Birden her yanı yoğun bir kuş cıvıltısı sardı. Güneş doğmadan evvel, her dalda tek-tük öten kuşlar güneşin doğmasıyla birlikte topluca ötmeye başladılar. Güneşin doğuşunu müjdeliyorlardı âdeta. Sûr’a üflenmişti sanki. Ağaçların gölgesinde mezarlar üstünde yatan çiçekler ortaya çıkmaya başladı birden. Her taraf mahşerde dirilişi andırıyordu. Yoktan ve aniden, etrafımda, daha önce hiç görmediğim cinsten, çeşit çeşit çiçekler belirdi. Yokluktan varlığa, uykudan uyanışa çıkar gibiydiler. Fosforlu renklerinin cazibesiyle gözümü alan gelinciklerin tam ortasında bulunan siyah yıldızla birlikte sunduğu muhteşem tablo karşısında hayretimden “Hayır, toprak bunu yapamaz; bunu yapan bütün muhteşemliğiyle birlikte çevremdekileri ve herşeyi yapandan başkası olamaz” diye haykırmak istedi kalbim. Allahuekber kelimesi, kalbimin tercümanı oldu.

Yeşilliklerle, çiçeklerle ve türlü türlü güzelliklerle dolu olan çevremde sanki bir bayram havası yaşanıyordu. Bahar bütün güzelliğiyle kendini hissettirmeye başlamıştı. Etrafımda ve uzaklarda gördüğüm erik ve şeftali türü ağaçların üzerlerindeki beyaz ve pembemsi çiçeklerle birlikte, yerde biten papatyalarla kar yağmış gibiydi her yana. Evet, baharda da kar yağdırıyordu Rabbim. Ağaçların üzeri rengârenk karlarla kaplıydı sanki. Yerlerde de bembeyaz pap...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kar her mevsimde güzel yağar
« Posted on: 17 Eylül 2019, 01:07:25 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kar her mevsimde güzel yağar rüya tabiri,Kar her mevsimde güzel yağar mekke canlı, Kar her mevsimde güzel yağar kabe canlı yayın, Kar her mevsimde güzel yağar Üç boyutlu kuran oku Kar her mevsimde güzel yağar kuran ı kerim, Kar her mevsimde güzel yağar peygamber kıssaları,Kar her mevsimde güzel yağar ilitam ders soruları, Kar her mevsimde güzel yağarönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &