ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Havva nın kızları
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Havva nın kızları  (Okunma Sayısı 479 defa)
02 Aralık 2010, 14:59:29
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 02 Aralık 2010, 14:59:29 »




Havva’ nın  Kızları


Hişt! Dostlarıma şunu haber ver

denize açıldım

ve gemim paramparça oldu

 

İlhami Çiçek

 

Eminim sıkça anlatılan şu hikâyeyi hepiniz bilirsiniz. Bir gün, küçük oğlunun kendisine sürekli sorular sormasından bunalan baba, oğlunu incitmeden meşgul edebilmek ve sık sık yanına gelmesini önlemek için elindeki gazeteyi parçalara ayırır ve oğluna verir. Sonra da oğluna dönerek; “Eğer bu parçaları tıpkı bir “puzzle” gibi bir araya getirebilirsen maharetini göstermiş olacaksın, göreyim seni” der. Oğluna iyi bir meşguliyet verdiğinden ve artık kolay kolay yanına gelmeyeceğinden emîn olarak işine döner. Fakat daha az bir zaman geçmiştir ki, oğlu bütün parçaları bir araya getirerek topladığı gazeteyi babasına getirince adamın şaşkınlığı bir kat daha artar. Şaşkın bir vaziyette oğluna; “Nasıl olup ta bu kadar kısa zamanda parçaları toplayabildin?” diye sorar. Çocuk babasına; “Çok kolay oldu. Sayfanın arkasında büyük bir insan resmi vardı, o resmin parçalarını bir araya getirince gazete sayfası kendiliğinden toplanmış oldu” diye cevap verir.

Evet, işte aslında bütün mesele budur. Yani mesele, insanın ve özellikle müslümanın aldatıcı bir modernitenin içinde sıkıştırıldığı ve geleneksel erdemler olarak gördüğü hatlarından kurtulup, derlenip toparlanabilmesi ve kendine gelebilmesi meselesidir. Fakat bugün tamamen dünyevî kaygılar taşıyan, pısırık ve sünepeleşmiş, üstelik bunu geçmişine bir tür sadakat gibi gören bireyin, Kur’an’a dayalı ortak inanç ve bilgi rezervine ulaşmadan, içinde bulunduğu fikir ve ruh dağınıklığından kurtulabilmesi nasıl sağlanacaktır? “Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun." dendiği vakit de: "Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız." dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar? (Bakara 170) Bugün onun gündelik heyecanlarını belirleyici itici gücün ne olduğunu bir solukta söyleyebilecek durumda değiliz. Göründüğü şekliyle mü’minin içi boş velvelelerini bir tarafa bırakırsanız, îman alanının hayata yansımasında ciddi şâibeler vardır. Tabii bu iddia, herkesin kendi hidâyetinden emîn olduğu ve kimsenin kendi nefsine toz kondurmadığı bir toplumda muhatabını asla bulamayacağı ve inatla reddedileceği için öylece orta yerde kalacaktır. Unutmayalım, hayatın en zalim realitesi kimi gerçeklerin kendi yüzleridir. Kalabalıkların înanç nazarıyla sahiplendiği, atalarının bozuk diliyle konuşan ve günlük hayata hâkim olan bugünkü dînî anlayışlar, hiçbir güçlü yanını bırakmayan ve ahlâkî düşüklüğü ön plâna çıkartmak olmuştur. Bunun ne kadar doğru veya yanlış olduğu konusunda karar verecek olanlar, toplumun dünya konjönktöründeki tutarlılık siciline baksınlar lütfen. Tamamen benliğe dayalı olarak gelişmiş bu kirlilik, bazı Müslümanların kendi içlerindeki dengesizliklerinin, tutarsızlıklarının ve iç çatışmalarının da alanını oluşturur. Hz. Ayşe’ye;” Kötülerden olmaya başladığımızı nasıl anlayabiliriz?” diye sorduklarında; “-Kendinizi iyilerden görmeye başladığınız zaman” diye cevap verir. Bugünkü müslümanın başucu yazısı ve hayatının manifestosu olacak nitelikte, ciltlere sığacak tarzda bir cevaptır. Liberal, sosyalist ya da diğer unsurlara bağlı kimliklerde gördüğümüz kendine âit olma ve kendini temsil etme açıklığını Müslümanlarda da görebildiğimizi söylemek o kadar da kolay değil. Söz konusu temsil edilen alan, ancak kendisine ait iç disiplinleriyle gelişme temayülü göstereceğinden, müslüman’ın hayatında da Kur’anın itici gücünü bütün tecellileriyle görmemiz gerekecektir. Ancak bunu gördüğümüz zaman, müslümanın hayatında Kur’ânî çizgilerin yer ettiğini anlayabilir ve onun belirleyici etkisinden söz edebiliriz. Yâni siz hayatı romantik bir öykü okur gibi tanımlayamazsınız, onu bütün çizgileri ile yaşarsınız ve o şartlarda ortaya koyduklarınız sizin tartışmasız gerçeğiniz olur. Eğer bugün böyle bir durum göremiyorsak, müslümanı kendi bireysel dünyasında bile bir hareket bir amel insanı olarak görmekte zorlanıyorsak, onun hayatını temellendiren unsurun Kur’ânî bir öğreti, bir Resûl terbiyesi olduğunu söyleyebilir miyiz? Bunu elbette söyleyemeyiz. O zaman, her fırsatta kendisini mü’min olarak tanımlayan veya öyle görmeye alıştırılmış bireyin inanç bütünlüğünün hangi zihinsel yapılarla yakın ilişkiler içinde olduğu gözden geçirilmelidir. Kur’an’a dayalı kavramların toplumsal hayatımızdaki açılımları bizi Allah Resulünün davranış biçimine götürüyor ve onun hayata kattıklarına fiilî bir yaşayış olarak yaklaştırıyorsa, işte o zaman Kur’an merkezli bir inancın iç çizgilerini yakalıyoruz demektir. Bunun önemi şuradadır;  Gündelik hayatın içinde insanlar, gündemi belirleyen meselelere alâka gösterirler ama bu gündem içinde kişiyi konumlandıran, onu temsil eden kesin hatları yoksa o gündemin içinde silikleşmiş, zayıf ve önemsiz toplumsal bir figür olarak kalıyor demektir. İşte aslî maddesini kaybetmiş mü’minin bugünkü ekonomik ve siyasal şartlar içindeki durumu tam da böyledir. Kendisinden emîndir ama erime eğilimindedir. Cesur görünmeye çalışır ama her an kaymaya yatkındır. Bunun tabii bir sonucu olarak da kitleleri yok sayan güçlerin ve onu belirleyen zorlayıcı iradenin karşısında canlı tezler ortaya koyamamakta ve sadece tarihsel bir tanımın bakiyesi olarak ortada durmaktadır. Bu bahsettiğimiz durum aslında bölünmüş, dağılmış bir tablonun resmini bütün renkleriyle verir. Celal Bayar anılarında Nazilli’den bir medrese hocasını, Müftü Hacı Hüsnü Efendiyi anlatır. Cumhuriyetin onuncu yıl törenlerinde bulunmak üzere içlerinde General Voroşilof da olduğu halde, kadınlı erkekli kalabalık bir Sovyet heyeti Ankaraya gelir.  O günün şerefine Ankara Palas salonlarında tertiplenen baloda Sovyet misafirimiz de bulunuyordu. Bu sırada baktım sağ tarafımda bir zat belirdi. Bu müderris Müftü Hacı Hüsnü Efendi idi. Başında fes ve sarık yoktu, başı açıktı. Saçları muntazam surette taranmıştı. Geniş ve uzun sakalı kısaltılmış, hatta ucunda biraz sivrilik göze çarpıyordu. Siyah cüppe yerine üzerinde tam takım frak vardı. Frağın sağ tarafında yeşil kordelâlı İstiklâl madalyası şerefli mevkiini almıştı. Yerimi saygı ile Hacı Hüsnü Efendiye bıraktım. Gazi, bu hâli görünce hemen mevzuu değiştirdi. Sovyet dostlarımıza dedi ki; “ – Bakınız bu zat hocadır, milletvekilidir. Siz ihtilâlde ruhanîlerinizi kestiniz. Biz ise bu hâle getirdik”(D. Avcıoğlı-Türkiyenin Düzeni-c.1 shf.442)

Vak’a budur. Bu toplumda zaten çok karışık (heterojen) ve aslî kaynağından biraz uzak düşmüş bir İslâm anlayışının bulunuşu, hafif çalkantılarda islâmî olguyu kolayca geri plâna atmaya yetmiştir. Mesele sadece bazı kültürel söz dağarcıklarının üzerinde cereyan etmez. Bambaşka ve o güne kadar hiç bilinmedik, görülmedik uygulamalarla ahlâkî bağlar üzerinde de derin kaymalar başlatılır. Eğer bir bütünlüğü elinizde tutmayı başarıyorsanız onu korumayı da düşünebilirsiniz. Ama içinde bulunduğunuz koşullar niteliğini, gerçekliğini ve bütün çağrışımlarını da değiştiriyorsa, bu boğucu şifasız ortamda elinizden daha nelerin kayacağını anlayamazsınız. 19. yüzyılın ilk dönemlerinde başlayan derin dönüşüm hareketleri, 1929 yılına gelindiğinde Türk toplumunda ilk kez yapılacak bazı uygulamalar, bu toplumun artık dünyaya, alışılmadık bambaşka bir açıdan bakışının yollarını açacaktır. Artık tamamen kendimiz olarak modern dünyaya açılıyorduk. Burhan Belge 1936’da Ulus gazetesindeki bir makalede, bu ülkede yıkılması gereken tarih anlayışının bileşenlerin başında; “Yahudi masalları derlemesi olan “Kısas-ı Enbiya”, aslında Arap milli tarihinden ibaret olan bir İslâm tarihi ve bir sülâle zihniyeti içine sıkıştırılmış olan Osmanlı tarihidir” der. (Suavi Aydın-Kemalizm-Irkçı Paradigmanın Yükselişli ve Düşüşü-shf.367)

Evet, yıkılması gereken bu unsurlar ayakta durdukça, ruhların soyunması ve bedenlerin teşhiri kolay olmayacaktır. Meşrûtiyet yıllarında, Jöntürk hareketlerinde, Alman frolayn’larının mürebbiye olarak ülkemizde çalışmaya başladıkları dönemlerde bu farklılıklar batıcı aydınların hayatında gözlendi ama bu değişim fırtınası toplumun topyekûn derinliğine nüfuz edememişti. İslam kadını denildiğinde insan muhayyilesinin en canlı ve huzur verici çizgileri olan Meryem, Hatice, Asiye ve diğerleri yerlerini modern zamanların gözalıcı yeni figürlerine bırakırlar. Onlar; bundan sonra gelecek, kültürel bozguna uğramış yeni nesiller için imrenilecek ve örnek alınacak olan hayâl dünyalarının yepyeni sihirleri olacaklardır. Kadın rûhunun o lâtif, o zarîf, o nahif, o nâzenin zarafeti, yerini kaba beden ölçülerine bırakır.  Bundan böyle rüyalarımız da hülyalarımız da bizim bildiğimiz gibi olmayacaktı ve pusudaki şeytan tek tek kapacaktı bütün tedirgin yürekleri. Bir yandan bize hayat veren irfanımızı çok eski öykülerin içinde bırakırken, diğer yandan da mahmurlaştırılmış zihniyetimizin içinde yeni marifetlerimiz doğuyordu.

1929 yılına gelindiğinde Balıkhane Nâzırı Tevfik Bey’in torunu Feriha Tevfik, Cumhuriyet Gazetesinin açtığı bir güzellik yarışmasında Türkiye güzeli seçildiğinde henüz ondört yaşındadır. Ardından Mübeccel Nâmık Hanım, Nâşide Saffet Hanım ve derken 1932’ de Kerîman Hâlis Hanım ilk dünya güzelimiz olur. (Ecevit Kılıç-Sabah 9 Mart 2008-Belg 02-YBT 12 Feriha Tevfik) Eski temiz sevgiler, gençlik üzerindeki yerini yavaş yavaş ihtirasların nizamına bırakır.

Kadın birdenbire ön plâna çıkarılmaya çalışılır ama kadın’ın ön plâna çıkarılması sırasında hesapta olmayan bazı problemler de yaşanır. Meselâ, Nezihe Muhiddin Hanım(1) Kadınlar Birliğini kuruyor. Bu yeni dönemde kadınların seçme ve seçilme hakkı için mücadelesini başlatırken, güzellik yarışmasını destekleyen Yunus Nadi, her nedense Nezihe Hanım’ın bu ciddi toplumsal çabasını hafife alıyo...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Havva nın kızları
« Posted on: 15 Kasım 2019, 15:31:07 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Havva nın kızları rüya tabiri,Havva nın kızları mekke canlı, Havva nın kızları kabe canlı yayın, Havva nın kızları Üç boyutlu kuran oku Havva nın kızları kuran ı kerim, Havva nın kızları peygamber kıssaları,Havva nın kızları ilitam ders soruları, Havva nın kızlarıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &