ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Gönlü harameyne taşıyabilmek
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gönlü harameyne taşıyabilmek  (Okunma Sayısı 534 defa)
02 Kasım 2010, 17:05:06
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 02 Kasım 2010, 17:05:06 »



Gönlü Harameyn'e Taşıyabilmek


Yolcular, yolculuklarında gidecekleri menzile göre hazırlık yapar, yanlarına en lüzumlu şeyleri mutlaka alırlar. Yolun uzunluğu ve gidilen yerin kadr u kıymetine göre maddî ve mânevî heybelerini doldururlar.
Yolculuk, sıradan bir yere ise sıradan bir hazırlık yeter. Önemli bir yere ise, ciddî bir tedârik ister.
Hele bu yolculuk Kâbe’nin Rabbine ve O’nun Peygamberine ise…
O zaman yanımızda götüreceklerimiz, hayatî bir ehemmiyet kazanır. Çünkü Harameyni’ş-Şerîfeyn’e yapılan yolculuklar, son gidilecek yer olan âhiret yurdu için, cennet ve cemâlullâh için bir hazırlık mesâbesindedir. Bu bakımdan Hicaz’a giderken götüreceklerimiz, ebedî hayatımızın nasıl ve nerede olacağını belirleyecek kadar mühimdir. Bu sebeple Ömer bin Abdülaziz şöyle buyurur:
“Kıyamet gününde nereye gitmek istiyorsanız hazırlığınızı ona göre yapın!”
Bu gerçeğe işaretle Hazret-i Mevlânâ, mukaddes beldelerin yolcularına Mesnevîsinde sık sık tavsiyelerde bulunur. Hicaz’a her şeyden önce terbiye ve tezkiye edilmiş bir kalb ile kazanılmış bir gönül götürmenin zarûretine dikkat çeker. Kâbe’nin Rabbi’ni ziyâret için Hicâz’a, gönlü nasıl hazırlayıp da götürmek gerektiğini ise şöyle îzah eder:
“Sefere çıkacağın vakit, ilâhî bir hazîne olan insan-ı kâmil olmak talebi ile çık ki, gönlünün ufku açılsın!”
“Her kim ekin ekerse, maksadı buğday almak olur. Saman zaten buğday ile husûle gelir ve buğdayın firesidir.”
“Saman ekersen, buğday hâsıl olmaz. Öyleyse sen de in¬san-ı kâmil, rehber-i fâzıl ara; onun tâlibi ol!”
“Hac vakti olunca Kâbe’yi ziyaret ve tavaf maksadı ile git! Bu maksadla gidersen, Kâbe’nin hakikatini gör¬müş olursun!..”
Gâye, zaten bu hakîkati görmektir. Nitekim insanın bu hakîkate ermesi için âyet-i kerîmede “refes”den, yânî mâlâyanî denilen dünyevî boş şeylerden korunması ihtar edilir. Ancak bu edebi gösterebilmek için hac yolculuğuna çıkmadan önce rûhî bir hazırlık içinde olmalıyız. Bu rûhî hazırlık ise, tamamen gönülde başlar ve gönülde devam eder.
Hazret-i Mevlânâ, Bayezid-i Bistâmî Hazretleri’nin Hicâz’a giderken yaşadığı gönül hazırlığını şöyle anlatır:
“Bâyezîd, hac için yola çıktığı vakit, hilâl gibi süzgün, uzun boylu bir pîr gördü ki, onda velîlerin rûhâniyeti vardı.”
“Gözleri dünyâya âmâ, kalbi ise, Güneş gibiydi. (Ukbâya, yani ötelere açık idi.)”
“Bâyezîd, o pîrin karşısına oturdu. Pîr ona:
«–Ey Bâyezîd, nereye gidiyorsun? Gurbet eşyasını (beden emanetini) nere¬ye taşıyorsun?» dedi.”
“Bâyezîd de:
«–Hacca gitmek niyetindeyim; iki yüz dirhem de param var...» dedi.”
Pîr, Bâyezîd’e dedi ki:
“–Ey Bâyezîd! O dünyalığının bir miktarını Allâh yolundaki muhtaçlara, garîplere, bîçârelere dağıt! Onların gönüllerine gir ve duâlarını al ki; rûhunun ufku açılsın! İlk defa gönlüne haccettir! Ondan sonra rakîk bir gönülle o nâzik hac yolculuğuna devam et!..”
“Çünkü Kâbe, Allâh’ın hâne-i birri, yâni ziyareti farz olan, sevabı mûcib bir beyttir. Lâkin insan kalbi, bir sır hazînesidir.”
“Kabe, Âzeroğlu İbrahim’in binâsıdır. Gönül ise, Celîl ve Ekber olan Allâh’ın nazargâhıdır.”
“Eğer sende basîret varsa, gönül Kâbe’sini tavaf et!.. Taş ve top¬raktan yapılmış sandığın Kâbe’nin asıl mânâsı gönüldür.”
“Cenâb-ı Hak, görünen, bilinen sûret Kâbe’sini tavaf et¬meyi, kirlilikten temizlenmiş, arınmış bir kalbe sahip olasın diye sana farz kılmıştır.”
“Şunu iyi bil ki, sen Allâh’ın nazargâhı olan bir gönlü inci¬tir, kırarsan, Kâbe’ye yaya olarak da gitsen, kazandığın sevâp, gönül kırmanın günâhını dengeleyemez.”
“Sen varını, yoğunu, malını, mülkünü ver de bir gönül yap! (Böyle bir gönülle haccet!) Kazandığın o gönül, mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin!..”
“Allâh’ın huzûruna altın dolu binlerce keseler götürsen, Cenâb-ı Hak:
«Bize bir şey getirmek istiyorsan, kazanılmış bir gö¬nül getir! Çünkü altın, gümüş bizim için bir şey değildir. Eğer bizi ve rızâmızı istiyorsan, bunun ancak bir gönül kazanmaya bağlı olduğunu unutma!..» buyurur.”
“Hakk’ın nûrunun insandaki tecellîsini görmek için kalb gözün iyice açılsın!..”
“Bâyezîd, pîrin bu nüktelerini kavradı. Gönlü, sohbetle, merhametin esrârından bir hisse aldı. Huzur ve vecd içinde hac yolculuğuna devam etti.”
Böyle bir kıvam, hac yolculuğunda en büyük gönül sermayesidir. Ancak bu hâle ulaşabilmek için tasavvufî eğitimden geçmek, yani nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesi zarûrîdir. Çünkü terbiyeden geçmeyen insan, en vahşî hayvandan daha zararlı bir nefs taşıyor demektir. Ya da kirli bir kap gibidir ki, içine güzel şeyler konulsa, onlar da kirlenir.
Mânevî terbiye gerçeğini görmek için insanoğlunun, kendi hayatına yardımcı olması sebebi ile bazı hayvanları terbiye etmesine bakması kâfîdir. O, kendi ihtiyaçları zaruretiyle çeşit çeşit hayvanları eğitmiyor mu? Tarihten bu yana gerek atını, savaşta bile aynı heyecanı taşıyacak seviyede terbiye edip sırtına binmiş, gerek güvercinleri terbiye ederek mektup yollatmış, gerek köpekleri eğiterek bekçilik yaptırmış, gerek vahşî hayvanları bile terbiye ederek sirklerde oynatmıştır.
Şayet o hayvanlar, yetiştiricilerinin terbiyesinden geçmemiş olsalardı, insanlara faydalı olamazlardı. Aksine son derece zararlı olurlardı. Fakat en vahşî olanlarının bile zararları, iyi bir terbiye neticesinde faydaya dönüşür. Kısacası terbiye edilmiş ile edilmemiş hayvanın tavrı insan için ölüm veya hayat sebebi olabilmektedir. Canavar bir yılan olan kobranın bile iç dünyasına girilip terbiye edildiğinde o hayvan basit bir flütle idare edilebilmektedir. Yani terbiye görmüş olanda fayda yönü yüksek olduğu kadar terbiye görmemiş olanda da zarar payı o nisbette fazladır. Bu itibarla dînimiz zarûret hâlinde yapılacak av avlamada bile eğitilmiş köpeklerin kullanılmasını şart koşar. Yoksa elde edilecek av helâl sayılmaz. Âyet-i kerîmede buyurulur:
“…De ki: «Bütün temiz şeyler size helâl kılındı.» Allâh’ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakaladıklarından da -üzerlerine Allâh’ın adını anarak- yiyin...” (el-Mâide, 4)
Bir av hayvanının bile terbiye edilip edilmemesindeki ölçüler bu derecede hassas ise, düşünmeli ki, insanın terbiyesi ne kadar mühimdir.
O kadar mühimdir ki, Cenâb-ı Hak, insanoğlunu yarattığı günden itibaren onun terbiyesi için sayısız peygamber ve kitap göndermiştir.
Aksi hâlde insan, varlıkların en zâlimi, en hodgâmı, en merhametsizi, en vahşîsi, yani en zararlısı olabilmektedir. Nitekim tarih sahneleri, insanoğlunun vahşetini sergileyen sayısız mezâlimlerle doludur. Bağdat’a girip de Dicle’nin sularında 400 bin masum insanı boğan Hülâgu’nun yaptığı zulmün başka bir îzahı var mıdır? Yine böylesine bir vahşetle komünizm de 20 milyon insanın cesedi üzerinde kurulmuştur. Bir canavarın bile ihtiyacı olan gıdayı temin edecek kadar avcılık yapmasına karşılık, zâlim bir insanın bu denli doymak bilmeyen insan boğma vahşeti, çok ürkütücüdür. Onun için bu âlemde eğitime en muhtaç varlık, insandır. Dünyanın kana ve vahşete bulanmaması için insanın mutlaka ve en güzel şekilde terbiye edilmesi şarttır.
Bu itibarla bu âlem âdeta bir dershanedir ve her şey insanın eğitimi içindir. Bilhassa tasavvuf, bu ihtiyaca binâen kurulmuş bir gönül eğitme dergâhıdır. Bu eğitimin birinci derecede mütehassıs üstatları olan peygamberler de bizzat Cenâb-ı Hak’tan terbiye görmüşlerdir. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:
“Beni Rabbim terbiye etti, terbiyemi de pek güzel yaptı.” (Süyûtî, I, 12)
Bütün mesele bu güzel terbiyeye, Hak tarafından övülen bu ahlâk-ı hamîdeye ulaşabilmek. Çünkü o zaman ibadet ibadet olur; namaz namaz olur, oruç oruç olur, hac da hac olur. Yani o zaman insan, insan olur.
İşte ebediyet yolculuğunda insana gereken en büyük hazırlık da budur. Yani ilâhî terbiye ile olgunlaşmak, kemâle ermek. O zaman hayatımızı dolduran güzelliklerin, ibadetlerin vesair hayır-hasenâtımızın mânâsı tecellî eder. Hizmetlerimiz arş-ı âlâya çıkar. Namazlarımız makbul, haccımız mebrur hâle gelir. Yani Allâh’a götürecek kalb-i selîme sahip olmuş oluruz. Bu kalb-i selîm ile başka gönüllerin derdine deva, sıkıntılarına da çare olarak huzurullâha aynı zamanda kazanılmış gönüllerle çıkmak imkânını elde ederiz ki, Cenâb-ı Hakk’ın rıza ve muhabbeti o zaman üzerimizde tecellî eder.
İşte kim o mübârek topraklara böyle olgun bir kalb ve kazanılmış bir gönül götürürse, ona «Ne getirdin?» diye başka bir sual sorulmaz. Öyle ki bu bahtiyarlar, kendi ibadetlerinin kabul olması ile şereflendikleri gibi başkalarının ibadetlerinin de kabul olmasına vesîle olurlar.
“Tezkîretü’l-Evliyâ”da nakledildiğine göre, tâbiînden âlim, fâzıl, muhaddis ve sûfî bir zât olan Abdullah bin Mü¬bârek, haccı îfâ ettikten sonra Mekke’de Harem’de yakaza hâ-linde (uyku ile uyanıklık arasında) iken semâdan iki melek gelir. Biri diğerine:
“– Bu sene 600 bin kişi haccetti. Hepsinin haccı, Şam’da Ali bin Muvaffak ismindeki bir ayakkabı tamircisinin yaptığı amelin hürmetine makbul oldu. Bu kişi hacca gitmeğe niyet etti, lâkin gidemedi. Onun yaptığı bir amel hürmetine bu ka¬dar hacıların haccı kabul edildi.” der.
Abdullah bin Mübârek uyku ile uyanıklık arası olan bu hâl¬den uyanınca, merak ve hayret içinde kaldı. Şam kervanı ile Şam’a gitti. O zâtı bulup sordu:
“– Sen hacca gitmediğin hâlde ne amel işledin?” Ali bin Muvaffak, Abdullah bin Mübarek gibi meşhur bir zâtı karşısında görünce önce çok şaşırdı. Heyecanından bayıldı. Kendisine geldiğinde ise şöyle anlattı:
“– Otuz sene hacca gitmeyi arzu eder dururdum. Eskicilik¬ten 300 dirhem para biriktirdim. Hac yolculuğuna niyet ettim. Hâmile karım:
«– Komşudan et kokusu geliyor; bana bir parça et ister mi¬sin?» dedi.
Komşuma gittim. Durumu anlattım. Komşum ağladı:
«–Ye...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Gönlü harameyne taşıyabilmek
« Posted on: 10 Nisan 2020, 06:14:07 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Gönlü harameyne taşıyabilmek rüya tabiri,Gönlü harameyne taşıyabilmek mekke canlı, Gönlü harameyne taşıyabilmek kabe canlı yayın, Gönlü harameyne taşıyabilmek Üç boyutlu kuran oku Gönlü harameyne taşıyabilmek kuran ı kerim, Gönlü harameyne taşıyabilmek peygamber kıssaları,Gönlü harameyne taşıyabilmek ilitam ders soruları, Gönlü harameyne taşıyabilmekönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &