ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Fikre itibar edilmesi için iman lazım!
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fikre itibar edilmesi için iman lazım!  (Okunma Sayısı 313 defa)
22 Kasım 2010, 14:52:17
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 22 Kasım 2010, 14:52:17 »



Fikre İtibar Edilmesi İçin ‘İman’ Lazım!

 
M. Kürşad Atalar

 

Türk toplumunun, genel olarak ‘fikir üretme’ noktasında çok parlak bir sabıkasının olmadığı söylenegelmiştir. Bu durumun, bugün böyle olduğu gibi, geçmişte de pek farklı olmadığına dair yaygın bir kanaat vardır. Özellikle Arap kavminin gösterdiği performansla yapılan kıyaslamalarda, Türklerin üretkenliğinin ‘tali’ boyutta olduğu sıklıkla dillendirilmektedir. Buna göre, temel İslami ilimler de dahil olmak üzere, Türkler, orijinal eserler verememişler; sadece ‘uygulayıcı’ olabilmişlerdir. Peki bu yaklaşım doğru mudur? Ya da bu değerlendirme ne oranda isabetlidir?

Öncelikle ifade edilmelidir ki, bu konuda, ‘kavim’ bazında bir değerlendirme yapmaktan kaçınmak gerekir. Çünkü eğer herhangi bir kavim, düşünce veya eylem noktasında başka kavimlere göre daha performanslı ise, bunun asli nedeni, o kavmin kendine özgü vasıfları değil, ‘performans’ı etkileyen faktörlerdir. Bunların başında da ‘bilinçli yönelimler’ gelir. İnanç sistemleri, ideolojiler, dinler vs. bu kapsama girer. ‘Altyapı’ olarak ifade edilen faktörler ise, belirleyici değil, etkendirler. Ekonomik ve sosyal faktörler bu kapsama girerler. Bir başka ifadeyle, kavimlerin performansını, onların kavmi özellikleri veya ‘altyapı’ faktörleri değil, bilinçli tercihlerin ürünü olan ‘çalışmaları’ (yani sa’yleri) belirler. Odaklanılması gereken nokta da burasıdır.

Bu bağlamda, Arap kavmi ile Türk kavmi arasında bir kısa değerlendirme yapmak mümkündür. Eğer Araplar, İslam’ın yayılışı sürecinde iyi bir performans sergilemişlerse, bunun basit izahı, hiç kuşkusuz İslam’dır. İslam’ın bu kavmin performansını ‘top’ noktaya çıkarmış olmasıyladır ki, Araplar, İslami ilimlerin yanı sıra, ilmin diğer dallarında da, o dönemin en ‘performanslı’ kavmi olmuşlardır. Fakat bu, onların Arap olması hasebiyle değil; bu performansı gösteren kavim olmaları nedeniyledir. Yani, rahatlıkla: “İslam olmasaydı, Araplar o dönemin ‘süper gücü’ olamazlardı” da denilebilir. Bu noktada İbn-i Haldun’un teorisinin (veya benzeri ‘asabiyetçi’ teorilerin) isabetli olmadığını söylemek gerekmektedir. Araplar’ın performansını, Kureyş’in ‘asabiyet’inin belirlediğini iddia eden İbn-i Haldun, aslında ciddi bir yanılgı içerisindedir. Çünkü, bu asabiyet belirleyici olsaydı, İslam’dan önce de Araplar’ın aynı performansı göstermesi gerekirdi ki, tarih bunun böyle olmadığını yazmaktadır. Doğrusu, Kureyşlileri bir araya toplayan şeyin, Kureyş’in asabiyeti değil, İslam olduğudur. İslam sayesinde, dağınık Kureyş kabileleri birlik olmuşlar (Ali İmran: 103) ve daha sonra da birkaç asır süren ‘küresel güç’ pozisyonunu elde edebilmişlerdir. Fakat yine İslami hassasiyetin giderek zayıflaması sonucu (Maide: 54), bu pozisyonlarını kaybetmişlerdir. Araplar’ın yerini  ise, daha sonraları Türkler almıştır. Önceleri Mevali statüsünde Arapların hizmetinde bulunan Türkler, Miladi 10. asırdan sonra sergiledikleri performansla üstünlüğü ele geçirmişlerdir. Fakat bu da, Türklerin Türklüklerinden kaynaklanan bir şey değildir. Müslüman olduktan sonra gösterdikleri performans, onları bu pozisyona taşımıştır. Ve sanıldığı gibi, Türkler, o dönemden sonra, sadece ‘uygulayıcı’ pozisyonunda olmamışlar, ‘fikir üreten’ şahsiyetler de yetiştirmişlerdir.

Ancak burada kavimleri yarıştırıcı bir yaklaşımdan sakınmak gerekir. Yapılması gereken, bir dönem Araplar arasından büyük isimler çıkarken, bu isimlerin daha sonra niçin Türkler arasından (veya başka kavimler arasından) çıktığı sorusuna cevap bulmaktır. Bilindiği gibi ilk dönem ilim merkezleri, Basra, Kufe, Hicaz, Yemen, Bağdat gibi Arap şehirleri iken, daha sonra Doğu illeri (yani Türk illeri) önem kazanmış ve Semerkant, Taşkent, Buhara gibi merkezler ilmi performans sergilemişlerdir. Farabi, İbni Sina ve Biruni gibi ilim adamları da bu merkezlerde yetişmişlerdir. İlim merkezlerinin tarihsel dönemler içerisinde yer değiştirmesinin nedeni, yine kavimlerin gösterdikleri ‘performansla’ alakalıdır. Bu ise öncelikle, ideolojik yönelimin ortaya çıkardığı ‘içsel dinamizm’in sonucudur. Bir kavim bu dinamizmini kaybetmeye başladığında, mutlaka o boşluğu bir başka kavim doldurur. Yeni gelen kavim de, bu yeni pozisyonunu, esas itibarıyla, kendi ‘çalışması’nın sonucu olarak elde eder.

 ‘Çalışma’nın (sa’yin) belirleyiciliği hususunda altı çizilmesi gereken bir diğer nokta da, ‘yönelimde istikrar’dır. Malum olduğu üzere, medeniyetlerin oluşma (ve çöküş) süreçleri insan ömrüyle sınırlı değildir. Bir medeniyetin mücessem bir varlık olarak ortaya çıkışı dahi, birkaç nesil alabilmektedir. Bu noktada, “belirli bir hedefe doğru kitlesel yönelim” önemlidir. Bu yönelim sonucunda, kavimler içerisinde, ilmin her alanında önemli ve seçkin şahsiyetler çıkacaktır. Yönelim kitlesel değil de ‘bireysel’ nitelikte ise, bu, o kavmin performansının düşük olduğunu gösterir. Böylesi kavimler, tarihte iz bırakıcı işler yapamamışlardır. Peki bu yönelimi sağlayacak olan şey nedir? Bu önemli sorunun cevabını, ilmi yetkinlik, örgütlülük, dayanışma bilinci vs. gibi kavramlarda aramak mümkündür, ancak daha merkezi bir kavram vardır ki, asıl cevap oradadır. Bu kavram, ‘iman’dır. Hepimizin bildiği “inanıyorsanız, üstünsünüz” (Ali İmran: 139) ayetini de bu çerçevede anlamak gerekir. Ameli ortaya çıkaran şey, ‘iman’dır. Pratiği, teori belirler. Sa’yin kökeninde de, sağlam bir inanç vardır. Dünya tarihinde, bütün büyük işler başarmış kişiler, yaptıkları işe inanan kişilerdir. Ve inanç sağlam olduğunda, o inancın inşa ettiği bina da sağlam olur.

İnancın sağlamlığı ise, elbette ki ‘ilm’ ile bağlantılıdır. Sahih ve  sağlam bir ‘ilm’ temeline dayalı olmayan hiçbir inanç binası, uzun süre ayakta kalamaz. Doğrudur, batıl inançlarla da, insan eylemlerini yönlendirmek mümkündür. Fakat bu ilanihaye devam edemez. Denilebilir ki, Hıristiyanlar, Budistler, Yahudiler (ve tabii ki Modern Seküler Batı Uygarlığı) yüzlerce yıl batıl inançlarıyla yaşamışlar ve devletler (hatta medeniyetler) dahi kurabilmişlerdir. Evet, bu inançların sahipleri de bina yapmışlardır; fakat burada önemli olan, bu binaların, sert rüzgar karşısında dayanıp-dayanamadıklarıdır. Bu inançların hiç biri, ‘ilm’ kriteri karşısında tutunamamıştır. “İnsanların çoğunun iman edenlerden olmayışı” vakıası (Ra’d:1), imanın hakk oluşu gerçeğini değiştirmez. Hakk, hakikat olduğunu her yerde ispatlayacak güçtedir. Hakk yoksa, batıl vardır. Fakat “Hakk geldiğinde, batıl zail olur” (İsra: 81).

Bu genel ilkeler çerçevesinden baktığımızda, Türklerin bugünkü performanslarının niçin ‘düşük’ olduğunu açıklamak da kolaylaşmaktadır. Demek ki Türkler, bugün ‘gereğince’ (yani Ali İmran:139. ayetin istediği manada) ‘iman’ etmemektedirler. Etselerdi, bu iman, onların düşünce alanında da başka alanlarda da performanslarına yansırdı. Demek ki bugün Türklerin ‘yönelimi’ başka yerleredir. Ve bu yerler, onları ‘üstün’ kılacak yerler değildir! Daha açık bir ifadeyle, bugün Türkler, tarihte kendilerini ‘seçkin’ bir pozisyona oturtan asıl değerlerinden uzaklaşmışlardır. Diğer Müslüman kavimler gibi, onlar da, modern değerlerin kurtarıcılığına inandırılmışlardır. Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında Osmanlı aydınının zihni, Batılı kavramlarla şekillenmiştir. Cumhuriyet, bu şekillenmenin üzerine kurulmuştur. Modern Batı’nın değerleri ise, Türklerin gelenekten getirdikleri değerlerle uyumsuzluk göstermektedir. Bu uyumsuzluğu ‘sentez’le gidermenin ise imkanı yoktur. Burada bir ideolojik (veya ‘dini’) tercih yapılmak durumundadır. Ya Modernite tercih edilecek ya da gelenekten tevarüs edilen değerlere bağlılık devam edecektir. Dönemin bütün (Müslim, gayr-i Müslim) kavimleri gibi, Türklerin seçkinleri/elitleri de, ağırlıklı olarak moderniteyi tercih etmişler ve böylece modernite, ‘düşünsel üstünlüğü’ ele geçirmiştir. Ardından da, doğal olarak, modernitenin politik kurumları, Osmanlı bakiyesi topraklarda tesis olunmuştur. Bu yönelim, kaçınılmaz sonucunu nasıl verdiyse, şimdi yeniden İslam’a doğru bir yönelim için de aynı yolun izlenmesi gerekmektedir. Yani önce ‘zihinlerde bir inkılap’ gerekmektedir. Bu inkılabı sağlayacak olan şey ise, temelde ‘ilm’dir. Yani ‘ilmde yetkinlik’tir. Bugün, Müslümanlar olarak bizim asli eksiğimiz budur. Bu noktadaki eksikliklerimizi giderebilirsek, “nefsinde olanı değiştiren kavim” (Ra’d:11) olma yolunda temel ve asli adımı atmış oluruz. İşte o zaman, ‘kitlesel yönelim’ de tedricen başlayacaktır. Çünkü kitleler, temelde ‘güce’ meyillidirler. Maddi gücü doğuran ise, temelde ‘ideolojik’ güçtür. Medeniyetler, güçlerini ‘haklılık’larından aldıklarını iddia ederler. Bu, boşuna değildir. Çünkü gücün meşruiyet kaynağı, ‘hak’lı olmak, ‘hakikat üzere olmak’tır. Diğeri, kaba güçtür ve ömrü de pek uzun olmaz. İşte bu yüzden, Müslümanlar, bugün ‘hak’ üzere olmayı önemsemelidirler. Bunun tek yolu da, ‘ilm’ üzere olmaktır.

Türkiye’de fikre değer verilmiyor mu? Bunun nedeni, ekonomik sıkıntılar, geleneksel etkiler, siyasal baskılar vs. değildir. Türkiye’de bir ‘yönelim’ eksikliği vardır. İnsanlar, manipülasyonlarla ‘gafilleştirilmiştir.’ Bu gaflet uykusundan uyanmak için, ‘güçlü’ bir sese ihtiyaç vardır. Ve bu ‘güçlülük’ biliniz ki, ‘ilimde derinleşmektir.’


 
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Fikre itibar edilmesi için iman lazım!
« Posted on: 19 Ağustos 2019, 13:38:10 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Fikre itibar edilmesi için iman lazım! rüya tabiri,Fikre itibar edilmesi için iman lazım! mekke canlı, Fikre itibar edilmesi için iman lazım! kabe canlı yayın, Fikre itibar edilmesi için iman lazım! Üç boyutlu kuran oku Fikre itibar edilmesi için iman lazım! kuran ı kerim, Fikre itibar edilmesi için iman lazım! peygamber kıssaları,Fikre itibar edilmesi için iman lazım! ilitam ders soruları, Fikre itibar edilmesi için iman lazım!önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &