> Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Düşüş ve miraç arasindaki insan
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Düşüş ve miraç arasindaki insan  (Okunma Sayısı 857 defa)
20 Eylül 2010, 17:32:03
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 20 Eylül 2010, 17:32:03 »



DÜŞÜŞ ve MİRAÇ ARASINDA İNSAN

İmanla, Allah'a intisabla insan, "hadiselerin dağlarvârî dalgaları içinde emniyetle seyeran eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder ve saâdet-i ebediyeyi kazanır." "Beni dünyaya çağırma; ona geldim fenâ gördüm. Bütün eşyâyı mevcûdât, birer fânî muzır gördüm. Vücud desen, onu giydim; âh, ademdi, çok belâ gördüm. Hayat desen, onu tattım; azab ender azab gördüm" diyen gaflet ehline karşı, "Dema gaflet zeval buldu; ve Nûr-u Hak ayan gördüm. Vücud, bürhân-ı Zat oldu: Hayat, mir'ât-ı Hakk'dır gör. Akıl, miftâh-ı kenz oldu; Fenâ, bâb-ı bekâdır gör" inancıyla, saadeti için elzem olan iç dengesini sağlar ve sonra da aile, cemiyet ve insanlık çapında da dengeyi temine çalışır.
İbn Sina, Ruhun Kasidesi'nde insanın yeryüzündeki hayatını şöyle özetler:
Neden atıldı böyle yükseklerdeki yuvasından
Nadirin en alttaki karanlık çukuruna ve zindan?
Allah değil mi atan hikmetli bir gaye için.
Gözlerin göremediği, hem de en keskininin?
Terbiye içindir inişi, hikmet dolu, fakat zor:
Bilmediği şeyleri belki böyle öğreniyor..
Kader'dir onu soyan; yıldızı ki, ne zaman
Batar uzaklarda bir yerde, biter her şey o an!
Otlar üstünde çakan bir şimşek parıltısı gibi,
Hiç var olmamıştı veya bir andı sanki...

Gerçekten, "otlar üstünde çakan bir şimşek parıltısı" ya da hadisin ifadesiyle, "bir ağaç gölgesinde birkaç dakikalık bir konaklama anı" keyfiyetindeki dünya hayatında insan için en mühim bir mes'ele, 'hürriyet' meselesidir. Tevhid'in birinci derecede lâzımı olarak Zât-ı Ulûhiyet'in sahip olduğu mutlak istiklâliyet, bütün isimlerinin tecelligâhı kıldığı insanda hürriyet şeklinde yansımaktadır.
Diyalektik materyalizm adlı felsefesi ve komünizm adlı içtimaî sistemiyle tarihin çöplüğüne atılmış bulunan materyalizm ve onun anası mevkiindeki liberalizm, pozitivizm, kaba-mekanik materyalizm ve benzeri maddeci akımlar ne kadar iddia ederse etsin, insanın sırf 'ekonomik' sâiklerle ölümün üzerine yürüyebileceği idrakime hep ters gelmiştir. Ebedî bir hayata, mükâfat ve mücâzata inanmayan insanların, yegâne hedefleri olması gereken dünya hayatını, bu hayatı yaşamanın vasıtaları mevkiindeki 'ekonomik' unsurlara bile bile fedâ edebilecekleri, aklın kabûl edebileceği şeylerden değildir. O halde, bu insanları dünyanın şurasında ve burasında bir zaman hayatlarını fedâya yönelten daha başka faktörlerin bulunması lâzım gelir ki. bu da, mükerrem bir varlık olarak hidayeti arayan insanın, insanlık benlik, hürriyet ve haysiyetinin, düşüş ve mi'rac gel-gitinde dalâlet yönündeki istismarı neticesinde düştüğü fasit daire girdabı içindeki çırpınışı olsa gerektir. Temelde insan ekmeksiz yapabilir ama, hürriyetsiz yapamaz; benliğini kolay kolay fedâ edemez; haysiyetinden vazgeçemez.

İNSANIN ONTOLOJİK KARAKTERİ:

İslâmî terminolojide kâinât, bir 'kitab' olarak mütalâa edildiği gibi, bir 'ağaç' olarak da mütalâa edilegelmiştir; bu manâda, Muhyiddîn-i Arabi'nin ifadesiyle, bir 'şeceretü'l-kevn'dir kâinât. Ağaç, önce bir tohum veya çekirdek halindedir; bu tohum veya çekirdekte ağacın bütün hayalı; kökü, gövdesi, dalları, yaprakları ve çiçekleriyle bütün maddî yanı, yani cismi ve ayrıca 'hayat programı', yani kaderi saklıdır. Tohumun ya da çekirdeğin uygun toprakta ve uygun şartlarda bir ağaç olup meyve vermesi için Yaratıcı tarafından konulan kanunlar, ağacın 'ruhu' mesâbesindedir. Çekirdek veya tohumun toprağa ekilmesiyle, hedef olan 'meyve' istikametinde ağacın hayatı başlar ve neticede çekirdekte başlayan hayat, yine çekirdekte son bulur.
Şeceretü'l-kevn"in asıl varlığı 'ma'nâ'dan ibarettir; nasıl bir yazı veya kitabın asıl varlığı manâsından ibaret olup, harfler ve kelimeler, manânın tezahüründe kullanılan birer vasıta olma haysiyetiyle, silindiklerinde manâ kaybolmayıp, yine varlığını devam ettiriyorsa, aynı şekilde kâinat ağacının asıl varlığı da, manevî keyfiyetiyle Yaratıcının ilminde vardır ve daimîdir. İşte, kökü yukarda olup, dallarıyla aşağıya doğru uzanan yaratılış ağacının manâ kökünde hakikat-ı insaniye yatar. Bu hakikatin madde âleminde insan olarak tecellîsinin üzerinden çok uzun bir süre geçmiş (İnsan Sûresi: 1) ve bu süre içinde Arş, Kürsî, melekler ve Ceberût, Lâhût ve Misâl Âlemi gibi âlemler ve bilâhare Şehadet Âlemi'nde göklerle yeryüzü, yeryüzünde de 'mâdenler (elementler), bitkiler ve hayvanlar', yokluk karanlığında Esmâ-i İlâhî'nin tecellileriyle varlığa ermişlerdir.
Nasıl yazarın zihnindeki manâyı dışta gösteren maddî harf ve kelime kalıplarından teşekkül eden yazı, yazarını bir bakıma tanıtırsa, -teşbihte hatâ olmasın -İlm-i İlâhî üzerinde irade ve Kudret-i İlâhiyenin tecellileriyle haricî varlık kazanan yaratıklar da, Yaratıcı'yi tanımada (ma'rifet) birer işâret (âyet) olma mevkiindedirler. Dolayısıyla, bu âyetlerin işareti altında ma'ritet-i İlâhiyyeye ulaşacak şuurlu bir varlığın bulunması, yaratılıştaki hikmetin icabıdır. Melekler, her ne kadar belli mertebelerde ma'riret-i İlâhiyyeye mazhar olsalar da, bu mazhariyet, bütün esmâ ve sıfât-ı ilâhiyyenin tecelligâhı olabilmeyi içine almamaktadır; çünkü, melekler saf rûhânî varlıklar olarak, irâde ve Meşîet-i İlâhiyyeden gelen, iyi ve kötü arasında seçim ve tercihte bulunma manâsında irâdeden mahrumdurlar; ayrıca, hakîkat-ı eşyâyı kavrama ve eşyanın âyet olma keyfiyetinden istifâdeyle ma'rifete ulaşma noktasında belli bir ilmî nâkîsa noksanlık içindedirler. Bu bakımdan, yaratılıştaki hikmet, şeceretü"l-kevn'in hedefi, yani meyvesi olarak, ilim ve irade dahil bütün Esmâ-i İlâhîye mazhar bir varlığın zaman çizgisinin son halkasında ortaya çıkmasını gerektirmiştir ki, bu varlık, insandan başkası değildir. Ve manâ kökünde hakikat-ı insaniye ile başlayan yaratılış ağacı, madde âleminde meyve olarak yine insanı vermiş ve yaratılış, insanla hedefine varmıştır.
İzahına çalıştığımız esrarlı yaratılış gerçeği, insanı ilmî ve irâdî üstünlüğe sahip bir normo-âlem yapmıştır ve kâinât ağacının hem çekirdeği, hem meyvesi olarak, kâinatta ne varsa, misâl-i müsağğarı (küçültülmüş-yoğun misâli) ile insanda da vardır. Rûhaniyetiyle meleklerin, hattâ daha da ötesinin, hâfızasıyla Levh-ı Mahfûz'un, tabiatı ile kâinattaki unsurların (hava, su, ateş ve toprağın), duyularıyla yıldızların, vesvesesiyle cin ve şeytanların veya nefs-i emmâresiyle şeytanın.. yakalama gücüyle arslanın, kiniyle devenin, kurnazlığıyla tilkinin, yırtıcılığıyla kurdun, hırsıyla farenin... karşılığıdır o.
Evet, insanda bir yanda melekleri de aşan duru, saf ve ruhânî bir cihet, bir yanda da "dünyanın çocuğu" olması itibariyle elementlere, bitkilere ve hayvanlara bakan bir başka cihet vardır. Dünya hayatını yaşaması için yeme, içme ve tenâsül gibi fonksiyonların menşei kuvve-i şeheviye kuvvet kullanma, bir öfke, tecavüz ve müdâfaa gibi fonksiyonların kaynağı kuvve-i gadabiye ve bütün bunların üstünde kuvve-i akliye verilmiştir ona.
İnsan, ayrıca acelecidir, -tabir yerindeyse- peşincidir, nankördür, unutkandır, neyi nereye koyacağını bilemez, yani zâlimdir, cedelcidir, câhildir; hayır ve şerrin, iyilik ve kötülüğünün nerede olduğunu bilemez ve çok zaman şerre talib olur. Sonra, yaşamak durumunda olduğu dünya hayatı temelde bir oyun ve eğlenceden ibarettir; çoğaltmanın ve dünyalık mallarla karşılıklı övünmenin hayatıdır. Ve bu hayatı yaşamanın vasıtaları olan mukabil cins, evlâd, altın, gümüş, para, kazanç, ekin ve bineklere karşı büyük bir tutkusu vardır insanın. Nasıl bütün bu menfilikler, kendileriyle mücadele ede ede tekâmül basamaklarını en zirveye kadar tırmansın diye Yaratıcı tarafından kasden yaratılış hamuruna katılmışsa, aynı şekilde, kendisine verilen kuvveler de aynı maksatla sınırlandırılmamış ve hepsinin üstünde, kendisini hep menfiliklere çeken ve kuvve ve istidatlarını serler yönüne kanalize etmeğe çalışan nefs-i emmâre ve şeytan gibi iki müdhiş şer güç de irade ve rûhu üzerine musallat kılınmıştır.

DÜŞÜŞ ÇİZGİSİNDE İNSAN:
Hilaire Belloc. "Avrupalı geçmişimizin hangi alanında araştırma yaparsak yapalım, ikibin yıl Öncesinden şimdiye kadar bütün toplumun dayandığı tek bir müessese görürüz. Bu temel müessese, köleliktir" der.
Gerçekten muharref Hristiyanlık, insanı, taşıdığı bilme arzusunu hiçbir işe yaramayan, düşüncesini de ma'rifet ve muhabbetullahdan uzaklaştıran faydasız ve boş hevesler telâkkî etmekle bilmekten; arzın semâvî değer ve vasfını bütünüyle 'dinî' keyfiyetteki kilise, manastır ve üniversitelere vermekle 'tabiat'tan, Allah karşısında iradesine hiç yer vermemekle (fatalizm) hür iradeden ve 'kefaret' inancıyla da gerçek iman ve amelden koparıyor, ayrıca 'ilk günah' doktriniyle, onu daha doğuştan kirli ve günahkâr kabûl ederek, karamsarlık ve ümitsizliğin içine itiyordu. Bütün bunlara, Roma'nın resmî dini haline gelmekle Roma"ya hizmetin kendisine hizmet şeklini alması ve Şarlman'la birlikte imparator-papa ittifakının gerçekleşmesi neticesinde Roma idare sisteminden gelen aristokratik ve zalim idarecilerle aynîleşmesi de eklenince, Hristiyanlık, zulme ortak ve siyâsî hürriyeti de gasbeden bir mâhiyete bürünmüş oluyordu.
Buna karşılık, Rönesans hareketi, nasıl Hristiyanlığın şekil verdiği eşyaya bakış, dünya görüşü, hayat, insan ve san'at anlayışını karşısına almışsa, Reform hareketleri de, doğrudan kilisenin temsil ettiği Hristiyanlığa cephe aldı. İnsanı bîçâre, iradesi felç, doğuştan kötü ve ümitsiz bir varlık olarak gören katolik hristiyanlığa karşı Reform hareketlerinin doğurduğu protestan hristiyanlık, ona bu mevzûlarda hiçbir hürriyet bahşetmemekle kalmadı, bilakis, Max Weber'e göre, doğuştan kötü ve kurtuluşu için ameli hiçbir işe yaramayan zavallı bir varlık olarak telâkkî ettiği insanı, tamamen kendi dışında ve önceden belirlenen kurtuluşun göstergesi olarak çalışmayı kabûl etmekle, mütemâdiyen çalışmanın ve net...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Düşüş ve miraç arasindaki insan
« Posted on: 27 Ocak 2023, 21:29:28 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Düşüş ve miraç arasindaki insan rüya tabiri,Düşüş ve miraç arasindaki insan mekke canlı, Düşüş ve miraç arasindaki insan kabe canlı yayın, Düşüş ve miraç arasindaki insan Üç boyutlu kuran oku Düşüş ve miraç arasindaki insan kuran ı kerim, Düşüş ve miraç arasindaki insan peygamber kıssaları,Düşüş ve miraç arasindaki insan ilitam ders soruları, Düşüş ve miraç arasindaki insanönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &