ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Ar Perdesi Yırtılırsa
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ar Perdesi Yırtılırsa  (Okunma Sayısı 1096 defa)
02 Mayıs 2010, 12:33:58
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 02 Mayıs 2010, 12:33:58 »



Ar Perdesi Yırtılırsa

Perdeleri yırtılmış bir çağda yaşıyoruz. Edep perdesinin,
hayâ perdesinin, mahremiyetin perdelerinin yırtıldığı bir çağda.

Görülmemesi, gösterilmemesi, perdenin ardında olması gereken her şeyi
ifşa etmek medenilik sayılıyor. Oysa buradan tatminsizlik ve
kargaşadan öteye yol yok.

Böyle bir çağda müslümanın kendi edebine, hayâsına, yani kendi perdelerine sahip çıkması bir başka önem taşıyor. Çünkü hem kendisi olarak var olması buna bağlı hem de insanlığın doğruyu bulması...

Geçtiğimiz ay bir grup kadın İstanbul’da Galata Köprüsü’nde bir gösteri yapmış; “genel ahlâk kuralları, edebe aykırılık, hayâsızca hareketler” gibi kavramların hukuk sisteminden çıkarılmasını istemişler.

Gazetelerin yazdığına göre aynı yerde bir yıl önce uygunsuz kıyafetle balık tutmak isteyen bir kadının “hayâsızca hareket” suçlamasıyla cezaya çarptırılmasını protesto için yapılmış bu gösteri.

Açıkçası, biz olayın sebebiyle de, göstericilerin profili veya protesto tarzıyla da ilgili değiliz. Çağdaş anlayışta “edep, ahlâk, hayâ” gibi kavramların yerinin olmadığı kabulünü açığa vurması bakımından dikkatimizi çekti bu haber. Hayâsızlığın modern hayatın şiarı olduğunu ilan eden tipik bir örnekti.

Elbette sadece kadınlarla ve kıyafetle sınırlı bir mesele değil bu. Artık insanlar en mahrem “ev halleri”ni bile çıkıp televizyon ekranlarından ifşa edebiliyor. Zerre kadar sürçmeden yalanlar söyleniyor, iftiralar atılıyor. Belden aşağı espri bayağılıklarıyla dolu diziler, insan haysiyetini ayaklar altına alan yarışmalar izleyici rekoru kırıyor.

Eskiden de insanlar böyle seviyesizliklere düçar olurdu ama genellikle gizlerdi bunları. Arada aleni günah işleyenler ve bunu bir meziyetmiş gibi takdim edenler çıkarsa, böylelerine “ar perdesi yırtılmış” denirdi.

Modern zamanlarda ar perdesindeki yırtık o kadar büyüdü ki çoğu insan giderek böyle bir perdenin varlığını dahi unuttu. Utanmanın “kusur” sayıldığı şu günlerde, “ar, hayâ, hicap, ırz, namus, iffet” kavramlarını hatırlayalım istedik.

İlk Ne Zaman Ar Etmiştik?

Ar perdesinin yırtılması, hem bir azmışlığı hem de bu hale yönelik bir kınamayı ifade ediyor. Ne bu hal Semerkand okuyucularının halidir, ne de bu kınayıcı tutum bizim tarzımızdır. Bunun farkında olduğumuz içindir ki problemi, genellikle yapıldığı gibi, sapkınlık göstergesi çirkin örneklerle, “öteki”ni mahkûm etmek maksadıyla ele almayacağız. Meselenin müminlerle ilgili çok önemli ayrıntıları var. Bunları çok iyi bilmemiz, üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

Biz bu konuyu “şeytanın Hz. Âdem ile Hz. Havva’yı kandırması” olayı etrafında izaha çalışacağız. A’raf suresinin baş taraflarında anlatılan söz konusu olayın konumuzla ilgili ana çizgilerini, ayetlerden hareketle hatırlamaya çalışalım önce:

1. Şeytan, cennette yaşamakta olan Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın, Allah Tealâ tarafından örtülüp gizlenen “avret yerlerini” görünür hale getirmek, bu gizlenmiş yanlarını birbirlerine göstermek istiyor. Bu maksatla vesvese ile akıllarını çelip Allah’ın koyduğu bir yasağı ihlâle teşvik ediyor onları. (20. ayet)

2. Şeytanın hilelerine kanan Hz. Âdem ile Hz. Havva, kendilerine yasaklanan bir “ağacı(n meyvesini) tadınca, avret yerleri kendilerine görünüyor” ve utanıyor; telaşla örtünmeye çalışıyorlar. (22. ayet)

3. Allah Tealâ bu ihlâl üzerine onları çıplak olarak yeryüzüne indiriyor ve onlardan türeyen Âdemoğullarını da fark edilebilir bir üryanlıkta yaratıyor. Fakat rahmetinin nişanesi olarak “edep yerlerini örtecek giysiler, süslenecek elbiseler” ihsan etmekten başka, bir de insanlar için “asıl hayırlı olan takva elbisesidir.” buyuruyor. (26. ayet)

Şeytanın Asıl Amacı

Ayetlerden anlaşıldığına göre şeytanın Hz. Âdem ile Hz. Havva’yı kandırarak onları Allah’ın koyduğu bir sınırı aşmaya yönlendirmesi amaç değil vasıtadır. Şeytanın amacı, onların “sev’ât”ını kendilerine göstermektir.

“Sev’ât”, kişinin kendisinin de başkalarının da bakmaması ve örtülmesi gereken “galiz avret yerleri”dir. Sözlükte nefsin bütün kötü huy, çirkinlik ve kusurları anlamına gelir. Birçok müfessir, şeytanın insanların sev’âtını birbirine göstermek istemesini, onlardaki günah işleme potansiyelini açığa çıkarma niyeti olarak izah eder. Nitekim Hz. Âdem de Hz. Havva da yasak meyveyi yedikten sonra, aslında böyle bir yanlışı yapabilme zaaflarının olduğunu ilk kez fark ederler. Duydukları utanç, Allah indindeki itibar ve izzetlerinin böylece zedelenmesinden, kendilerini küçük düşürmelerindendir.

Şu halde şeytanın asıl amacı, zaten haset edegeldiği Hz. Âdem’in hem Allah Tealâ, hem melekler, hem de kendi nezdindeki şerefini yok etmek, esfel-i sâfilîn’e götüren bir kapının varlığını ona ve soyuna göstermektir. Bu kapı bir kere fark ettirilip açık bırakıldıktan sonra, insanın türlü günah ve sapkınlıklara düşmesi için şeytanın özel bir gayretine lüzum yoktur artık.

Demek ki adeta bütünüyle şeytana tahsis edilmiş bir yola açılan bu kapının kapalı tutulması, edep yerlerinin kapalı tutulmasına, tesettüre riayete bağlıdır. Bu yüzden ayetlerdeki “sev’ât” hep “avret mahalli” olarak anlaşılmıştır. Fıkıhta “insan vücudunda görünmesi ve gösterilmesi haram sayılan yerler” anlamına gelen “avret” kelimesi, sözlükte “var olan, fakat zarara uğramamak için mutlaka düşmandan gizlenmesi gereken açıklık, eksiklik, zaaf” demektir. Mesela kem gözlerin tarassutu altındaki bir evin açık bırakılmış kapısı, perdesiz penceresi; yahut düşman kuşatmasındaki kalenin surlarındaki bir gedik “avret”tir.

Erken Uyarı Sistemi

Kur’an-ı Kerim âdemoğlunun en büyük düşmanının şeytan olduğunu haber veriyor bize. Şeytan, önce güzel ve faydalı gibi gösterdiği günahlara sevk ediyor insanı ve utanıp tevbe etmemesi halinde gitgide bayağılaştırarak tutsağı haline getiriyor onu. İnsanı bayağılaştırmanın en kestirme yolu ar duygusunu yok etmekten geçiyor.

“Ar” kelimesi “avret” ile aynı kökten. İnsanın mahrem yerlerinin görünmesi halinde yaşadığı “utanma duygusu” demektir. Fıtrî bir duygudur ve aklın tezahürlerindendir. Nitekim çocuklarda utanma duygusu akıl nurunun parlamaya başladığı çağlarda kendini gösterir. Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın avret yerlerinin görünmesi üzerine utanmaları da bu duygunun fıtrî olduğuna işarettir.

Ar duygusu Cenab-ı Hakk’ın bize bahşettiği bir alarm sistemi, bir erken uyarı nimetidir. Müzelerde yahut galerilerde sergilenen bazı nesnelerin etrafındaki ışın kalkanı gibidir. Bu sistemin bozulması, devreden çıkarılması, kalbimizin talan edilmesine, yol geçen hanına çevrilmesine, şeytanın ve onun askerlerinin kalbimizde cirit atmasına fırsat verir. Çıplaklıkta, edep yerlerinin teşhirinde ısrar ve bundan dolayı utanmamak, ar perdesinin bir daha tamir edilemeyecek biçimde yırtıldığına; insanın, en büyük düşmanı şeytan karşısında uyarı imkanından yoksun kaldığına delalettir.

Fakat insanı diğer varlıklardan ayıran çok önemli bir özellik olmasına rağmen ar duygusu nihayet bir uyarı mekanizmasıdır. Mutlaka bir korunma ve tedbir hamlesi gerektirir.

Ar Yaratılıştan Hayâ İmandandır


Ar, utanmanın “avret”le ilgili kısmıdır. Bu fıtrî duygunun insanın cüz’i iradesi ile geliştirilmiş, kişiyi küçük düşürücü her türlü günahtan koruyacak şekilde tahkim edilmiş haline “hayâ” derler. Genellikle birbirinin yerine kullanılsa da, ar ve hayâ aynı şey değildir. Hayâ, bir uyarı görevi yapan ar duygusunun icap ettirdiği korunma tedbirleridir daha çok. Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın utanmaları ar; buldukları yapraklarla olsun örtünmeye çalışmaları, pişman olup tevbe etmeleri hayâdır.

Elbette ar duygusu olmazsa, ancak onun üzerine bina edilebilen hayâ da olmaz. Ar fıtrîdir ama hadis-i şeriflerde buyurulduğu gibi “Hayâ imandandır” yahut “Hayâ, imandan bir şubedir”. Bu sebeple başta peygamberler olmak üzere kâmil iman sahibi bütün salih insanlar aynı zamanda birer hayâ timsalidirler.

İslâm âlimleri hayâyı “nefsin, çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi” şeklinde tarif ederler. Sadece tesettüre riayetsizlikten değil, insanın şerefini zedeleyen her türlü münkerden hayâ edilmesi gerektiğini söylerler. Çünkü insan mahlukatın en şereflisidir. Yaratılanlar içinde ondan daha değerli olanı yoktur. Eğer insan Rabbine kul olmak yerine kendisinden daha değersiz dünya malına, makama, şöhrete kul olursa izzetini kaybeder, zillete düşer. İşte hayâ, böyle bir zilleti kendine yakıştıramadığı için insanı utandırır, onu tevbeye ve istikamete sevk eder. Hayâ sahibi, yaptığı kötü bir işten veya terk ettiği iyi bir işten dolayı sadece kendinden ve diğer insanlardan değil, Allah Tealâ’dan da utanır.

Allah’tan “Hakkıyla” Hayâ

İbn Mesud r.a. naklediyor: Peygamber Efendimiz s.a.v., “Allah’tan hakkıyla hayâ edin!” buyurdular. Biz dedik ki, “Ey Allah’ın Rasulü, elhamdülillah biz Allah’tan hayâ ediyoruz.” Ancak O, şu açıklamayı yaptı: “Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız hayâ) değil. Allah’tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını, karnı ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının süsünü terk eder. Kim bunları yerine getirirse Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.”

Yukarıda hayânın, ar duygusunun geliştirilmesi ve tahkim edilmesi ile her türlü zillete kalkan yapılmış bir savunma tavrı olduğunu söylemiştik. Bu tavrın kuvveti veya şiddeti elbette iman ateşinin şiddeti nispetindedir ve tabiatıyla kişilere göre değişir.

İşte Hz. Peygamber s.a.v.’in “Allah’tan hakkıyla hayâ” ifa...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.032


View Profile
Re: Ar Perdesi Yırtılırsa
« Posted on: 22 Nisan 2019, 05:02:14 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Ar Perdesi Yırtılırsa rüya tabiri,Ar Perdesi Yırtılırsa mekke canlı, Ar Perdesi Yırtılırsa kabe canlı yayın, Ar Perdesi Yırtılırsa Üç boyutlu kuran oku Ar Perdesi Yırtılırsa kuran ı kerim, Ar Perdesi Yırtılırsa peygamber kıssaları,Ar Perdesi Yırtılırsa ilitam ders soruları, Ar Perdesi Yırtılırsaönlisans arapça,
Logged
03 Mayıs 2010, 21:55:33
ravzam

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 27


« Yanıtla #1 : 03 Mayıs 2010, 21:55:33 »

başlıgı görür görmez tanıdım  :)
semerkand dergisinde yayınlanan bir yazıydı bu diye  :)
Allah raz olsun kardeşim
bi kez daha hatrlamak düşünüp idrak etmek  gerektiğini hissettim...

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Allahım senın sevgini,seni sevenlerin sevgisini,seni sevmeye yaklaştıracak olan amellerin sevgisni ümmeti muhammede nasib eyle...amiiinnn....
03 Mayıs 2010, 23:09:55
akmina

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 477


« Yanıtla #2 : 03 Mayıs 2010, 23:09:55 »

değerli paylaşımın için teşekkürler
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &