ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum >  ๑۩۞۩๑ Eğlence Dünyası ๑۩۞۩๑ > Çoçukların Dünyası > Dini Hikayeler > Gönül Huzuru
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gönül Huzuru  (Okunma Sayısı 698 defa)
20 Mayıs 2010, 17:11:28
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 20 Mayıs 2010, 17:11:28 »



Gönül Huzuru

Adam, el örgüsü beresinin altından buram buram terler akıtan alnının, biraz irice duran, gençliğinden kalma sivilce izlerinin yer aldığı burnunun ve ikisini çıkarmaya cesaret edemediği gözünün tekiyle, camiin duvarının kenarına gizlenir gibi durmuş korku yüklü bir tavırla, ilerde, merkezi belirsiz bir noktaya bakıyordu.

Bugün üçtür aynı hareketi yapıyordu. Caminin karşısındaki kepenkleri yarı inik dükkânının önünde, hayata umursamazca bakan yaşlı köşker, “Boşuna uğraşma, alamazsın...” dercesine başını sağa sola salladı ve uykuyla uyanıklık arası bir rehâvetle, yarım kalan sökük mesti dikmeye koyuldu. Başındaki, tepe kısmı daha da bozarmış bereyi eline alan adam, sıkıntıyla alnının terini sildi, katlayıp cebine yerleştirirken, sırtının daha da fena hâlde terlediğinin farkına vardı. Ah bacanak ah! Nereden çıkartmıştı ki şu uğursuzu karşısına? Onca sene ter döküp dişiyle tırnağıyla çalışıp üç beş kuruşu bir araya getirmek için emek sarf etmiş, kotardığıyla şehirde uygun bir ev alıp tam “Oh!” çekmişti ki... Yapılır mıydı bu be! Hiç araştırılıp soruşturulmadan gül gibi eve, o ne idüğü belirsiz, kiracı diye oturtturulur muydu? Aha dördüncü senedir içindeydi; ev sahibi olarak devran sürememiş, kira adına tek kuruş dahi alamamıştı. Çok istediği hâlde, bir gün bile İzzet Ağa gibi, göbeğini gere gere, “Evin kirasını aldım geliyom.” diyememişti.

Offf of! İki saat ötedeki kasabadan birkaç sefer birikenleri almak için, soğuk-sıcak demeden yol tepmişti ama mahalleye gelince olanca umudu eriyip gitmiş, kolları yana düşmüştü. Her gelişinde, evdeki çenesi düşük karı, “Elin ev sahipleri yakasından tutup alıyor. Sen ne biçim erkeksin be!” diye bağırarak adamı eve geldiğine geleceğine pişman ediyordu ama… Aması vardı işte.

Bakkal, “Hacı Emmi, ona kaptırdıklarım elime geçse, böyle bir dükkânım daha olurdu!” derken, köşker, “Yedi baş nüfusun söküğünü diktirip tek kuruş vermeyen adamdan hayır bekleme.” demişti sabah. Caminin karşısındaki kahvehanenin sahibi ise, “Sen o evi unut. Kiracın olacak olan o adam, ara sıra buraya gelip çay içiyor, daha elini cebine attığını gören olmadı.” diyerek, cesaretini tamamen kırmıştı.

Bir hâl çaresi olmalıydı. Bu, böyle sürmemeliydi. Yarı güneşin bezdirici kızgınlığı, yarı da mahalle esnafının sözleri, “Geri evine dön.” isteğini içten içe kaynatıp ikindiden evvelki minibüsle gitmesini emrediyordu ama daha dış kapıdayken, suratından manzarayı çakacak olan kocakarının dırdırını çekmeyi de göze alamıyordu bir türlü. Sabah evden çıkarken, konunun komşunun duyabileceğine aldırış etmeden, o bed sesiyle, “Paraları toplamadan gelmeyesin ha! Oğlanın düğününe para ilâzım. Seni öldürecek değil ya! Ne korkuyon? Dayan kapısına, ne söyleyeceğin varsa, hepiciğini de!” diye emir vermişti.

He ya! Öldürecek değildi ya kapısına geleni. Hem belki esnafın da yanlışı olmuştur. Sahtekâr sahtekârdır ama kim bilir onlar ne hinlik yapmışlardır karşıdakine? Hem, “benden zırnık çıkmaz” diye haber yollasa da belki de o kadar kötü değildir. Belki, hürmet bile eder, saçıyla sakalıyla karşısına dikilen ev sahibine... “Bu yaşta ne yapabilir ki bana? Efendi efendi isterim paramı. Bunca senelik alın terimin hakkını ödemeyip de ne yapacak? Sahtekârsa bana ne?” diye sesli sesli söylendi. İçine bir parça güç gelir gibi olmuştu. Bakkala uğrayıp beş tane çikolata sardırıp sadece bakmakla yetindiği eve doğru yollandı. Apartmanın arkaya bakan cephesindeki evinin merdivenlerini tırmanırken bacaklarının titrediğini hissetti. “İhtiyarlık işte!” diye söylendiyse de aslında niye titrediğini çok iyi biliyordu. İşte kapı tam karşısındaydı. Zilin altına bantla yapıştırılmış kâğıtta, dolandırıcı kiracısının adı yazılıydı. Yüreği gümbürdeyerek elini zile götürdü, geri çekti. İçerden gelen gürültüyü fark etti aniden. Yoksa yol yakınken geri mi dönseydi? Essahtan dedikleri gibi terbiyesizin tekiyse, yakasından kavrayıp, “Ulan evime baskın mı yapıyorsun? Habersiz uçarsız kapıya dayanmak da neyin nesi?” deyip merdivenden aşağı savurur muydu? Parasız pulsuz, üstelik sağı solu morluklarla, çürüklerle dolu, süklüm püklüm eve dönme ihtimâli, karının günlerce çenesini dinlemek mecburiyeti, bu durumdan daha beter değildi de neydi? Göze alamadı. İki ateş arasında kalan yüreği yeniden pırpırladı.

Yok be! Bir narayla, sürüyle askeri hizaya dizen İhsan Çavuş böyle pısırık olamazdı. Kamburlaşmaya başlamış sırtını dikti. Aklından geçen çavuşluk günleri, yüreğine bir parça daha cesaret verir gibi olmuştu. Parmağıyla zile dokunup, iki adım geri çekilerek beklemeye başladı. İnceli kalınlı bir sürü ses kalabalığının arasından kapı açıldı, dışarıya, boy sırasına göre dizilmiş beş oğlan başıyla bir kadın başı uzandı. Adamın gözünün önüne, bahçesindeki al yanaklı elma ağacının bol meyveli dalı geldi. Manzaranın renkliliği karşısında kendini tutamayıp gülümsedi.

— Devrim Efendi evde mi?
— Evde. Niye sordun ki?

— Ben ev sahibinizim de. Bir yoklayayım, tanışayım demiştim. (Aslında tanışmıştı ama korku onu böyle konuşmaya zorluyordu.) Bir işim vardı, iki gündür şehirdeyim de.

— Hele içeriye buyur amca. Ben haber vereyim.

Yaşlı adam, -kendi tapulu malı da olsa- ünlü Dozer Devrim’in eşiğinden içeri adımını atarken, yüreği yeniden gümbürdedi. Kendisine gösterilen yere doğru yollandıysa da oturmadı, ayakta durmayı yeğledi. Oğlanlar kapı ağzında dikilmiş, elindeki pakete bakıyorlardı.

— Vay! Gözünün yağını yediğim Hacıbabam. Ne zaman geldin canım benim! Adam hiç arayıp sormaz mı evini barkını? Sefalar getirdin.

— !?
— Şöyle otur babam. Bu koltuk yumuşaktır. Hatice! Hacımın ayağına terlik yetiştir!
— Zahmet etmeyin...
— Ali Kemâl! Koş dedene bir soğuk gazoz kap da gel.

Allah Allah, yanlış yere mi adım atmıştı can sıkıntısıyla? “Zırnık koklatmam!” diye dayılık yapıp haber salan Dolandırıcı Dozer Devrim bu hürmetkâr adam mıydı? İkram edilen meşrubatı almak için elini boşaltmak zorunda kalan ihtiyar, küçük paketi sehpanın üzerine kor koymaz, arı gibi başına üşüşen çocuklar, bir dakikada içindekileri yok edip, “Daha yok mu?” gibisinden gözlerini kendisine diktiler. İçeriden, su damlacıkları üstünde boncuklanan taze yıkanmış bir tabak kayısıyla gelen kadın da sandalyeye ilişince, kadro tamam oldu. Kısa bir hoşbeş faslından sonra gene aile reisi sözü aldı:

— Aha yüzün; “Benim bir ev sahibim var ki dört senedir oturuyorum da tek kuruş zam yüklemiyor, evliyâ gibi adam diyorum. Benim gibi fakir bir adamı kollayıp gözettiği için Allah ona hac sevabı yazıyor her gün. İnşAllah yedi kere Hicaz’a gitmek nasip olur.” diye, yatıp kalkıp dua ediyorum... Deel mi Hatçe?

Kadın ağzını açmadan başını salladı, cin gibi bakışlarla.

— Ah Hacım ah! Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın... Ben varlıklı bir adamdım. Yakın bir arkadaşımın oyununa geldim. Kefil olup yüklü bir paraya imza atınca eldekini avuçtakini ona yatırdım. Allah seni inandırsın, kursağımıza doğru dürüst yemek girmiyor. Elime geçen oraya gidiyor. Aha yaz yarısı geldi, şu sabilerin karnına domates girmedi. Onun bunun çöpünde görüp imreniyorlar... Deel mi Hatçe?

Kadın başını sallayıp saçını düzeltirken kolundaki iki bilezik şıngırdadı.

— Kaç gündür burnu sökülmüş ayakkabımı diktiremiyorum. Zaten çocukların da bir tek ayakkabısı var. Sokağa çıkarken sırayla giyiyorlar. Nolur nolmaz, gecede gündüzde bir hâl olunca bozdururuz diye gelininin kolundaki iki bileziğe el sürmüyorum. Yoksa senin helâl paranı ödemez miyim? Deel mi Hatçe?

İhtiyarın önüne konulan kayısıya hamle yapan çocukları kaş göz işaretiyle kovan kadın, belli belirsiz başını salladı ve boynunu bir yana çarpıttı. Yaşlı adam, çocukların kapı önünden yalanarak bakmasını izlerken içinden bir şeylerin koptuğunu hissetti. “Gözünüz kör olsun kahveciyle bakkal. İnsanî duygularınız bu kadar mı sizin? Biz öldük mü be, biz öldük mü?”

“Parayı almadan gelmeyesin ha! Oğlanın düğününe para ilâzım. Dayan kapısına!” diyen cırtlak sesli karısı geldi gözünün önüne. Buradaki yürek sızlatan tabloyu görse, onun da içi sızlar mıydı acep? Kendi evinde domatesler hıyarlar çürüsün, bu boynu bükükler elin çöpünden görsünler ha! Elma yanaklı sabiler. Vah perişanlar vah! Boğazı iyice tıkandı. Utanmasaydı...

*
Yarım saat sonra beş çift çocuk ayakkabısı ve en az beş altı kilo domatesle merdivenleri tırmanan ev sahibi, eşiğe elindekileri koyduktan sonra zile dokundu, sakız çıtlatarak kapıyı açan kadına:

— Koynumdaki bütün param bu... Oğlana bilezik edecektim. Sizin perişanlığınıza gönlüm razı olmadı. Eliniz genişleyince ödersiniz... Kocana selâm söyle, dedi ve fazla oyalanmadan geri indi.

*
Akşamın koyu maviliği perde perde kasabaya inerken, kaykıla kaykıla ilerleyen eski minibüsün içindeki yaşlı ev sahibi Silifke narı gibi kızarmış gözlerini, hapishane çeşmesi gibi akan burnunu kuru yer kalmamış mendiliyle siliyor, ömründe hiç bu kadar gönül rahatlığı hissetmediğini düşünürken, yüreğine dalga dalga huzur yayılıyordu. Ne iyi yapmıştı be! Ne iyi etmişti elindekini avucundakini muhtaç birisine vermekle...

Öteki evde ise, masaya yaydığı fındıkları fıstıkları tıkırdatan adam, yarının hesabından habersiz olmanın verdiği gafletle:

— Hacımın fıstıkları da amma lezzetliymiş ha! Yiyin çocuklar, böyle yağlı kaz her zaman ele geçmez. Bunu kutlamalı, diyerek gevrek gevrek gülüyordu...

 Fatma PEKŞEN

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.033


View Profile
Re: Gönül Huzuru
« Posted on: 24 Mayıs 2019, 12:39:56 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Gönül Huzuru rüya tabiri,Gönül Huzuru mekke canlı, Gönül Huzuru kabe canlı yayın, Gönül Huzuru Üç boyutlu kuran oku Gönül Huzuru kuran ı kerim, Gönül Huzuru peygamber kıssaları,Gönül Huzuru ilitam ders soruları, Gönül Huzuruönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &