ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Diğer Yazılar > Osmanlı’da fotoğraf
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Osmanlı’da fotoğraf  (Okunma Sayısı 1013 defa)
29 Temmuz 2012, 17:10:23
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 29 Temmuz 2012, 17:10:23 »



Osmanlı’da fotoğraf ve II. Abdülhamid devri fotoğrafları
Sinan CECO • 81. Sayı / DİĞER YAZILAR


Fotoğraf, hiç şüphe yok ki 19. asrın en önemli buluşları arasında yer alıyor. İnsanoğlunun görme organını taklit etme düşüncesinden yola çıkarak ortaya konan bu icat, “anı yakalama” becerisinden ötürü birçok bilim adamının ve araştırmacının işini kolaylaştırmıştı.

Bu yeni icat, özellikle İslam mimarisi, şarkiyatçılık veya arkeoloji alanında çalışma yapan araştırmacıların vazgeçilmezi olmuştu. 1840’lı yılların başından itibaren Ortadoğu ile ilgili araştırma yapan tüm bilim adamlarının yanında birer fotoğraf makinesi olması kaçınılmazdı.

Osmanlı coğrafyasına gelen bu bilim adamları daha çok İstanbul, İzmir, Kahire ve Kudüs gibi kentlerin fotoğraflarını çekiyorlardı.

1850’li yıllardan itibaren ise Osmanlı’da yerleşik fotoğrafçılar yetişmeye ve fotoğraf stüdyoları açılmaya başladı. Bu fotoğrafçılardan en önemlisi ise James Robertson’du. Fotoğraf gazeteciliğinin de öncülerinden olan Robertson, 1853 yılında patlak veren Kırım Savaşı sırasında çektiği fotoğraflarla dikkat çekmişti.

Kargopoulo, Sebah&Joaillier ve Abdullah Biraderler (Freres) stüdyoları da imparatorlukta açılan stüdyolardan birkaçıydı. Fakat Osmanlı’da fotoğraf sanatının zirveye ulaşması Sultan II. Abdülhamid devrinde gerçekleşmişti; bu anlamda “saray fotoğrafçılığı” unvanını kazanan Abdullah Biradeler (Freres) ve Sebah&Joaillier stüdyoları Osmanlı fotoğrafçılığı için ciddi önem arz etmekteydi.

Abdullah Biraderler ve fotoğraf
19. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul’un en ünlü fotoğrafçıları olan Abdullah Freres ya da Türkçesiyle Abdullah Biraderler, Osmanlı saray fotoğrafçılığının en önemli evresini teşkil eder.

Sultan Abdülmecid’in sarayında mübayacıbaşı olarak görev yapan Astvazadur Hürmüzyan’ın torunu olan bu aileye Abdullah adının verilmesi ise yine bu döneme denk düşer. Astvazadur, sarayda görev yaptığı süre içinde ahlâkı, zekâsı ve yetenekleriyle göz doldurmuş ve sevilen bir isim haline gelmiştir. Bu nedenle sarayın ileri gelenlerinin Astvazadur’a Müslüman olmasını teklif etmesiyle Astvazadur, “ismim Astvazadur’dur, bunun anlamı Allah’ın oğlu demektir, o yüzden siz bana Abdullah diyebilirsiniz. Böylece hem sizin gönlünüz rahat eder hem de benim vicdanım rahat eder” cevabını vermiştir. O tarihten itibaren Astvazadur Hürmüzyan’ın ailesi Abdullah adıyla anılmıştır.

Astvazadur’un üç torunu, Kevork, Viçen ve Hovsep 1858 yılında Rabach’ın stüdyosunu devralarak ticari manada fotoğrafçılığa başlamıştı. Bu konudaki gelişmelerden haberdar olmak için ise, kardeşlerden Viçen ve Kevork Paris’e gitmiş, Abdullah Freres, yani Abdullah Biraderler markası altında faaliyet gösteren stüdyo ortaya koyduğu başarılar sayesinde adından söz ettirmeyi başarmıştı.

Sultan Abdülaziz’in Beyoğlu’ndaki Fransız fotoğrafçı Derain’e bir portre çektirmesinden sonra ise Abdullah Biraderlerin kaderi değişmiştir. Çekilen fotoğrafı beğenmeyen padişaha Abdullah Biraderlerden bahsedilmiş ve Abdülaziz, 1863’te Abdullah Biraderleri İzmit’teki av köşküne davet ederek, burada bir portre çektirmiştir. Bu portreden son derece memnun kalan padişah, asıl görüntüsünün Abdullah Biraderlerin çektiği fotoğraftaki gibi olduğunu söyleyerek bundan sonra sadece Abdullah Biraderlerin çektiği fotoğrafların sarayda kullanılmasını emretmiştir. Daha sonra padişah verdiği bir buyrukla onları “Ressam-ı Hazret-i Şehriyarî” unvanı ile onurlandırmıştır. Abdullah Biraderler böylece Osmanlı Sarayı’nın fotoğrafçıları olmuşlardır.

Abdullah Biraderlerin kaderini değiştiren olay
1870’li yıllarda ise İstanbul’a gelen Rus dükü Nikola, Abdullah Biraderlerin stüdyosuna gelerek bir fotoğrafını çektirmiştir. Dük ile Abdullah Biraderler arasında gelişen muhabbet sonraki yıllarda da kendini göstermiştir. 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanmasının ardından imzalanan Ayastefanos Antlaşması nedeniyle İstanbul’a tekrar gelmiş olan Dük Nikola, Abdullah Biraderlerin stüdyosunu bir kez daha ziyaret eder ve bir fotoğraf daha çektirir. Bu olay Sultan II. Abdülhamid’in kulağına gidince hiç hoş karşılanmaz ve Abdullah Biraderler bu nedenle, işletmelerinin ve kartvizitlerinin üzerindeki tuğrayı kaybederler. Kullandıkları sembolü kaybeden Abdullah Biraderlere yardım amacıyla İgnatiyef’in müdahalesi ve Dük Nikola’nın sadrazama müracaatı sonucu Abdullah Biraderler, kaybettikleri alamet olan padişah tuğrasını ancak 1890 yılında geri kazanabilmiştir.

Bu sembol, Osmanlı’nın son döneminde sivil bir işletmenin kullandığı belki de ilk ve tek devlet menşeli imgedir. Bu alamet, Abdullah Biraderlerin kullandığı kartlarda, zarflarda ve işletmenin üzerinde yer almaktaydı.

Bir çeşit logo haline dönüşen bu sembolün en tepesinde padişahın tuğrası ve mahlası yer almaktaydı. Onun altında ise, tuğrayı kavisli bir şekilde yarıya kadar çevreleyen “Zât-ı Hazret-i Şehriyârînin Fotoğraf ve Ressamı Abdullah Biraderler” ibaresi yer almaktaydı.

Sebah&Joaillier Stüdyosu
1857 yılında Beyoğlu’nda el-Şark adında bir stüdyo açan Pascal Sebah, 1885 yılına kadar sürdürdüğü bu işletmeyi, aynı yıl, İstanbul’da çalışan bir diğer fotoğrafçı Policarpe Joaillier’in işletmesiyle birleştirdi. Daha sonra işletmelerinin ismini 1888 yılında Sebah&Joaillier olarak değiştiren iki ortak bu işletmelerini 1900 yılına kadar sürdürdü.

Bir fotoğraf tutkunu olan Sultan II. Abdülhamid, oluşturduğu ve dünyanın en büyük fotoğraf koleksiyonu olan Yıldız Albümleri’ni oluşturmak için devrin önemli fotoğrafçılarını kullanmıştı. Tüm Osmanlı coğrafyasına ve dışına gönderilen fotoğrafçılar, birçok şehri ve objeyi fotoğraflayarak Sultan’ın huzuruna çıkmışlardı. Abdullah Biraderlerin dışında Sebah&Joaillier de bu projede yer almıştı ve Sebah&Joaillier’in çektiği fotoğrafların çoğunun üzerine, tıpkı Abdullah Biraderlerinki gibi bir alamet/sembol konulmuştu.

Bu sembolün en üst kısmında da tıpkı diğerinde olduğu gibi Sultan II. Abdülhamid’in tuğrası ve mahlası bulunuyor ve onun altında da, bu tuğrayı yarıya kadar kapsayan kavisli bir ibare yer alıyordu. Bu ibarede ise “Sebah ve Joaillier Fotoğrafı” ifadesi bulunuyordu.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Osmanlı’da fotoğraf
« Posted on: 13 Kasım 2019, 15:06:40 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Osmanlı’da fotoğraf rüya tabiri,Osmanlı’da fotoğraf mekke canlı, Osmanlı’da fotoğraf kabe canlı yayın, Osmanlı’da fotoğraf Üç boyutlu kuran oku Osmanlı’da fotoğraf kuran ı kerim, Osmanlı’da fotoğraf peygamber kıssaları,Osmanlı’da fotoğraf ilitam ders soruları, Osmanlı’da fotoğrafönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &