ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Diğer Yazılar > Dezo neden ağlar
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dezo neden ağlar  (Okunma Sayısı 633 defa)
14 Haziran 2012, 18:15:47
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 14 Haziran 2012, 18:15:47 »



“DEZO” NEDEN AĞLAR
Berat DEMİRCİ • 48. Sayı / DİĞER YAZILAR


Avrupa’nın köle ahlâkıyla malûl serfleri, endüstri devriminin verdiği hızla terakki etmiş ve burjuva hâline gelmiştir. Burjuva kelimesini ideolojik bağlamının verdiği çağrışımlardan kurtarmak için “orta tabaka” diyelim. Özal’ın pratik zekâsı, çene özrünü sakalla kapatmaya çalışan resmî sosyoloğumuzu/sosyologları hâlâ kızdırsa da, bu halk kesimine “Orta direk” demişti. Biz de öyle diyelim. Para saymayı ibadet hâline getiren Avrupa’nın muhterisleri, devlet müdahalesini kendi çıkarlarını zedelediği için “Dokunmayın yapsınlar, dokunmayın geçsinler; dünya nasıl olsa dönmektedir” diyorlardı. “Aslında bize dokunmayın, dünyayı biz döndürelim” demek istiyorlardı. Kısa zamanda bu yolun çıkmaz olduğunu anlayınca, önce devletle sulh imzaladılar; ardından “sosyal devlet” gibi masum kıyafetli bir kavramı da kullanarak devlet oldular. Bugün dünyadaki bütün devletler derece derece “orta direk”e yani burjuvaya dayanan devletlerdir. Orta direğin sağlam olduğu toplumlar genel refah açısından daha az problemlidir ama mutlaka problemlidir. Çünkü kapitalizmin basit semt pazarından devşirilmiş normlarını ve normatif demokrasisini, ancak “orta direk”in ahlâkı, âdil ve kabul edilebilir bir çizgiye çekebilir. Orta direğin sağlam olmadığı toplumlarda ya bizde olduğu gibi darbelere teşne ve güvensiz “müsaadeli demokrasi”ler, ya da faşizmler vardır. Müsaadeli demokrasi, orta direk zayıf olduğu için kararsızdır; zaman zaman uygulamalı faşizme dönüşebilir.

Avrupa’yı ve ABD’yi bugünkü refah düzeyine getiren halkın içinden çıkan ve gözü kara, risk üstlenen, maceraperest müteşebbislerdir. Bunların artması ve kuvvetlenmesi toplumlarının büyük bölümlerini kapsayan ve tarihin gördüğü en dinamik güç olan “burjuva”yı doğurmuştur. Burjuva, paraya tapmak ve saymakla bir şey olunamayacağını anlayınca, Ortaçağ’ın aristokratlarının zevklerini ve tabiatlarını kendilerini meşrûlaştırıcı ve keyfiyet katan bir katma değer olarak sahiplendiler. Bizde ise burjuva denilince, devlet eliyle ve halkından kopmak suretiyle devlet desteği gören “yarı resmî burjuva” akla gelir. Bunlar devlet tarafından seçilmiş müteşebbislerdir, kendiliğinden bir “orta direk” oluşumunu engellemek için vazifelidirler. “Yarı resmî burjuva”nın Türkiye’de gerçekleşen modern ve post-modern darbelerin teşvikçisi, post-modern darbede olduğu gibi şakşakçısı.

İKTİDARIN DÖRT ATLISI

W. Mills, Amerikan iktidarını tasvir ederken dört payanda oluşturuyor: İktisadî, siyasî, askerî ve epistemik cemaatler. Feodal birimler çokluktan dörde inmiş ve kapitalizm biçimlenmiştir. Dörtlü iktidar yapısı, “orta direk”in zayıf olduğu toplumlarda halk tabanını sindirmeye en uygun sistem demokrasidir. Demokrasi: Refah seviyesini yükseltecek bir iktisadî cemaat; iktisadî cemaatle halk arasında bağ kurarak kâr paylaşımını hukukîleştiren siyasî cemaat; ülke içinde ve dışında sistemi savunan askerî cemaat; üç derebeyinin imkân ve faaliyet alanını genişletmek için sektörel hizmet gören ve müşteri hazırlayan epistemik cemaat organizasyonudur. Bu cemaatler, kendi içlerinde güç dağılımı yapar ve birbirlerine karşı güvensiz de olsalar tahammül göstererek bir nevi bütünleşmeyi sağlarlar. Avrupa /Amerika demokrasilerinin esası budur; temeli yine sahip oldukları müteşebbis ahlâkıdır. Avrupalı ve Amerikalı müteşebbis devleti demokratlaştırmıştır, bu sayede de kendi toplumlarının refah sınırlarını genişletmiştir. Refah düzeyi yükselen ve adam yerine konulmanın hazzını yaşayan yığınlar bu aristokrasiden bozma demokrasiden memnundurlar. Oh ne âlâ; proleterler beyazlaşmış, sendikalar sararmıştır; sendika patronları toplu sözleşmesini yapar, gönül rahatlığıyla kahvesini höpürdetir.

21. yüzyıla girerken, iktidar yapısında büyük bir değişme olmadı; ancak dört atlı artık, attan indi ve şatolarına oturdular. Müteşebbis ahlâkı, teşebbüsü terk ederek para vasıtasıyla dünya halklarıyla oyun oynamaya başladı; batırıyor, çıkarıyor, yıkıyor, yeniden yapıyor; kazanıyor. Bu hâl, “Kapitalizmin İncili”nin yazan Adam Smith’in derinden derine “kâr eden ar etmez” anlayışından beklediği “erdemli toplum ve düzen” idealini yalana çıkarmaya yetmiştir. Teşebbüs yeteneği, güzel ahlâk doğurmaz; tersine bed huylu adamların arsızlığını artırır. Güzel ahlâklı adamların müteşebbis olması, erdemi beraberinde getirir ve ziyadeleştirir. Batılı müteşebbisin kök değerleri, onları arsızlaşmaktan kurtaramamıştır. Batı’nın ve belki öncelikle Amerika’nın sonunu da bu arsızlaşma getirecektir. Çünkü müteşebbis ahlâkında dönüşümün reel zemini halk tabanıdır. Batılı toplumlar artık kültür sahibi ve kültürü yenileyen dinamizmini yitirmiştir.

TÜRKİYE’NİN ATLILARI VE YENİ ORTA SINIFLAR

Türkiye, mukallit bir ülkedir. Batı’da kendi bütünlüğü içinde ne kadar asalet ibraz eden olgu varsa “dakikalık fotoğraf” çirkinliğinde hepsi bize aktarılmıştır. Türkiye’nin aklı yetikleri, Osmanlı’nın feodal olmadığını anlayamadan Batı modeli kapitalist olmuştur, çünkü tarihten uzak durmak terakkiperverliğin ön şartıdır. Osmanlı bakiyesi aydın ve rical de bu dünyadan göçünce, tarihten ve hakîkatten uzak devrimciler(!) şeklen Batı Demokrasisi’ne benzeyen bir sistemin seçkinleri oldular. Bu acayip kapitalizm, müteşebbis oluşturmak için aç gözlü bakkallara devlet rantını peşkeş çekmiş, bu sonradan görmeler zümresi de müteşebbis numarası yaparak malı götürme ekonomisini inşâ etmişlerdir. Mafya ahlâkı ile müteşebbis ahlâkı bütünleşmiş, devlette etkin konuma yükselmiştir. Banka hortumlamak, ihale kotarmak, gazetecilik yapmak, milletvekili seçtirmek, darp, harp, ihtilâl v.s. tamamen bu seçkinlerin ürünüdür. Sistem DP iktidarından sonra, sırf iktidar koltuğuna oturtmadığı için milletin tercihlerine karşı “Milli Mücadele(!)” yaveleri okuyan Hitlercikler üretmiştir. Zaman zaman müsaadeli demokrasi, denetimle faşizme dönüşmüştür. İç ve dış düşman üretim merkezleri; bilim yerine yanaşık düzen yürümeyi talim eden ve ettiren epistemik cemaat; devlet adamı olmanın sadece jest ve mimiğini öğrenmiş ödlek siyasetçiler… İstisnasız hepsi bunların bu seçkinler kadrosunun ürünüdür. Bizim de atlılarımız vardır ama serveti ve gücü yalnızca kendi aralarında dönen bir iktidar aracı olarak kullanırlar. Tabandan gelen her kıpırtı tehdit, tehdidi bastırmanın yolu “Ordu Göreve” çağrısıdır.

Özal dönemi kısırdöngülerle gelen yakın tarihin çatallama anıdır ve devrimcilerin hayâl bile edemediği olağanüstü devrimlerle doludur. Özal “Orta direk”i yani gerçek anlamda halkı keşfetmiş; yeni ve reel sosyolojik tabanı olan bir “orta direk”in yükselişini hissetmiştir. 12 Eylül modern(!) darbesi, demokrasiye geçmek için oylama yapınca halkın çoğunluğu bunlar gitsinler diye anayasaya evet demiştir. Ancak, Evren Paşa’nın Partisi’ni de bir celsede siyaset sahnesinden silmiştir. Bu yeni bir dalgadır, daha bir müddet liderini sahnede görsek de AP’yi iktidara getiren dalgadan çok ama çok farklıdır. Ve ilk defa bugünlerde KOBİ olarak adlandırılan yeni işletmeler boy vermeye başlamış, yeni patroncuklar Özal zamanında, bazıları da Özal’ın davetiyle ilk defa yurt dışına çıkmaya başlamışlardır. Özal’dan sonrakilerin ise halkla, “orta direkle” bağlantılarını derhal koparmış, kısa sürede eski seçkinler düzeninin tek temsilcisi olan “Ortanın Solu” çizgisinden daha koyu bir totaliter çizgiye kaymışlardır. ANAP’ı iktidara taşıyan aynı dalga RP’yi iktidara taşıyınca da post modern darbe(!) zuhur etmiştir. Bu harekâtın gerçek bahanesi RP’nin dış politikadaki keskin duruşudur ve tamamen dış desteklidir. Darbenin millîsi olmaz ama Türkiye’de yaşanan ve lider kadrolarının bile belki fark edemediği kadar gayr-ı millî bir zeminde gerçekleşmiştir. Özellikle bu teamül dışı(!) darbe sonucunda askerî kurum ciddi yaralar almıştır.

AK Parti “Orta direk”in büyük bir cevabıdır ve en az post-modern darbe kadar sıra dışı bir olaydır. Refah kadrolarının ve tabanının cevvaliyetle bu partiye geçişini dindar-laik ekseninde almak hatadır; bu hatayı sürdürenler de daima sandığa toslayacaktır. Görünen o ki “Ortanın Solu”ndan hâlâ en ufak bir sapma göstermeyen ve hâlâ paşasının partisini kullanan politikacılar olayın farkında değiller. Bir zamanlar okumuş yazmışların, yüksek bürokratların v.s. odağı olarak görülen kadroların düştüğü fikirsizlik ve kavrayışsızlık vahimdir. Çünkü Türkiye’nin en büyük noksanlığı “Orta direk”i hisseden, devletçi değil toplumcu; seçkinci değil halkçı bir sol yahut sosyal demokrat eğilimin olmayışıdır. Çarşaf açılımı(!) çok arandı mı bilmem ama dâhiyane bir keşiftir. Kâşiflerin kavrama düzeyi ise ancak mizah ve karikatür konusu olabilir.

RP dini eğiliminden değil, adına yanlışlıkla TÜSİAD denilen ve “Devlet Eliyle Zenginleyenler Organizasyonu” başta olmak üzere sivil(!) güçlerin iktidarı kaybetme korkusundan dolayı hedef seçilmiştir. Bu sözde endüstriyellerin kuruluşu, DEZO kod adıyla yazılmalıdır. Askeri hangi saikin harekete geçirdiği bize malum değil… Ama başta DEZO ve yanında iki birbirine zıt görünümlü ve birinin başında da sol ve devrimci olduğunu beyan eden “D”, diğerinde Türkiye’ye işaret eden “T” harfinin varolduğu işçi sendikaları çekmiştir. Bu sendikalara da Sarı İşçi Sendikalar demek ve SİSK olarak kodlamak mümkündür. RP’nin tasfiye bahanesi olan hitabet marazlı vaizler ise asrımızın post-modern aşk hikâyeleri olan “Fadime ile Müslüm” yahut “Emire ve Kalkancı” gibi birer figüratif malzeme olmuşlardır. Esas dava, Özal dönemine denk düşen hareketliliğiyle yeni orta sınıflardır. Çünkü reeldirler, düzmece değildirler, kendiliğindendir ve en tehlikelisi köken itibariyle yerli ve muhafazakâr bir karartı oluşturmaktadırlar. Ben bu yeni orta sınıfların ve onların içinden sivrilen yeni müteşebbis namzetlerinin ahlâken idealize edilecek kadar mazbut olduğunu ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Dezo neden ağlar
« Posted on: 16 Eylül 2019, 13:35:27 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Dezo neden ağlar rüya tabiri,Dezo neden ağlar mekke canlı, Dezo neden ağlar kabe canlı yayın, Dezo neden ağlar Üç boyutlu kuran oku Dezo neden ağlar kuran ı kerim, Dezo neden ağlar peygamber kıssaları,Dezo neden ağlar ilitam ders soruları, Dezo neden ağlarönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &