ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Açık Öğretim & İlitam Dunyasi ๑۩۞۩๑ > Sakarya İlitam > Ders Notları ve Özetler > İslam Tarihi III 1-8. Haftalar
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslam Tarihi III 1-8. Haftalar  (Okunma Sayısı 8137 defa)
29 Aralık 2009, 23:59:35
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 29 Aralık 2009, 23:59:35 »



İSLAM TARİHİ III DERS NOTLARI


1. HAFTA 1. DERS

Türkler ve Müslümanlar Arasındaki İlk Münasebetler
a) Emeviler Döneminde Türkler:
Türkler ile Müslümanlar arasındaki ilk temaslar 642’de yapılan Nihavend savaşını müteakip
İran’ın fethinin tamamlanmasıyla başlamıştır.
Maveraunnehr’in fethi Kuteybe b. Müslim’in Horasan valiliği döneminde (705-715) gerçekleşmiştir.
Hişam’ın halifeliğinde (724-743) Horasan valisi Eşres b. Abdullah, Türkler arasında İslamiyetin
yayılması için Ebu’s-Seyda Salih b. Tarif ve Rebi b. İmran et-Temimi’yi görevlendirmiş ve onlar da
Semerkant ve civarında Türkler’i İslam’a kazandırmak için büyük gayret sarf etmişlerdir. Nitekim 742
yılında Belh şehrinde bir cami yapıldığı görülmektedir.
Emeviler’in son Horasan valisi Nasr b. Seyyar, Arap Hakimiyetine karşı mukavemet eden
Maveraunnehir halkını, Araplar ile aralarındaki farklılıkları ortadan kaldırarak onları teskin etmeye gayret etmiş; bunda da başarılı olarak halkın güvenini kazanmış ve dolayısıyla İslam’ın Türkler arasında yayılmasını hızlandıran bir etken olmuştur.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 30 Aralık 2009, 16:44:30 Gönderen: Neslinur »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İslam Tarihi III 1-8. Haftalar
« Posted on: 22 Eylül 2019, 05:08:55 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İslam Tarihi III 1-8. Haftalar rüya tabiri,İslam Tarihi III 1-8. Haftalar mekke canlı, İslam Tarihi III 1-8. Haftalar kabe canlı yayın, İslam Tarihi III 1-8. Haftalar Üç boyutlu kuran oku İslam Tarihi III 1-8. Haftalar kuran ı kerim, İslam Tarihi III 1-8. Haftalar peygamber kıssaları,İslam Tarihi III 1-8. Haftalar ilitam ders soruları, İslam Tarihi III 1-8. Haftalarönlisans arapça,
Logged
30 Aralık 2009, 00:00:32
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #1 : 30 Aralık 2009, 00:00:32 »

1. HAFTA 2. DERS
b) Abbasiler Döneminde Türkler
İlk Abbasi halifesi Ebu’l-Abbas, çıkardığı bir emirname ile Müslüman olanlardan asla
cizye alınmamasını isteyerek, adaletsizliği önlemeyi hedeflemiştir.
Çin hükümdarı-Hiuan-tsang (713-755)
Fakat Cinlilerin geçtikleri bölgelerdeki sert tutumları ve özellikle  Taşkent beyi Bagatur Tudun’u öldürmeleri, Türkleri bu defa da Çinlilere karşı Müslümanlardan yardım istemeye sevk etmiştir. Bunu üzerine Horasan valisi Ebu Müslim, Ziyad b. Salih komutasında güçlü bir orduyu Çinlilere karşı göndermiştir. Çin ve Müslüman kuvvetleri 751 yılı Temmuz ayında Talas yakınlarında karşılaştılar. Beş gün devam eden savaş, muhtemelen son günde, Göktürklerin bir boyu olan Karlukların Çin birliklerine arkadan taarruz etmeleri sonucunda, Çinlilerin büyük bir hezimeti ile son bulmuştur. Yetmiş bin kişilik Çin birliklerinin büyük bir kısmı savaş meydanında yok edilmiş, yirmi bin kadarı da esir alınmıştır.

Siyasi sebeplerle başlayan savaşın, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel sonuçları ortaya
çıkmıştır. Bu sonuçlardan bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Türklerin tedricen İslam Devleti hizmetine girmeleri, Müslümanlığın kabulünün hızla artmasıdır. Bu savaş buna zemin hazırl
b) Bu savaş neticesinde, Çinliler, uzun bir zamandan beri var olan, bölge üzerinde hakimiyet
kurma emelinden vazgeçmişlerdir.
c) Bu savaş neticesinde, bölgede zayıflayan Türk hakimiyeti yeniden tesis edilmiştir.
d) Bu savaşın kültürel ve ekonomik sonuçları da söz konusudur. Nitekim bu tarihe kadar
yalnızca Cin’de, keten ve kenevirden imal edilen kağıt, bu savaşta Müslümanların eline esir
düşen Cinliler vasıtasıyla ilk defa Cin dışında bir yerde, Semerkant’da imal edilmiştir. Kısa
sure içerisinde kağıt, İslam dünyasının her yerinde yapılan ve gayet bol, ucuz fiyatlı bir
malzeme haline geldi. Bu zamana kadar Cin haricindeki bütün dünyada olduğu gibi, İslam
dünyasında da yazı malzemesi az, sağlıksız ve pahalı idi.
e) Talas Savaşı’nın İslam dünyasına kazandırdıklarından biri de daha sonra Avrupa’ya da
geçecek olan yel değirmenleridir.
 f) Talas Savaşı’nın Çin’de de yansımaları olmuştur. Uzakdoğu’da İslam ve Türk kültürü ilk defa
bu savaş sonucunda açıkça hissedilmiştir. Bu savaştan dört sene sonra Çin’de kuzey
eyaletleri kumandanı isyan edince, İmparator Su-tsung (756-762) isyanı bastırmak için Arap
ve Uygurlardan yardım istemişti. Bunun üzerine önemli miktarda bir Müslüman ordusu
Çin’e gönderilmişti. İsyan bastırıldığında Müslüman askerlerden dileyenlerin Çin’de
kalmalarına müsaade edilmiş, giden askerlerden önemli bir kısmı orada kalarak, ticarette
ve devlet görevlisi olarak çalışmış ve dinlerini yaşamaya devam etmişlerdir.
İkinci Abbasi Halifesi Ebu Cafer el-Mansur, Türkleri ilk defa devlet hizmetinde görevlendirmekle tanınır. Bu donemde görev yapan Türklerden, Zuheyr et-Türki, Mubarek et-Türki ve Hammad et-Türki en fazla ismi bilinenlerdir. Halife Me’mun döneminde Maveraünnehr tam anlamıyla itaat altına alınmıştı.
Mesela Halife Me’mun zamanının ileri gelen komutanlarından Afşin, Aşnas, Boğa el-Kebir ve İtah gibi komutanların hepsi geldikleri bölgelerin yönetici sınıfına ve hükümdar ailesine mensup kimselerdi. Aynı siyaset, Halife Mutasım zamanında da aynen devam ettirilmiştir. Onun zamanında Halife ordusu saflarına alınan birliklerin çoğu, Fergana, Uşrusana, Şaş ve Soğd gibi Türklerin meskun olduğu  bölgelerden sağlanmıştır.

Radi (934-940)'nin Kasım 936'da Basra ve Vasıt'ın güçlü valisi Hazar Türklerinden Muhammed b. Raik el-Hazari et-Türki’yi geniş yetkilerle Emini'l-Ümerâ tayin etmesiyle Türk nüfuzu, tekrar eski gücüne ulaşmıştır. İbn Raik el-Hazari’yi 11 Eylul 938'den itibaren Ebu'l-Huseyin Beckem et-Türki (o. 21 Nisan 941) ve Tuzun (943-945) takip edecektir. Bilindiği gibi bu dönem, ilk bağımsız Türk-İslam devletlerinin de tarih sahnesine çıktıkları bir devredir.

Ubeydullah b. Yahya b. Hakan et-Türkî (o. 876); Abbasi Hilafeti'nde alt seviyedeki memurluklardanbaşlayarak vezirlik makamına ulaşmış ilk Türk olup, Mütevekkil, Mustain (862-866) ve Mu'temid (870-892) dönemlerinde bu görevine uzun yıllar devam etmiştir. Onun oğlu ve torununun da Muktedir (908-932)döneminde vezirlik yaptıkları görülüyor.
İshak b. Kundacık el-Hazârî (o. 892); Halife Mu'temid, isyan ederek Basra ve civarını on dort senedir
hakimiyetleri altına almış bulunan Zencilere karşı Musa b. Boğa el-Kebir komutasında Turklerden oluşan bir ordu
gonderdiğinde, İshak b. Kundacık bu orduda asilerin erzak ve mu-himmat yollarını kesmekle gorevlendirilmiş bir
emirdi ve bu gorevini başarıyla yerine getirmişti. O daha sonra Kuzey Suriye'ye kısmen hakim olmuş, Abbasi
Hilafeti bunyesindeki muhtelif gelişmelerde onemli roller oynamıştır.

Sûl ailesi; Aileden İslam'ı ilk kabul eden Sul-Tekin (717)'dir. Aynı zamanda İbrahim,
döneminin en önde gelen şairlerinden biridir. Şiirlerini topladığı Divan'ı haricinde, farklı konularda dört kitapsahibidir. Meşhur tarihçi Ebu Bekir es-Suli ve şair Amr b. Mes'ade es-Suli de bu aileye mensup şahsiyetlerdir.
Hammâd et-Türkî , Züheyr et-Türkî, Mübarek et-Türkî, Yahya b. Da'ud el-Hursî, Ebû Süleym Ferec el-Hâdim et-Türkî, Afşin Haydar b. Kâvûs (o. 841), Eşnâs (o. 844), İnak (İtah) et-Türkî (o. 849), Boğa el-Kebîr et-Türkî (o. Ağustos 862), Boğa es-Sağir et-Türkî (o. 867), Vasîf et-Türkî (o. 30 Ekim 867), Yâzmân; Halife Mu'temid (870-892) devrinin sonlarına doğru Tarsus amili olarak görülüyor. Bu sırada en sonuncuları cereyan eden Bizans seferlerine katılmış, 882-891 arasında Tarsus'ta yarı bağımsız hareket etmiştir. İshak b. Kundacık el-Hazârî (o. 892) "Zü's-Seyfeyn”

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
30 Aralık 2009, 00:01:53
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #2 : 30 Aralık 2009, 00:01:53 »

2. HAFTA 1. DERS
İLK MUSLUMAN TURK DEVLETLERİ
TOLUNOĞULLARI (868-905)

a. Tolunoğulları'nın Menşei:
Tolunoğulları Devleti'ni kuran Ahmed b. Tolun'dur. Türkçe bilen İslam tarihcileri Tolun kelimesini el-
Bedru'1-Kamil (Dolunay) olarak izah ederler. Ahmed'in babası Tolun, aslen Dokuz Oğuz Turklerinden olup Samanoğullarından Buhara ve Horasan amili Nuh b. Esed'in kolesi idi. Nuh, her yıl Bağdat'a gönderdiği para, zahire, eşya ve kölelerle beraber Tolun'u da hediye olarak zamanın halifesi el-Me'mun (ol. 833)'a göndermiş (815–816) ve Tolun, zamanla askeri görevlerde yükselerek Bağdat'taki Türk beyleri arasına katılmıştı.

Ahmed b. Tolun'un Yetişmesi ve Şahsiyeti:
Tolunoğulları Devleti'nin kurucusu Ahmed, işte bu Tolun'un oğlu olarak 835 yılı Eylül ayında
Bağdat'ta doğdu. Annesi bir cariyedir. Öte yandan Ahmed'in, 829 yılında doğduğu, Bağdat'ta değil
Samerra'da dünyaya geldiği ve hatta Tolun'un oğlu değil, evlatlığı olduğu şeklinde rivayetler de vardır.

Türk beyleri ile birlikte el- Mustain'in huzuruna her çıkışında halife, ona gizlice selam verir ve hususi ihsanlarda bulunurdu. Ona Meyyas adında bir de cariye hediye etmişti ki, kendisinden sonra Tolunoğulları Devleti'nin tahtına geçecek olan oğlu Humaraveyh, bu cariyeden doğmuştur.

Tolunoğulları Devleti'nin Kuruluşu Sırasında Abbasi Hilafetinin Durumu:
Bu sıralarda artık Abbasi halifeleri, komutanların elinde birer oyuncak durumuna düşmüşlerdi.
Halifelerin, güç ve otoritelerini tamamıyla kaybettikleri ve her şeyin ümeranın elinde olduğu
görülmekteydi. Öyle ki, vilayetlere vali tayin edilen emirler; valilik yerlerine bizzat gitmiyorlar, oralara
kendi adlarına naipler gönderiyorlardı.

Ahmed'in Mısır Valisi Oluşu:
Ahmed, 15 Eylul 868 tarihinde Bayık Bey'in naibi olarak Mısır'ın idare merkezi Fustat'a vardı. Ancak
butun Mısır toprakları Ahmed'in idaresinde olmayıp yonetim, ceşitli kimseler arasında paylaştırılmıştı. Çünkü Mısır, tarihinin ceşitli devirlerinde olduğu gibi, Abbasi valileri idaresinde de ülkenin içinde
bulunduğu şartlar ve Bağdat'a olan uzaklıktan istifade ile valilerin mustakil devlet kurmalarını önlemek maksadıyla birtakım idari bölgelere ayrılmış ve ülkenin idaresi bir tek kişinin eline terk edilmemişti. Nitekim Ahmed, Mısır'a vardığı zaman İskenderiye'nin idaresi Ahmed b. Dinar'ın, Barka'nın idaresi Ahmed b. İsa es-Saidi'nin elinde olup Berid teşkilatının (posta ve haberleşme işleri) başında ise Halife el-Mutezz'in annesi Kabiha'nın kolesi Şukayr bulunuyordu. Mısır'ın mali idare teşkilatının başında da Ahmed b. el- Mudebbir bulunmakta idi ve doğrudan Bağdat halifesine bağlı idi. Ahmed b. Tolun, tek başına Mısır'ahakim olabilmek için, bir yandan Mısır'da bu rakipleri ile mücadele ederken diğer taraftan kenditaraftarları ve casusları vasıtasıyla Bağdat Sarayı ile de mücadele etmek mecburiyetinde idi.

Bağdat'ta vuku bulan olaylar sonucunda Bayık Bey, Mısır valiliğinden azledilerek kısa bir müddet sonra oldurulmuştu (869). Onun yerine Mısır valiliği Yarcuh et-Turki'ye verildi. Yarcuh, Ahmed'in kayınpederi idi. Ahmed onun kızı Hatun ile evlenmiş bulunuyordu. Bu evlilikten Ahmed'in en büyük oğlu el-Abbas dünyaya gelmişti (856). Yarcuh'un da Ahmed'i kendisinin naibi sıfatıyla Mısır valisi olarak tayin etmesiyle ayağını sağlam bir zemine basan Ahmed, artık gözü arkada olmaksızın
Mısır'daki olaylarla uğraşabilirdi.

Ne var ki Tolunoğlu Ahmed, uzun suren mücadele neticesinde elde ettiği istiklalin tadını pek
çıkaramadı. Tarsus Suguru'nda çıkan bir ayaklanma sebebiyle sefere çıkan Ahmed, burada hastalandı.
Antakya'dan mahfe içinde Mısır'a doğru yola cıktı. Ancak mahfede rahat edemediğinden deniz yolu ile Mısır'a dondu. Bir sure daha hasta yattıktan sonra, 10 Mayıs 884 tarihinde oldu. Olduğu zaman elli
yaşlarında idi. Mısır'daki hakimiyeti 16 yıldan biraz fazladır.

Humaraveyh b. Ahmed b. Tolun (884–896) :
Tolunoğlu Ahmed'in ölümünden sonra ikinci büyük oğlu Humaraveyh Mısır, Suriye ve Sugur
hükümdarı olarak ordunun kendisine biat etmesi üzerine 884 yılı Mayıs ayının 10'unda Mısır tahtına
oturdu. Tolunoğlu Ahmed, oğlu el-Abbas'ı isyanı sebebiyle hapsedip onu tahttan mahrum etmekle birlikte, kardeşi Humaraveyh'e biat etmesi şartı ile Suriye ve bütün Sugur valiliğinin ona verilmesini vasiyet etmişti. Ancak Humaraveyh, devletin bölünmesine ve ailenin parçalanmasına sebep olabileceği endişesi ile bunu kabul etmedi. En kudretli zamanında isyan eden ağabeyinin kendisine itaat etmesini beklemek de hayal idi. Ağabeyinin kendisine biat etmemesini de fırsat bilerek babasının katibi Ahmed b. Muhammed el- Vasıtinin de teşvikleri ile ilk işi ağabeyini öldürtmek oldu.
Dımaşk'ta hizmetcileri tarafından olduruldu (7 Ocak 896).

Ceyş b. Humaraveyh Devri (896) :
Humaraveyh'in ölümünden hemen sonra, kardeşlerinden birinin tahta çıkması, ordu komutanlarının
işine gelmediği icin daha on dört yaşını doldurmamış bulunan oğlu Ceyş'e biat ettiler (7 Ocak 896). İleri gelen komutanlardan bazıları Ceyş'e biat etmek istememişlerse de arkadaşlarının ısrarı ile rıza
göstermişlerdi. Böylece Ceyş tahttan indirilerek (25 Temmuz 896) hapse atıldı ve birkac gün sonra da hapiste olduruldu. Ceyş'in Mısır'daki hakimiyeti altı ay on iki gün sürmüştür.

Harun b. Humaraveyh Devri (896–904) :
Ceyş'i tasfiye ettikten sonra komutanlar hep birden kardeşi Harun'a biat ettiler. (25 Temmuz, 896).
Ancak Harun daha on dört yaşında bir çocuk olduğundan akıllı ve kurnaz bir kişi olan Ebu Cafer b. Ebba ona vasi tayin edildi. Bu andan itibaren devletin dizginlerini eline alan Ebu Cafer, fiili olarak Mısır'ı idare etmeye başladı.
Amcası Şeyban tarafından olduruldu (31 Aralık, 904). Harun oldurulduğu zaman yirmi iki yaşında bulunuyordu. Mısır'daki hakimiyeti sekiz yıl beş bucuk ay sürmüştür.

Şeyban b. Ahmed b. Tolun ve Tolunoğullarının Sonu:
El-Abbase'de Harun'un oldurulduğu gecenin sabahında Tolunoğulları Devleti'nin artık yıldızının
söndüğünü ve sonunun geldiğini göremeyen Şeyban, devleti iyi idare edip kendilerine güzellikle
muamelede bulunacağına dair askerlere teminat vererek kendisine biat edilmesini istedi ve böylece
Şeyban'a biat edildi (31 Aralık 904). Muhammed b. Suleyman el-Katibi, Fustat'a girdi (10 Ocak 905). Böylece Tolunoğulları Devleti de son bulmuş oldu. Tolunoğulları Devleti'nin son hükümdarı Şeyban'ın Mısır'daki hükmü, sadece dokuz gün sürmüştür.
Muhammed b. Suleyman el-Katibi, 9 Mayıs 905 tarihine kadar Fustat'ta kalıp Mısır'da Tolunoğulları
ailesine mensup yaklaşık yirmi kişiyi demir kafesler icinde Bağdat'a goturdu. Tolunoğullan, Mısır'da sadece otuz sekiz yıl hüküm sürmüşlerdir (868–905). Otuz sekiz yıllık bir zaman, milletlerin ve devletlerin tarihinde cok kısa ve ehemmiyetsiz görülebilir. Fakat Tolunoğulları'nın Mısır'da hüküm sürdüğü bu zaman Mısır tarihi icin fevkalade muhimdir. Cunku Mısır, fethinden beri (639) ilk defa olarak Tolunoğulları devrinde müstakil bir devlet olmuş ve yüksek bir iktisadi seviyeye ulaşarak mureffeh bir devir yaşamıştır. Bu refah ve saadeti idare edenler ve edilenler müştereken sağlamışlar ve paylaşmışlardır. Tolunoğulları'nın Mısır tarihinde askeri rejime dayalı, yabancı bir hakimiyeti temsil etmelerine rağmen, üzerlerinden bin yıldan fazla bir zaman geçtiği halde hala hayırla yad edilmeleri onların, Mısır'a sağladıkları bu siyasi bağımsızlık ve iktisadi refah ile alakalıdır. Tolun oğulları devrinde Mısır, idari, ictimai, iktisadi, askeri ve kültürel bakımlardan büyük gelişmelere sahne olmuş ve Tolunoğulları burada pek çok imar faaliyetlerinde bulunmuşlardır.


[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
30 Aralık 2009, 00:05:44
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #3 : 30 Aralık 2009, 00:05:44 »

2. HAFTA 2. DERS
SACOĞULLARI (890-929)

Sacoğulları ailesi aslen Uşrusana menşelidir. Aileden İslam devleti hizmetine giren ilk kişi Ebu’s-Sac
Divdad bin Yusuf Divdest’dir.
Mu’tasım (833-842) döneminde Babek isyanını bastırmakla görevlendirilen orduda ise küçük bir birlik komutanıdır. Ve savaş meydanından kaçan Babek’i takip ederek önce aile fertlerini, sonra bizzat Babek’i yakalayarak (15 Eylul 837) Afşin’e göndermiştir.
Mutevekkil (847-861)’in son yıllarına doğru kendisine Tarik Mekke Valiliği verilmiştir (242/856-857). Bu görev muhtemelen Irak’la Mekke arasındaki Hacc yolunun güvenliğini temin etmekle ilgilidir.
Ebu’s-Sac, Rebiulevvel 254/Mart 868’de Diyar-ı Mudar, Kinnesrin, Halep ve Avasım Valiliğine
getirildi. Daha sonra Saffariler safında yer alan Ebu’s-Sac, tekrar bbasilerin hizmetine girmek amacıyla Bağdat’a gelirken 879 yılının son aylarında Cundişapur’da oldu.
Bağdat’ta bir grup askeri birliğe ona nisbetle, Ecnadu’s- adiyye denilmişti.

Ebu Ubeydullah Muhammed el-Afşin (890-901) bu’s-Sac’ın Muhammed el-Afşin ve Yusuf adlı iki oğlu vardı. Babalarının olumu üzerine daha sonra Sacoğulları hanedanını kuracak olan Muhammed el-Afşin’e, Tarik Mekke Valiliği ile Harameyn Valiliği’nin rlikte verildiğini görüyoruz (266/880).
İşte bu cekilişle eski bölgelerini kaybeden Muhammed el-Afşin’e Halife Mu’temed’in kardeşi Ebu
Ahmed el-Muvaffak, Azerbaycan Valiliğini verdi (276/889-890). Bu tayin bolgede bir devletin, babalarının smine izafeten Sacoğulları diye adlandırılacak devletin kurulması sonucunu doğuracaktır.
Bilindiği gibi Ermeniye’nin güneydoğusuna Müslümanların ilk seferi 641 yılı başlarında
Mezopotamya fatihi Iyaz b. Ganem tarafından gerçekleştirilmiş, fakat bölgede fasılalı da olsa, fiili
hakimiyet Hz. Osman’ın hilafetinde 645 sonlarına doğru mümkün olabilmişti.

Bu sırada Ermeniler kendi kendilerini idare etmekte idiler. Hatta 862’de Aşot b. Simbat Ermeni naharar ve işhanlarının başı, İşhanlar İşhanı tayin edilerek kendisine hil’at giydirilmiştir. Düzenli idaresi ve vergiyi zamanında göndermesi sebebiyle 269/882-883’te aynı kişiye kral unvanının verildiği görülmektedir. Muhammed el-Afşin’in Azerbaycan valisi tayin edildiği sene, Ermeniye’de Kral Aşot olmuş yerine oğlu Simbat geçmişti (890).

Bilindiği uzere Muhammed el-Afşin’in Azerbaycan valisi olduğu donem, merkezi otoritenin iyice
zayıfladığı ve mahalli hanedanların mustakil hareket etmeye başladığı bir donemdir. Nitekim Mısır’da
Tolunoğulları, Musul, Halep, el-Cezire ve çevresinde Hamdaniler (905-1004), Maveraunnehir’de Samaniler (819-1005) ve ülkenin değişik bölgelerinde muhtelif hanedanlar hüküm sürmekte idi. Muhammed el- Afşin’in de bu gelişmelerden uzak kalmadığı tespit ediliyor. O bulunduğu bölgeyi, Tolunoğulları ve İhşidiler benzeri bir düzene kavuşturmuş, kısacası bir Türk-İslam Devleti kurmuş ve babasının ismine nispet edilen hanedanı oluşturmuştur.

Ebu’l-Kasım Yusuf (901-927)
Ancak onun arzusu hilafına yerine kardeşi Yusuf geçti. Donemin halifesinin bu değişikliğe müdahale etmemesini merkezi otoritenin zayıflığı yanında,Sacoğulları’nın oldukça bağımsız hareket ettiklerinin göstergesi şeklinde değerlendirmek mümkündür.Nitekim Yusuf, Azerbaycan’da iktidarı ele geçirmesinden kısa bir müddet sonra 289/902’de Erdebil’de adına gümüş dirhem bastırmıştır. Bu sikke üzerinde kendi ismi yanında Halife Mu’tezid’in isminin de bulunması, onun halifeye tam olarak bağımlı olduğunu göstermez. Zira benzer bir uygulamayı Halife ile savaş halinde iken Tolunoğlu Ahmet ve Humareveyh’te de görmekteyiz.
Vezir Ahmed el-Hasibi, Halife
Muktedir (908-932)’e, Karmatilere karşı Azerbaycan valisi Yusuf’un gonderilmesini tavsiye etti. Halife
Muktedir’in 314/926-927’de Yusuf’u, Azerbaycan ve Ermeniye valiliği de dahil olmak uzere geniş
selahiyetlerle butun doğu bolgelerinin valiliğine tayin ettiğini goruyoruz. İdaresine bırakılan yörelerin
vergilerini de merkeze göndermeyip, kendi birliklerinin ihtiyacı icin harcayacaktır. Bununla birlikte Halife ondan, Karmatilerle savaşmak üzere Irak’a gelmesini istemektedir. Fakat Kufe önündeki savaşta Yusuf, zaferin mutlak kendinde olduğunu duşunduğu bir sırada Ebu Tahir Suleyman el-Karmati’ye esir duştu (8Aralık 927) ve onun tarafından idam edildi.

Ebu’l-Musafir Feth b. Muhammed (928-929) ve Sacoğulları’nın Sonu
Yusuf b. Ebu’s-Sac’ın olumu üzerine yeğeni Ebu’l-Musafir Feth b. Muhammed, Halife Muktedir (908-
932) tarafından Zilhicce 315/Şubat 928’de Azerbaycan ve Ermeniye valiliğine tayin edildi ise de, bunun iki seneye yakın valiliği esnasında hicbir siyasi ve askeri faaliyeti kaynaklara aksetmemiştir. Şaban 317/Eylul- Ekim 929’da Ebu’l-Feth’in olumu üzerine ise Sacoğulları’nın bölgedeki hakimiyeti son bulmuştur.Sacoğulları’nın Azerbaycan ve kısmen Ermeniye’deki hakimiyetleri 890’dan 929 yılı sonuna kadar surdu. Geniş İslam devleti sınırları içerisinde bulunmakla birlikte, iç ve dış siyasetlerinde tamamen mustakil hareket eden Sacoğulları, donem olarak Mısır’daki Tolunoğulları ile İhşidiler arasında yer alan ikinci Türk hanedanıdır. Hanedanın merkezinin Muhammed el-Afşin zamanında Meraga’da olduğu kaynaklarda belirtilmiş ise de, Yusuf döneminde Erdebil’in ülkeye merkezlik yaptığı anlaşılmaktadır.



[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
30 Aralık 2009, 00:06:39
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #4 : 30 Aralık 2009, 00:06:39 »

3. HAFTA 1. DERS
İHŞİDÎLER (935-969)

İhşidilerin kurucusu Muhammed b. Toğac, iki nesilden beri Abbasilerin hizmetinde bulunan, Fergana kökenli askeri bir Türk aileden gelir. Muhammed'in ilk görevlerinden biri, Mısır Valisi Ebu Mansur Tekin’in verdiği Ahvaf Valiliğidir. Burada Fatımilere karşı çarpışmış, daha sonra hac yollarının emniyetini teminle görevlendirilmiştir. Bunlardan sonra Halife tarafından önce 928'de Remle, 930'da Şam, uc yıl sonra 933'te de Mısır Valisi tayin edilmiştir. Bu ilk Mısır Valiliği 32 gün surmuş (31 Ağustos-2 Ekim 933), fakat kendisi Şam'da bulunduğu için görevi fiilen başlayamamıştır. 935'te ikinci defa Mısır Valisi tayin edilen Muhammed b. Toğac 27 Ağustos'da görevine fiilen başlamıştır.

Halife Razi (934-940) tarafından kendisine, daha sonra kurduğu devletin de adıolacak "İhşid" unvanı verildi.
25 Temmuz 946'da vefat etti. O, Tolunoğullarından otuz sene sonra Mısır'da ikinci Türk-İslam devletinin kurucusuydu. Devletinin başında yaklaşık on bir sene bulunmuş, kendisinden sonra da Mısır'ın oğullarınca yönetimini sağlamıştı. Tarihler onun için cesur, dirayetli, tedbirli, harp sanatında mahir, askerlerine karşı çok cömert gibi sıfatları uygun buluyorlar. Adaletliydi ve fazladan vergi alınmasına asla müsaade etmezdi. Birçok haliyle Tolunoğlu Ahmed'e benzemekteydi. Kindar değildi, fakat yönetiminde oldukça sertti.
Muhammed'den sonra sırasıyla tahta gecen iki oğlu Ebul-Kasım Unucur (946-960) ve Ebu'l-Hasan Ali (960- 966)'nin dönemlerinde devletin gerçek hakimi hadım bir siyahi olan Kafur'dur. Muhammed b. Toğac'ın, bir yağ tüccarından 18 (veya 8) Mısır altın lirasına almış olduğu Ebu'1-Misk Kafur, onun tarafından ordu komutanı olarak tayin edilmiş, ayrıca da ölümünden kısa sure önce çocukları için saltanat naibi olarak görevlendirilmişti. Bu durumdan faydalanmasını bilen Kafur, 20 sene sure ile onlar adına, müteakip iki sene (966-968) doğrudan kendi adına Mısır'da tek hakim olmuştur.

Kafur'un hakimiyet suresi içerisinde, içte ve dışta önemli bazı güçlüklerle uğraşması gerekmiştir. Nitekim içte İsmaili propagandası ve eksik tahıl üretiminin doğurduğu ekonomik güçlükler onu meşgul ederken; dışta Karmatilerin, Sudanlıların, Hamdanilerin ve özellikle de geciktirmeye, bir sure de olsa, muvaffak olduğu Fatımilerin artan baskılarına karşı durması gerekmiştir. Tarihçiler onun "Mahir bir siyasetçi, anlayışlı, zeki, akıllı ve dâhi bir idareci" özelliklerini sayarlar.
İhşidiler devletinin başında bulunan en son kişi ise Ebu'I-Fevaris Ahmed (968-969)'dir. Artık ulkede düzen bozulmuş ve Kuzey Afrika'da uzunca bir suredir nazarlarını buraya cevirmiş olan Şii Fatımilerin beklediği fırsat çıkmıştır. Mısır'dan Fatımilere davet mektupları gönderilmektedir. Onların başarılı komutanları Cevher, Fustat'a girerek buraları Fatımi Devleti hesabına zapt etmiştir (2 Temmuz 969).
Otuz dort senelik kısa ömre sahip olan İhşidiler Devleti'nin milli tarihimiz acısından önemi, Tolunoğulları örneğinde olduğu gibi, ırk itibarıyla yabancı bir ülkede, kuvvetli ve teşkilatçı bir Türk valinin devlet kurmuş olmasıdır.

İhşidîlerde İdari, Askeri, İçtimaî ve Kültürel Durum   İdare:

Nitekim 329/940-41'de Muhammed b. Toğac, bastırdığı sikkelere halifenin adını yazdırmazken "el-Emiru'l-İhşid Muhammed b. Toğaç" ibaresini koydurtmuştu. Böylece kendisinin Bağdat Abbasi Hilafeti'ne çok zayıf bir bağla bağlı bulunduğunu göstermiş oluyordu.
Hükümet görevlileri içerisinde ise, önce Vezir gelirdi. Ona hizmet etmek üzere, başında liyakatli ve güvenilir bir kişi olması gereken Kâtib’in bulunduğu Divânu'l-İnşâ vardı. Mali işleri Âmilu'l-Harac düzenlerdi. Darphane Mütevellisi veya Kadı da para darbı gibi onemli bir gorev dolayısıyla Maliye teşkilatına yardımcı olurdu. Polis teşkilatının başkanı Sahibu'ş-Şurta, merkezde bulunduğu gibi, diğer vilayetlerde de aynı adı taşıyan görevliler bulunurdu. Vilayetlerin başında ise İhşidi ailesine mensup valiler görevlendirilmekte idiler. İhşid devlet teşkilatı icerisinde kendi alanlarına ait görevleri yapmak üzere Kaza (Kadı), Mezâlim (Divanu'l- Mezalim) ve Hisbe (Muhtesib) organizasyonlarının da bulunduğunu belirtelim.

Sosyal Durum:
İhşidiler döneminde toplumun en üst tabakasını idareciler olarak İhşidiler oluşturuyordu. Onlar da
kendilerine comertlikte Tolunoğullarını ornek almışlardı. İkinci tabakada, hususi bir statuye sahip bulunan ve kendi içlerinde Nakîbu 'l-Eşrâf tarafından yönetilen Eşraf (Şerifler) geliyordu. Bunları da zengin tüccarlar takip ediyordu. Mazerailer bu ailelerin başındaydı. En sonda ise zengin-fakir ayırımı yapılmadan halk bulunuyordu. Müslümanların bayramı olduğu gibi, Hıristiyanların da bayramları dikkate alınıyordu.

İlim ve Kültür:

İhşidiler donemi ilim ve fikir hayatının gelişme gösterdiği bir devirdir. Bu sırada Saray ve çevresi, alimleri ve edipleri maddi ve manevi yardımlarıyla teşvik etmişlerdir. Buralarda ilim meclisleri kurulmuştur. Eğitim-öğretimde başta Amr ve Tolunoğulları camileri olmak üzere camilerden faydalanılmış, ayrıca Fustat'ta bir Sûku'l-Varrakîn (kitapcılar carşısı) teşekkul etmiştir. Bu çarşı zaman zaman değişik konularda münazaraların düzenlenmiş olmasıyla da dikkat çekicidir.



[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &