ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Ayın Konusu > Ah Bir Zengin Olsam!
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ah Bir Zengin Olsam!  (Okunma Sayısı 928 defa)
30 Temmuz 2012, 02:10:07
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 30 Temmuz 2012, 02:10:07 »



Ah Bir Zengin Olsam!


   

Ahmet Nafiz Yaşar | Haziran 2012 | AYIN KONUSU   


Beşer tarafımızın bitmez tükenmez ihtiyaçları, sonu gelmeyen istekleri, sınırsız hayalleri var. Bütün bunları karşılamak için imkanlarımız yeterli değilse,
    “Ah bir zengin olsam!” diye iç geçiririz. Yoksulluktan canımızın yandığı demlerde ellerimizi açıp Allah’tan mal mülk, para pul talep ederiz.

    Gerçi böyle durumlarda kalbimiz bize “hayırlısını istemek” gerektiğini söyler. Doğrusu da budur; fakat bir müddet sonra hayrın zenginlikte olduğu sabit bir fikir haline gelebilir. “Hayır bildiğimizde şer, şer bildiğimizde hayır olabileceği” ikazını unutur, edep çizgisini zorlar, inatla ve ısrarla zenginlik isteriz.

Bugünün hakim anlayışı başarıyı, itibarı zenginlikle ölçüyor. Daha çok kazanmayı, daha fazlasına sahip olmayı tek amaç olarak dayatıyor. Ne sahip olunacak dünyalıkların bir ölçüsü var ne de insanın sahip olma hırsının. Müslümanlar olarak bu anlayış bizi de etkiliyor. Rahatlık ve lüks arayışı, gelecek endişesi, çoluk çocuğun istikbali gibi sebeplerle zengin olmayı büyük, önemli bir hedef olarak görebiliyor, ısrarla zenginlik talep edebiliyoruz.

Oysa hayır şer ölçüsünü göz ardı ederek ısrarla zenginlik talebinde bulunmakta ilahî takdire itiraz var, servetle gelecek konforun cazibesine kapılıp yoldan çıkma tehlikesi var. Yani Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma ihtimali var.

Bunlar var diye müslümanlar dünya malını istemesin, zengin olmasın mı peki? Elbette hayır, ama dünyalık bir şeyi usulü dairesinde istemekle, o şeyin peşinde dizginlenemez bir hırs ile koşmak aynı şey değil.

Unuttuğumuz bir doğru


Bu girişten anlaşılacağı üzere, dünyalık servet edinerek zenginleşmenin maksat haline getirilmesinin doğru olmadığını anlatmak niyetindeyiz. Böyle bir doğrunun günümüzde itibar görmediğini, hatta biraz tuhaf karşılandığını biliyoruz. “Biz müslümanlar kanaatkâr olduğumuz, bir lokma bir hırka dediğimiz için geri kaldık!” görüşü bugün de revaçta. Maddiyatla zenginleşmeyi, lüks içinde yaşamayı hayatın gayesi zanneden, dinî duyarlılığı zayıflamış çok geniş bir kitleye ise bu doğruyu anlatmak neredeyse imkansız. Modernizm, “zenginlik” ve “fakirlik” algımızı bulandırmış. Dindar camialar dahi bu iki kavramı beşerî ideolojilerin etkisinde tartışıyor. Aynı kavram bulanıklığı sebebiyle İslâmî kaynaklardaki “fakr mı yoksa gınâ (zenginlik) mı daha efdal” bahsi yersiz bir tartışmaya malzeme yapılmakta. Fakirliğe de zenginliğe de yüklenen çok farklı anlamlar, bu anlamlara bağlı çok farklı değerlendirmeler var. Hayli zor, karmaşık, incelik isteyen bir meseleyle karşı karşıyayız yani.

Asıl konumuz zenginlik, fakirlik ya da bunların hangisinin üstün olduğu değil. Zenginlik talebinin arkasındaki dünya sevgisine, hırs ve açgözlülüğe, gaflete; bu taleple daha iyi bir geleceğe ertelediğimiz sorumluluklarımızdan nasıl kaçmaya çalıştığımıza dikkat çekmek istiyoruz. Ama doğru anlaşılmak için önce üzerinde konuşacağımız zemini düzeltmemiz, zenginlik, fakirlik, zühd gibi kavramları, bunlarla ilgili değerlendirmeleri berraklaştırmamız gerekiyor.

Zenginlik ne, zengin kim?


Zenginliği kısaca “ihtiyaçtan fazla mal veya servete sahip olma hali” diye tanımlayabiliriz. Fakat modern anlayışın “beşerî ihtiyaçlar sınırsızdır” kabulüne sorgusuz sualsiz katılıyorsanız eğer, bu tarif, zenginliği hep peşinden koşulması gereken ama asla ulaşılamayacak bir ütopya haline getiriyor. İşte dinimiz, asgari ölçüleri belli bir zenginlikten değil, böyle bir ütopya peşinde ömrümüzü zayi eylemekten sakındırıyor bizi. Açgözlülükle, çoğaltma hırsıyla malûl olmadan çalışmayı, rızkımızı aramayı, kendi emeğimizle helalinden kazanmayı emrediyor. İhtiyaçlarımıza bir sınır koyuyor ve ihtiyaç fazlasını infak etmemizi istiyor bizden.

Fıkıhta malî mükellefiyetler bağlamında konu edilen zenginliğin alt sınırı, “kifayet miktarına sahip olmak”tır. Buna göre kişi, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyaçlarına yetecek kadar mal veya servete sahipse zengin sayılır; böylelerine zekât verilmez. Peki ihtiyaç nedir? Şartlar bazen bir kısım ihtiyaçları zaruret haline getirse de genel olarak ihtiyaç “zaruret”, yani “hayatî önem taşıyan bir zorunluluk” değildir. İhtiyaçlar, hayatımızı kolaylaştıran, eksikliği halinde sıkıntıya düşmemize veya zorlanmamıza sebep olan birtakım imkanlardır. İtibarî bir yaklaşımla sınırları zorlamamak için ihtiyacı, “zekât düşmeyen mal ve imkanlar” olarak aklımızda tutup kendimize soralım: Zenginlik adına aslî ihtiyaçların ötesini talep ediyorsak, gerçekte neyi istiyoruz acaba?

Hırsın tükenmez vadileri


Tamahkârlığın da aslî ihtiyaçların ötesinin de sınırı yok. Bu nedenledir ki Hz. Peygamber s.a.v., bizleri ikaz sadedinde, “Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı olsa, üçüncü bir vadi daha ister.” buyuruyor. İslâm zenginliğe bir üst sınır koymasa da insanın “karnını toprak doldurmadan”, dünyanın sayısız vadilerinin sınırsızlık veya ölçüsüzlüğünde kaybolmaması için, Bakara suresinin 219. ayetinde buyurulduğu üzere, “ihtiyaç fazlasının infak edilmesi”ni istiyor. Bazı alimlerimiz, toplumda zaruret içinde yaşayanlar varsa, “ihtiyaç fazlasını infak”ın tavsiye olmaktan çıkıp farziyet kazanacağına, ihtiyaç fazlasının infak yerine lüks ve konfora sarfının haram olacağına hükmetmişlerdir.

Şu halde bizim irfanımızda “ben kazandım, dilediğim gibi harcarım; servetimi sürekli çoğaltır, mal üstüne mal yığarım” dedirten bir zenginliğe ruhsat yok. İhtiyaç fazlasına sahip olmanın tasaddukla, hayır hasenat işlerine destekle, istihdam imkanı sağlayan yatırımlarla infak etmek gibi nefsin hiç de hoşuna gitmeyen ağır bir sorumluluğu var. Onun için zenginliği isterken öncelikle böyle ağır bir yükün altından kalkıp kalkamayacağımızın hesabını iyi yapmak, bu hesabı yaparken de Efendimiz s.a.v.’in uyarılarına kulak vermek gerekiyor.

Rasulullah s.a.v.’in uyarısı


Allah Rasulü s.a.v. bir gün Medine’de ashabıyla otururlarken uzaktan kendilerine doğru gelmekte olan Mus’ab b. Umeyr r.a.’i gördüler. Mus’ab’ın üzerinde deri parçalarıyla yamanmış eski bir hırka vardı. O’nun bu hali Efendimiz’e dokundu, gözleri yaşardı. Çok zengin bir ailenin evladı olan Mus’ab’ın Mekke’de güzel kıyafetlerle dolaştığı, bolluk ve rahat içinde yaşadığı günleri hatırlamıştı. Medinelilerin öğretmeni, Uhud’un şanlı sancaktarı bu büyük sahabi, müslüman olduğu için ailesi tarafından reddedilmiş, imanı uğruna fakr u zaruret içinde yaşamayı seçmişti.

Rasul-i Ekrem s.a.v., ashabına döndü:

– Gün gelip sizden biri sabah bir elbise, akşam başka bir elbise giyse, önüne yemek tabaklarının biri getirilip diğeri kaldırılsa, evlerinizi de (halılar ve kilimler ile) Kâbe gibi örtseniz, o zamanda nasıl olursunuz, diye sordu. Orada bulunan sahabe efendilerimiz:

– O gün bugünümüzden çok daha iyi oluruz. Çünkü hayatımızdaki külfet gitmiş olacağından ibadete daha fazla zaman ayırabileceğiz, dediler.

Alemlerin Efendisi:

– Hayır, buyurdu; aksine siz bugün o günden daha iyisiniz.

Tirmizî’de nakledilen bu haber, zenginlikle gelen refah ve konforun insanı dünyaya daha fazla bağlayıp kulluk vazifelerinde gevşemeye yol açacağı konusunda hepimizi uyarıyor.

Gerçek zenginlik


Böyle uyarıları dillendirdiğinizde, İslâm’ın yayılmasına servetleriyle hizmet eden zengin sahabilerin varlığını hatırlatanlar çıkıyor. “Zenginliğin azdırıcı etkilerine karşı tedbiri elden bırakmayalım ama Hz. Ebubekir r.a. gibi, Abdurrahman b. Avf r.a. gibi varlık sahibi bir müslüman olmaktan da kaçınmayalım.” diyorlar. Böyle düşünmek güzel elbette. Bu niyetle gayret etmekte hiçbir sakınca yok. Fakat kendimizi de aldatmamak lazım. Zenginlik talebimizin arkasındaki nefsaniyeti meşrulaştırmak için varlıklı sahabilerin örnekliğine sığınıyor olabiliriz.

Aslında bunu anlamanın kolay bir yolu var. Mademki zengin sahabiler infak kahramanlığıyla, verebilmeleriyle örnek gösteriliyor, onlar gibi olma niyetimizdeki samimiyeti, “olunca veririm” tavrıyla değil, halihazırda “olandan vermek”le ispatlayabiliriz. Çünkü ne kadar fakir olursak olalım mutlaka verebileceğimiz, tasadduk edebileceğimiz, başkalarına sunabileceğimiz bir imkanımız vardır. Cebinde beş parası, sonraki öğüne yiyeceği olmayan biri bile bundan uzak değil. İnsanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırabilir mesela. Mümin kardeşlerimize karşı güler yüz gösterebilir, tatlı dille onların halini hatırını hoş eyleyebiliriz.

Bugün bu kadarını olsun esirgiyorsak, yarın çoğaltınca vereceğimizi söylemek kendimizi kandırmaktır o halde. Kaldı ki vermek bir imkan meselesi değil, bir gönül meselesidir. Onun için Efendimiz s.a.v., “Zenginlik mal çokluğundan ibaret değildir. (Hakiki) zenginlik gönül zenginliğidir.” buyurmuştur.

Aslında hepimiz zenginiz


Rasulullah s.a.v.’in bu hadis-i şerifi zenginlik tasavvurumuza dair, bugünkü anlayışın dışında yeni ve doğru bir kapı aralaması bakımından çok önemli. Nitekim bu dünyada bir rahatlık, refah ve huzur imkanı gibi anlaşılan, bu nedenle de şiddetle arzulanan zenginliğin, gönlü dar nice mal mülk sahibini hırs ve tamahla, biriktirme kriziyle nasıl huzursuz ettiği ortada. Öyle ya, ayakkabı dar olunca gezdiğiniz yerlerin güzel olması, düz olması, geniş olması, baştan başa sizin olması ne işe yarar?

Zenginlik, ihtiyaçlarımızı karşılayan faydalı şeylere sahip olmaksa, sağlık, akıl, irade, ilim… paha biçilemeyen birer zenginlik insanoğlu için. Buna rağmen zenginliği sadece bu dünyayı hesaba katarak tarif etmemeli. Ebedi yurdu, ah...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 30 Temmuz 2012, 02:10:32 Gönderen: Reyyan »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Ah Bir Zengin Olsam!
« Posted on: 18 Kasım 2019, 11:33:33 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Ah Bir Zengin Olsam! rüya tabiri,Ah Bir Zengin Olsam! mekke canlı, Ah Bir Zengin Olsam! kabe canlı yayın, Ah Bir Zengin Olsam! Üç boyutlu kuran oku Ah Bir Zengin Olsam! kuran ı kerim, Ah Bir Zengin Olsam! peygamber kıssaları,Ah Bir Zengin Olsam! ilitam ders soruları, Ah Bir Zengin Olsam!önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &