Vergi By: armi Date: 07 Nisan 2010, 11:13:06
VERGÝ
Verilen þey, verilmek zorunda olunan deðer; toplum menfaat ve iþlerinin düzenlenmesi için fertlere yüklenilen malî mükellefiyet.
Tarihî bir vakýa olan vergi, Türkçe´deki "vermek" kelimesinden türetilmiþtir. Bu kelime, kendileri ile birlikte kullanýldýðý terkiplere göre farklý manalar alýr. Bununla beraber hemen hepsinde "baþkasýna bir þey vermek" gibi ortak bir özellik taþýr (Bu konuda daha geniþ bilgi için bk. Þemseddin Sâmi, Kamus-i Türkî, Ýstanbul 1317-1318, II, 1500).
Farklý dillerde deðiþik kelimelerle ifade edilen "vergi"nin deyim ve ýstýlah olarak tarifi ise hemen hemen bütün toplumlarda aynýdýr denebilir. Buna göre "vergi, amme menfaat ve iþlerinin tanzimi mevzu bahs olduðu hususlarda, fertlere yüklenen bir mükellefiyettir" (Salih Tuð, "Ýslâmda Vergi Hukukunun Tekevvünü", Ýslâm Medeniyeti Mecmuasý,1967, I, 1/25) Veya "umumi masraflarýn yükünü fertler arasýnda daðýtmak için baþvurulan bir usuldür" diye tarif edilebilir (Cezmi Erçin, Muhtasar Maliye Ýlmi ve Maliye Mevzuatý, Ýstanbul, 1935, 105).
Tarihin uzak dönemlerinden beri bilinen vergiye, insan toplumlarýnýn ortaya çýkýþý ile rastlandýðýný söylemek mümkündür. Bu bakýmdan, toplumun en basit sosyal çekirdeði olan aileden devlete kadar her kademesinde vergi bulunmaktadýr. Toplumlarda devlet siyasî bir fonksiyon olarak ortaya çýkýnca bu siyasî teþkilâtýn karakterine göre zaman ve mekanlara göre farklý olmakla birlikte vergi de çok açýk ve bariz bir þekilde ortaya çýkmýþ ve günümüze kadar devam edegelmiþtir.
Toplum menfaatinin söz konusu olduðu konularda fertlerin her ne suretle olursa olsun "emek", "ayn" ve "nakit" þeklinde iþtirakleri tarzýnda anlayan müelliflere göre, insanlar dýþýnda sosyal yaþama belirtisi gösteren hayvan topluluklarýnda dahi vergiye rastlandýðý belirtilmektedir. Fertleri birbirleriyle daimî bir yardýmlaþma halinde olan insan cemiyetlerinde ise benzer iþtiraklere daha çok tesadüf edilmektedir. Bu bakýmdan vergi, sun´î bir müesese deðil, tabiî ve ictimaî bir müesesedir. Toplum halinde yaþamanýn vazgeçilmez bir sonucudur.
Bugünkü modern cemiyetlerde görülen vergi, binlerce yýllýk insanlýk tarihinde, gitgide geliþen ekonomik ve sosyal þartlara baðlý olarak günümüze kadar gelmiþtir. Bu geliþme üç ana safha halinde gösterilebilir. Bunlar:
a- Ekonomik deðiþim vâsýtalarýnýn henüz ortaya çýkmadýðý ve henüz ferdî mülkiyet mefhumunun tam belirmediði safhadýr ki bu, ibtidaî cemiyet þartlarýnda nakdî ve aynî þekilde vergilere rastlanamayacaðý açýkça bilinmektedir. Ýnsanlýk tarihinde rastlanan ilk vergi ödemeleri, fertlerin "emeði ile iþtirak" þeklinde sosyal yaþamadan doðan genel ihtiyaçlarýn giderilmesi tarzýnda kendini gösterir. Bu safhada fert, henüz mal mülk sahibi olmamýþtýr, yeðane serveti emeðidir. Öyle anlaþýlýyor ki bu durum asýrlarca devam edip gitmiþtir.
b- Toplumda, mülkiyetin genel esaslarýnýn ortaya çýkmaya baþladýðý bu ikinci safhada fert, mülkiyet mefhumunu tanýmaya baþlamýþtýr. Buna baðlý olarak iktisadî mübadele (deðiþim) vasýtasý bizzat eþya olmuþtur. Bu devir, takas suretiyle alýþ-veriþlerin yapýldýðý devirdir. Bu safhada fertler, amme iþlerinin görülmesine aynî ödemeler þeklinde iþtirak etmeye baþladýlar.
c- Ýktisadî mübadele vasýtasý olarak naktin (para) ortaya çýktýðý bu safhada fert, vergi þeklindeki ödemelerini para ile yapmaktadýr.
Burada þunu da hemen belirtelim ki, bu tarzda üçlü bir tasnif, tarihî yönden birbirinden kat´i ve kesin çizgilerle ayrýlmaz. Yani biri ortaya çýkmakla diðeri tarihe karýþýp yok olmaz. Toplumlarýn ekonomik ve sosyal tekâmül (geliþmiþlik) seviyeleri yek diðerine göre azalan ve çoðalan nisbetlerde bu üç þekilde ödenen verginin her devirde hayatiyet kazanmasýný saðlayabilmiþtir (Bu safhalar hakkýnda daha geniþ bilgi için bk. Salih Tuð, Ýslâm Vergi Hukukunun Ortaya Çýkýþý, Ýstanbul 1984, 1-3).
Tarihî bir realite olan vergi, toplumdan topluma deðiþiklikler göstermektedir. Binaenaleyh, toplumun baþýnda bulunan ferdin (reis, hükümdar, kral, kraliçe vs) mutlak kuvvete dayanan þahsî arzusundan doðan vergiler olduðu gibi, dinî toplumlarda ruhanî icablardan doðan vergiler de olabilir. Ayrýca savaþ sonucu bir tarafýn galip gelmesi sonucu olarak da ortaya çýkabilir. Tarihte geçerli olan bu âmiller yüzünden hemen hemen her toplulukta vergiye rastlamak mümkündür. Babil, Mýsýr, Ýran, Roma, Bizans, Arap, Çin gibi toplumlarda uygulanan vergiye Tevrat´ta da rastlanmaktadýr.
Siyasî bir çevre içinde ortaya çýkan Ýslâm, kendisinden önceki din ve cemiyetlerde mevcud bulunup tatbik edilen bir takým vergilerle karþýlaþmýþtý. Ýslâm amme menfaatlerinin gözetilmesi hususunda fertlerin, toplumun yükünü hafifletmesine yardýmcý olma bakýmýndan devlet faaliyetine çeþitli imkânlarla iþtiraki demek olan vergiden müstaðni kalamazdý. Bununla beraber Ýslâm vergi sistemi, birden bire ve topyekün vaz´ edilip tatbikat sahasýna konmamýþtýr. O, Ýslâm´ýn yayýlýp geliþmesine paralel olarak yirmi senelik teþriî ve uygulamalý bir tekâmül sonunda müesseseleþmiþtir (Ziya Kazýcý, Osmanlýlarda Vergi Sistemi, Ýstanbul, 1977, 27). Nitekim zekât, öþür, cizye, ganimet, sadaka vs. gibi bazý vergilerden Kitâb ve Sünnet´te söz etmektedir. Ýslâm, bir yandan bunlarý ana kaynaklarý vasýtasýyla vaz´ edip hayata uygularken, diðer taraftan da ve devletlere göre deðiþebilen, toplumun özel bazý ihtiyaçlarýna cevap verebilecek ve "Nevâib" diye adlandýrýlan bir vergi sistemini´ni geliþtirmiþtir (Geniþ bilgi için bk. Kazýcý, a.g.e., 28). Hatta, savaþ, kýtlýk ve deprem gibi olaðan üstü durumlarda devletin deðiþik vergileri tarh (koyma) selâhiyeti vardýr. Böyle durumlarda devlet, zenginlerden daha fazla vergi alma yetkisine sahiptir (Ýbrahim, Fuod Ahmed Ali, el-Mevâridu´l-Maliye fi´l Ýslâm, Kahire 1970, 163).
Ýslâm vergi sisteminde vergilerin isim ve nisbetleri, vergi mükellefinin durumuna göre deðiþir. Bu da büyük ölçüde Müslüman devletin tebeasý olan kiþinin müslim veya gayr-i müslim olmasýna baðlýdýr. Bu bakýmdan, Ýslâm dünyasýnda vergiler genel olarak;
a- Müslümanlarla ilgili vergiler.
b- Gayr-i müslimlerle ilgili olan vergiler olmak üzere iki kategoride mütalaa edilirler. Zekât, Öþür, Sadaka gibi ibâdet mânasýný da taþýyan vergiler Müslümanlarýn vermek zorunda olduklarý dinî mükellefiyetlerdir. Buna karþýlýk Cizye ve Harac da Müslüman olmayanlarýn ödemeleri gereken malî vergilerdir. Bu vergileri ödeyen gayr-i müslimler, buna karþýlýk mal ve can güvenliði elde ederler. Binaenaleyh bu vergileri veren kimse ile savaþýlmayacaðý gibi onlara gelecek olan her türlü tehlike de bertaraf edilir (Geniþ bilgi için bk. Kazýcý, a.g.e. 28-37; Ebu´l-Hasan Ali b. Muhammed b. Habib el-Basrî el-Mâverdî, el-Ahkâmu´s-Sultaniyye, Mýsýr 1909, 127-128).
Bilindiði gibi Ýslâm´dan önce çeþitli din ve toplumlarda vergiye mevzu teþkil eden pek çok mal bulunmakta idi. Bunlarýn miktarý ve tahsil þekilleri de biliniyordu.
Siyasî bir camia içinde vaz´edilmeye baþlanan Ýslâm´ýn vahye müstenid ilahî kitabýnda ve onun tamamlayýcýsý olan hadislerde çeþitli mevzularda malî mükellefiyetler belirtilip ortaya konmuþtur. Bundan baþka, Medine islâm devletinin baþkaný sýfatý ile Hz. Peygamber, Arap Yarýmadasýnýn birçok yerine gönderdiði resmî yazýlarla ora halkýna, Müslümanlarýn tabi olduðu vergileri göstermiþ ve kendilerini bunlarla mükellef tutmuþtur. Bu yeni devleti temsilen çeþitli yetkilerle gönderilen memurlar, farklý tali isimler altýnda ve fakat zekât ile sadaka mefhumu içinde kalan vergileri toplayýp merkeze gönderiyorlardý.
Tarihî bilgilere dayanarak Ýslâm´da vergiye mevzu teþkil eden emtiayý þöyle bir tasnife tabi tutabiliriz:
1- Ziraî mahsul,
2-Hayvanlar,
3- Madenler,
4- Çeþitli menkul eþya,
5- Gümrük,
6- Sadaka-i fitir gibi arýzî vergiler (vs).
Ýslâm dünyasýnda tarh þekline göre vergiler genel olarak iki ana baþlýk altýnda toplanýr. Bunlar;
a) "Tekâlif-i Þer´iyye" denilen þer´î vergiler,
b) "Tekâlif-i Örfiyye" denilen örfi vergiler.
Bilindiði gibi "Tekâlif-i Þer´iyye" Kitab, Sünnet ve Fýkýh kitaplarýnda cins, miktar ve isimleri belirtilmiþ bulunan vergilerdir. "Tekâlif-i Örfiyye" ise kaynaðýný örften alýr. Örf, Ýslâm hukukunun kaynaklarýndan biridir. Bu kelime, lugatta "insanlar arasýnda tanýnmýþ, beðenilmiþ ve tekrar edilegelmiþ bulunan þey" mânasýný taþýr (Abdulvahhab Hallâf, Ýlmu Usûli´l Fýkh, Kuveyt,1970, 89). Keza örf tabiri, "Örf-i Sultanî" þeklinde þeriatýn temas etmediði bir mevzuda hükümdarýn nasslara aykýrý olmamak þartýyla toplumun hayrý ve faydasý için bizzat kendi iradesine dayanarak çýkardýðý kanunlar için de kullanýlýr (Halil Ýnalcýk, "Osmanlý Hukukuna Giriþ" Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, XIII/2,103). Gerçekten, Ýslâm hukukçularý da sultanlarý þeriat hükümlerinin açýk bir þekilde aksini emretmediði mevzularda ve amme maslahatýnýn icab ettirdiði þekilde, örf ve âdete uyarak kanun koymada serbest býrakmýþlardýr. Bunun için imam (devlet baþkaný)ýn devletin esas nizam ve teþkilâtýnda kendi re´yi ile hareket etmesinde bir sakýnca görülmemiþtir (Bu konuda daha geniþ bilgi için bk. Ziya Kazýcý. Ýslâm Müesseseleri Tarihi, Ýstanbul 1991, 311).
Ýslâm hukukunun kaynaklarýndan biri olduðuna temas edilen örf, bu yönü ile ve özellikle vergi konusunda bütün islâm devletlerinde kullanýlmýþtýr. Tebeasý arasýnda en fazla gayr-i müslim nüfus bulunan Osmanlý Devleti ise bu müesseseye çokça baþ vurmuþtur. Zaman, iklim, harpler ve diðer bazý sosyal sebepler devletleri buna zorlamýþ görünmektedir. Bu sebepledir ki, Osmanlý maliyesinin temel dayanaðýný teþkil eden vergi, bu manada iki ana bölüme ayrýlmaktadýr. Bunlardan biri, tamamiyle þeriata dayanan ve esas itibarý ile Kitab ile Sünneten kaynaklanan "Þer´î vergiler"dir. Ýkincisi de baþ gösteren malý sýkýntýlar yüzünden tarh edilen "Örfî vergiler"dir. Osmanlý Devleti, kendisinden önceki diðer müslüman devletler gibi örfî vergi koymak zorunda idi. Zira, devrin özelliði diyebileceðimîz harpler, durmaksýzýn devam ediyor ve þer´î vergilerde bu durumun yüklediði masraflarý karþýlamaktan uzak bulunuyordu. Ýslam dünyasýnýn savunma organý olarak Haçlý zihniyetine karþý durabilmek için Külliyetli miktarda askerin beslenmesi, donatýlmasý ve harbe hazýr hale getirilmesi ile donanmanýn görev yapabilmesi gibi mecburiyetler devleti böyle bir vergiyi koyma zorunda býrakýyordu. Bu vergi de kendi arasýnda iki kýsma ayrýlmaktadýr.
a- Tekâlif-i âdiye,
b- Tekâlif-i þakka.
Ýslâm dünyasýnda Hz. Peygamber devrinde temelleri atýlan malî müessesler, ondan sonra daha geniþ bir teþkilâta kavuþturulmuþtu. Bu sebeple malî daire (Divân)ler, ilgilendikleri vergi çeþidine veya gördükleri iþlere göre farklý isimler almýþlardý. Suriye, Ýran, Irak ve Mýsýr gibi bölgelerin Ýslâm devletinin sýnýrlarý içine katýlmasýyla birlikte, Mâliye bu yerleri de kendi aðý içerisine almakta gecikmedi. Öyle ki, malî teþkilât, ele geçen bu yerlere ordu ile beraber girmiþti. Çünkü Ýslâmî anlayýþa göre, zapt edilen yerde "harp hukuku"nun dýþýnda kalan herhangi bir malî yaðmacýlýk yasaklanmýþtýr. Harp hukukuna göre ganimet hükmünü alan her þeyin iðneden ipliðe devlete teslimi esastýr. Bunlarýn, Kur´ân´da gösterildiði þekilde taksimi, devletle belli hak sahiplerine düþen paylarýn ayrýlýp tevzü maliyeye düþen bir vazife olarak telakki edilmiþtir.
Hz. Muhammed (s.a.s) Medine´ye hicret edince orada bir devlet kurdu. Kurulan bu devlet için de yazýlý bir anayasa hazýrlandý. Böylece o, maddî bir müeyyideye yani bir devlet gücüne sahip oluyordu. Daha önceki bazý mükellefiyetlerle birlikte ortaya çýkan yeni mükellefiyetler tam anlamýyla bir devlet vergisi oluyordu. Devletten beklenen hizmet ve gayeleri vergisiz yerine getirmek mümkün olmadýðýndan, vergilerin muntazaman toplanmasý gerekiyordu. Bu sebeple devlet, maliye teþkilâtýný kurmakta gecikmedi. Rasulüllah, hicreti esnasýnda uðrayýp kýsa bir süre kaldýðý Medine yakýnýndaki Kuba´da ilk mescidi inþa ettirip burada irad ettiði ilk hitabesinde malý mükellefiyetlere de temas ederek "Yarým hurmayla bile olsa kendinizi ateþten koruyun" demiþti (Ýbn Hiþâm, es-Siretu´n-Nebeviyye, Kahire tarihsiz, II, 63; Buharî, Zekât,10).
Ýslâm maliye teþkilâtý içerisinde, vergilerin tahakkuk ve tahsilinde, bakým ve muhafazasý ile ilgili deðiþik isimlerle pek çok memur görevlendirilmiþtir. "Ârif", "Âmil", "Musaddýk", "Âþir", "Hâzin", "Kâsým", "Hâris", "Keyyal", "Emin", "Nâzir", "Râi", "Muhtesib" gibi isimler, bunlardan birkaçýdýr.
Tarihî bir vakýa olan vergi, farklý topluluklarda deðiþik isimlerle anýldýðý gibi bazan ayný toplumda da deðiþik isimlerle zikredilebilir. "Hediye", "Yardým", "Ýþtirak", "Fedakârlýk" ve "Zorla alma" gibi safhalar geçiren verginin tariflerine daha önce temas edilmiþti.
Günümüzde "vergi" kelimesi ile ifade ettiðimiz sistem, tarihte ve günümüzdeki Müslüman devletlerde deðiþik kelimelerle de ifade edilebiliyordu. Osmanlýlarýn bu manadaki uygulamasý, söylenenlere açýklýk kazandýracaktýr. Bunun için Osmanlýlar döneminde "vergi" kelimesi yerine kullanýlan bazý kelime ve kullanýþ yerlerine kýsaca temas edilecektir.
a- Resm: Arapça bir kelimedir. Bir çok manasýndan baþka "vergi" yerinde de kullanýlýr. Bu manasýyla o, devlet adýna herhangi bir maldan tahsil edilen vergi demektir. Çoðulu "rüsûm" gelir. Bunun da çoðulu "rusûmât" týr. Resm-i çift, resm-i bennâk, resm-i ganem. Belirtilen bu üç vergi kaleminin günümüzdeki adý ise çift vergisi, bennâk vergisi, koyun vergisidir.
b- Teklif: Þeriat veya devlet nizamý adýna fertlerden (mükelleflerden) alýnan "vergi" kelimesi yerine kullanýlmaktadýr. Bu mâna ile çoðulu genellikle "tekâlif" gelir. "Tekâlif-i Þer´iyye" "Tekâlif-i Örfýyye" Þer´î ve Örfi vergiler demektir.
c- Bâc: Kanunnâmelerde alým-satým vergisi gibi özel bir kalem için kullanýldýðý anlaþýlmakla beraber, bazen de normal vergi için kullanýlmaktadýr. Bâc-ý bazar, bâc-ý ubûr gibi.
d- Âdet: Bu kelime bilhassa koyun ve keçi gibi küçükbaþ hayvanlarýn vergisi söz konusu olduðu zaman kullanýlmaktadýr. Âdet-i aðnam gibi. Bu konu ile ilgili olarak Baþbakanlýk Osmanlý Arþivi (BOA.)nde Âdet-i aðnam defterleri bulunmaktadýr.
radyobeyan