ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Tavan Arası >  Yoksulluk ve İhtiyaç
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yoksulluk ve İhtiyaç  (Okunma Sayısı 544 defa)
06 Ekim 2011, 12:45:12
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 06 Ekim 2011, 12:45:12 »



Tavan Arası



Nisan 2006 88.SAYI


Akif GÜLER kaleme aldı, TAVAN ARASI bölümünde yayınlandı.


Yoksulluk ve İhtiyaç


Ahmed Sem’anî 1100’lü yıllarda Merv’de yaşamış bir Şafiî alimi. Onu ve eseri ‘Ravhu’l-Evrah’ı, tasavvuf araştırmaları yapan ve bu konuda oldukça derinleşen batılı bilim adamı William Chittick’in kitabından öğrendim. Bilebildiğim kadarıyla Ahmed Sem’anî’nin bu eseri ne yazık ki henüz Türkçe’ye çevrilmiş değil.

Chittick, kitabında Ravhu’l-Ervah’tan alıntılar yapmış. Bu alıntılar gösteriyor ki, Ahmed Sem’anî baştan sona Allah sevgisini aşılamaya çalışan, ilhamla yazıldığı belli olan, az duyulmuş ifadelerle zihinlere ve kalplere bayram ettiren bir alim.

Biz de Chittick’ten alıntılayarak bu alimimizi sizinle tanıştıralım:

“Sem’anî yoksulluk ve ihtiyaç meselesiyle ilgili olarak büyük bir sufiyi şöyle anlatır: Sehl İbn Abdullah Tusterî şöyle dedi: ‘Bu duruma baktım, hiçbir yolun insanı Allah’a ihtiyaçtan (iftikâr) daha fazla yaklaştırmadığını ve hiçbir perdenin iddialarda bulunmaktan (da’va) kalın olmadığını gördüm.’

Sonra devam eder Sem’anî:

İblis’in yoluna bak; iddiada bulunmaktan başka bir şey göremezsin. Sonra Adem’in yoluna bak; bu kez de ihtiyaçtan başka bir şey göremezsin. Ey İblis, neler söylüyorsun? ‘Ben ondan daha hayırlıyım!’ (A’raf,12), Ey Adem, sen ne diyorsun? ‘Rabbim, biz kendimize zulmettik..’ (A’raf, 23). Onun her şeyi vardı, ama ihtiyacı da olması gerekiyordu; o yüzden Allah’ın sarayı önünde gözyaşı dökmek asla son bulmaz.

Adem’in yapısı ihtiyaç ve iftikâr’dan oluşturuldu ve o yoksulluktan yardım gördü. Melekler onun önünde secdeye kapanmak durumunda kaldılar ve mukarrep melekler, Adem saltanat ve hilafet tahtına oturtulurken, onun yanına yerleştirildiler. Ama onun iftikârı (ihtiyaç içinde olduğunu beyan etmesi) bir toz zerresi kadar olsun eksilmedi. O, Cennet’e alındı ve Ona şöyle seslenildi: ‘Bundan böyle orada istediğinizi bol bol yeyin.’ (Bakara, 35). ‘Sekiz Cennet size (Adem ve Havva) aittir; istediğiniz şekilde özgürce dolaşın.’ Ama Adem’in yoksulluğu kaybolmadı.

Adem’in ihtiyaç içinde olması, onu öteki sahip oldukları ile yetinen tüm yaratıklardan ayırır. Adem asla tatmin olamaz; zira o Sonsuz’u arzular...”

Borç Verip Almak Hakkında


* Hiçbir zaman sonradan görmeden borç alma, zira sonradan rezalet ve kavga çıkarır. Borç alacaksan akıllı bir adamdan al ve işini bitirir bitirmez borcunu ödemeye çalış.

* Padişah bile olsan, rehinsiz para verme; çünkü geri istediğin zaman sana düşman olur. Alacağın altını hatırlattığında, bir defa kırgınlık çıkar. Halbuki onu geri vermesini isteyince, yüz misli kırgınlık meydana gelir. Paranı rehin almadan vermen doğru değildir. Ancak, çabuk almak şartıyla olursa ne âlâ...

* Misafir sofrana oturduğu zaman onu minnet altında bırakma. Ona teşekkür etmeyi kendine borç bil. Başkalarının sofralarından ikram edecek olursan hududu aşma. Kendi sofranla ve ekmeğinle cömertlik et.

* Bir kimseye kendi malından ver, bağışla. Arslan çakal avlar mı? Yiyip içmekten nefslerini mahrum edenlerin ölümlerinden sonra altınları toprak altında kalır. Allah’ın sana açmış olduğu kapıyı kapama; çünkü Allah’ın sana verdiği para toprak gibi heder olur, savrulup gider. Misafir gelince sevin ve her türlü derdini, kederini unut.

Nasır-ı Hüsrev (1003-1088): Saadetname

Ana-Baba Hakkını Hatırlamak


Yeni yetmelerin yersiz isyanları ve bitmez tükenmez istekleri beni bir kez daha Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin meşhur Marifetname’sine yöneltti.

Allah’ın işine bakın ki, Marifetname’yi açınca karşıma çıkan ilk sayfa ana-babaya gösterilecek adabı anlatıyordu. Böyle şeyleri söylemek ayıptır, ancak bunu bir işaret sayarak, yeniden hatırlamak için bu sayfadan bir bölümü buraya aldım. Yapabilir misiniz bilemem ama keşke bu satırları bir de çocuklarınızla sesli okusanız:

“Ey aziz, malum olsun ki, edep ehli demişlerdir ki, ana ve babası hayatta olan kimsenin, ebeveyniyle sohbet ve iltifatının adab ve erkânı on beştir:

Onların sözlerini dinlemek.
Emirlerine göre hareket etmek.
Onlardan izinsiz oturmamak.
Onların kalkışında ayakta durmak.
Yol yürürken onlara kılavuzluk yapmak.
Sesini onlarınkinden fazla yükseltmemek.
Onları isimleriyle çağırmamak.
Davetlerine icabet edip, ‘buyurun’ demek.
Hizmetlerini süratli yapmak.
Onların rızalarını talepte haris olmak.
Onlara kol kanat gerip, hürmet kılmak.
İyilik ve ihsanını esirgememek.
Onlara hiddetle bakmamaktır.
Onların yüzüne karşı yüzünü ekşitmeyip, güleç yüzle ve tatlı sözle hatırlarını hoş etmektir.
Emirleri olmadıkça gurbete gitmeyip, yanlarında kalmaktır.

O halde lazımdır ki, ebeveyniyle bu adab üzere sohbet ve ülfet ede ve her hizmetlerini görüp, rızalarını gözete...”

İstanbul Boğazı’nın Donması


Cehalet ve vurdumduymazlığımızdan kaynaklanan pek çok trajediyle birlikte de olsa, bu sene eskilerin hep bahsettiği o karakışı doyasıya yaşadık.

Memleketin hemen her yeri gibi İstanbul da yoğun kar ve tipiden, buzdan soğuktan nasibini aldı. Büyük şehirlerde kışın zorluğu malum. 17. yüzyıllın önemli şahsiyetlerinden Kâtip Çelebi’nin anlatığına bakılırsa, eski İstanbul kışları şimdikilere rahmet okutan cinsten. Çelebi, meşhur eseri Fezleke’de bakın İstanbul’da yaşanan bir kışı nasıl anlatıyor.   

“Zamanın garipliklerindendir. 1030 (1621) yılı kışında, Rebiülâhir’in ilk günlerinden (Şubat sonları) on altıncı gününe değin büyük kar yağdı. Kışın sertliğinden deniz baştan başa dondu. Ancak akıntı ortasında bir küçük dere kadar yer açık kalmıştı. Hamsîn’in on biri olan, Rebiülâhir’in on yedinci günü Sarayburnu ile Üsküdar arası bütün buz oldu. Galata’dan İstanbul’a ve Hasbahçe’den Kireçkapısı’na yaya adam geçtiğini söylerler.

Bundan ötürü gemiler gelmediğinden, yetmiş dirhem ekmek bir akçaya ve etin okkası on beşe satılıp, buz çözülüp de gemiler gelinceye değin arttı, durdu. Peygamber hicretinin yirmi birinci yılında (641) bir kez daha olduğu Hıristiyan tarihlerinde ve Cenabı tarihinde yazılıdır. Hatta o zaman Halkadona dedikleri karşı Üsküdar yakasından İstanbul’a araba gelip geçip, Kefe’den tüccar geldiğini yazarlar.

Haşim-i Çelebi o sert kışın sözlü ve ebced hesabıyla tarihini düşürmüştür, şöyle yazmıştır: “Yol oldu Üsküdar’a Akdeniz dondu.”


[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Yoksulluk ve İhtiyaç
« Posted on: 05 Haziran 2020, 12:29:23 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Yoksulluk ve İhtiyaç rüya tabiri, Yoksulluk ve İhtiyaç mekke canlı, Yoksulluk ve İhtiyaç kabe canlı yayın, Yoksulluk ve İhtiyaç Üç boyutlu kuran oku Yoksulluk ve İhtiyaç kuran ı kerim, Yoksulluk ve İhtiyaç peygamber kıssaları, Yoksulluk ve İhtiyaç ilitam ders soruları, Yoksulluk ve İhtiyaçönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &