ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Güncel Haberler & Tarihden Başlıklar ๑۩۞۩๑ > Tarihe Yolculuk  > Tarihten Başlıklar > Osmanlılarda istimalet ahlakı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Osmanlılarda istimalet ahlakı  (Okunma Sayısı 2041 defa)
06 Mayıs 2010, 19:57:02
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 06 Mayıs 2010, 19:57:02 »



Osmanlılarda İstimâlet Ahlâkı  



Kendilerini Allah'ın yeryüzündeki gölgesi (zıllullâhi fi'l-arz) olarak gören Osmanlı sultanları, Kur'ân'ın ve Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) emir ve yasakları doğrultusunda hareket etmeyi kendilerine şiar edinmişler; fetihlerini "emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i an'il-münker" düsturu çerçevesinde gerçekleştirmişlerdir. Bu bakımdan fethedilmiş/fethedilecek topraklardaki yaşayan gayrimüslimlere karşı izlenecek tutum bu anlayış çerçevesinde belirlenmiştir.

Selçuklu Devleti, Anadolu'da bir yandan Türk nüfusunun artmasına, iktisaden, fikren ve siyaseten kuvvetlenerek hâkim unsur olmasına çalışırken, öte yandan Bizans hâkimiyetinde iken sürekli savaşlar, sivil-askeri ayaklanmalar ve ağır vergiler yüzünden perişan olan yerli halkın da huzur ve istikrara kavuşmasına imkân sağlıyordu. Bu bakımdan Osmanlı'nın hareket tarzında önemli bir yeri olan istimâlet (gönül alma) ahlâkını Selçuklu kültür ve medeniyetinde aramak lâzımdır.

Süleyman Şah'ın tesis ettiği siyaset sayesinde, Bizans İmparatorluğu'nun bir devlet politikası hâline getirdiği cebrî Ortodokslaştırma ve Rumlaştırma uygulamalarından memnun olmayan, baskı ve takibe maruz kalan, farklı inanç ve kültürlere sahip Ermeniler, Süryaniler ve diğer cemaatler Selçuklulara yakınlaşmışlar ve fütuhatın kolay gerçekleşmesine yardımcı olmuşlardır. Kendi dinî inanç ve kanaatlerinde dinlerinin gereklerini uygulamada tam bir serbestliğe kavuşturulan Hristiyan ahâli, can, mal ve namus, kısacası emniyet vergisi olarak tarif edilebilecek cizye vergisini ödemek şartıyla kendi toprakları ellerinden alınmadan barış ve huzur içinde yaşamaya başlamıştır. Rumlar İstanbul Patriği ile münasebetlerini sürdürüyor ve Patrikhanenin dinî kontrolü altında bulunuyorlardı. Kilise teşkilâtı olduğu gibi korunuyordu.

Türklerin Anadolu'ya getirdikleri en mühim yeniliklerden birisi, farklı inançlara karşı müsamahadır. Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan 'dinde zorlama yoktur' hükmünün bunda payı oldukça büyüktür. Anadolu'da fetihler sonrasında, bu ölçülere göre şekillenen Türk şehirlerinde, camilerin yanında kilise ve sinagoglara rastlamak mümkündü.

Türklerin Anadolu'ya girdikleri tarihten Millî Mücadele'nin sonuna kadar, Türklerin yanında ayrı mahalleler hâlinde yaşayagelen Ermeni ve Rumlar, atalarımızın hoşgörülü hukuk ve din anlayışlarının neticesi olarak dinî ve millî yapılarını muhafaza etmişlerdir. Askere alınmayan, yalnızca vergi bakımından farklı muameleye tâbi olan Rum ve Ermeniler umumiyetle ticaret yaparak yaşarlardı.



13. yüzyıl başlarında (1207) Türkler üzerine düzenlenen bir seferin yön değiştirerek İstanbul işgaline dönüşmesiyle burada bir Lâtin Devleti kuran Katolikler, İstanbul başta olmak üzere pek çok Bizans toprağını yağmalamıştır. 13. yüzyıldan itibaren Papalığın her fırsatta Roma-Katolik inancını ve ruhanî üstünlüğünü Bizanslılara empoze etmeye çalışmasına karşılık İstanbul Kilisesi'nin (Ortodoks Patrikliği) direnişi Bizanslılar arasındaki Lâtin düşmanlığını körüklerken, Türklere olan teveccühü artırmıştır. Bu sebeple ağır vergilerle ezilen Rum toplumunun Türk fetihleri neticesinde Müslümanlarla birlikte yaşamaya çabuk alışmasına şaşırmamak gerekir.

Bizans'ın son günlerinde, Lukas Notaras'ın ağ­zından dökülen ve o günlerin genel hâlet-i rû­hîyesine tercüman olan "İstanbul'da Lâtin külahını görmektense Sultanın sarığını görmeyi tercih ederim" sözü yaşanılan bir vâkıânın ilânından ibarettir. Zîrâ bu tercihi Anadolu'daki Bizans halkı yüzyıllar öncesinde yapmıştı. Çünkü Selçuklu ve Osmanlı hâkimiyet ve adaleti altında inanç ve kültürlerini yaşayarak varlıklarını devam ettirme fırsatı ve imkânı kendilerine veriliyordu. İslâm; itaat etmek ve cizye ödemek koşullarıyla, Hristiyan ve Yahudilerin mal ve can güvenliğini sağlıyor, dinlerini hür bir şekilde yaşama imkânı tanıyordu.

Diğer yandan, Selçuklular zamanında Ana­dolu'da Bizanslı halkın tecrübe ettiği bu beraberliğin 14. ve 15. yüzyıllarda Bizanslıların Osmanlı yönetimini tercihlerinde belirleyici rol oynadığı muhakkaktır. Öyle ki Hristiyan teb'aya tanınan hürriyet, Selçuklu ülkesini ziyaret eden kimi Müslüman seyyahları ve fikir adamlarını oldukça şaşırtmıştır. Muhyiddin İbn-i Arabî 1212'de Sultan İzzeddin Keykavus'a yazdığı mektupta, ülkede Müslümanların sayıca daha fazla olması gerektiğini, zımmî statüsündeki Hristiyanlara fazlasıyla hoşgörülü davranıldığını, onların kendi inançlarını sergileyip eğitim ve öğretimini yaptıklarını şikâyetçi bir dille anlatmaktaydı.

Osmanlılar da devletlerini, Müslüman Anadolu ile Hristiyan Balkanları kendi yönetimleri altında birleştirerek kurdular. Her ne kadar gazanın sürekliliği devletin temel prensibi idiyse de, Osmanlılar Ortodoks kilisesi ve milyonlarca Ortodoks Hristiyan'ın koruyucusu olmuştur.

14. yüzyılda yaşamış büyük seyyah İbn-i Battuta, Anadolu'ya da uğramış ve buradaki Rum halkı hakkında önemli bilgiler vermiştir. Anadolu'nun vaktiyle eski Rum ve Yunanlıların elinde olduğunu, daha sonra Müslümanların (Türkmenlerin) bu toprakları adım adım fethettiklerini, ancak burada halen Müslüman Türkmenlerin idaresi altında yaşayan bir hayli Hristiyan olduğunu belirten İbn-i Battuta, ilk olarak geldiği Alanya ve Antalya'da karşılaştığı manzarayı şu şekilde ifade etmiştir:



"Buradan Antalya'ya doğru yola çıktım. Bu şehir, yüzölçümünün genişliği, nüfusunun çokluğu ve plânının muntazamlığı itibariyle bölgenin en önde gelen şehirlerindendir. Her fırka diğer fırkalardan tamamen ayrıdır. Hristiyan tüccarları Mina adıyla bilinen mahallede oturmaktadırlar. Mahallenin etrafı surla çevrilmiş olup, geceleri ve Cuma vakti kapıları kapanır. Şehrin eski sakinleri olan Rumlar, diğerlerinden ayrı olarak başka bir mahallede otururlar. Bunların mahallesi de bir sur ile çevrilmiştir. Aynı şekilde Yahudilerin de sur içinde ayrı bir mahallesi bulunur. Şehrin hâkimi, ailesi ve devlet ricali de şehrin öteki mahallelerinden ayrı olarak etrafı surlarla çevrilmiş bir kalede oturmaktadırlar. Müslümanlar ise asıl şehirde ikamet ederler." (s.202) İbn-i Battuta, Ladik'de bulunduğu sırada, burada zımmî Rumların oldukça fazla olduğunu, bu yüzden sanat ehlinin büyük nispette Rum kadınlarından oluştuğunu belirtir. Rumların, Müslüman Türk sultanına cizye verdiğini, Rum erkeklerinin kırmızı veya beyaz külâh, kadınların ise başlarına iri bir başlık sardıklarını belirtir. (s.208)

Osmanlı padişahlarının daha Osman Bey'den itibaren gayrimüslim halka karşı tavırları önemlidir. İlk dönem Osmanlı tarihlerinde, Osman Bey'in merhametli ve âdil bir hükümdar olduğu anlatılır. O, Hristiyanları korur, Subaşılarına halkı din ayrımı yapmadan kollamaları yönünde emirler verirdi. Kadılar tarafından korunan adaletin yanı sıra Hristiyan rahipler tarafından yürütülen yargılar da hoş görülürdü. Pazar vergileri hiçbir yerde, onun her soydan tüccarın kesin güvenliğini sağlayan bölgesinde olduğu kadar düşük değildi. Her ne kadar bazı fetih hareketlerinde bulunsa da Osman Gazi, Hristiyan halkın can ve mal güvenliğini sağlamakla kendini sorumlu tutmuştu. Âşıkpaşaoğlu ve Neşri gibi ilk dönem Osmanlı kroniklerinde geçen Osman Gazi'nin bu siyasetine delil teşkil edecek pek çok bilgi vardır. Aşıkpaşazâde Tarihi'nde şu bilgiler yer almaktadır:

"Bir gün Bilecik'ten Rum pazarcılar gelmişler. Germiyan'dan dahi gelmişler. Bu Bilecik'te Rumlar iyi bardak yaparlar. Pazara yük ile satmaya getirmişler. Germiyanlının birisi bir bardak almış. Hiçbir şey vermemiş. Bu Rum durumu Osman Gazi'ye şikâyet etmiş. Osman Gazi de o kişiyi getirmiş, mağdurun hakkını alıvermiş. Gayet iyi yasak etmiş ki, asla Bilecik Rumlarını incitmeyeler. İş o dereceye vardı ki, Bilecik Rumlarının kadınları dahi gelirler Eskişehir'in pazarında alışveriş edip emniyet ve selâmetle giderlerdi. Bu Bilecik'in Rumları dahi gayet güvenmişlerdi ki, 'Bu Türk bizimle iyi doğruluk eder.' derlerdi." (s.16)

Osman Gazi'nin bu hürmetkâr tutumları karşısında çevresindeki gazilerin, "... Bu Bilecik Rumlarının senin yanında hürmeti var, nedendir?" şeklindeki sorusuna Osman Gazi: "... Komşularımızdır. Biz buraya garip olarak geldiğimiz zaman onlar bizi hoş tuttular. Şimdi bize dahi gerektir ki bunlara hürmet edelim." şeklinde karşılık vermiştir.

Orhan Bey döneminde de bu şefkatli ve adaletli muamele devam etmiştir. Bursa'nın teslim olması bir bakıma Rum halkın, Osmanlı padişahının bu sıfatına olan güvenlerinden kaynaklanmıştır. Nitekim Bursa Kalesi'nin metanetine, nüfusunun ve muhafızlarının fazlalığına rağmen, birçok köylü, Bursa'ya sığınmaktansa Orhan Bey'e tâbi olmayı tercih ediyor ve onun himayesinden faydalanıyorlardı.

İznik'in fethi de Bursa ve İzmit'te olduğu gibi hisar halkının muhasaraya fazlaca direnmeyerek kaleyi teslim etmeleri sonucu vuku bulmuştu. Osmanlı'nın âdil idaresi sebebiyle İznik çevresindeki köylerde yaşayan Hristiyanların İznik halkına Osmanlı hakimiyetini tavsiye ettikleri görülüyordu. Onlar: "...Bu köylerin ahâlisi, bu sebepten kaleye azık, yiyecek iletmezlerdi. Hattâ gelirler ve kale halkına 'Ey zavallılar, gelin Türklere itaat edin, açlıktan kurtulun, emniyet ve eman içinde olun.'" derlerdi.

Osmanlılar ele geçirdikleri memleketlerde adalet üzere hareket ettiler. "Hristiyan ahâlinin pek çoğu yerlerinde kaldı. Durumları, eski durumlarından daha iyi oldu. Buradaki Rumların rahatlığını işiten başka yerlerden de insanlar gelmeye başladı. Orhan Gazi Kocaeli yarımadasını da aldı; yerli halkı yerinde bıraktı ve emniyet içinde yaşamalarını sağladı. Osmanlılar buradan çok mal ve ganimet elde ettiler; fakat kimseyi esir almadılar. Halkı kendilerine tâ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.033


View Profile
Re: Osmanlılarda istimalet ahlakı
« Posted on: 24 Mayıs 2019, 11:48:02 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Osmanlılarda istimalet ahlakı rüya tabiri,Osmanlılarda istimalet ahlakı mekke canlı, Osmanlılarda istimalet ahlakı kabe canlı yayın, Osmanlılarda istimalet ahlakı Üç boyutlu kuran oku Osmanlılarda istimalet ahlakı kuran ı kerim, Osmanlılarda istimalet ahlakı peygamber kıssaları,Osmanlılarda istimalet ahlakı ilitam ders soruları, Osmanlılarda istimalet ahlakı önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &