ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Hazreti Muhammed a.s.v > Son Peygamber > Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat  (Okunma Sayısı 773 defa)
20 Aralık 2009, 23:48:57
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 20 Aralık 2009, 23:48:57 »



Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat


Bir kaç heyetten sözettik. Ancak bunların kaç tane olduğu nu sayıp bildirmedik. Bunlar bizim sayamayacağımız derecede çok idiler. Peygamber efendimiz Medine-i Münevvere´de kala rak heyetleri karşılıyordu. Yanına gelenlerin bir kısmı cemaat ve heyet halinde olup İslamî hakikatleri öğrenmek istiyorlardı. Gelen temsilcilerin bir kısmı da tek kiiden ibaret idiler. Pey gamber efendimiz gelen temsilcileri karşılamak ve îslam davet-çileri olarak seriyyeleri etrafa göndermek için Medine-i Münev-verede kaldı. Onun böyle davranışı üç husus üzerinde dikkatle ri toplamaktadır:

1- Medine-i Münevvereye gelen bu heyetlerin çoğunluğu, Kureyşlilere taraf olmayan veya onlar gibi düşünmeyen, Pey gamber efendimize karşı yapılan düşmanca faaliyetlere katıl mayan Hadramevt, Güney Yemen ve çevresindeki Necranlılar-la arap kabilelerinden idiler. Bunlar putperest değillerdi. Pey gamber efendimize karşı düşmanlıkta ileri gitmemişlerdi. Ata ve dedelerine aşırı bir şekilde körükörüne uyan kimselerden de değillerdi. Diğer cahiller gibi şöyle demiyorlardı.

"Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!" derler. Peki ama, ataları birşey düşünemeyen, doğru yolu bula mayan kimseler olsalar da mı (atalarının yoluna uyacaklar?) "

(Bakara. 170)

Özellikle Peygamber efendimiz, emirleri ve kralları kendi ülkeleri üzerinde eski görevlerinde bırakmasından ve bunu bir gelenek haline getirmesinden sonra krallar ve emirler kendi te baalarından İslama girmek isteyen kimselere engel olmuyorlar dı. Peygamber efendimiz, İslama giren halkına adaletle hükme den, halkının şikayetine yol açmayan emir ve kralları kendi memleketleri üzerinde yine emir ve kral olarak bırakıyordu. Peygamber efendimizin koyduğu bu gelenek, emir ve kralları Muhammedi davete hasım olmaktan uzaklaştırıyordu. Bunlar iktidar kaybetme korkusuna kapılıp da islam davetine karşı ar tık savaş açmıyorlardı. Şahsi menfaatlerinin elden gideceği korkusuna kapılmıyorlardı. Ve Muhammedi davetin ilk aşa masında Kureyşli kafirler gibi azılı düşmanlar olarak ortaya çıkmıyorlardi.

2- Heyetler îslama girdiklerini ilân edip dini farizalarını Öğ renme isteğinde bulunarak peygamber efendimizin yanına gel meye başladılar. Onu görmek, onun nebevi nurundan kıvılcım lar almak, sohbet meclisine katılmak istiyorlardı. Onun mecli sinde bir saat bulunup sohbetini dinleyen kimse çok şeyler öğ reniyordu. Çünkü imam Ebu Hanife´nin işaret buyurduğu gibi peygamber efendimiz ilham veren ve insanları doğru yola ileten bir hidayet rehberiydi.

Bu heyetler hem kendilerinin, hem de gerilerinde bıraktık ları kavimlerinin İslama girdiklerini, İslamiyeti bir din ve Mu-hammed (s.a.v.)´i de bir peygamber olarak benimsediklerini ilan ediyorlardı. Her ne kadar tereddüt geçirmişlerse de Bu inançlarına sahip olduktan sonra asla sapmamış ve eğriliğe yö nelmemişlerdi. Aralarındaki müslüman çoğunluk, tereddüt içindeki kimselerin de kendilerini izlemelerini sağlamışlardı.

Öyle sanılıyor ki, Yemen güneyindeki beldelerde yahudilerle hrıstiyanlar söz sahibiydiler. Özellikle hıristiyanlar hakim bir çoğunluk idi. Oralarda Mecusiler de yaşamaktaydı. Fakat isla miyet bunlara karşı yumuşak davranmış, onlarla muahedeler yaparak müslümanlarla aynı haklara sahip olacaklarını ve müslümanlarm yükümlülüklerine aynıyla tabi olacaklarını kendilerine bildirmişti. Onlar dinler hakkında bilgi sahibiy diler. Bir kısmı, Muhammed (s.a.v) efendimizin peygamber ola rak geleceğini müjdeleyen kitaplarındaki bilgilere dayanarak îslama girmişlerdi. Muhammedi davetin doğruluğuna şehadet ederek Müslüman olmuşlardı. Zaten bu Muhammedi davette de Hz.Peygamberin gerçek Resul olduğuna inancını, güzel ahla kı ve insanlara güzel muamelede bulunmayı içeriyordu. Halk arasında insani ilişkileri pekiştirmeyi, arap ile arap olmayan arasında ayırım yapılmamasını, bir kabilenin diğer kabileden üstün görünmemesini öngörüyordu.

3- Bu heyetler hicri 9. ve 10. senelerde, yani Mekke-i Mü-kerremenin fethinden ve Bizanslıların îslam ordusu karşısında gerilemesinden sonra peşpeşe Medine-i Münevvereye geldiler. O gerileme esnasında arap kabileleri artık Bizans ordusuna yardım etmez olmuşlardı. Mute Savaşında Bizanslılara yapılan destek geri çekilmişti. Böylece Bizans hakimiyeti arap toprak larından geri çekilmeye acemler gibi etkisizleşmeye başlamıştı.

Bu sebeble de yeni dinin üstün geldiğini, putperestliği yok ettiğini, arapların onuruna güç verip canlandırdığını gördüler. Bu din, Bizanslılar karşısında araplara güç ve onur kazandırdı. Önce kisrânm tahakkümünü, ardısıra Herakliyus´un satvetini yıktılar. Peygamber efendimizin Muhammedi nuru taşıyan, ba tılın kaçışı Önünde hakkın kuvvetini ilan eden mektubu Bizans imparatoruna gönderildiğinde, Kuzeyde ve Güneydeki zorbalar karşısında arap onuru yeniden canlanmıştı. Arap nüfusu her tarafa yayılmaya başlamıştı. İşte peygamber efendimize gelen heyetlerden biri de Yemen´in güneyinden gelen ve ona: "Kisra-dan izin almadan emri dışına çıkamayız" diyen heyetti. Pey gamber efendimiz onlara: uSiz Kisranın mülküne mirasçı ola­caksınız." deyince Islama girip Peygamber efendimize uyacak larına ilişkin sözverdiler.

Bundan da anlaşılıyor ki Bizanslıların ve Farslann nüfuzu altında kalan araplar, boyunlarmdaki boyunduruğu atmaya fazlasıyla rağbet göstermişi erdi. Uydu olmaktan kendilerini kurtarıp özgürlüklerine kavuşmalarına yardımcı olacak Muhammedi davette kuvvetli bir destek görmüşlerdi. Zorluk ve sıkıntı halindeki onurunu güvenlik ve rahat içindeki zillete ter cih etmişlerdi. İranlılara komşu ve sınırdaş olan bu heyetteki şahıslar, Peygamber efendimizin söylediği sözlerinde ve Mek ke-i Mukerremedeyken heyetleri karşılayışında bu izzeti müşa hede etmişlerdi. Medine-i Münevverede hicretten sonra Hadra-mevt´ten, Yemenden ve Necran´dan gelen heyetleri karşılarken Peygamber efendimizin şahsında yine bu onur ve izzeti müşa hede etmişlerdi.

Mute ve Tebük savaşlarında, Bizansın komşuları, İslam as kerleriyle karşılaştıklarında Muhammedi davetteki bu araplık onurunu görüp müşahede etmişlerdi. Bunlar Mute savaşında Bizanslılara yardım etmişlerdi, ama onur ve üstünlüğün Muhammedi davette olduğunu idrak ettiklerinde, artık Tebük savaşında Bizanslılara yardım etmez olmuşlardı. Bu sebeple de Bizanslılar, bütün hazırlıklarını yapıp savaş gününü belirledik leri halde, İslam ordusunun karşısına çıkmak istememişlerdi. Bu da özgür araplarm ne kadar onurlu ve şerefli olduklarını is patlamaktadır.

İşte bu sebepten dolayı kuzeyde Bizansın sınırdaşı olan ka bilelerde ve güneydeki bütün kabilelerde islamiyet gönülleri fethetmeye başlamıştı. İslam davetinin önünde bütün kapılar açılmıştı. Özellikle acemistana komşu kabileler İslama kucak açmışlardı. Halbuki oralarda acemlerin nüfuzu vardı. İslamiyet sayesinde o kabileler, kendilerini ezip alçaltan acem ve Bizans nüfuzundan kurtulmayı başarmışlardı.

Peygamber (s.a.v) efendimiz İslam davetini bu kadarla da bırakmadı. Kabilelere Islamı öğreten muallimler ve heyetler göndermeye başladı. Seriyyelerle gönderilen adamlar, artık sa dece İslam davetini Öğreten birer öğretmen olmuşlardı. Ancak görev yerlerine gitmek için mutlaka çölden geçmeleri gerektiği için kaba ve katı kimselerle karşılaşmaları mukadderdi. Bu se-beble seriyyedeki adamların hem ilim, hem savaş adamı olma ları icab ediyordu. Bunlar Muhammed (s.a.v.)´in ilmini - ya da daha doğru bir ifadeyle ilminin bir kısmını- taşıyor, bu ilmin yanısıra kılıçlarını da kuşanıyorlardı. Bunlar hem ilimle hem de kılıçla cihad ediyorlardı. Ama olaylar ikisinden birini kul­lanmalarına yardımcı oluyordu. Elçiler çoktu, ama seriyyeler azdı. Peygamber efendimiz kral ve emirlere elçiler göndermeye başladı. Arap acem demeden bütün kral ve emirlerle irtibat sağladı. Önceki bölümlerde de anlattığımız gibi Bizans impara­toruna, İran Kisrasma, Mısır, Habeş Necaşi´sine, Yemendeki Hadramevt emirlerine, Necran emirine ve diğer bazı devlet yet kililerine mektuplar gönderdi. Bunların bir kısmı davete icabet edip kendilerine Islamı öğreten kimselerin gönderilmesini iste diler. Bunlar davete icabet ettiklerinden dolayı peygamber efendimiz onları idarelerinin başında bıraktı. Hatta bu yöneti cilerin bir kısmı İslâm üzere peygamber efendimizle biat yap maları için temsilci heyetler göndermişlerdi.

Bu mektupların arap hükümdarlarla arap olmayan hüküm darlar üzerinde bıraktığı etkiler arasında bir mukayese yapılacak olursa, arap hükümdarlar üzerinde meydana gelen etkinin olumlu olduğunu, bu etki nedeniyle davete icabet ettiklerini, muhalefette bulunmadıklarını görüyoruz. Ama arap olmayan kral ve emirler üzerindeki etkisine gelince, Necaşi´yi istisna edersek diğerlerinin gerek kaba gerek nazikâne bir şekilde da veti reddettiklerini görüyoruz. Yalnız Necaşi müslüman olmuş tu.

Önce de işaret ettiğimiz gibi seriyyeler hak davetçiîeri idi ler. Peygamber efendimizin hak daveti ile ne kadar ilgilendiği ni ispatlayan iki haberi aktarmak istiyoruz. Bilindiği gibi pey gamber efendimiz Muaz bin Cebel ile Ali bin Ebu Talib´i îslam davetçiîeri ve Kur´an muallimleri olarak Yemen´e göndermişti. Her ikisi de sahabilerin alim şahsiyetlerinde idiler. Muaz, ilim ve islam fıkhıyla ünlenmişti. Mücahit ve Muharip olan Ali de ilim ve islam fıkhıyle şöhret bulmuştu. Hatta denilir ki, Pey gamber (s.a.v.) efendimiz: "Ben ilmin şehriyim.. Ali de kapısı dır demiştir. Peygamber efendimizin vefatından sonra Hz. Ali, hem fıkıh hem de kaza (yargılama) alanında şöhret yapmıştır. Hatta hilafeti zamanında Hz. Ömer girift bir meseleyle karşı laştığı zaman: Bir mesele ki Ali´si yoktur" derdi. Çünkü Hz. Ali kuvvetli bir ilim, fıkıh ve idrak sahibiydi.

Muaz ile Ali´nin gönderilmesi, savaş için değildir. Her ne ka dar Hz. Ali savaşçı bir şahsiyet idiyse de gönderiliş gayesi, eği tim ve öğr...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat
« Posted on: 18 Temmuz 2019, 03:49:30 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat rüya tabiri,Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat mekke canlı, Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat kabe canlı yayın, Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat Üç boyutlu kuran oku Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat kuran ı kerim, Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat peygamber kıssaları,Heyetlerin Gelişlerindeki Maksat ilitam ders soruları, Heyetlerin Gelişlerindeki Maksatönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &